Hareket Noktası

1744 Kelimeler
Arabanın yaptığı frenle hafif bir silkelenme sonucu kendime geldim. Birkaç sayfa okuyup uykuya daldığımı ancak araba durunca fark edebilmiştim. Dağınık bir sıra ve yorgun suratlarla eve doğru yürürken, yabancı birinin bizden önce geldiğini gördüm. "Selam, Milan. Neden kapıda bekliyorsun, Sare evde değil mi?" Delfin, cebindeki anahtarları ararken yüzünü adamdan başka tarafa çevirmemişti. "Yeni geldim sayılır, biraz soluklanmak istemiştim. Bir de etrafı iyice kolaçan etmeden her eve giremiyorum, bilirsiniz." Gözleri bu noktada, elimde kitap tutan ve bu halimle lise öğrencisinden farklı görünmeyen bedenime takıldı. "Sanırım Vera Kuntay da sensin." Harika, tüm camia beni biliyordu artık. Uzun boyuyla ve üzerine giydiği siyah paltosuyla onu olduğundan daha zayıf gösteren, saçlarının arasında tek tük beyazlar bulunan ama asla yaşlı görünmeyen adama başımı sallamakla yetindim. Konuşmak, bir şeyler açıklamak, kısa bir tanışma merasimi ya da buna benzer hiçbir şey yapmak istemiyordum. Bana verilen odaya çıkmak, yorganı kafama kadar çekmek ve derin bir uykuya dalmak ihtiyacım olan tek şey gibiydi. Uyandığım zaman da kendi odamda olmak, tüm bunların da bir kabustan öteye geçmemesi ise daha çok ihtiyaç duyduğum şeydi. Delfin anahtarıyla kilidi kurcalarken bu hayalime biraz yaklaştığını düşündüm. Sare'nin kapıya yetişmesi fakat siyah paltolu adamı görünce de keyfinin kaçması böyle şeylerin daha önce de yaşandığını, Milan'ın ciddi haberler getirmek dışında ortalıkta pek dolaşmadığı ve kimseyi rahatsız etmediğini anlamış oldum. "Ne için geldiğini biliyoruz. Olası savaştan da haberimiz var, tüm birlik toplandı mı?" Salona en son giren Arel, aynı zamanda ilk konuşan olmuştu. "Tüm bunları sizce de onun yanında, yani Vera varken konuşmamız doğru mu? Üzgünüm ama ben sizin gibi savaşçı değilim sadece bir casusum ve tanımadığım insanların yanında olan biteni dökecek kadar basit eğitilmedim." "Bunları zaten Alexander'ın evinde konuştuk," diyerek araya girdi Noyan. "Yaşananlardan haberi var ve henüz bağlılık yemini etmemesi onu sadakatsiz biri yapmaz. Kaç gündür bizimle beraber, emin ol güven problemi yaşamayacaksın." Bir yanda beni olaylar balçığına katan taraf, diğer yanda bana sonsuz kuşku duyan bir taraf. Gerçekten arada kalmaktan yorulmuştum. Elimdeki taşra romanı hepsinden daha cazip geliyordu. Hafifçe yukarı kaldırdığım kitapla, hepsine hitap eder gibi görünsem bile gözlerimdeki çekingenliği de saklamadan doğruca Milan'a bakmaktaydım. Özgürlüğümün şu anki kovulmayla sınırlı kalmaması dileğiyle iyi geceler demek istiyordum. "Vera kendini ispatladı." Arel'in buz gibi sesi tenimi karıncalandırırken dudaklarını yaladı. "Er ya da geç bizimle geleceği için yaşananları duyabilir." İzin verir gibi konuşması sinirlerime dokunsa da hepsinin gerginliğini görebildiğimden bunu üstelemedim. Merak da ediyordum başlarına dolanana belayı.  Kaşları yukarı kalkık bir şekilde, "O zaman istilanın nasıl gerçekleştiği konusuna gelebiliriz," diyerek sözlerine başladı Milan. "Hepiniz ilk saldırının nasıl meydana geldiğini defalarca dinlemişsinizdir. Fakat ne yazık ki bu sefer yaşananlar da o zaman ki kadar tehlike arz ettiği için, konunun kökenlerine kadar inip değerlendirmemiz gerekiyor." Milan'ın gece boyunca anlattığına göre, uzun yıllar öncesinde kabileler halinde yaşayan büyücülerden en sefil görünen ama aynı zamanda yaptığı sihirlerle de en çok para kazananlardan oluşan bir grup, Rotan şehrindeki sığınağa en yakın köye ulaşmayı başarmıştı. Mühürlülerin artık sayıca çok fazla olmamasından, ciddi kayıplar veren son savaştan her iki türden de fazla sağ çıkmamasından dolayı ortalık durulmuştu. Dik bir yamaçta kurulan ve okul olarak kullanılan büyük binanın içinde çok tekinsiz olaylar yaşandığına bir avuç kadar olan halkı ikna etmeye çalışmışlar. Birkaç aile duruma tepki gösterip, onların yardımsever bir kuruluştan farksız olduğunu, kimi zaman ihtiyaçları olan ne varsa da karşıladıkları için iyi niyetli olduklarını savunmuşlar. Bunun üzerine pis emelleri olan kalplerinin, sadık kalplere asla kötü bir şeyi ikna edemeyecek yaradılışta olduğunu anladıkları için önce evlerin pencerelerini kırmaya başlamışlar. Eğer onları dinlemezlerse kışın bile kuraklık geleceğini, ektikleri topraktan verim almamaya mahkum kalacaklarını söylemişler. Asıl amaçlarının ne olduğu her ne kadar belliyse de bu kadar yakınlarına sokulmalarına da anlam veremeyen sığınak ahalisi, hançerlerini kemerlerine geçirip günlerce nöbet tutmuşlar. Fakat baskılar bununla sınırlı kalmamış ve yavaş yavaş zaten birkaç aileden oluşan halk, yaşadıkları yerden kendi rızalarıyla uzaklaşmış. Kızıl Mühürlülerin zengin üyeleri ise bu alanlar kamuya geçmeden her bir hisseyi devralmış. Yaşam alanından uzak, çalılarla çevrili bir bölge olarak kalmasına göz yummak ve doğanın bir bölümünü kaderine terk etmek zorunda kalmışlar. Tüyler ürpertici ve masalsıydı. "İşte sizin de bildiğiniz gibi artık o kadar yakın olmasa da yüzlerce kilometre ötede hayat bir şekilde devam ediyor," diye sözlerine uzun bir duraksamadan sonra devam etti Milan. "Mühürlülerin görevleri nedeniyle ya da kendi tercihleriyle farklı yerlere dağılmasından cesaret bulmuş olmalılar. Anlaşmayı bozup savaş çıkarmaya çok yakınlar. Bazı gruplar önceden yola çıktı ama sizin birkaç gün daha vaktiniz var başınıza gelenlerden dolayı, bunu anlayabiliyorum. Ne zaman gidiyorsunuz?" O günün yakın olduğunu ama ne zaman gideceklerine de tam olarak karar vermedikleri her hallerinden belliydi. Boğazını temizleyen Delfin konuşmaya atıldı. "Rolan sana olanları anlatmıştır. Vera bizimle gelmeli mi sence, yani Behman'a götürmek için doğru zaman mı? Biliyoruz ortalık çok karışık ama onu nereye bırakacağımız hakkında henüz kesin bir karar veremedik. Birileri bizim yanımıza gelmesini sağlamış gibi görünüyor ya da tam tersi hayatını tehlikeye atmak."  Aslında bu konuda hiçbir şey düşünemiyoruz, itirafını ise kendine saklamış olmalıydı. "Kulağa çok mantıksız geliyor, zaten her şey herkes için yeterince tehlikeliyken." Milan görünüşe göre zeki bir adamdı, neyin doğru olabileceğini tecrübeleriyle önceden sezinleyebiliyor gibiydi ki bu, suratından ifadeye göre oldukça yanlış bir fikirdi. "Alexander onunla kalabileceğini söyledi," diyerek bir çırpıda konuştu Arel. "Kendi takımından sadece Rolan kuzeye gidecek, diğerleri yurtdışı planlarını bozmaya tenezzül etmedi." "Kurallar böyle, Arel. Sana ilk verilen görev Rotan'da kıyamet kopmadıkça her şeyden üstündür. Çocukların izini sürdüğü cadı, ciddi anlamda Floransa'yı kasıp kavurmak isteyen bir grubun lideri." Her şeyi en ince ayrıntısına kadar iyi bildiği belli olan Milan gerçekleri söylemekten çekinmemişti. "Görevlerin kutsallığına geldiyse konu, bizim her şeyden çabuk dönmemiz gerektiğini de biliyorsundur," diyerek atıldı Arel. "Onu Alexander'a bırakmamız konusunda bize mantıklı şeyler söylemeyeceksen lafı uzatmanın bir anlamı yok." Hiçbiri senin yanında kalmam kadar mantıksız olmayacaktır demek istesem de sabırla sessizliğimi korudum. "Bu konuda güvenilir biri. Behman Vera'yı öğrense bile sadece yerinde bir karar verdiğinizi düşünecektir," diye karşılık verdi Milan. "Vera burada kalabilir, biliyorsunuz."  Sare'nin bu sözleri, o an için duymaya ihtiyacım olan en önemli şeydi. * Küçük bir havalandırmadan farksız olan pencereyi açmama engel olacak kadar artan yağmur, bu defa endişelendirmemişti. Jane'nin küçük bir kız çocuğuyken başından geçenleri okumaya öyle bir dalmıştım ki kapının birkaç vuruşla çalınmasına irkildim. İçeriye müsaade ettiğim kişinin de Sare olduğunu görmemi Delfin'den sonra konuşmak isteyebileceğim tek kişi olduğundan gülümsedim. Sare yatağa oturup, kucağımdaki romanı ellerinin arasına aldı. "Bunu sana Alexander mı verdi?" "Evet ama hediye olarak değil. Kafamı rahatlatmak için ödünç verilen bir kitap." Bunun daha mantıklı bir açıklama olacağına inanıyordum. "Demek ödünç, yani onu tekrar görmek isteyeceğini mi anlamalıyım?" Sare neden hep köşeye sıkıştırır gibi konuşuyordu bilmiyordum ama her seferinde utanıyordum. "Çünkü benim değil. Sadece bu yüzden geri vermek zorundayım," dediğimde gözlerimi kaçırmaya başlamıştım. Kitabı tekrardan bana doğru uzatırken, Delfin'in anlattığı kadarıyla malikanede yaşananları öğrendiğinden bahsetti. Milan gideli bir saat oluyordu ve böylelikle bu akşamdan söz etmeye de fırsat bulmuşlardı. "Tüm bunlar olurken ikinizin, yani sen ve Alexander'ın arası oldukça iyiymiş. Emin ol, bu beni mutlu etti. Uzun zamandır kendi yalnızlığını elleriyle kafasına kazıdı. Her ne kadar geçmişte yaptığı hatadan dolayı mükemmel biri olduğunu alenen itiraf edemesem de bu doğru." "Bana da bunu hissettirdi. Sanki uzun zamandır birbirimizi tanıyoruz gibi davrandı." Gri ruhumun gerçeğini herkesten saklayarak belki de hayatta kalmamı sağladığını itiraf edemezdim. Asla değişmeyecek gerçekleri lehime çevirmeye çalışması onu sadece iyi değil, aynı zamanda kusursuz biri de yaptığını düşünüyordum. "Bu evde kalıp sana yük olmak istemiyorum. Alexander bir süre orada kalabileceğimi söyledi, onlar dönene kadar en azından." Ellerimi avuçlarına alan Sare gülümseyerek konuştu. "Sen bana sadece arkadaş olursun. Bazen sık sık seyahat etmem gerekiyor, asıl nedenim hanedanın bunu uygun görmesi olsa da kızımı görme umuduyla gidiyordum."  Sözlerinin burasında duraksayıp, bakışlarını parkede beliren görünmez sulara daldırdı. "Önceleri Janset ile beraber burada yaşarken, bana hep diğerleri gibi gezmemiz gerektiğini söylerdi. Fakat ben evde kalıp merkezi olarak çalışırdım ve günlük hayatımıza böyle devam etmemizin daha doğru olduğunu düşünürdüm. Küçük bir çocukken bile hayatında sadece birkaç kez gördüğü akademide eğitim almanın hayalini kurardı. Ben buna izin veremeyecek kadar korkaktım. Öğrenmesi gereken her şeyi ona kendim öğreteceğimin sözünü vererek, yavrusunu o yamaçtan uzak tutan her mühürlü anne gibi davrandım. Bunu anlayışla karşıladılar ama ergenliğe girdikten sonra bedensel eğitimlere hazır olunca da Janset'i beklediklerini söylediler. Bu yüzden büyümesini hiçbir zaman istemeyecek kadar çok yalvardım evrene. Onu benden almamalarını, birkaç yıllığına bile olsa kopmamızın benim yıkılışım olacağını anlatmanın yollarını arayarak gecelerce düşündüm. Fakat gün geçtikçe büyüyen kızım, artık çocuk olmaktan çok uzaktı. Tanıştığı birileriyle her şeyden uzağa kaçmasının ikimiz için de en doğrusu olacağını anlatan kısa ve öz bir mektupla terk etti beni. Hiçbir zaman geri dönmemesinden anlıyorum ki onu götürenler asla doğru kişiler değildi. Benim korkmasın diye ve daha küçük olduğunu düşünüp anlatamadığım o çirkin maskelilere kanıp gitti." Gözlüğü toz olmamasına rağmen çıkartıp, gömleğinin ucuyla küçük camları ovaladı. "Bu yüzden artık her yere gitmek zorunda hissediyorum kendimi. Kim bilir, belki sıkıldıysa bulunduğu yerden yine kaçmıştır ve bir şekilde denk geliriz diye."  Onun ölmesinin ihtimal dışı olduğunu belirtmek istiyordu. Gözlerimin dolmasını engellerken kadına sıkıca sarılmak geliyordu içimden. Büyük ihtimalle, artık normal bir insan olduğum ispatlandığından içini dökecek kadar güvenebilmişti. Her ne kadar ruhumun rengiyle ilgili yanılgıya anlam veremesem de duyduklarıma asla ihanet etmeyecek karakterde olduğumu biliyor, en azından kendimi tanıyordum. "Kızın hayatta kalmaya devam edecek kadar cesaretlidir, buna inanıyorum." Yılgın bir tebessümle başını sallayan Sare, "Aslında buraya zarfı bana emanet etmek istediğini duyduğum için geldim. Ben olmadığım zamanlar da ev daima kilitli kalır ve bir hırsızlık vakası da şimdiye kadar yaşamadım," dedi. Bol gelen kazağımla yataktan süzüldüğümde çantamın içini alelacele karıştırdım. Kırmızı zarfı Sare'ye uzatırken, "Uzun bir süre geri isteyeceğimi düşünmüyorum. Hırçın sular durulana kadar bunu yanımda sürükleyemem. Benim enerjimi alan bir kağıt parçasından başka bir şey değil," diyerek kısaca açıkladım. "Pekâlâ, sonuna kadar hak veriyorum. Bunu yine de korunaklı bir yere saklayalım, gel benimle." Odadan dışarı çıktığımızda aşağıdan kısık bir tonda konuşma sesleri yükseliyordu. Onlardan gizleyeceğimiz bir şey değildi fakat daha çok ne yapacakları hakkındaki konular masaya yatırıldığı için rahatsız etmek istemiyorduk. Bu yüzden sessizdik. Sare'nin odasına girmek beklediğim bir şey olsa da komodini öne kaydırıp, altındaki parke sırasını oynatıp, kolay bir şekilde sökmesini beklemiyordum. Önce tahta parçası kırılacak sandım, sonra asıl amacının bu olmadığını fark ettim. Sare zarfı ikiye katlayıp uzatmamı söyleyince de istenileni yaptım. Aslında olduğunun yarısı kadar görünen kağıt parçası parkenin altına sıkıştı. Tahta tekrardan üzerine kapanıp, komodinle de sağlamlaştırılınca en ufak iz kalmadan imha edilmiş gibi oldu. "Sanki ait olduğu yere girdi, tıpkı olması gerektiği gibi ortadan kayboldu." Yaşadıklarım tekrar gözlerimin önüne gelir gibi trans halindeymişçesine söylemiştim bunları. "Bazen yok edemesen de gözünün önünden kaldırmak da iyi bir karardır, Vera. Devam etmen gerektiğini bilirken başlangıç noktasında durmak sadece korkaklık belirtisidir." Sare'ye yalancı bir tebessümle karşılık verirken bu söylediklerini gece boyunca düşüneceğimi biliyordum. Korkak olmadığımı biliyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE