Kefaret

1565 Kelimeler
Arel özür dilerken aynı zamanda asla yapmadığımı farz et, beni bu hale düşürdüğün için pişman olacaksın, gerçek kimliğini er ya da geç ortaya çıkaracağım demişti sanki. Psişik güçleri gelişmeyen birinin de bunları anlayacağını biliyordum. Arel hızla kalkıp arkasını döndüğünde bile yerde kalan boşluktan gözlerimi alamadım. "Pekâlâ bu konu tekrardan açılmamak üzere kapandığına, özellikle de her şey aydınlığa kavuştuğuna göre biz artık gidebiliriz. Her şey için teşekkürler, Alexander. Efser ve Boray, size de teşekkürler çocuklar." Ortamdaki havayı dağıtmaya çalışan Delfin, aceleyle ayaklanmıştı. "Peki şimdi Vera'yı nereye götüreceksiniz?" diye sordu, Alexander. Teşekkürüne karşılık rica etmesi gerektiğini umursamadan. "Yine bizimle geliyor. Son aşama zaten hanedana götürmekti." Ben ve Alexander büyük sırrımızla birbirimize doğru bakarken, kısa zamanda bu kadar şey paylaşmamız basitmiş gibi davranamıyorduk. Endişelerimizi gizlemeye ve her şeyin artık yoluna girdiğini gösterir biçimde bir rol takınmak zorundaydık. Fakat kül grisi sis bulutları adeta beyin kıvrımlarımın içinde dolanırken bunu başarabilmek oldukça güçtü. Alexander konuşmak için yelteneceği sırada kapı gürültüyle çaldı. Boray, Efser'den sıyrılıp kapıyı açmak için yönelirken Rolan'ın burada olmadığını ilk kez o an fark ettim. Kapı açılınca Rolan'ın gergin ifadesi de kendisiyle birlikte eşikten içeri adımını attı. Havanın etkisiyle dağılmış saçları güçlü esintilere maruz kaldığını gösteriyordu. Herkesin garip ve suratsız duruşu kendi heyecanımı unutturmaya yetmedi. Nereye gittiği, neden gittiği, nasıl bir haber getirdiği hakkı fikrim olmadığı için de meraklıydım. "Kasabanın merkezinde biraz oyalanmak zorunda kaldım. Şimdilik her yer temiz görünüyor fakat daha büyük bir sorunumuz var. Milan neden beni özellikle çağırdı anlayabiliyorum. Merkezi sığınağımıza yakın bir kasabaya saldırı girişiminde bulunulmuş ve durumların hiç iyi olmadığını söyledi. Hanedan tehdit altında olabilir." Şimdi aramızda geçen kısa anılar unutulurken hepsi ayaklanmıştı. Ayrı gruplar olsalar bile merkezi sığınak olarak bahsettiği yer, diğer bir adıyla hanedan onların gerçek eviydi. Hepsi için ifade ettiği anlam bambaşka olmalıydı. "Uzun yıllardır bunu yapmaya cesaret edememişlerdi, öyle değil mi?" Alexander bile eline bir kılıç verilse gitmeye hazır görünüyordu. "Sığınağa en yakın yerleşim yeri yüzlerce kilometre uzakta ama epeydir bu kadar yaklaşamamışlardı," diyerek yanıtladı Noyan. Dalgındı, aklından neler geçiyordu kim bilir ama çaresiz ve öfkeli görünüyordu. "Biraz sakin olalım ve Rolan'ı dinleyelim. Milan'ı tanıyoruz, burada iletişimde olduklarımızdan biri. Tam olarak nasıl gerçekleşmiş bu saldırı?" Delfin'in haklı telaşı her birinde vardı. Duyduklarını anlatmaya başlamadan önce birkaç kez nefes aldı Rolan ve koltuklardan birine oturup soluklanmak aklına bile gelmedi. "Savaş açmaya çalıştıkları alanda fazla insan yaşamıyor ama yine de akıllarından geçen onları öldürmek değil, kendi taraflarına çekmek. İlk önce yine oyunlar oynayıp kafa karıştırmaya çalıştıklarını düşündüm fakat bu sefer zor kullanmışlar. Zaten bir avuç kadar olan halkı kışkırtmaya çalışmışlar. Kendileri gelmeye cesaret edemedikleri için onlara tepedeki mabede saldırmaları gerektiğini söylemişler. Sanırım mühürlüler artık pek oralarda olmadığı için bu heyecanlı halleri." "O zaman gitmemiz gerekenden daha hızlı bir şekilde oraya ulaşmamız lazım. Birkaç gün içinde çıkmış oluruz. Sanırım bu takım komple gidiyor, öyle değil mi?" "Efser ve ben İtalya'ya gitmek zorundayız. Grubun bir kolu da orada. Darga'da kalmamız için en fazla bir haftalık zamanımız var. Kaldığımız süre içinde buraları gözetme işi bizde." Bu sefer Boray sıkıca tuttu sevgilisinin elini. "Vera'yı bir savaşın ortasına mı götüreceksiniz?" Alexander'a neden gri sis bulutuna duyduğu endişeden daha kaygı verici geliyordu bu durum, bilmiyordum. "Bu iş daha fazla uzamadan onu da götürmemiz gerekiyor," diyerek düşünceli bir biçimde yanıtladı Delfin. "Böyle bir durumda kimse bu sorunla ilgilenemez hatta daha çok öfkelenirler. Ayrıca Vera henüz ciddi manada Kızıl Mühürlüler ortamına girmiş değil bunu kaldıramaz. Herkes kılıçlarını bilerken kötü etkilenecektir." Dikkatlice dinlenildiğini görünce konuşmaya daha rahat bir şekilde devam etti Alexander. "Bakın tamam, onun hislerinden daha ciddi bir durumla karşı karşıyayız şu an farkındayım. Fakat dediğim gibi Behman savaşın ortasında böyle şeylerle ilgilenemeyecek ve size öfke duyacaktır. Onun sinirini kaldırabilecek misiniz?" Behman hepsinin lideri ve şu bahsettikleri hanedanın da yöneticisi gibi bir şey olmalıydı. Düşmanlarıyla çatışmak üzere olduğu ortamda bir genç kız hakkında hüküm vermesi istenilse Alexander'ın söylediği gibi bir tepki verebilirdi.  "Bu süre içinde Sare ona göz kulak olacaktır. Ülke değiştirmediği sürece orada kalmasına sorun çıkarmayacaktır," diyerek söze karıştı Noyan. "Aslında bu doğru. Sare kızını aramaya devam edebilmek için bizim geri dönmemizi bekliyordu. Her ne kadar merkezi olarak çalışsa da şehir dışına çıkabileceği her yolu deniyor."  Delfin'in ne yapmaya çalıştığını, nasıl bir karar aldığını çözemiyordum çünkü benimle göz teması kurmuyordu.   "Sizin tam olarak nereye gitmeniz gerekiyor?" diye sordum. Savaş çıkması ihtimali tüylerimi ürpertirken, yapabileceğim tek şey kötü olaylar son bulana kadar beklemekti. Her ihtimali göze alıp onlarla birlikte bahsettikleri büyülü tozlar dünyasına adım atmayı düşünmek bile istemiyordum. "Sığınak diye bahsettiğimiz yer Rotan'da bir çeşit mabet. Tabi çok daha büyük ve bir zamanlar kalabalıktı. Akademi olarak da düşünebilirsin ve işler orada fena halde kızışmış. Yurt dışı görevi verilmeyenlerin ve yakın şehirlerde olanların oraya dönmesini isteyecek kadar ciddi problemler var." Zaten duymuş olduğum bazı bilgileri tekrarladığını fark etsem bile buna takılmadan kısa bir özet geçmişti Noyan. Rotan'ı sadece haritadan gördüğüm kadarıyla biliyordum. O şehirle en ufak bağlantım olmamıştı. Sessizliğini bozan Arel odanın en uzak köşesinden, "Her şeye rağmen Vera'yı götürmeliyiz," dedi. Öfkesiyle karışık korumacı davranışlarına anlam vermem imkânsız olsa bile, onlarla gitmem daha çok imkânsız gibi görünüyordu. Eğer gerçekten hepsinin dahil olacağı zorlu bir mücadele yaşanacaksa, yük olmaktan ve gördüklerim dolayısıyla aklını kaybetmekten başka işe yaramayacaktı. "Bu çok tehlikeli," diye fısıldadı Delfin. Eve gitmesi gerektiği fikrini ortaya atmaktan çekinirken, Rotan'da bulunan bahsettikleri liderin karşısına çıkarılacağım gün ancak tüm bunların sona ereceğini artık anlamıştım. Ruhunun inceleyip tehlikeli bir durumun olmadığını da söyledikleri zaman söz konusu liderleri Behman birkaç uyarıcı cümleler kurup, sözüne bağlayıcı yeminler etmesini istedikten sonra özgürlüğüme kavuşabilirdim belki. Fakat bu savaş ortamı gelecek güzel günlerimle arama giren siyah bir perde gibiydi. "Rolan da akademiye gidecek. Efser ve Boray ise söyledikleri gibi bir süre daha burada kalacaklar," diyerek söze girdi Alexander. "Biliyorum, siz de er ya da geç hatta en kısa zaman içinde kuzeye gitmek zorundasınız. Bu süre içerisinde Vera da bizimle kalabilir." Dışlanmış birinin, bir başka dışlananı kabul etmesi o kadar da olağanüstü olamazdı fakat öyle geliyordu. Behman'ın savaşın verdiği yoğun hararetli haliyle dolup taşan sığınağı mı, yoksa geçmişte bir mühürlüyü öldüren eski savaşçı Alexander'ın evi mi güvenliydi benim için? Şüphesiz Sare en mantıklı çözüm gibi geliyordu. "Sare biz gelene kadar Vera ile ilgilenecektir," diye fısıldayan Delfin, gitmek için hareketlendiğini belli etmek istercesine, usulca koluma girdi. Kolundan sıyrıldığımda "Onunla ile biraz yalnız konuşabilir miyim?" dedikten sonra, Alexander'ı kastedercesine bir bakış attım. Bunun üzerine herkes ağır adımlarla dışarıya doğru çıkarken, ev sahipleri de ikimizi yalnız bırakmak için kapıya doğru yöneldiler. "Ben de tam seninle konuşmak istediğimi söyleyecektim." Gözlerimin içine bakarak fısıldıyordu Alexander. "Onlara söylememen en doğrusuydu, inan bana. Eğer burada kalırsan en azından sebeplerini öğrenmemiz için zaman kazanırız. Onlarla gitmeyi düşünürsen de kimsenin tekrardan ruhuna bakmasına izin vermemeye çalış." "Neden bunu yapıyorsun?" Neden bana güveniyorsun demek istemiştim aslında. "Bilmiyorum. Bunun daha doğru olduğunu hissediyorum." Ya da mühürlülerden nefret edip, karşında bir benzerini gördüğündendir... "Bu da senin için." Beyaz dikdörtgen kutuyu bana doğru uzattı. "Şimdi değil, eve gidince bakmanı istiyorum. Diğerleri bir daha buraya uğrar mı bilmiyorum ama onları tekrar davet edeceğim bu konuyu konuşmak için. Hem sen de bu süre içerisinde düşünmüş olursun. Tekrardan hatırlatıyorum, istediğin kararı vermekte özgürsün. Unutmamanı istediğim tek şey, bu kapının sana hep açık olacağı." Gözlerinin içine bakmak istesem bile bunu yapmıyordum. Aldığım kutunun sivri kısımlarına tırnaklarımı hafifçe batırmakla meşguldüm. Dediklerini dikkatle dinlesem bile sıradanlıktan artık çok uzak olan hayatımda, parmaklarım arasındaki beyaz kutu en normal şey gibiydi. Kendi sonumu merak etsem bile kutunun içinde ne olduğunu da aynı ölçüde merak etmem sinir bozucu ve komik geliyordu. "Tamam, bunu düşüneceğim. Tekrardan teşekkür ederim. Beni sakladığın için, her şey için." Artık kafamı kaldırıp bakabilmiştim. Adamın gözlerindeki samimi ve koruyucu ışıltıları görünce biraz olsun rahatladım. "İyi geceler." Karşılık beklemeden kapıya yönelmem kabalık olabilirdi, umursamadım. Gürültüyle yola koyulan arabanın içindekiler kendilerini konuşmaya zorlamak istemiyordu. Rotan şehrinde yaşananlar hakkında duydukları hisler akıllarından başka bir şey geçmesine müsaade etmeyecek kadar yoğun olmalıydı. Ölümcül durumlarla defalarca karşı karşıya gelmiş olsalar bile aralarında alevlenen savaşın ortasına adım atmak hiç kimse için kolay değildi. Yüzyıllardır süregelen mücadelelerinden bahsediyorlardı. Öncesinde büyücüleri yerin dibine kazıdıkları zaferleri, bugün inlerinden çıkmamalarının en büyük sebebiydi. Kasabanın başına gelen basit bir yağmalama gibi görünse de mühürlülerin geri adım atmayacaklarını düşünüyordum. Gözlerim uykusuzluktan ya da akmasına izin vermediğim gözyaşlarımın ağırlığından mı acıyordu bilmiyordum. Geldiğimizden bile daha hızlı döndüğümüz bu yol ne kadar da değişmiş gibiydi artık. Aslında her şey aynı olup farklı olan tek şeyin, kendimi tanıdığımı düşünüp aslında kim olduğumu bilmediğimi fark ettiğim andı. Benim dışımda her şey eskiden olduğu gibiydi işte, yalnızca ruhumun grilerden oluştuğunu öğrenmiştim. Küllerden doğdum ama hangi ırkın külüydü bu? Düşünceli bir tavırla ayaklarımın ucunu salladığım an dizlerimin üzerindeki kutunun ağırlığını hissettim. Kahverengi cildi olan kitap kadar ağır olmadığı kesindi, zaten rahatça okuyamayacağımı da söylemiştim. Noyan yola odaklanmış, Delfin kollarını birbirine sarmalamış uyuyor gibi dururken, Arel de tam önümdeki yolcu koltuğunda oturduğundan bana dikkat etmeyeceklerini biliyordum. Yine de sessiz bir çabayla kutuyu açarken ampulü patlak bir sokak lambasının yanından geçtiğimiz için üstüne çöken karanlıktan dolayı önce anlayamadım içinde ne olduğunu. Parmaklarımı kutunun içinde dolaştırırken gülümsememi gizlemeye çalıştım. Aslında karanlıkta belli olmazdı fakat kendimden saklamaya çalıştığımı biliyordum. Birkaç dakika sonra şehrin güçlü ışıklarına ulaşınca uzun zaman sonra aldığım ilk hediyemi kutudan çıkardım. Şimdi ellerimin arasında günümüz basım küçük bir Jane Eyre romanı vardı. Daha fazla sabredemeyeceğimi bildiğim için uzun yolculuğuma eşlik edip, arkadaşım olmasına izin verdim. Ön sözü anlayamayacak kadar yorgun olduğum için birkaç sayfayı dikkatlice çevirip, ilk bölüme gelince kelimelerin birbirine karışacağını düşünüyordum. Bu kötü hayalim gerçekleşmedi ve yağmurun ıslattığı pencereye bakıp, her bir damlanın gözlerim yerine bulutlardan akması garip bir şekilde rahatlattı. Kafamı tekrar kitaba doğru çevirip ilk cümleyi okudum. 'O gün yürüyüş yapmak olanaksızdı.'
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE