Gece, sınır hattının üzerine ağır bir örtü gibi serilmişti. Ay yoktu. Gökyüzü kurşuni ve derindi. Dağların keskin siluetleri karanlığın içinde siyah birer gölge gibi yükseliyor, rüzgâr kuru toprağı ince ince savuruyordu. Uzakta bir yerlerde çakal sesleri duyuluyor, gecenin sessizliği arada bir telsizden gelen cızırtıyla bölünüyordu. Bu, sıradan bir gece değildi. Bu, Yıldırım Timi’nin gecesiydi. Kaya diplerinde, kayaların arasına ustaca gizlenmiş yedi siluet vardı. Hepsi hareketsiz. Hepsi karanlığın bir parçası gibi. Önde, diz çökmüş halde dürbünle hedef bölgeyi izleyen adam Yüzbaşı Alparslan Demir’di. Yüzü sertti. Çenesi kilitli. Gözleri keskin ve soğukkanlı. Üniformasının omzundaki rütbe gece görüş cihazının yeşil yansımasında silikleşmişti ama varlığı hissediliyordu. O sadece bir kom

