Toprak Kıraç
Biz erkekler hakkında bilmeniz gereken önemli bir gerçek: İnanın bana, güzel gülen adamlar tehlikelidir. Gülüşünün güzel olduğunun farkında olan adamlar ise iki katı tehlikeli!
Hayır yahu! Kendimden bahsetmiyorum.
Kabul edin ki ben, o mükemmel istisnalardan biriyim ama konumuz bu değil. En azından şimdilik!
Dikkatinizi şu herife çekmeye çalışıyorum. Yazgül’ün önünde diz çökmüş olana…
Ona bir bakar mısınız, lütfen?
Size de pek bir tekinsiz görünmedi mi? Bence öyle.
Tanıdığımdan değil elbet. Sadece… evlenilecek bir adammış gibi durmuyor. Fazla iddialı.
Sözde evlenme teklif ediyor ama aklında en az dört kız daha olduğuna kalıbımı –kalıbım da bayağı büyüktür– basarım!
Tam bir yavşak havası var.
Ayrıca, güzel gülüyor ve bunun farkında!
Boynumu kırma pahasına başımı çevirebildiğim kadar çevirmiş ona bakıyorum.
Bedenimi yan döndürmeyi bile akıl edemedim çünkü kitlenmiş durumdayım.
Göğsümdeki davulcular işi abartmış olacak ki kulaklarım uğuldamaya başladı.
Onu en son ablasının cenazesinde gördüm diye hatırlıyorum. Aradan çok zaman geçti. Beş yıl…
Onun hakkında düşünecek olsam –ki bunu arada bir hâlâ yaptığımı itiraf edebilirim– hatırımda kalan bazı detaylar mevcut.
En çok da ağladığı zamanlar gözümde canlanıyor.
Mesela o gün de çok ağlıyordu. Saçları –benim yüzümden kestiğini düşündüğüm saçları– kısaydı ve ağlarken öne eğdiği yüzünü kapatıyordu.
Ona olan kızgınlığıma, abimin savurduğu tehditlere rağmen gidip sarılmak istediğimi hatırlıyorum.
Ağlamamasını söylemeyi, kalbimin acıdığını… Büşra Doğanlı’nın ölümünü çok takmama rağmen boğazımın düğümlendiğini… Ama yapmamıştım.
Ve Yazgül Doğanlı defteri de benim için o gün, bir daha açılmamak üzere kapanmıştı.
O günden sonra bir daha yollarımız hiç kesişmedi. Tam da sevgili abim Arjen Kıraç’ın istediği gibi aynı ortamda nefeslerimiz bile birleşmedi.
Bu arada, unutmadan söyleyeyim; meğerse ablası Büşra ölememiş. Detaylara tam anlamıyla vakıf değilim ama Yazgül’ün döktüğü gözyaşları da, yaşadığı acı da boşunaymış. Kız birkaç ay sonra geri gelmiş. Şimdi Ânder Valsco ile evliymiş. Ben bir alaka kuramadım tabii…
Aman zaten bana ne?
Konumuza dönelim. Bizim kaltak karmanın benim için planladığı şeylerin başlangıç noktasına…
Yazgül’ün sırtı bana dönük. Yüzünün sadece minik bir kısmını görebiliyorum.
Birkaç saniye sonra şık giyimli zarif bir kız, keman çalarak onlara yaklaşmaya başladı.
Ne klişe bir evlilik teklifi, öyle değil mi?
Hatta… iğrenç!
Yazgül’ün hak ettiği bu mu?
Bence değil!
O herifin daha yaratıcı olması gerekiyordu.
Ne bileyim ben? Şey yapabilirdi mesela…
Uçakla gökyüzüne yazdırabilir, şehri komple karartıp belirli evlerin ışıklarını kullanabilir…
En kötü ihtimalle İstanbul denizini ortadan ikiye ayırabilirdi. Zor değil!
Ama o, işin kolayına kaçıp kıçı kırık bir keman ve boğaz manzarasıyla evlenme teklif ediyor.
Bence kabul etmemeli!
“Benimle evlenir misin, Yaz?”
Adamın sesini duymasam da dudaklarından dökülen her kelimeyi okudum.
O an “ONUN ADI YAZGÜL! YAZ NE LAN?!” diye bağırmak isteyen bir tarafım ortaya çıktı ve benim, onu durdurmak için yumruklarımın yanı sıra tüm bedenimi de sıkmam gerekti!
Yazgül, bir süre onun yüzüne baktı. Sonra başını hafifçe kaldırıp etrafına bakındı.
Yüzünde hafif bir gülümseme olduğunu gördüğüm an içim titredi. Nedenini bilmiyorum.
Başını birazcık geriye doğru çevirse beni de görürdü. Orada olduğumu, tüm dikkatimi verip ona baktığımı bilirdi.
Bilse ne olur diye merak ettim doğrusu…
Sonra yeniden adama döndü.
Dizlerini büküp tam önünde çömeldi ve yüzleri eşitlendi. Adamın ellerini tuttu.
Yüzük kutusunu yavaşça kapatıp kendi bedeniyle birlikte onu da kaldırarak karşılıklı oturdu.
Ne zamandır tuttuğumu bilmediğim nefesimi bırakarak yenisiyle değiştirdim.
Bu, kabul etmediği anlamına geliyordu, değil mi?
Yani…
Eğer kabul etmiş olsa, o yüzüğü parmağına geçirmesi, “Evet!” diye bağırması, adama sarılması falan gerekiyordu.
Olması gereken buydu, evet.
Ama tüm bunlar olmadığı gibi çekip gitmiyor, adamla konuşmaya devam ediyordu.
İçime tarif bile edemeyeceğim bir huzursuzluk çöktü.
Evet, evet sizin kadar ben de biliyorum. Onunla bir ilgim yok.
Aradan beş yıl geçmiş, köprünün altından çok sular akmış… Her şey geçmişte kalmış. İkimizin de alakasız ve yepyeni hayatları var falan filan.
Ama yine de…
Oyun için bile olsa ben onun peşinden aylarca koşmuş adamım!
Bana neler yaptığını, ettiği küfürleri, saydırdığı hakaretleri, attığı tokatları hatırlamadığınızı söylemeyin sakın!
Çünkü ben unutmadım!
Gerçi sonrasında istediğimi aldım. Onu kendime âşık ettim ve o güzel kıçına tekmeyi bastım…
Hak etmemiş miydi?
Evet, bu konuda haklısınız.
O zamanlar öyle gelmemişti ama bu kadarını hak etmediğini, biraz fazla ileri gittiğimi sonradan ben de anlamıştım.
Geçmişi değiştiremeyiz.
Kendimi savunacak da değilim zaten ama hataydı ve ben, ondan özür de dilemiştim.
Ayrıca, şunu da belirtmek isterim: Ben onun sadece minik kalbini kırdım ama o…
Benden birçok şey aldı. Abilerimi, gelecek planlarımı… Hayatımın büyük ölçüde değişmesinin en büyük nedeni o…
Onun kırık kalbi iyileşti. Beni düşürdüğü durumdan memnun kaldı. Egosu, gururu fazlasıyla okşandı. Her şeyi unuttu ve hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam etti.
Kısacası olan bana oldu…
Şikâyetçi değilim. Şu an olduğum yerden de, yaşadığım hayattan da memnunum.
Hatta belki de gitmesem bu kadar iyi olmazdım diye bile düşünüyorum…
Size erkekler hakkında küçük ama hayati bir sır vereyim mi?
Dışarıdan bakan pek şok kadın, bizi hep av peşinde koşan, gönül eğlendirmeyi seven yaratıklar sanıyor. Bir yere kadar haklılar da… ama gerçekte mevzu o kadar basit değil.
Erkek dediğiniz varlık, tüm hayatı boyunca sadece iki kadını unutamaz:
Birincisi; ulaşamadığı kadını.
İkincisi; kalbini kırdığını.
Geri kalan herkesi zamanı gelince bir şekilde unutmayı öğreniriz.
Ama bu ikisi? İçimizde iz bırakır. Hatta o iz bazen o kadar büyür ki, yeni birine yer kalmaz.
Yapacak bir şey yok!
Yaradılışımız böyle!
Yazgül de benim kalbini kırdığım o kadındı. Sırf bu yüzden sanırım aklıma bir sürü soru gelmeye başladı.
O adamı da peşinden koşturdu mu mesela?
Çok uğraştı mı, Yazgül’ün şımarık kalbini kazanmak için?
Neler yaptı?
Kazandıysa nasıl kazandı?
En kötüsü de…
Tüm bunların olmamış olma olasılığıydı.
Onunla tam bir ilişkimiz olmadı. Yarım da değildi ama hiç tam olamamıştı işte.
Buna rağmen saçma bir şekilde birkaç ayımın tamamını ona adadım.
İster “kıskandı” deyin, isterseniz “el de görünce kıymetli oldu”…
Umurumda değil!
O an istediğim tek şey onunla konuşmaktı… Kafamda beliren o soruları sormak…
“Hey!”
Oleg, masadaki kolumu bir tık sert bir tavırla çekiştirerek beni kendime gelmeye zorladığında bile bakışlarımı ondan alamamıştım.
“Sorun ne? Onları tanıyor musun?”
Oleg, bir an duraksadı ve sonra kolumu tekrar sarstı.
“Senin kadının mı?” dedi, şaşırmış tok bir sesle. “Şaka mı yapıyorsun?”
Yazgül, yalandan da olsa benim kızımdı… Ama bir zamanlar…
Artık değildi.
Ayrıca şu an yaptığım şey başlı başına saçmalıktı.
Hiç araştırmamış olsam da ara ara onun çoktan evlendiğini, hatta üç beş tane çocuğu olduğunu bile düşünürdüm.
İnsanlık hâli…
Dikkatimi gereksiz yere dağıtmıştım.
Altı üstü şımarık Doğanlı kızıydı işte…Evleniyorsa bile beni neden ilgilendirsindi canım?
Benden sonra kriterlerinin o yavşağa kadar düşmüş olmasına içerledim sanırım!
Daha iyisini bulmuş olmasını yeğlerdim…
Önüme döndüğümde gözlerimi kapatarak derin bir nefes alıp verdim.
Arkamda olan biten her şeyi yok sayarken dudaklarımı Oleg’e cevap vermek üzere araladım.
“Senin kadının mı, değil mi?” diyerek sabırsızca üsteledi.
“Değil,” dedim.
“Yüzünü görebiliyorum.” Oleg, sırıttı. “Gördüğüm şey inanılmaz zevk verici. Sonsuza kadar izleyebilirim ama yapmamız gereken bir şey varsa acele etmelisin. Yemeği ertelemeli miyiz?”
Kaşlarımı çatmaktan kendimi alamadım.
Ne varmış yüzümde?
Az önce nefesimi tuttuğum içindir herhâlde…
Tam ona çatmak için nefes almıştım ki, gülümseyerek ayaklandı.
“Geç kaldın,” dedi, girişe doğru bakarak.
“Serpil Hanım geliyor. Şu iğrenç suratını topla. İşi bir an önce çözüp onu Alvin’le gönderelim. Senin kadını sonra alırız.”
Oleg'i yere yatırıp, o gevşek ağzına durmaksızın yumruk atmak istedim ama yapamadım. Hayır, altı üstü biraz uzun baktım diye ne olacağını sanıyordu? Gidip o şımarığı sevgilisinin elinden alacağım falan mı?
Yok artık!