BÖLÜM 2
Anneannemle aram iyi değildi. Sınavım gayet güzel geçmişti. Şöyle bir problemim vardı aile bağlarım çok zayıftı. Annem, ben, anneannem ve Miraç yenir aile olmuştuk. Küçüklüğümden beri beni dışlamışlardı aslında. İlk annem babam ayrıldıkları zaman babama annemin ailesi çok sinirli ve öfkeli oldukları için bende bu yüzden arada kaynamıştım. Bu kulaklar anneme keşke Betül olmasaydı laflarını dahi işitmişti. Asi olmam bir tık bu yüzen aslında. Haksızlıklara göz yummamın sebebi de bu. Babasız büyümek beni çok derin etkilemişti. Lise yıllarımdan itibaren bunu daha iyi anladım. Beni üzen her şey en esasın da baba kavramıydı. Babamla baba kız ilişkisi olmamıştı hiç. Sürekli bir kıyas içindeydi babam ve babam aile kavramını bilmeyen bir adamdı.
Çok küçükken annesi ölmüş babamın. Dedem üvey anne getirmiş bu durum babamı çok etkilemiş. Üvey anneleri çok sıkıntılı bir kişilikmiş çünkü. Ölen bir halam bile var. Geçenlerde babamın köyüne gittiğim zaman orada bulunan yaşlı bir kadın benim ölen halama çok benzediğimi söyledi. Babamın yaşantısı çok zormuş onun geçmişine baktığım zamanlar da ona hak vermemem mümkün değil. Aman babamın diğer kardeşleri yuvalarına sahip çıkarken babamın böyle bir kişiliğe sahip olması benim canımı çok yakıyordu. Artık yakmıyor çünkü bir insan bir olaya haddinden fazla üzüldüğü zaman o olay önemini ve değerini yitiriyor. Tramva olarak kaldı tabi ki. Bunu atlatabilmem mümkün değil. Çevreme baktığım zaman da görüyorum herkesin ya babası ya da annesi sıkıntılı kimse tam olarak memnun değil ve tatmin olamıyor netice de insanoğluyuz işte. Aklıma hep bir kıssa geliyor; İki adam varmış ve aynı yaştalarmış birisi dünyanın en başarılı mutlu aile yapısına sahip iken bir diğeri ise çok mutsuz başarısız hayatta ne yaptıysa elinde kalmış tutunamamış birisi. Bu iki adama aynı soruyu soruyorlar ve aynı cevapları alıyorlar. Çok ilginç İkisine de Niçin bu kadar başarılı/başarısız oldun soruları yöneltiliyor. İkisi de aynı cevabı veriyorlar: BABAM ALKOLİKTİ.
Hayatın tuhaf planları var hepimiz için, hayat biz planlar yaparken başımıza gelen şeyler aslında. Bunları anladıkça içim çok rahatlıyor. Ama bu düşüncelerin arasında kaybolmuyor değilim arada. Çünkü her şeyi anlamak da güzel sayılmaz. Sıkıntılı. Düşünüyorum da babamla öyle ekstra gelişen bir zaman geçirdiğimiz vakit dahi yok. Anneme sorduğumda ben çok küçükken babam beni çocuk parkına götürüyor ve bana sahip çıkmadığı çok iyi gözetmediği için ben demir salıncağın altında kalmışım, kaşım yarılmış. Bu hikaye bana her anlatıldığın da gülüyorum. Acılarımla dalga geçiyorum. Hayatta kalabilmem ve burada bir süre daha yaşayabilmem için bunu yapmak zorundayım, acılarımla dalga geçip onları değersiz kılabilmeliyim.
Anneannemle sürekli birbirimizi yediğimiz için ev çok huzursuzdu. Annem iş hayatına odak sağlayamamıştı. Tüm evin giderinin bir şekilde ona bakması onu çok zorluyordu. Babam ile birlikteyken en azından kira fatura gibi masraflar ile ilgilenmediği için kafası az da olsa rahattı. Ama durum şimdi farklıydı her şey anneme bakıyor ve ev çok huzursuzdu. Anneannemin beni hep dışlaması ona karşı beni çok öfkelendiriyordu ve onun bana söylediği en ufak aksi bir söze tahammül seviyem aşırı derecede azdı. Bu yüzden de sürekli birbirimizi yiyorduk. Babam ara sıra gelir alışveriş yapardı. Onu görmek rahatlatıyordu bir yerde beni. Bir işe yaramayan adamdı, ama duygu olarak ben de ki yeri çok ayrıydı. Ağırlığını koyamamış, hayatın yendiği biriydi babam. Annemin ısrarı üzerine Puanım çok yüksek olmasına rağmen eve yakın diye kız meslek lisesine gitmiştim. Adapte olamıyordum. O kadar çok kızın arasın da bulunmak beni çok yıpratıyordu. Çok değişik inşalardı. Ben zaten tam benliğimi bulamamıştım Lise 1 dönemim de kafayı yemek üzereydim , o yaz hayatım baştan değişti babam annem geri barışma kararı alıp beni de puanımın yettiği bir Anadolu lisesine verdiler. Kız erkek karışıktı. Çok hevesliydim. O kız meslekten kafa dengi olan 2 3 arkadaş bulmuştum ve onlarla birlikte geçiş sağlamıştık. Sefa aşkım bitmişti. Hayata dönmüştüm. O bir sene de ise sürekli kız gördüğüm için bir erkek arkadaşım olmamıştı. Ama Anadolu lisesinde yeni okulum da her şey değişecekti. Formalarımı almaya gittik. Şort etekti formam ve çok güzeldi. Çok heyecanlıydım. Heyecandan yatamamıştım okulun açılacağı ilk gün. Beni ne bekliyordu?
Akşamdan duşa girip saçlarımı örmüştüm. Sabah örgüleri açıp kıvırcık olacaktım. Sabah oldu sonunda bir heyecanla kalıp hazırlanmaya başladım. Metro kartımı aldım ve okul yoluna koyuldum. Yolda giderken kafam da bin bir türlü senaryo geçiyordu. Yeni bir aşk, aşk üçgeni yaşamak, birileriyle kavga etmek, kendi kız grubumun olması, okulun popüler kızı olmak vs. Okulun içine girdim ve sırama geçtim. Herkes çok farklıydı. Umduğum gibi de olmadı benden çok daha güzel kızlar vardı, bakımlı tırnaklar, şort eteğin aşırı mini oluşu, dümdüz saçlar, süper çekilmiş olan eyelinerlar…
Yeni bir hayal kırıklığı yoldaydı. Burada popüler olmam çok güçtü. Herkes efsane iyiydi. Ben karga yavrusu gibi kalmıştım. Etrafa saf ve dövecekmiş gibi bakışlar atıyordum. Sınıfıma girdim oturdum, Sınıfta bir tane kızla yakın oldum hemen o da benim gibi yeni gelmişti fakat kız aşırın mini bir şortla gelmişti. Tüm gözler onun üstündeydi bana bakan dahi yoktu. Onun yancısı gibi duruyordum. Keşke onunla arkadaş olmasaydım okuldan çekip gitmişti.
Eve gittiğim de umduğum gibi olmayışı beni üzmüştü. Ben nasıl bunca insan arasın da değişip ilgi çekebilecektim. Kaşlarımı bile hiç almamıştım o zamana kadar. Bıyıklarıma dahi dikkat etmesini bilmiyordum ki. Şortum annem aldığı için mini değildi dizime geliyordu. Öyle marka kıyafetlerim de yoktu dikkat çekecek. Bu düşünceler sarmıştı beynimi. Yiyip bitiriyordu. Okulum adı BTSO Anadolu Lisesiydi. BTSO’ ya geldiğim için mutluydum her ne olursa olsun çünkü burası benim istediğim yaşantıya anahtardı. Kullanacaktım. Değişecektim. Görünüş olarak pasif birisi olmaktan çok sıkılmıştım. Hep karakterim ile ön planda oluyordum ya da yaptığım kavgalar ile. Bir şekilde kendimi insanlara sevdiriyordum. İnsanlar yaptığım esprileri çok beğeniyor ve beni komik buluyordu, sorun buydu beni komik buluyorlardı.
Sınıfta gözüme birisini tabi ki kestirmiştim. Furkan’dı adı. Çok sempatik, sakin, sınıfta barzo çocukların dalga geçtiği şeylerle dalga geçmeyen birisiydi. Halden anlayan, herkesin sevdiği, insanlarla dalga geçmeyen bir tipti. İlgimi çok çekmişti. Derste sürekli onu takip ediyordum. Eve gidince ilk baktığım f*******: hesabı olmuştu. Yapmış olduğu tatillerden bir ton fotoğrafları vardı. Beğenenlere baktım tabi bir de. Okuldan olan güzel güzel kızlar. Çok yakın takibe almıştım Furkan’ı. Okula gittim sınıfın dedikoducu olan kızlarına çaktırmadan soruyordum. Furkan’ın üst sınıflardan geçen seneden sevgilisi olmuş, bu durum beni haliyle germişti. Hemen kızı gözüm aramıştı. Teneffüs oldu ve hemen üst sınıfların olduğu koridora çıkıp kızı görmek istedim. Yanıma bir arkadaşımı alıp çıktık. Kızı gördüm. Görmez olaydım. Kız muhteşem uzun boylu, mini şortlu, dümdüz saçları olan, yüzü bebeksi manken gibi bir kızdı. Dünya üstüme yıkıldı. Bu çocuk attan inip eşeğe biner miydi? Asla! Binmedi de zaten ben ne kadar uğraşsam da dikkatini çok çekememiştim. Sarı hırkasıyla cool cool okula gelir giderdi. Okul çıkışlarında metroya binip eve gideceği zaman kader bizi ayırıyordu. Çünkü Bursa’nın batı tarafına gidiyorlardı okulun yakışıklıları ve güzelleri. Benim gibileri ise doğusuna. Eski külüstür metro doğusuna, içi klimalı olan ise batısına. Onun dikkatini çekebilmek için çıkışlarda Batı tarafına giden metroya binip 3 durak sonra iniyordum. Sonra oradan eve dönüyordum. Bunu çok fazla yapmaya başlamıştım ama nafile. Dikkatini çekemiyordum işte yenilgiyi de ders sırasında arkadaşımın bana açtığı ciğeri deşen cinsten bir şarkı ile kabul etmiştim. ‘’Yıldız Tilbe- Aşk Laftan Anlamaz Ki.’’
Sınıfın en kendini bilmez dengesiz çocuğu benden hoşlanmıştı. Onu reddettiğim için ise bana cephe almıştı. Resmen benim korkulu rüyam olmuştu. Sınıfta kendi halinde olan kim varsa onları aşağılar ve dalga geçiyordu. Tüm sınıfı güldürüyordu bir de. E o kervana bende katılmıştım. Yeni oyuncağı ben olmuştum. Sürekli beni bozuyor. Uyuduğum için dalga geçiyordu. Derslerim de iyi değildi, hocalar çok sevmiyordu beni, bu durumlar ise onun ekmeğine yağ sürüyordu. Genel olarak altta kalmayan yapım yüzünden onunla sürekli çatışıyordum. Bir gün yine dersteyken bana dönüp hayatımın dersini vermişti. Atıştık ve bana önce git o bıyıklarını al demişti. İlk 5 saniye derin bir sessizlik sonrası, onun grubundan olan bir tane hıyar bozdu tüm sınıf komple güldü. Kalbim de sancı ile ağda bulup baştan aşağı kendimi yok edecek potansiyele gelmiştim.
Furkan’ da duymuştu. Ah benim limonum. Hak etmedim belki seni ama ben de bu kadarını hak etmedim. Resmen yeni maskotu oldum sınıfın. Birileri fısır fısır konuştukların da acaba o espri mi akıllarına geldi deyip kendimi üzmekten başka bir bok yiyememiştim bir dönem. Şu bıyıklar benim korkulu rüyamdı. Ortaokul yıllarım da Sefa ile aynı sınıftayken de bana yine sınıfın en arsızı çıkıp bıyıklı demişti. Bende dünyanın en salak insanlarından bir tanesi olduğum için kız meslek rehavetine kapılıp, hala almıyordum adam akıllı. Aptalım ya cidden. Bu durumu değiştirmeliydim. Bir şeyler yapmalıydım. Tamam artık sınıftan birisi ile asla olmayacaktı bunu kabullenmiştim ilgi odağımı değiştirdim. Kendimi güzel birisi olduğuma ikna etmem gerekiyordu. Bunu telefonuma yüklediğim Retrica programı ile becermiştim. Öyle bir uygulamaydı ki yüzünüz shop yüzünden yok oluyor ve siz kendinizi çok beğeniyorsunuz. Onu telefonuma yükledikten sonra fotoğraflar çekilmeye başladım. Birilerinin bana iyi hissettirmesi lazımdı. Annemin bana güzel kızım demesi asla yetmiyordu. Kirpi’ye sormuşlar en güzel yavru sence nedir diye benim yavrum demiş ya aynı o hesap.
Hiç olmadığım gibi özgüvenli pozlar veriyordum. Dudağa kıpkırmızı ruj ve retrica. Benim özgüven sorunumu eve döndüğüm zaman yok ediyordu. Resmen dışarı da deli gibi aradım şey evdeymiş onu fark ettim. f*******: hesabımdan güzel olan kızlardan birilerini yakın takibe aldım ve onlardan ilham alıyordum. Hesabımı canlandıracaktım. Kafama koymuştum. Yavaş yavaş Bursa’dan bir ton insanı ekliyorum ve onlarda beni ekliyordu. Fotoğraflarım fazlası ile like almaya başlamıştı. Kafamı asla kaldırmıyordum sosyal medyadan. O çukura bende batmıştım. Fotoğraflar paylaşıyorum ve binlerce like almaya başladıktan sonra komik paylaşımlar yapıyordum. Sosyal medyadan çok yakın arkadaşlarım da olmuştu. Okuldan eve gitmek için saat saymaya başlamıştım. Beni hayata döndüren ünitem olan f*******: için. Annem tehlikenin tam olarak farkındaydı. Telefonu bırak demeye başlamıştı. Bırakmıyordum. Taa ki o okulda yapılan veli toplantısından sonra hayatımı karartan toplantı. Yine telefonumu bırakmadım fakat annem sağ olsun bıraktırdı ve bana bir ton yasak koymuştu. Yeni tribe gireceğim konu belliydi bir darbe de aileden yemiştim. Hayatım da en kötü olduğum zamanlardı ailemle. Asla birbirimizi anlamıyorduk. Bir ara benden nefret etmeye dahi başlamışlardı. Depresyondaydım durum ciddi derece de ortadaydı. Ailem bunu şımarıklık olarak görüyor ve beni asla anlamıyordu. Babam pasifti, annem ise korkulu rüyam olmuştu. Babamın yüzünden yitirdiği psikolojisi ile bende bana bile yetmeyen psikolojimi yalayıp yutmuştu o zamanlar. Kafayı bozmuştum.
Ama bende çareler tükenir mi asla? Kendime şeytan demek istemiyorum fakat haksızlık da edemeyeceğim. Annem ile kedi ile farenin oynadığı gibi oynamaya başlamıştım. Artık bende onun korkulu rüyası haline gelmiştim. Amaç tam olarak buydu. Yıldırma Politikası! Yürü kızım kim tutar seni. Bu maçtan bir galip çıkacaktı. Ve o ben olacaktım. Tüm planları kurmuştum kafam da. Bana kimse engel olamayacaktı. Bunca zaman zar zor kazandığım özgüveni annemin keyfine ya da regl olmadığı günlere bırakamazdım herhalde. Benden alınan ve bunca yıl verilemeyen ilgiyi ben kendi çabamla almaya çalışıyordum ve tam almaya başlamış ekmeğimdeyken, deli gibi hırs sarmıştı bünyemi. Bu kadar sıkıntıya can mı dayanır peki? Sigaraya başlamıştım. Annemin görmemesi gereken ekstra bir savaş içine girmiştim.