Her zaman geldikleri mekana gelmiş ve sandalye çekip köşe bir yerde oturmuşlardı. Özellikle üst katı istemişlerdi ki, aşağıda dans ediliyor ve onlar da yukarı da dans eden kişileri izliyorlardı. Ya da izlemiyorlar, kafalarınca oturdukları yerde takılıyorlardı.
Arkadaşları kendi aralarında konuşmaya dalmışken Yiğit içkiden bir yudum alıp cebinden telefonu çıkardı. Çok telefon onun hayatında olan bir şey değildi. Daha çok hastanede işini görürdü ki bu düzen değişmiş ve Sabah güneşi kişisinin üstünü tıkladı.
Yiğit yazıyor.
-Nerdesin?
Burda biraz takıldıktan sonra İslim'e geçmeyi düşünüyordu. Onu görmek istiyordu. Görmek ve mümkünse ondan bir öpücük çalmak gibi de niyeti, vardı. Bu yüzden de içkiyi ağırdan alıyordu.
Sabah Güneşi.
-Kızlar çok ısrar etti ve içmeye geldik.
-Sen ne yapıyorsun?
Yiğit burun kemerini sıktı. İçki yaraları için çok iyi bir tercih olmayabilirdi. Bu da onun canını sıktı.
Yiğit yazıyor
-Dört arkadaş hep takıldığımız bir mekandayız.
-Bu arada yaraların hala düzelmediler. İçki senin için iyi bir tercih olmayabilir.
-Kendim içerken içme demeyi sevmiyorum da sen yine de içme.
Kolunu dürten Ediz ile telefonu yerine bıraktı. İslim ile her şeye yeni başlasalar da Yiğit'in yeni olsun eski olsun hep dikkat ettiği bir şey vardı. Dürüstlük...
Dönen mevzu masada ne bilmese de bir anda yan taraflarında oturan kız grubu ile dikkati daha da bir dağıldı ve aynı safirler mi bilinmez Yiğit başını kaldırıp masadaki kızlara baktı. İlk onu görmüştü ama masaya oturuyor olduklarından tanıyamamıştı. Bakma amacı da o mu değil miydi? diye olmuştu. Gözleri sadece tek bir kişi üzerinde durdu. Üzerinde gözleri ile aynı rengi taşıyan ve oldukça cürretkar da kısa elbisesi vardı. Bacaklarında ki yarayı ise eteğinin ipli kısmı saklıyordu. Özellikle bu kombini tercih etmiş olmalıydı. Evet İslim'di.
O da onu fark etmiş olmalı ki, Yiğit selam verircesine önce kısaca tebessüm etti ve hemen sonra başını salladı. Hoş bir tesadüftü. İslimin gülmesi ile dudağının bir köşesi kıvrılırken dudakları ile ona gelmek isterseniz gelin diye sessiz bir konuşma ile söylendi. Yanında olmasından mutluluk duyardı. Gelmek istemezse de anlardı. Sonuçta İslim yalnız değildi. Üç kız arkadaşı daha onun vardı ki İslim yalnız olsaydı Yiğit de erkek dolu masada onu yanına çağırmazdı. O ne zamandan ne zamana kıskanç bir adam olmuştu? Bu kızda cidden rotaları şaşıyordu.
İslim dudaklarını kıpırdatarak, "Rahatsızlık vermeyelim." deyince, Yiğit yanını gösterdi. Aksine mutlu olurdu.
İslim gülerek kızlara masayı gösterince Yiğit ve yanındakilere bakmıştı. Onlara ne söyledi bilmiyordu da kızların ayaklanması ile hafif yana kayıp İslime yer açtı.
Kızlardan biri Efenin yanına otururken, diğeri Tufanın yanına oturmuştu. Cıvıl cıvıl ve bunu herkese yansıtan kız ise, Ediz'in yanına oturunca Yiğit onları bırakıp yanındaki kıza döndü. "Yaraların nasıl?" giydiği kıyafeti sevmemişti. Çok kısaydı ve oturunca epey yukarıya çıkıyordu. Üstelik göğüs dekoltesine değinmiyordu bile.
"Daha iyiler." yanında ilaç vardı. Sonra iz kalmasın diye ondan da sürerdi ki konuşan Ediz ile masaya döndüler.
"Tanışıyorsunuz sanırım."
Yiğit başını salladı. Tufanın yanındaki kız konuyu az çok biliyor olmalı o konuştu. "Hepiniz doktormuşsunuz, sanırım. İslim, hastanede tanıştığınızı söyledi."
Efe ona, bu hangi ara oldu ve ben yoktum, diye bakınca Yiğit susmuştu. İslim açıklama gereği hissetmiş gibi konuştu. "Geçen gün acile gittim. Masam camdandı ve kırılınca avuç içlerim dahil vücudum da yaralandı. Yiğit ilgilendi." masadaki kimse salak değildi ki bu da onların arasında bir etkileşim başlatmıştı. Yiğit karşı çıkmadı. Gerçekten olan buydu.
İlk Efe kızlara kendini tanıttı. "Ben göz doktoruyum. Efe Kaygusuz. Yiğit ve Tufan dışında hepimiz pratisyen hekimiz."
Sıra Tufan'daydı ki o da karakter olarak Yiğit'e benzerdi. Çok konuşmazdı. Hatta konuşmaktan nefret eder ve çok konuşan kişiden sohbet güzelde olsa zevkte almazdı. "Tufan Tufan."kızlar adı ve soy adına kıkırdarken o devam etti." Ortopedi uzmanıyım. " yanındaki kız ona ve diğerlerine bu kadar mı diye bakarken Tufan susmuş ve içkisine uzanmıştı. Onun dilinde bu kadarım işte demekti.
Ediz konuştu. Daha doğrusu sıra ona gelmiş ve o da kendini tanıtmıştı. "Ediz Sivriceli. Psikiyastrisim."
Gözler Yiğit'i bulunca kızlara baş selamı verdi. İslim ile konuştuğu için selamlaşma sonraya kalmıştı. "Yiğit Uğuz. Nöroloji uzmanıyım. Acilde nöbet hep olur buna Ediz dışında hepimiz de dâhilîz." Tufan'dan bir farkı olsun istemişti. Bir de İslim ile tanışmalarının kısa bir açıklamasını nedense o da açıklama gereği hissetmiş ve bir durum olursa diye ekleme de bulunmuştu. Yok cidden Yiğit konuşmayı sevmiyordu. Doktordular işte. Onun dışında da birer insandılar. Konuşmakla arası iyi olmayan insan türündelerdi.
Kızlara sıra gelmişti ki ilk kendini tanıtan İslim olmuştu. Sonra Tufanın yanında ki kız kendini tanıtmıştı. "İrem İrem." Tufan ona ciddi misin diye bakınca kız sevimlice başını sallamıştı.
Sonra Efenin yanındaki kız," Benim adımda Melis. Yalnız ben onlar ve siz gibi ismimin önünde bir adım yok. Liseyi zor güç bitirdim ve bir, işsizim."
Bu onu üzüyor olmalı ki masadan kalkıp gitmek istediğini hepimiz görüyorduk.
"Bende bugün limon satmaktan bahsediyordum. Bu işi hiç yapmasam da bir destekçiye hiç hayır demem. Biz ona işsiz demeyelim limon işletmesi diyelim." kızlar çok olayı bilmeseler de Yiğit ve diğerleri konuyu biliyordu. Yanındaki kız ise ona gülümsemişti. Sebebi Efe'nin ta kendiydi. Çünkü sözlerinin devamı bitmemiş ve devam etti. "Batarsak, dert değil. Babamın holdinginden sana da bana da pay alırız yan gelip yatarız." deyince hepsi hep bir ağızdan bu defa gülmüşlerdi. Bu yalan değildi. Baba parası yese bitmeyecek servete sahip adam, Efe yan gelip o paraları yemek yerine eşek gibi çalışıyordu. Efe farklı, biriydi.
Son olarak Ediz'in yanındaki kız kalmıştı. "Cemre Toktutan. Mimarlık okudum ve bu sene yazarlık işine başladım. Çizim yapmak benim işim değil. Ben yazmayı seviyorum." kızların her biri enteresandı ki Cemrenin bu sene çıkartmaya hazırlandığı kitabından, konu konuyu açmış ve onlara da bahsetmişti. Hatta psikoloji ile ilgili bir şeyler yazmak istediğini söyleyince Ediz'den direk telefon numarasını istemişti. Hepsi de Allah var güzel kızlardı da, İslim, bir başkaydı.
İçkisine uzanıp tek yudum dahi içmeyen kıza baktı. "İçmeyecek misin?"
İslim dirseğini masaya koymuş ve yavaşça ona yaklaştı. "İçme dediğini hatırlıyorum." yani sırf o dedi diye mi yarım saattir uzanıp içkisinden tek yudum dahi almamıştı. "Yaraların için iyi olmayacağını söyledim. Bir kaç yudum pek sorun olmaz." eğer doktorluğuna güvenip içkiden yudum almıyorsa İslim şimdiden söylemeli iyi bir hastaydı.
"Sen içme dedin diye içmiyorum. Madem içmemden zarar gelmez," Yiğit elini tutup onu durdurdu. "İçmek için dün ki yere ne dersin. Ne kadar içmen gerektiğini de burda değil, orda söylerim." hep birlikte takılmak güzel olsa da İslim ile yalnız olmayı daha çok seviyordu.
"İyi fikir. " Onlar masadan birlikte kalkınca herkeste ayaklanmıştı. Tufan İrem'i ben eve bırakırım deyince Efe de arabası olmayan ve kızlarla gelen Melis'i evine bırakırım demişti. Onlarla gelen Ediz vardı ve Cemre kızları getirdiği için o da, Ediz'i ben evine bırakırım demişti. Konuşmak istediği ve tanışmayı burda bırakmak istemediği açıktı. Ediz de bunu anlamış taksi tutmak yerine nasıl dersen demişti.
Masadan kalkınca kızlar hesabı Alman usulü ödeyelim deyince dört erkek kızlara Türk usulünce bakmışlardı. "Bugün anlaştık ve benden olacaktık." diyen Tufan kızları susturup hesabı öderken, Yiğit İslim ile dışarı çıktı.
"Hoş bir karşılaşma oldu ne dersin?" dünya küçük derken cidden hakları vardı. Bunca zaman hiçbir yerde karşısına çıkmayan kız gittiği her yerde karşısındaydı.
"Devamı her yerde olsun, isterim." işe bakın ki aynı şeyi o da istiyordu.
İslim'e baktı. Dudaklarını dişleri arasına almış ve işkence ediyordu. Ayrıca isterim, sözcüğünü öyle cilveli söylemişti Yiğit bugünün onun için kolay geçmeyeceğini biliyordu. Yine de, sustu. Gönlüne doğan güneş günün her zamanı doğmuyordu. İslim'de öyleydi. Dudakları bu kadının sihir gibiydi. Azaları sanki onunki ile bütünleştiğinde iliklerine kadar titriyordu. Hele vücudu vücuduna dokununca sanmayın ki güneşe dokunmak imkansızdı. Yiğit güneşine dokunmuş ve güneş onu sıcaklığı ile yakıyor ve ısıtıyordu. Bu nasıl oluyor o da bilmiyordu.
"Dudakların benim, güneşim. Onları ezme ve eziyet etme hakkı da benim olmalı." bu hak ona verilmeliydi. Talipti. Kalbi de, aklı da...
Yiğit bu işe anlam vermese de, bu kadının yakıcılığı ortadaydı.
----------------------------------------
Serinin diğer karakterlerini burda azck okudunuz.
Aralarında favorim şimdiden söylemeliyim, Tufan.
Onun dışında yazarlık yoluna baş koymuş bir mimar kızımız var. Bir psikiyastrist ile sizce o kitaba neler yazar dersiniz?
Efe? İşte o okumaya doyamayacağınız bir karakter. Vefa ve dahası onda. Melis ile aralarında sizce neler olur dersiniz?
Diğer karakter Yiğit. Onu da okuyorsunuz.
Eee şimdi siz söyleyin. Bu kitap ve seri karakterlerle favori kitabınız yerini alır mı, almaz mı?