Uslanmaz kadın

1713 Kelimeler
Uslanmaz kadın diye Yiğit kendi kendine, söylendi. Yazdığı mesajlar bu yöndeydi. İslim her ikisini de yakacaktı ya farkında değildi ya da fark etmek istemiyordu. Sınırlarında gezen, bir kadın! Oysa bilmiyordu o adam sınır da tanımazdı. Bir de mesaj sonunda ettiği ima gözüne çarpsın diye göz kırpması yok muydu bu kadın dostlar başınaydı. Dostlarının başına. "Hadi Yiğit, yemek saati." başını kaldırıp arkadaşına baktı. Hangi ara kapıyı çalıp içeri girdi ise sesi duymamıştı. Dahası mesaj onu kendi dehlizine öyle çekmişti ki etraftaki seslere sağırdı. Yiğit ona baktı. Kendi mutluydu da Efe, onun canı epey bir sıkkın duruyordu. Efe ona göre duygusal bir adamdı. Dışına baktığınızda ceviz derdiniz içine girince yumuşak bir adamdı. Gönlü güzel seven ve kırmaktan gıpta eden biri olduğu için bunu söylüyordu. Önlüğün cebine koyduğu telefonu ile Yiğit ayağa kalktı. Efe kapıyı açık bırakmış ve yemek vakti deyip gitmişti. O da ayaklanıp onun yanına adımladı. Efe durmuş bekliyordu. "Yüzünden düşen bin parça. Hayrola, canın neye sıkıldı?" Efe onun gibi değildi. Onun aksine güleç ve sempatik de bir adamdı. Konuşmasına ise değinmeyecekti ki Yiğit, onun anlayamadığı; onca bölüm varken ve ona hitap edecekken onun gibi birisi göz semptomu niye istemişti. Onca bölüm yerine başka bölüm olabilir ve o bölümü tercih edebilirdi. Göz en az beyin kadar sorunluydu. Hata affetmeyen kornealar ve sinir uçları vardı. Can sıkıcı işlerdi. Bunu doktor olan bilirdi ki Yiğit bile nöroloji istemiş, göz istememişti. "Bazen var ya, doktorluğu bırakıp onun yerine pazarda limon satasım geliyor." Yiğit bunları duymayı beklemiyordu. Şaşkınlığı yüzüne yansıdı. O da nerden çıkmıştı? Karşıdan gelen iki adamın sesi ile onlara baktılar. Tufan ve Ediz! ( Efe, Tufan ve Ediz bu kitabın seri olarak devam edecek olan diğer kadro isimleri. Biri daha var ki o da kitabın içinde sürpriz olacaktır.:)) Tufan ortopedi uzmanıydı ki, Ediz ise aralarında hiç olmayacak bir bölümde ve onlardan farklı alan dalı pskiyatristti. Evet, her ikisi de yakın dostlarıydı. "Canını, sıkma dostum." olay neydi Yiğit bilmese de Ediz sanırım onun ne yaşadığını ve niye söylediğini de biliyordu. Efe öfke ile konuştu. Ona değil, Ediz'in sözleri sanırım onu patlatmıştı. "Hasta ölçüm yaptırmamış. Kırk kez yaptır da, gel dedim. Kaç hastanın hakkına girdi size anlatamam." İşte Yiğit bundan bahsediyordu. Efe hak, hukuk konusunda kimsenin hakkını kimseye yedirmez ve haklı kim ise onu savunurdu. Bu kendi için ve tüm hastalar için geçerliydi. "Bir de öğlen arasına girdi diye hakkı varmış gibi hasta olay çıkardı. Oğlum ben bu sinirle bir de yatışlı hasta bakacağım. Beynimi sikti, lan." Haklı savunmaydı. Her biri masalara geçmeden yemek bölümüne yürüdü. İçeri çok dolu değildi ve aldığı tabldotları yemekle doldurdular. Akşama kalacaklardı. Akşam mesaisi yapacak ve hasta muayenesinden sonra çıkacaklardı. En azından Yiğit böyle yapacaktı. Diğerlerinin gün içi neler yapacaklarını da bilmiyordu. Tufan masaya oturunca daha dokunmadığı köftesini çatala batırdığı gibi Efe'nin tabldotuna koydu. Bu aralarında hadi demekti. Yiğit de patates kızartmalarını içi gitse de çatala batırıp tek tek Efenin köftesinin yanına koyunca ciddi misin diye bakanlara omuz silkti. "Yağlı yemekten hoşlanmıyorum." bir an sanırım hoşlanmasa da canı çekmişti. Yine de canı sıkkın Efe yese diye onları vermekte de sorun görmedi. Efe onlara bakarak boğazına oldukça düşkün biriydi ve onu kendine getirse getirse ancak bir yığın yemek yemek getirirdi. Tabaklarındaki güzel ve yağlı yiyeceklerden feragat etmelerinin asıl sebebi buydu. Gözler Edizi sen diye bulunca uyanık tabldotun üzerine yatmıştı. Bir de sol tarafına dönmüş, "Efe boktan moralin zerrece umurumda değil." bu çocuk bazen öyle bir psikoloji de oluyordu ki sormayındı. Hala yemeğin üstünde yatıyordu. Yiğit bugün onla hiç uğraşamayacaktı. Ne bokum yerse yesindi it. Onlar önlerine dönmüş ve sessizce yemeklerini yerken kimseden ses çıkmıyordu. Yiğit İslim'i düşünüyordu. Efe ise verdikleri yemekler rüşvete geçmişti ve morali çok daha iyi görünüyordu. Ediz ise az önce tabldotun üzerine yatan o değilmiş gibi rahat görünüyordu. İt derken boşuna demiyordu. İştahı onlar kadar çok olmamalı ki aralarındaki uzayan sessizliği bozarak Tufan konuştu. "Efe madem bugün senin moralin bozuk. Epeydir erkek erkeğe bir yerlere çıkmıyoruz. Bugün az içsek mi?" Yiğit tek kaşını hayır mı diye kaldırmıştı. Bu öneriler genellikle Ediz veya Efe'den gelirdi. Tufan ne ayak anlamamıştı. Onun gözlerine bakmayınca da bir şey demedi. Tufan boşuna gidelim diyen biri değildi. Acaba onun da morali bozuktu Yiğit'te fark etmedi. Neyse dedi. İşleri sağlam kombinasyon ve sağlam irade isteyen bir işti. Tufan'ın içmek istemesini aslında bu yüzden anlardı. Tüm gözler kimsede değil de Yiğit bulunca sırtını geriye yasladı. Yemeğini yemişti ve doymuştu. Aslında o da bugün için içip içmeyeceğini düşündü. Şöyle bir şey vardı ki ev ile hastane arası sürekli olarak mekik dokuyordu. Biraz mekan değiştirmeleri ona da fena hani olmazdı. "Olur." başını salladı. Bu sırada bir sorun mu var diye Tufan'a bakmıştı. Yok bir şey cevabını alınca da diretmedi. Sadece emin olmak istemişti. Demek gerçekten sıkılmış ve erkek erkeğe takılacaklardı. Ediz de olur anlamında başını sallayınca Efe dudakları kıvrılmış ve eski moduna dönerek gülüyordu. Erkek erkeğe içme fikri onun moralini yerine getirmeye yetmiş bir de artmıştı. Yemekler yenilmiş ve herkes kendi yataklı hasta buna akşam viziti de derdi Yiğit, kendi bölüm katına dönünce saatler tabiri caizse birbirini kovalamıştı. Geriye acil hastalar kalmıştı. Yiğit odasına gelmişti. En son hep onun muayeneleri bitiyordu ki bu hep ve hep böyleydi. Yiğit son hastasına da işi bitsin diye bakarken içeriye destur dahi istemeden kapı açılıp ve içeriye giren adamlara baktı. "Kapıyı çalsanıza, it herifler." sanki bir de bunu onlara dememiş gibi odaya girmeleri yok muydu, Yiğit deli oluyordu. Yine de uzatmadı ve önüne döndü. O burda kime diyordu acaba! "Şu adamın titizliği yemin ederim beni öldürecek." bunu diyen, Edizdi. Keşke it herif onun titiz olduğunu söylerken titiz olduğunu düşündüğü şeye elini sürmeden bunu onlara söyleseydi. "Ediz, siktirme bana o elini!" arkası dönük olsa da onun ne yaptığını görüyordu. Kaç kez onu uyarmış ve her odaya girdiğinde aynı mevzuydu. Ulan bari hastanın yanında doğru dursalardı. "Eee bugün ki, hesap kimden?" şuan hastanın o muayenesini yaparken bunu sormak zorunda mıydı Efe? Bu adamları odasından atsa yeriydi. Ediz hala dokunuyor mu? "Muayeneniz de her hangi bir sorun görünmüyor. Sizi buraya kim sevk etti demiştiniz?" sonunda her üçünün de ilgisini çeken bir konu ve soru olmuştu ki hepsi hastadan cevap bekliyordu. Yiğit çenesini sıvazladı. Onlara kızmayı istese de doktor olunca böyle oluyordu. "Burun kanamam vardı. Acile bunun için geldim. Ara ara olunca da aşağıdan beni bunun için size yönlendirdiler." hepsi hastanın söyledikleri ile göz devirirken Yiğit biliyor ve hastayı da sabırla dinlemişti. Tufan ise hayır işareti yaparak ondan onun durmasını istiyordu. Yiğit ayağa kalktı ve hastaya kulak burun boğaz kontrolü yaptı. Bir Gazi fakültesi mezunu olarak söylemeliydi ki hastaları öylece konu ne olursa olsun başka bir birime sevk etmeyi sevmiyordu. Tufan karşı çıkışı aslında başka bir şey için değil de muayene uzayacaktı. Uzasındı. Yiğit de artık içmeyi istiyordu. Hastanede yeminle canı çıkmış acilden bir de ona burun kanamalı hasta gönderiyorlardı. Bir gün bu acili birbirine katacaktı Yiğit, yakındı. "Burun kanaması ile ilk gideceğiniz yer size söylüyorum kulak burun boğaz olsun. Eğer onlar gerek görürlerse zaten bize, nörolojiden sıra alırsınız. Burun kanamanız nefes yolunuzun nemli kalmaması ile ilgili görünüyor. Evde kedi köpek evcil hayvan besliyor musunuz?" hasta başını sallayınca Yiğit bilgisayardan gerekli ilaç reçetesine girdi. Artık kulak burun boğazın da işini kendi yapıyordu. Hastaları böyle yanlış birime sevk ettikçe Yiğit çıldıracak duruma geliyordu. Bu hem onlar için zordu hem hasta için zorlar dururdu. Hasta birim bilmiyor ve tüm herkesi mevzu her ne olursa olsun birimi olsun olmasın oranın doktoru olarak görüyordu. Doktor, hasta için birimi fark etmesin doktordu. Birim tanımazdı. Tamam böyle olması gerekiyordu da öyle değildi. Siz hiç oyuncak reyonundan kıyafet veya ayaklarınıza uyan ayakkabı istediniz mi? Hastane de acil de olsa birimlere ayrıydı ki hepsinin ilgilendiği alan farklıydı. "Size burun içi nemli kalması için sprey yazdım. Onu günde en az iki defa burun içinize sıkın ve burnunuzun içinin de kuru kalmamasına dikkat edin. Mümkünse biraz sıcak buhar soluyun. Ev hayvanlarınızın tüylerinde ise dönem dönem dökülme olur ve alerjinizi daha da tetikleyeceği için siz mümkün mertebe yaklaşmayın ve en azından bu dönem de uzak durun. Kanama olunca da hiç korkmayın. Aslında bu iyiye işarettir. Burun yolunu bir nevi kendisi temizliyor. Sadece kesilmeyen bir burun kanaması ve ense kökünden başlayan ağrı ile kanamanız olursa bu bir ihtimal migren veya başka bir ağrı sebebi de olabilir siz direk olarak nöroloji birimine başvuru yapın. Birimi bilmeyen kişilere sormayın. Onun dışında ıslak saçla mümkün mertebe gezmeyin. Bir de havasız ve fazla koku da sizi tetikleyebilir. Bunlara dikkat ettiğiniz müddetçe ve sıkıntı stresten de ne kadar uzak durursanız da bu şikayetlerinizin zamanla azaldığını görürsünüz. Değil mi, Ediz? " bu çocuk onun sinirine dokunuyordu. Dokunma sebebi onun onca ikaz etmesi ve uyarmasına onu rağmen psikopat kendi bildiğini okuyordu. Onun titizlik hastalığını biliyor ve kimse dokunsun istemediği dünyası ile gözüne baka baka dokunmuştu ve onun onunla oynadığına inanamıyordu. Çocuktan farksızdı. Yemin ederim böyleydi. Ama şöyle bir şey vardı elinde kalacaktı bu çocuk! "Tamam be, bıraktım! " bir zahmetti. Hasta muayene olmuş ve dışarı çıkınca Yiğit içerdeki heriflere baktı. Çıkmak için aslında hazırdı. "Bir daha Tufanın odasında beni bekleyin." söylediğinin aksi bir konuşma Yiğit istemiyordu ki Ediz, ısrarla onun titizliğine oynuyordu. Çakır keyif olmadan Ediz'i çakır keyfi yapmasını istiyorlarsa hodri meydandı. Yiğit uyarısını yapmış mı, yapmıştı. "Saatini, tamire gönderdim." konu değişsin isteyen Efe'ye, başını salladı Yiğit. Yürüyüşte iyi oluyordu. Yani çok bekletmeden tamire gönderilmiş olması işine gelirdi. "Ne saati?" bu soru Ediz ve hemen sonra Tufandan gelmişti. Efe onu bırakıp cevap vermek adına onlara döndü. "Kendime alırken saat Yiğit'e de almıştım. Bozuk dedi. Bende garantisi var hazır, bugün hızlı kargo ile tamire gönderdim." dörtlü hastaneden çıkmışlardı ve arabalarına doğru yürürken kendi aralarında konuşuyorlardı. Yiğit konu onu çok açmadığı için sessiz kalıyordu. "Sen saat kullanıyor muydun?" bu zamanda saat kullanan çok nadir kişiler vardı. Kaldı ki Yiğit'i Ediz, hiç kol saati kullanırken hiçte görmemişti. Sorması bundandı. Aksesuar olarak kullansa bozuk diye de Yiğit saat hakkında çok şikayet edecek birisi değildi. Ya saat cidden bozuktu ya da bizimkinin ayarında vardı bir sorun. İçinden bir histe ikincisi diyordu. Bunu ona Efe söyler Yiğit doğrulardı. "Yürüyüş yaparken hızımı kontrol altında tutuyor. Adım sayıcı..." arabaların olduğu kısma çoktan gelmişlerdi. "Benimki ama hala tıkır tıkır çalışıyor. Beyimizin ise durduk yere kalp atımı normal üstünde ve çok hızlıyı gösteriyormuş. Bozuk bu saat diye de bir dünya dert yandı." öyle değil Yiğit ama bu Efeyi öldürürdü. Bakışların bir anda ona dönmesi ile Yiğit onlara omuz silkti. Doğru ya, doğruydu. Bozuktu o saat. Uslanmaz bir kadının bozduğu bir saatti üstelik... --------------------------------- Acaba saatçi ne diyecek?:)) Umarım o da güzel bir hekimdir. Notunu Yiğit'e merak ediyorum.:)));)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE