İlk Çıkmaz Yol

1112 Kelimeler
Havaalanının VIP salonunda, sessizlik ve lüks koltukların arasındaki gerginlik gözle görülür bir yoğunluktaydı. Bella, bir yudum aldığı kahvesine odaklanmış gibi yapıyordu ama gözleri, Alex’in masanın diğer ucunda telefonuna bakışına kayıyordu. Bu adam ne kadar rahat görünse de o çenesindeki kasılmadan ne düşündüğünü az çok tahmin edebiliyordu. “Bu kadar mı sıkıldın benimle, Alex? Yoksa tatil boyunca telefonda kaydırıp durduğun iş mailleri senden daha mı eğlenceliydi?” dedi Bella, kaşlarını kaldırarak. Alex başını kaldırmadan gülümsedi. O sinir bozucu, ama bir o kadar da insanı alt üst eden, kendinden emin gülümsemesi. “Hayır, aksi kız. Sadece işime öncelik vermek gibi ufak bir alışkanlığım var,” dedi sakince. Telefonunu bırakıp, arkasına yaslandı. “Ama senin şu Jeremy’yle olan küçük asansör macerandan sonra eğlence anlayışımın yetersiz kaldığını fark ettim. Belki de senin seviyene inmeyi öğrenmem gerekiyor.” Bella, kahvesini zarif bir şekilde masaya koydu ve yüzüne şaşırmış bir ifade takındı. “Ah, işte o meşhur laf sokma saatimiz başladı,” diye düşündü içinden. Ama bu oyunu seviyordu. “Asansör meselesi... hâlâ orada mıyız? Olayın üzerinden iki gün geçti, Alex. Senin gibi bir adamın bu kadar takılmasını beklemezdim. Kıskandın mı yoksa?” dedi, başını yana eğerek. Alex kahkaha attı. Bu sahte, alaycı bir kahkahaydı. Sanki bu soruyu duymanın bile vakit kaybı olduğunu düşünüyordu. “Bella, kıskançlık mı? Jeremy gibi bir... ne diyelim, ‘nostalji atağı’ yaşayan biriyle karşılaştırılmak gururumu incitmiyor değil.” Bella, oturduğu yerden biraz öne eğildi. O parlak gözleri, Alex’in bu sahte özgüveninin ardındaki rahatsızlığı görüyordu. “Seninle hiçbir şey karşılaştırılamaz, Alex. Mesela, dünyanın en sabit fikirli erkeği ödülünü alırsın. Ama tabii ki, tatlı bir yüzün ve o pahalı saatlerinle bu eksiklerini kapatıyorsun,” dedi, dudaklarının kenarında hafif bir gülümsemeyle. Alex, bakışlarını Bella’ya dikti. Birkaç saniyeliğine yüzündeki her türlü ifade silindi. Sanki bir karar vermeye çalışıyormuş gibi ona baktı. Sonra, tekrar o sinir bozucu gülümsemesini takındı. “Biliyor musun, Bella? Sen ne kadar sinir bozucu olursan ol, eğlencelisin. Ama bu, benim sana olan tahammülümün sınırsız olduğu anlamına gelmiyor.” dedi, masadan kalkarken. VIP salonun çalışanlarından biri, Alex’in işaretiyle hemen harekete geçti. Valizler, çoktan özel bir hizmetçinin ellerindeydi. Bella, Alex’in her zamanki gibi her şeyi kontrol edişini izlerken, onun ardından ayağa kalktı. “Evet, Alex. Ben eğlenceliyim, sen ise dayanılmaz derecede kibirli. Ama itiraf edeyim, bir şekilde işliyor,” dedi, omuz silkerek. Alex, kapıya yöneldiği sırada hafifçe dönüp Bella’ya baktı. “Ben kibirli değilim. Sadece haklıyım,” dedi, göz kırparak. Bella, kaşlarını çattı ama dudakları istemsizce yukarı kıvrıldı. Ah, bu adam bazen gerçekten dayanılmazdı. Ama işte, sırf bu yüzden ona dayanabiliyordu. Dışarıdaki limuzin onları bekliyordu. Alex, arabaya binerken arkasına bile bakmadan kapıyı açtı. Bella, hala içinden bir şeyler geçirerek onun yanına oturdu. Arabada sessizlik hakimdi, ama bu sessizlik patlamaya hazır bir bombadan farksızdı. “Biliyorsun değil mi?” dedi Bella, camdan dışarı bakarken. “Bir gün, şu haklılık takıntın başını belaya sokacak.” -- Bella, malikaneye döndüğünde hemen yatağa uzanıp uzun bir süre uyumuştu. O kadar yorulmuştu ki. Bunca yaşananlar her şey onu zedelemişti. Linda ile çözdükleri dergi testine bile kafayı bozmuştu aylar önce. Evlenemeyeceğini söylüyordu herkes. O evlenmişti ama. Sahte de olsa. Bozulurdu büyü değil mi? Uyandığında karnının gurultusuyla mutfağa koştu. Saat çok geç olmuştu. Daha önce yemekleri hep odasına getirmişlerdi. Fakat bu sefer dayanacak gibi değildi. Karnı bir hayli acıkmıştı. “Merhaba, Bayan Walker. Size nasıl yardımcı olabilirim?” dedi çalışan yaşlı bir hanımefendi. Hemen kafamı yana eğdim mahçup bir ifadeyle. “Bella, de bana lütfen. Senin adın ne?” dedim gülümseyerek ak saçlarına bakarken. Suratında tatlı bir ifade belirdi. “Sophie, hanımefendi.” dedi bu sefer. Kaşlarımı çatarak “Bella.” dedim uyarır bir tonla. “Bana acilinden bir yemek yapmamız gerekiyor. Açlıktan öleceğim.” dedim Sophie’ye dönerek. “Ben hemen size hazırlayayım. Üzerimi değiştirmiştim. Kıyafetlerimi giyip geleyim, Bella.” dedi bu sefer. Üzerine baktığımda eve gitmek için hazırlanmış olduğunu görerek hemen itiraz ettim. Uzun uğraşlar sonucu sonunda kendim yapabileceğime ikna ederek eve gitmesini sağladım. “Evet, ne yapabilirim?” diye düşünürken “Makarna.” dedim akabinde. Bence yapabilirdim. Hemen tencereyi alıp su kaynatmaya başladım. Dolapları karıştırarak makarnayı bulmaya çalıştım bir süre. Makarnayı bulunca yaşadığım sevinç gerçekten takdir edilesiydi. Saçımı toplamak için tokamı aradım. Neredeydi bu? Mutfak tezgahına mı koymuştum yoksa odada mı unutmuştum? Etrafıma bakınırken “Bileğinde.” diye bir ses duyarak çığlık attım korkuyla. Gözlerim bileğime döndüğünde gerçekten orada olduğunu fark ettim. “Evet öyleymiş, teşekkürler.” dedim Alex’e dönerek. “Dalgınsın, aksi kız. İyi misin?” dedi Alex. Makarnayı tencereye dökmeye başladım. “İyiyim, Alex.” dedim. İyiydim ama biraz fazla olmuştu balayında yaşananlar. Yorulmuştum. Alex yavaşça yanıma doğru yaklaştı. Sırtını tezgaha yaslayarak bana doğru döndü. “Anlat, aksi kız.” dedi emrederek. Ona doğru baktım. “Yok bir şey dedim.” diyerek onu tersledim. Alex belimden çekip beni tezgah ile arasına sıkıştırdı. Elleri iki yanımdan tezgahı tutuyor çıkmamı engelliyordu. “Çok yaklaşmıyor musun sence de Alex?” dedim temkinli bir sesle. Alex bedenini bedenime yasladı. “İstersen biraz daha yaklaşabilirim.” dedi yaramaz bir sesle ve sesini düzelterek ekledi “Anlat, aksi kız. Neler oluyor?” “Alex, yoruldum sadece. Tüm bu olanlardan. Sürekli karşıma eski ilişkilerim çıkıp duruyor tamam mı? Nedenini de anlamıyorum. Biri sanki hepsini arayıp çağırmış gibi hayatıma. Sınanıyorum resmen.” dedim bıkkın bir ifade hakimken yüzüme. “Artık benimle evlisin. Hepsini haritadan silebilirim istersen.” dedi. Yapabilirdi sanırım. Daha o kadar tanımıyordum. “Yani tercih etmem ama sağol yine de.” dedim gülerek. En azından neşem yerine gelmişti. Makarnanın taşmasıyla oraya ilerleyerek altını kapattım. Alex’in garip bir şekilde kibarlığı üzerindeydi. Bu durum beni hem endişelendiriyor hem de gülümsetiyordu. Normal zamanlarda olan o kaba tavrını bugün bir kenara bırakmış ve ilgili biri gibi davranıyordu. Onun da içinde bir yerlerde kibar biri olabileceği düşüncesi her ne kadar beni güldürse de olasılığını sıfırdan yükselttiği doğruydu. “Pizza söylüyorum.” dedi Alex. “Sen, bu saatte sağlıksız bir şey mi yiyeceksin?” dedim Alex’e dönerek. Gözlerini devirdi. “Hayır tabi ki. Evimi yakmaman için sana söyleteceğim.” dedi küçümseyen bir bakışla. “Paylaşıcağımı düşünüyorsan avucumu yalarsın.” dedim. Alex güldü. “Yalayacağım tek şey avucun olmaz aksi kız.” dedi göz kırparak ve yanımdan geçip gitti. İçim harlanıyordu yine. Ben de nerede bu karıncalar diyordum. Bugün parmaklarımla güzel bir yolculukları vardı belli ki. -- Pizzamın gelmesiyle beraber salona doğru ilerledim. Ayaklarımı uzatarak seçmiş olduğum filmi izlemek için koltuğa kuruldum. Pizzam hem güzel hem de sıcak gözüküyordu. Gözlerimdeki şevki görseler şubeyi üzerime yapabilirlerdi. Tam bir ısırık alacaktım ki cama isabet eden kurşun ile çığlığı bastım. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Kafamı koruyarak yere doğru yattım. Uzaklardan Alex’in sesini duyuyordum. Bana doğru gelen Alex’in endişeli gözlerini gördüm. Bana doğru bakıyordu. “Bella, vurulmuşsun.” dedi hayalet bir sesle. Üzerime doğru bakarken gördüğüm kan ile görüntümü kaybedip olduğum yere yığıldım. Karanlık sardı götürdü benliğimi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE