2.Bölüm

829 Kelimeler
Nazin ve Akif abime imam nikahı kıyılacaktı. Bu yüzden Nazin’e kendi kıyafetlerimden verecektim. Beyaz, çok sevdiğim bir elbise vardı. Hemen onu dolaptan çıkarıp Nazin’e uzattım. Ona çok yakışacaktı. Seher Nazin’e bakıp “Sen istersen tuvalette üstünü giyip gel. Ben de makyajını yaparım.” dedi. Ben de makyaj yapabiliyordum ama Seher bu konuda gerçekten çok iyiydi. Zaten benim makyajla gezmem bu konakta çok zordu. Kesin hemen laf yerdim. Nazin üstünü değiştirirken ben de Seher’le konuşmaya başladım. “Neler konuşuyorlar bizim hakkımızda? Gelirken duydun mu bir şeyler?” “Valla ne konuştuklarını duymadım xwişka min(kız kardeşim). Ama öyle bir bakışları vardı ki..Sanki ben kaçtım.” İnsanların bakışları tekrar aklına gelmiş olacak ki bir an sinirlendi. “Neyse, imam nikahının kıyıldığını duyunca ağaların kararı çıkana kadar seslerini keserler. Zaten Adar kız kardeşi hakkında konuşulmasını kabul etmez.” “Doğru diyorsun. Arslanoğulları susturur herkesi.” “Berdel kararı çıksa bari ağalardan da iki insanın sevdası kanlı bitmese. Ama berdel olursa sen de yanıyorsun bu işte Avşin.” “Berdel zaten Esma için olacak. Hem yaşça büyük hem de Zerşin bunun işin her şeyi yapar. O yüzden berdel kararı beni korkutmuyor. Aksine en çok istediğim şey. Abim ve Nazin yaşayacak, Esma evden gidecek.” “Hayali çok güzel de, Esma’nın bir gün Arslanoğulları’nın hanım ağası olacağını biliyorsun değil mi bu durumda? Adar şu an ağa olabilir ama annesi hayattayken bu sıfatı kimseye vermez.” “O zaman Allah Dilan Arslanoğlu’na uzun ömürler versin Seher. Esma’nın hanım ağalığını o zaman düşünürüz. Boşver şimdi bunları.” Biz kendi kendimize düşünürken Nazin’de tuvaletten çıktı. Üstündeki elbise ona çok yakışmıştı. Prenses gibi olmuştu. Nazin’in abimin ilgisini neden çektiğini şimdi anlıyordum. Duru bir güzelliği vardı, kalbinin güzelliği yüzüne yansımıştı. “Çok güzel olmuşsun Nazin. Abim var ya şoka girecek.” diyerek güldüm. Yanakları hemen kızardı. Seher “Makyajını da yapayım, şu yüzünün kızarıklığı bir gitsin. Ağladığın çok gözükmesin. Herkes dost değil.” dedi. Çok haklıydı benim sevgili amca kızım. Nazin’in makyajı bittiğinde hep beraber odadan çıktık. Merdivenlerden inerken sabahın aksine hiç ses yoktu. Aşağı indiğimizde imamı salonun tam ortasında yerde otururken gördüm. Abim de hemen karşısında yerde oturuyordu. Nazin de hemen abimin yan tarafına geçti. İmam önce evlenecek kişilerin isimlerini sordu. “Akif ve Nazin.” “Şahitler kimlerdir?” “Melahat ve Mustafa.” Aile üyelerinden şahit koymak istememişti babam. Nikahın geçersiz olacağını düşünüyordu. Bu yüzden Melahat ve abisi Mustafa abiyi şahit göstermişti. “Evlenecek kişilerin anne baba isimleri nedir?” Önce abim cevap verdi. “Berivan ve Ahmet.” “Dilan ve Mervan.” Nazin’in sesi çok kısık çıkıyordu. İmam Kur’an-ı Kerim’den evlilik ile ilgili ayetler okumaya başladı. Hadisleri okudu. Nazin’e dönerek “Bu erkeği kabul ettin mi?” diye sordu. “Ettim.” “Kabul ettin mi?” “Ettim.” “Kabul ettin mi?” “Ettim.” Aynı soruyu yine üç defa abime sordu. Abim de aynı şekilde cevap verdi. Sonra şahitlere de sorular sorulduktan sonra mehir hakkında soru sordu. “Gelin kızım mehir ne istiyorsun?” Nazin’in bu konuyu düşünmediği yüzünden belli oluyordu. Zaten aklına gelmemesi çok normaldi. Ama abim onun yerine düşünmüş olacak ki cevap verdi. “Buradaki restoranda olan hisselerimin hepsini veriyorum.” dedi. Sanırım bunu abim de düşünmemişti. Bu fikir tamamen babama aitti. Çünkü böyle bir cevaptan sonra babama baktığımda hiç şaşırmamıştı. Zerşin ise şaşkınlıktan bakakalmıştı. Sonuçta bu hisse abimde kalsaydı babam yönetecekti ve paranın hepsi olmasa da bir kısmı yine Zerşin’in olacaktı ama hisse artık Nazin’indi. Para yine bu konağa girecekti ama söz hakkı Nazin’de olacaktı. Bu durum çok hoşuma gitmişti. Nikah bitince yerdekiler kalkıp koltuğa geçtiler. Melahat koltuğa yönelmeden mutfağa gitti. Çay ve baklava ile veri döndü. Bunları imama ikram etti. Sonra tek tek büyüklere getirdi. En sonda biz gençlere getirildi. Artık abim ve Nazin evliydi. Artık sadece ağaların kararı kalmıştı. Berdel kararının çıkması çok olasıydı. Hepimiz bunun olmasını istiyorduk. Herkes yavaş yavaş muhabbete başladı. Settar abim Nazin’e abimin küçüklüğü hakkında gülerek bir şeyler anlatıyordu. İkisinin küçükken tavuklardan kaçtığı bir olay vardı, tam duyamıyordum ama sanırım onu anlatıyordu. Çünkü herkese onu anlatır. Zerşin Hanım nikahtan beri pek memnuniyetsizdi. Yüzü mehirin ne olduğunu öğrendiğinden beri düşüktü. Babam ilk defa karısına danışmadan adım atmıştı. Onun böyle bir şeye izin vermeyeceğini biliyordu. Sanırım Arslanoğulları’nın kızına verebileceği bir en iyi şeyi vermek istedi. Amcam kalkacakları söylemek için konuşmaları böldü. “Biz artık kalkalım biraye min(kardeşim).” “Yemeğe de kalsaydınız ağabey. Sizin de eviniz burası.” Amcam babamdan büyüktü fakat ağa olan o değildi. Bu sorumluluğu almak istemediği, daha rahat olmak istediği için ağalık babama kalmış. Bazen amcam ağa olsaydı her şey daha güzel ve kolay olurdu diye düşünmesen edemiyorum. “Yok, biz artık gidelim. Sabahtan beridir buradayız. Çocuklar da evde kaldı zaten.” Seher’in üç tane erkek kardeşi vardı. Bunların en büyüğü bile 15 yaşındaydı. Bir de abisi vardı. Serhat abi 27 yaşındaydı. Bazen Urfa’da olurdu bazen ise İstanbul’da. Babam onaylar anlamında kafasını salladı. Herkes amcamları yolcu etmek için kalkarken dışarıdan araba sesleri geldi. Hemen ardından bir el silah sesi. “Kardeşim nerede? Nazin’im nerede lan?” Gelen Adar Arslanoğlu’ydu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE