BÖLÜM 7

3551 Kelimeler
Seval KURT Eve dönüş yolunda dışarıyı izlerken aklımdan plan yapmaya başladım. Üç gün sonra yılbaşı ve ben evde geçirmek istemiyorum. Hoş abimi ikna etmek zor olacak ama denemekte fayda var. Pamir’i yanıma çekebilirsem abimi de ikna ederim. Hem Gülce de benden taraf olur. Gülce neredeyse tamamen toparlamıştı. Hala biraz içine kapanık ve çekingendi ama bu kadarını normal karşılıyoruz. Elimizden geldiğinde onun üzerine gitmiyor, onun bizimle iletişim kurmasını bekliyoruz. Üzerine gidersek ters tepebilir. O düzeldiğinde bende okuluma dönmüştüm. Hocalarıma özel bir durumum olduğunu söylemiş ve notlarımı toparlamıştım. Alan derslerimden yana zaten sıkıntım yoktu ama ortak dersler için sıkı bir çalışmaya ihtiyacım vardı. Çalan telefonum ile çantama uzandım. Songül abla arıyordu. Bekletmeden; “Efendim Songül abla?” Diyerek cevapladım. Gözleri yolda olan Ozan abi anlık bana bakıp önüne döndüğünde sırıttım. Bu ikisinde var bir şey ama hadi hayırlısı. “Seval geliyor musun canım?” “Evet abla geliyoruz. Bir şey mi oldu?” Derken sesim endişeli çıktı. Ozan abinin bakışları anında beni buldu. “Yok kuzum. Annem dedi ki ara neredeymiş öğren hep beraber oturup çay içeriz.” Duyduklarım ile rahat bir nefes verdim. “Anladım abla. Yoldayız en fazla on dakikaya evde olurum.” “Tamam kuzum. Görüşürüz.” Deyip kapattı. “Bir şey mi olmuş?” Diyen Ozan abinin kaşları çatıktı. “Yok abi hep beraber çay içecekmişiz de beni bekliyorlarmış.” Dediğimde sinirle; “Hey Allah’ım ya.” Dedi ve önüne döndü. Bu haline ister istemez güldüm. Bir ara Songül ablayı sıkıştırsam iyi olacak. Eve vardığımda zile basmak yerine anahtarımla içeri girdim. Neşeyle; “Ben geldim.” Diye bağırdım ve salona yöneldim. Gülce oturduğu koltuktan ayaklanıyordu. “Hoş geldin canım.” Dediğinde gülümseyerek yanına gittim ve onu öptüm. Gülce bana baya alışmıştı ve yakın davranmaya başlamıştı. Onun arkadaşlığı, kardeşliği bana çok iyi gelmeye başladı. “Hoş buldum kuzum. Millet nerede?” “Egemen abi ile Pamir abi henüz gelmedi. Nevin teyze ile Songül abla da mutfakta çayın yanına bir şeyler yapıyorlar. Bende yardım etmek istedim ama Nevin teyze beni zorla otutturdu.” Kıkırdamaya başladım. Gülce çok tatlı ve masum bir kızdı. Her hali o kadar doğal ve içtendi ki sevmemek elde değil. “Nevin sultanı kızdırmak istemezsin.” Dediğimde o da güldü. “Kuzum geldin mi?” Nevin teyze ve Songül abla mutfaktan çıkmış yanımıza geliyordu. “Geldim sultanım.” Dedikten sonra onları da öptüm. “Her şey hazır.” Diyen Songül abla ile; “Ben üstümü değiştireyim geliyorum.” Dedim ve hızla merdivenlere yöneldim. Odama girdiğimde oyalanmadan banyoya gittim ve kıyafetlerimi çıkarıp kirli sepetine attım. Banyodan çıkıp giyinme odama girdim ve dolabımı açtım. Siyah kalın taytımı ve tweetyli ince kazağımı giyindim. Açık olan saçlarımı gevşek bir at kuyruğu yaptıktan sonra ev ayakkabılarımı giyinip aşağı indim. Bizimkilerin sesi kış bahçesinden geliyordu. Bende o tarafa yöneldim. Onlar çokta kış bahçesindeki koltuk takımını yerleşmişti. Ortadaki masada kek, kısır, börek ne ararsanız vardı. Yine bir dünya kalori alacağız. “Nevin sultan bu kadar şeyi kim yiyecek?” Derken Gülce’nin yanındaki boşluğa kuruldum. “Egemen ile Pamir geldiğinde onlarda yer.” Dediğinde gülümsedim. Çayımı önüme aldım ve yudumladım. “Gülce ne yaptın bugün?” “Bol bol sıkıldım.” Dediğinde içim bir hoş oldu. Biz bu kızı hapis gibi bu eve kapattık. Bende olmayınca elbette ki sıkılır. “Şey yanlış anladın.” Gülce yüzümü görünce açıklamaya çalıştı. Gülümseyerek onu susturup; “Yok kuzum yanlış anlamadım. Sıkılmak en doğal hakkın. Biz sen önümüzdeki hafta sonu bir alışverişe çıkalım.” Dediğimde sessiz kaldı. Bende susunca Nevin teyze ile Songül abla konuşmaya başladı. Bir anda gerilen ortamı yumuşatmak istediklerini biliyorum. Onlarda sustuğunda bir süre sessizce yapılanlardan yedik. “Bir şey sorabilir miyim?” Diyen Gülce ile ona döndüm. “Tabi ki.” Derken neşem yerine gelmişti. Gülce’yi üzmek ya da küstürmek istemiyorum. “Neden bu evde bu kadar çok adam var?” Dediğinde bir an kala kaldım. Ne diyeceğim ben şimdi? Ya korkarsa? “Ş-şey abimlerin yaptığı iş yüzünden.” Derken huzursuz oldum. “Ne iş yapıyorlar?” Hah buyur buradan yak. “İkisinin ortak kurduğu bir yazılım şirketleri var. Kural Teknoloji.” “Kural mı?” Dediğinde gülümsedim. “Kurdun kur’u, ünalın al’ı.” Açıkladığımda Gülce de güldü. “Pamir abi ile uzun süredir mi arkadaşsınız?” Dediğinde yüzümdeki gülümseme genişledi. “Benden de öncesi var. Pamir’in babası ile benim babam çocukluk arkadaşlarıymış. Babam evlenmiş ve ardından Pamir’in babası evlenmiş. Babalarımız sayesinde annelerimizde çok iyi arkadaş olmuş. Sonra abim doğmuş, ondan iki sene sonra da Pamir. Hatta Pamir’den üç sene sonra da Songül abla doğmuş. Ben doğduğumda Pamir ve Songül abla bizim evden biri gibiydiler. Gözümü bu dünyaya açtığımdan beri beraberiz.” Nefes almak için durduğumda Gülce’nin hayranlıkla bana baktığını fark ettim. “Çok şanslısın. Ben yalnız büyüdüm.” Dediğinde içim bir garip oldu. Keşke çok önce tanısaydık birbirimizi. “Olsun o da güzel. Benim tüm çocukluğum ve gençliğim bu iki adam yüzünden zehir oldu. Bana nefes aldırmazdılar.” Dediğimde herkes kahkaha attı. “Sorma Gülce kızım. Seval’i ne delirtirdiler. Hatta bir keresinde Seval kısa etek giydi diye kızın tüm elbise ve eteklerini kesmiştiler. Seval gördüğünde delirmişti.” Nevin teyzenin anlattığı ile bir kez daha kahkaha attık. O ikisiyle ne çok anım vardı. “Başka neler yaptılar?” Diyen Gülce ile Nevin teyze anlatmaya başladı. O anlattıkça bizim gülüşlerimiz yankılanmaya başladı. Çocukluğumun hatıralarını dinlemek çok eğlenceliydi. Nevin teyze benim bile hatırlamadığım şeyleri de anlatmıştı. Şimdiki zamana inat çok güzel bir çocukluk geçirmiştim. Uzun süren sohbetimizin sonunda gülmekten karnımız ağrımıştı. Nevin teyze akşam için yemek yapmaya gidince Songül abla da yardıma gitti. Gülce ile yalnız kaldığımızda bir süre sessizce oturduk. “Pamir abinin ailesi nerede yaşıyor?” Gülce’nin sorusu ile tekrar gerilmeye başladım. “Onlar da vefat etti. Ailelerimiz aynı gün öldü. B-bir p-patlamada.” Cümlemin sonunda zorlanmıştım. Bunu hala daha söylemek benim için çok zordu. Gülce’nin şaşkın ve hüzünlü gözlerle baktığını gördüğümde bakışlarımı kaçırdım. Ailemi özlüyordum. Babamın sert olan ama bizi seven hallerini, annemin yumuşak kalpliliğini. “B-ben özür dilerim. Başınız sağ olsun.” Dediğinde uzanıp elini sıktım. “Üzülme kuzum bilemezdin. Bizim için kötü bir zamandı ama geçti.” Derken bir kez daha gözlerimi kaçırdım. Gerçekten geçmiş miydi? İnsan nasıl alışırdı ölüme? Nasıl bir anda ailesinin yok olmasını kabullenirdi? Aslında hiçbirini yapamaz. Sadece öyleymiş gibi davranır o kadar. “Babam beni kendiyle yaşıt bir arkadaşıyla evlendirmeye kalktı.” Diyen Gülce ile donup kaldım. Bu da ne demekti? Şerefsiz! Pislik! “Bende evlenmek istemediğin için önce dayak yedim, sonra da babamı yaralayıp kaçtım.” Duyduklarım ile gözümden yakan yaşlara engel olamadım. Bir insan nasıl bu kadar vicdansız olabilir ki? İnsan nasıl kıyar kendi kızına? “Ben ne diyeceğimi bilemiyorum Gülce. Çok üzüldüm. Keşke daha önce karşılaşsaydık.” Cümlem bittiğinde Gülce hızla bana sarıldı. Bende ona sarıldığımda bir süre sessizce göz yaşı döktük. Sonunda toparlandığımızda ikimizin de gözleri kızarmıştı. “Bu adamlar ile şirketin ne alakası var?” Gülce’nin sorduğu soru ile gözlerimi kaçırdım. “İstemezsen anlatma. Haddimi aşmak istemedim.” Dediğinde hızla ona döndüm. “Yok canım o yüzden değil. Nasıl karşılarsın emin olamıyorum.” “Ben insanları yargılamam Gülce. Her şeyin bir sebebi vardır.” Dediğinde derin bir nefes aldım. Bilmeye onunda hakkı var. “Pamir dedesi ve bizim dedemiz zamanında İstanbul’un en ünlü kabadayılarıymışlar. Güçleri ve zenginlikleri dilden dile dolaşırmış, onlardan herkes korkarmış. İkisinin de birer oğlu olduğunda aynı yolda onları yetiştirmeye başlamışlar. Babalarımız büyüyüp işin başına geçtiklerinde kendilerini daha da geliştirmişler. Büyük bir yeraltı dünyası kurmuş ve başlarına geçmişler. İstanbul’un hepsi onlardan bahsedermiş. Abim ve Pamir bu dünyayı hiç kabul etmediler. Onlara inat üniversite okudular ve ikisi de bilgisayar mühendisi oldular. Mezun olduklarında kendi emekleri ile bu şirketi kurdular. Şirketin tam köklü bir hale geldiği zamanlarda ailelerimize düşmanları bir suikast düzenledi ve öldürdüler. Bu yüzden abim ve Pamir o istemedikleri yeraltına indiler ve babalarında devir aldıkları mafyalığı yapmaya başladılar. İşte bu kadar adam ve tedbir bu yüzden. Abimin bu denli korumacı olmasının sebebi de bu. Şirket ve mafyalık dışında yaptıkları bir sürü iş var. Birçok gece kulübü, kafes dövüşleri ve aklına gelebilecek bir çok pis iş. Abim tüm bunlardan beni korumaya çalışıyor. İşte hepsi bu.” Sustuğumda zorla yutkundum. Anlatırken boğazıma oturan yumru bir türlü gitmek bilmiyordu. Dönüp Gülce’ye baktığımda düşünceli bir halde durduğunu gördüm. Acaba anlatmakla hata mı yaptım? “N-nasıl mafya? B-bildiğimiz mafya mı?” Derken korkmuş gözüküyordu. “Düşündüğün gibi değil canım. Abim ve Pamir kötü insanlar değiller.” Dediğimde şüpheyle bana bakıp; “O zaman neden yapıyorlar?” Diye sordu. Sıkıntılı bir nefes alıp; “Bırakmak düşündüğün gibi kolay değil. Mecburen bu işin içindeler.” Dedim. Gülce uzunca bir süre daha sessiz kaldı. Sonunda; “İkisinin adına da üzüldüm. İstemedikleri halde böyle bir şeye mecbur kalmaları çok kötü.” Dediğinde az da olsa rahatladım. Bana inanması büyük bir şans, korkup kaçabilirdi de.  “Fıstığım.” Abimin sesi ile kendime geldim. Hızla gülümsedim ve ona döndüm. Pamir ve abim kış bahçesinin kapısında dikilmiş bize bakıyordular. “Hoş geldiniz.” Derken sesimin neşeli çıkmasına özen gösterdim. Gülce de; “Hoş geldiniz.” Dediğinde abim bize bakmaya başladı. Gözlerimi ondan kaçırdığımda Pamir ile göz göze geldim. Bana uzun uzun baktıktan sonra kaşlarını çattı. Az önce gözlerindeki sakinliğin yerini öfke almaya başlayınca, ağladığımı fark ettiğini anladım. Pamir ağlamamdan nefret ederdi ve bana çok kızardı. “Neden ağladınız siz?” Diyen abim ile gözlerimizin temasını kestim. “Hiç canımız sıkıldı ondan.” Dediğimde Gülce gülmeye başladı. Bende ona katıldım ve biz ikimiz deli gibi katıla katıla güldük. O arada abim ve Pamir gelip karşımıza oturdu. Biz susunca abim; “Yemedim fıstığım.” Dediğinde ona öpücük attım. Pamir’e bakmaktan ise bilerek kaçındım. Biz gergince dururken Songül abla abime ve Pamir’e çay getirdi. Yeni servis açtığında da onlarda bir şeyler yemeye başladı. “Abi üç gün sonra yılbaşı.” Dediğimde bakışları bana döndü. “Ne olmuş?” Ay yok katıksız öküzcük bu. “Abi ne demek ne olmuş? Bir şeyler yapmayacak mıyız?” Dediğimde kaşlarını çattı. “Seval cevabını bildiğin soruları sorma güzelim.” “Ama abi bu yılbaşı, hem Gülce de sıkılmış. Kıza da değişiklik olur.” Dediğimde Gülce’den bacağıma bir cimcik yedim. Onu kullanmama kızmış olmalıydı ama yapacak bir şeyim yok. Tüm müritlerimi toplamam lazım. Abim bir bana bir de Gülce’ye baktıktan sonra yemeğine geri döndü. Omuzlarım çökerken Pamir’e dönüp; “Bari sen bir şey de Pamir. Lütfen.” Dedim başımı sağa yatırarak. Pamir bana dayanamazdı. “Abin haklı çitlembik.” Dediğinde ona dil çıkardım. Pamir sırıtırken ben surat asarak arkama yaslandım. Uyuz ne olacak! Abim yemeyi bitirdiğinde ayaklandı. Kış bahçesinden çıkmadan; “Ben bir şeyler düşüneceğim.” Dediğinde heyecanla ellerimi çırptım. “Aslan abim benim.” Diye tezahürat yaptığımda abim gülerek çıktı. O gittikten sonra Gülce de lavaboya gitti. Pamir ile yalnız kaldığımızda arkama yaslandım ve dışarıyı izlemeye başladım. Dün geceden beri aralıksız yağan kar sayesinde bahçemiz az da olsa kar tutmuştu. Bir anda yanımda hissettiğim hareketlilik ile hızla kafamı çevirdim. Pamir ile burun buruna geldiğimde aldığım nefes yarıda kaldı. Birbirimize o kadar yakındık ki, burunlarımızın ucu birbirine değiyordu. Gözlerim istemsiz Pamir’in dudaklarına kaydı. Onunda benim dudaklarıma baktığını fark ettiğimde alt dudağımı dişledim. Pamir; “Seval.” Derken sesi acı çeker gibi çıkmıştı. Ben ise yüzümü yalayıp geçen nefesi ile gözlerimi kapattım. “P-Pamir.” Derken sesim fısıltı şeklinde çıkmıştı. Bu adamın üzerimdeki etkisinden nefret ediyorum! Aklıma gelenlerle hızla gözlerimi açtım. Pamir bana daha çok yaklaşmıştı. Dudaklarımızın arasında santimler kalmıştı. Hızla geri çekildiğimde Pamir’in gözlerinden hüzün ve hayal kırıklığı geçti. Gözlerinde gördüğüm duygu beni üzse de kendime engel oldum. Bir daha aynı salaklığı yapmayacaktım! “Neden ağladın Seval?” Derken sesi sakindi. “Sana ne!” Terslediğimde kaşlarını çattı. “Seval.” Derken sesinden sinirlendiğini anladım. “Efendim Pamir.” “Tepemi attırma benim.” “Atarsa ne olur?” Dediğimde bir anda kollarımdan tuttu ve beni kendine çekti. O kadar yakındık ki nefes almaya korktum. Dudaklarımı oynatsam, onun dudaklarına değecekti. “Tepemi attırma çitlembiğim.” Konuşurken dudaklarıma sürtünen dudakları yüzünden titredim. Çok yakındık. Çok çok yakın. Fazla yakın. Hızla yerimden kalktım. Pamir şaşkınlıkla bana bakarken kapıya doğru koştum. Arkamdan; “Seval.” Diye seslense de durmadım. Koşarak merdivenleri çıktım ve odama girdim. Göğsüm hızla inip kalkarken kapıya yaslandım ve bedenimi yere bıraktım.     Gülce TURAN Bir sonraki gün olduğunda Egemen abi hepimizin hazırlanmasını, yılbaşı için küçük bir tatil yapacağımızı söyledi. Ben gitmek istemesem de itiraz etmeme bile müsaade etmemişti. Bu yüzden de valizimi hazırlamış ve gitmeyi beklemiştim. Öğleden sonra geldiklerinde Egemen abi, Pamir abi, Ozan abi, Burak abi, Nevin teyze, Songül abla, ben de Seval ile yola çıktık. Uzun bir yolculuğun ardından geldiğimiz dağ evine hayranlıkla bakmaya başladım. Göl kenarında olan evin her yanı beyaz karlarla kaplıydı. İki katlı tahtadan olan ev gerçekten çok güzel gözüküyordu. Sanki kart postal gibiydi. Eve girdiğimizde içine ayrı hayran kalmıştım. Sade ama şık bir döşemesi vardı. Abartıdan uzak, huzurlu bir ev yapmışlardı. Su yeşili tonlarında şık bir koltuk takımı, büyük bir yemek masası ve kocaman televizyon vardı. Ayrıca televizyonun tam karşısında da şömine vardı. Ben böyle evleri sadece filmlerde olduğunu düşünürken burası gerçekti ve ben şu an bu evdeydim. Şimdi ise hazırlanıyorduk. Daha doğrusu Seval beni süslüyordu. Dün hep beraber kocaman bir ağaç süslemiştik. Herkes yardım etmişti ve çok eğlenmiştik. Evin belli yerlerine de minik süsler asmıştık. Hayatımda ilk kez böyle bir şey yaşıyorum ve inanılmaz mutlu oluyorum. Korkmadan, endişelenmeden, düşünmeden güzel bir şeyler yapmak çok güzeldi. “İşte bitti.” Diyen Seval sonunda çekildi. Hızla yerimden kalktım ve aynaya yöneldim. Bitene kadar bakmama izin vermemişti. Aynanın karşısında kendimi gördüğümde çok şaşırdım. Saçlarıma maşa yapmış ve doğal bir görünüm kazandırmıştı. Yüzüme yaptığı hafif ama kusursuz makyaj sayesinde kalan morluklarım kapanmıştı. Dudağıma sürdüğü kırmızı ruj da her şeyi tamamlamıştı. Vay canına. Ben bu kadar güzel miyim? “Beğendin mi?” Seval’e döndüğümde beğeni dolu gözlerle bana baktığını gördüm. “Çok güzel. Teşekkür ederim. Ben ilk kez kendimi bu kadar güzel görüyorum.” Dediğimde Seval kıkırdadı. “Ben bir şey yapmadım canım benim. Sen zaten çok güzel bir kızsın, ben sadece birazcık bunu ortaya çıkardım.” Dediğinde bir kez daha aynaya döndüm. Beni bıraksa saatlerce kendime bakabilirim. İlk kez kendimi bu kadar şık ve güzel görüyorum. “Şimdi sıra sana yılbaşı hediyemde.” Dediğinde şaşkınlıkla ona döndüm. Elinde üs tane torba vardı. “Ne gerek vardı Seval?” Derken yanaklarım yanmaya başlamıştı. Mahcup olmuştum. Hem benim ona hediye alacak param yoktu, hem de dışarı çıkmaya korkuyorum. “Hiç kızarıp bozarma bebeğim. Hadi git giyin.” Dedikten sonra poşetleri elime verdi. Bende bir şey demeden banyoya yöneldim. Ne dersem diyeyim sonunda istediğini yaptıracağını biliyorum. Poşetten çıkanlarla gözlerimi kocaman açtım. Bunlar çok güzeldi ama ben utanırdım böyle giyinmeye. “Seval ben bunları hayatta giymem!” Diye seslendim içeriye. “Kafanı kırarım Gülce.” Dediğinde gözlerimi devirip poşettekileri çıkardım. İç çamaşırına kadar aldığını gördüğümde bir kez daha kızardım. Yine de hızla üzerimdeki kıyafetleri çıkardım. Siyah iç çamaşırlarını üzerime geçirdiğimde tam bedenime göre olması beni güldürdü. Seval çok dikkatli bir kızdı. Sonra da deri eteği ve kırmızı üstü giyindim. Aynada kendime baktığımda eteği ve üstü çekiştirdim ama hiçbir yerim kapanmadı. Bacaklarımın yarısından fazlası, göbeğim, kollarım ve göğüslerimin bir kısmı açıkta kalmıştı. resmen yarı çıplaktım. “Seval ben bunu giymem!” Diye söylenirken odaya döndüm. Seval tam ağzını açmıştı ki beni görünce sustu. Baştan aşağı beni süzerken kıpırdandım. Bu kadar dikkatli bakması beni utandırmıştı. “Vay canına. Kızım sen neymişsin be? Kendini saklıyormuşsun.” “Abartma Seval.” Dediğimde bana şaşkınlıkla baktı. “Cidden kendi güzelliğinin farkında değil misin?” Dediğinde omzumu silkip ona baktım. Giyindiği beyaz mini eteği ve siyah üstü ile çok güzel gözüküyordu. Üstü ile aynı renk olan topuklu ayakkabıları ile kıyafetini tamamlamıştı. Hafif makyajı ve açık bıraktığı saçları ile çok güzeldi. “Asıl sen güzelliğinin farkında mısın?” Dediğimde kendini süzüp; “Teşekkür ederim.” Dedi. “Yalnız ben bunları ve o ayakkabıları giymem.” Dediğimde gözlerini devirdi. “Tahmin ettim ve bunları da aldım.” Deyip bir torba daha uzattı. İçini açtığımda ince siyah çorap ve kırmızı converselerle karşılaştım. Koltuğa oturup çorabı ve ayakkabıları giyindim. Çoraplar diz kapağımın üstüne kadar geliyordu. Arada az bir ten açık kalıyordu, hoş çorap da çok ince olduğu için bacağım yine gözüküyordu. Ama ilk haline göre biraz daha iyi idi. “Kızlar hadi gelin artık.” Egemen abinin bağırması ile ayaklandık. Odadan çıktığımızda aşağı inmeye çekinsem de Seval elimden tuttu ve beni sürüklemeye başladı. Merdivenlerden inerken derin bir nefes aldım. Odalar az olduğu için ben Seval ile, Egemen abi Pamir abi ile, Songül abla ve Nevin teyze de beraber kalıyorduk. Ozan abi ile Burak abi kapıdan ayrılmadıkları için alt kattaki odayı kullanıyordular. Salona yaklaştığımızda sohbet sesleri gelmeye başladı. “Seval ben çıkıp kendi kıyafetlerimi mi giyinsem?” Dediğimde Seval sinirle; “Azıcık kendine güven Gülce. Çok güzel oldun.” Deyince bir şey diyemedim. Beraber salona girdiğimizde herkes hazırlanan mükellef sofranın çevresinde yerini almıştı. Sabahtan beri el birliği ile hazırlamıştık bu sofrayı. Hatta Nevin teyze bana hindinin içini doldurmayı öğretmişti. Hindinin mahrem yerlerinden elimi sokmak garip hissetmeme sebep olsa da çok eğlenmiştim. “Fıstığım nerede k…” Egemen abi Seval ile konuşurken beni görünce aniden sustu. Koyu gözleriyle beni baştan aşağı süzerken huzursuzca yerimde kıpırdandım. Baktığı her yer sanki karıncalanıyordu. “Vay canına cici kız. Bu sen misin?” Pamir abinin dedikleri ile yanaklarım yanmaya başladı. “Seval ısrar etti.” Derken başımı önüme eğdim. Derin bir nefes alıp geri kaldırdığımda bir adet kahve gözle karşılaştım. Normalde çikolata kahve olan gözler koyulaşmış, acı kahve rengini almıştı. Egemen abi boğazını temizleyip; “Çok güzel olmuşsun Gülce. Geçsenize.” Dediğinde kibarca gülümseyip bizim için ayrılan yere geçtim. Tam karşımda Egemen abinin olması ve hala dikkatle beni incelediğini görmek kıpırdanmama sebep oldu. Bana bakan koyu gözleri yutkunmama ve bacaklarımı birbirine bastırmama sebep oluyor. Bu adam sadece bakışlarıyla bana ne yapıyor? Diğerlerinin de iltifatlarını kabul ettikten sonra yüzüm komple yanmaya başladı. Eminim ki kıpkırmızı olmuştum. Bu huyumu hiç sevmesem de, iltifat duymaya alışık olmadığım için utanıyorum. Sonunda ilgi benim üzerimden uzaklaşmış ve herkes yemeğe odaklanmıştı. Rahatlayarak bende tabağıma yiyeceklerden doldurdum. Onlarla geçirdiğim bir buçuk haftanın sonunda iştahım biraz da olsa geri gelmişti. En azından artık bir kase çorbadan fazlasını yiyebiliyordum. Yemekler yendikten sonra Pamir abi müzik açtı. Egemen abi Seval’i dansa kaldırdığında beni de Pamir abi kaldırdı. Her ne kadar itiraz etsem de kolumdan tuttu ve bir anda kendimi dans ederken buldum. “Sopa gibi dikilme cici kız. Bana ayak uydur.” Diyen Pamir abi ile dediğini yaptım. Salonun ortasında bir süre müzik eşliğinde dans ettik. Bir ara Pamir abi; “Eş değiştirme zamanı.” Dedi ve bir anda kendimi Egemen abinin kollarında buldum. Belime kelini koyup beni kendine yaklaştırdığında nefes almakta zorlandım. Onun vücudundan bana geçen değişik bir akım titrememe sebep oldu. Gözlerimi göğsüne indirdim ve ona ayak uydurmaya çalıştım. Bu elbette ki kolay olmuyordu. Bacaklarım titrerken, burnuma dolan ferahlatıcı koku içimde garip kıpırtılara sebep oldu. Egemen abi limon ağacı ve toprak gibi kokuyordu. Nasıl bir parfüm kullanıyor bilmiyorum ama çok güzeldi. Koku ciğerlerine nüfus ettiği an insanı hayaller alemine götürüyordu. “Seni görünce çok şaşırdım ufaklık. Çok güzel olmuşsun, ayrıca tamamen iyileşmiş olarak görmek de mutlu etti.” Hareket eden dudaklarıma gözlerim takılsa da hemen yönümü değiştirdim. Karamış bakışlarla beni izlediğini görmek nefesimi tekletti. “T-teşekkür ederim. Sizin sayenizde.” Dediğimde sadece gülümsedi. Biz dans ederken Ozan abi Songül ablayı, Burak abi de Nevin teyzeyi dansa kaldırmıştı. İlerleyen saatlere kadar hem sohbet edip eğlenmiş hem de çeşitli danslar etmiştik. Hatta bir ara Seval’in zoru ile oynamıştık bile. Çok fazla beceremesem de onu kırmamak için oynamaya çalışmıştım. Yılbaşına az bir zaman kala Seval neşeyle; “Hediye zamanı.” Diye bağırdı. Herkes süslediğimiz ağacın altındaki paketlere yöneldiğinde rahatsız oldum. Ben hediye alamamıştım. Egemen abi elindeki paketle yanıma geldi ve bana uzattı. “Al bakalım ufaklık. İyi seneler.” Şaşkınlıkla elindeki paketi aldım ve heyecanla açmaya başladım. Gördüğüm cep telefonu kabı ile gözlerim kocaman açıldı. Egemen abi bana ıpone x almıştı. “Benim adıma hat alındı ve içine takıldı. Ayrıca hepimizin numaraları da kayıtlı. Artık istediğin sen bize, bizde sana ulaşabileceğiz.” Dediğinde tepki veremedim. Sanki dilim tutulmuştu. O arada Pamir abi gelmiş ve kocaman bir paket vermişti. Şaşkınlıkla elimdeki telefonu kenara bırakmış ve onun verdiği paketi açmıştım. Telefonumla aynı parka olan laptopu gördüğümde şaşkınlığım bir kat daha arttı. “Artık sıkılmaman için aldım cici kız. Rahatlıkla internette gezer, film izlersin.” Dediğinde şaşkın şaşkın yüzüne baktım. “B-bunlar çok değerli hediyeler. Kabul edemem.” Derken başımı eğdim. Bu kadar pahalı şeyleri alamazdım. “İtiraz yok Gülce. Hepsi senin.” Diyen Egemen abi ile; “Ama Egemen abi.” Dedim. Bakışları sertleşti ve kaşlarını çattı. Neye kızdığını anlayamasam da sessiz kaldım. Belki de hediyeleri alamam dediğim için kızmıştı. Seval; “Benim hediyem üzerinde zaten ama bu kadar değil. Hafta içi diğer hediyemi vereceğim.” Dediğinde kaşlarım çatıldı. Kıyafetlerimi almıştı ya daha ne hediyesi? Songül abla ve Nevin teyze de bana çeşit çeşit romanlar almıştı. Bir sohbetimizde kitap okumayı çok sevdiğimi söylemiştim ve unutmamıştılar. Herkes birbirlerine hediyesini verdiğinde yılbaşına girmemize son otuz saniye kalmıştı. Egemen abi; “Hadi bahçeye.” Dediğinde hep birlikte dışarı çıktık. Etraf oldukça karanlıktı ve biraz ilerimizi görmek neredeyse imkansızdı. “Kimse dilek dilemeyi unutmasın.” Diye neşeyle bağıran Seval; “10.” Diyerek geri sayımı başlattı. Herkes neşeyle geriye doğru sayarken son bulduğu an havai fişek atmaya başladı. Karanlık gece ışıklar sayesinde aydınlanırken, büyülenerek izlemeye başladım. Benim tek dileğim mutlu olmaktı ve ben buna zaten ulaşmıştım. Bu insanların yanında çok fazla mutluydum. İçime dolan huzurla gözlerimi kapattığım sırada birinin kulağıma eğildiğini fark ettim. Ben kim olduğuna bakamadan Egemen abi; “Sanırım yeni yıldan bana abi dememeni dileyeceğim.” Dedi. Ne demek istediğini anlamaya çalışırken o geri çekilmişti. Bu da neydi şimdi?       Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE