Egemen KURT
Gülce’nin odasından çıktığımda direkt çalışma odama geçtim. Yüzündeki şaşkın bakış aklıma gelince güldüm.
O kadar masum, saf ve şaşkın biri ki. Uyandığı ilk anda onu korumam gerektiğini hissettim. Korunmaya ihtiyacı olan küçük bir kız çocuğu.
Onunla yaptığımız konuşmadan sonra bundan daha da emin oldum. Babası olacak orospu çocuğunun canına okumaya da yemin ettim.
Gülce’ye çektirdiği her acının intakımı alacağım o pezevenkten!
Gözlerimin önüne Gülce’nin o hali gelince yumruklarımı sıktım. Bana anlatırken yüzü kıpkırmızı olmuş, gözlerinden yaşlar usulca akmıştı. O an ona sarılıp, teselli etmek istedim.
Hatta onu da Seval gibi bir fanusun içine kapatıp, herkesten uzak tutmak istedim. Bu ufaklığa hissettiğim koruma iç güdüsü benim için yeniydi.
Daha önce ailem dışındaki hiç kimseye böyle bir mekanizma geliştirmemiştim. Özellikle ailemize olanlardan sonra dışarıya karşı tamamen kapanmıştım.
Ama Gülce bunu yerle bir etti. Elini tuttuğumda titreyen eli her şeyi altüst etti. O an o kızı koruyacağıma kendi kendime yemin ettim.
Kapının açılması ile düşüncelerimi bir kenara bıraktım. Pamir, Burak ve Ozan odaya daldı.
“Ulan hadi bu hergele kapısız köyden çıkmış, sizde mi bunun gibisiniz?” Pamir’i işaret ederek dediklerimle üçü de gülmeye başladı.
Hepsi karşımdaki koltuklara yerleştiğinde bir süre birbirimize baktık. Karşımdaki bu üç adama gözüm kapalı sırtımı dayarım.
Pamir zaten kardeşim gibi, Burak desen senelerdir bizimle beraber, Ozan’ı anlatmaya bile gerek duymuyorum. Ona en kıymetlimi emanet edecek kadar çok güveniyorum.
“Sorun ne?” Diye sorduğumda Burak ve Ozan bakıştılar.
Anlaşılan hoşuma gitmeyecek şeyler duyacağım.
“Anlatın hadi.” Dediğimde Burak toparlandı.
Bakışlarım onu bulunca;
“Abi araştırmayı tamamladık.” Dedi.
O an tüm dikkatimi toparladım. Bakalım neler duyacağım.
“Gülce’nin babası Remzi daha önce de dediğim gibi tam bir pislik. Kızı evlendirmek istediği Hamza ile yakın arkadaşlar. Bu Hamza’nın mahalle kahvesi var ama kahveyi paravan olarak kullanıyor. Geceleri yer altı kumarhanesi haline geliyor. Öyle çok büyük bir yer değil, genellikle basit heriflerin takıldığı ve çok yüksek paraların dönmediği bir yer.” Duyduklarım kaşlarımın çatılmasına sebep oldu.
“Devam et.” Derken sesim istemsiz sert çıktı.
“Remzi devamlı adamın mekanında, her akşam hem içiyor hem de kumar oynuyor.” Dediğinde lafını bölüp;
“Parayı nereden buluyor?” Diye sordum.
“Torbacılık yapıyor. Genellikle günlük içki ve kumar parasını oradan çıkarıyor. Bir de.” Duraksadığında huzursuz oldum.
Başka bir bok vardı.
“Söyle Burak!” Dememe rağmen sessiz kaldı.
“Abi o şerefsiz Hamza ile bir anlaşma yapmış.” Diyen Ozan’a döndüm.
“Ne anlaşması?” Ozan da sessiz kalında daha da sinirlendim.
“Söylesenize lan!” Bağırdığımda hepsi irkildi.
İçimden kendime sövüp derin nefes aldım. Kızları, özellikle de Gülce’yi korkutmak istemiyorsam sessiz olmam lazım.
Tam tekrar konuşacakken kapının tıklanmasıyla sustum.
“Gel.” Dediğimde kapı açıldı.
Seval giyindiği ayıcıklı pijamaları ve sarıldığı polar sabahlığıyla içeri girdi.
“Abi ne oldu? Niye sinirlendin?” Derken kapıyı kapattı.
“Bir şey yok fıstığım. Hadi sen gidip yat.” Dediğimde kaşlarını çattı.
Bakışlarını odada gezdirdikten sonra tekrar bana döndü.
“Gülce dimi?” Diye sorduğunda başımı salladım.
Seval bir şey demeden gidip Pamir’in yanına oturdu.
“Seval hadi odana git abicim.”
“Olmaz abi bende bilmek istiyorum.” Diye inatlaşınca tekrar kızmaya başladım.
“Seval…” Ben devam edemeden;
“Abi çıkmayacağım. Boşuna bana sinirli sinirli bakma.” Diyerek lafımı kesti.
Ya sabır.
Tam ben kızacakken Pamir;
“Çitlembik lütfen odana git. Duymaman daha iyi.” Dedi.
Seval dönüp uzun uzun Pamir’e baktı.
“Ama Pamir.” Derken sesi çok masum çıkmıştı.
“Hadi Seval üzme bizi. Zamanı gelince Gülce’ye sorarsın.” Diyen Pamir ile Seval kalktı.
Hiçbir şey demeden odadan çıktığında arkama yaslandım. Vay arkadaş beni dinlemiyor, Pamir’i dinliyor. Bir gün bu ikisini kulaklarından tavana asacağım o olacak!
Ozan tam konuşacakken parmağımla susmasını işaret ettim. Seval’in gittiğinden emin olmam lazımdı. Bir süre bekledikten sonra devam etmesi için başımla onayladım.
“İki sene önce bu herif torbacılıktan yakalanmış ve içeri alınmış ama delil yetersizliğinden geri salınmış. Dikkatler üzerinden çekilsin diye bir süre torbacılık yapmamış. Bu boşlukta da içki içebilmek ve kumar oynayabilmek için Hamza ile bir anlaşma yapmış.”
“Ne anlaşması?” Dediğimde Ozan’ın gözlerinde sinir belirdi.
Bu adam kolay kolay sinirlenmezdi. O an duyacağım şey beni iyice germeye başladı.
“Bu Hamza uzun süredir Gülce’ye kafayı takmış. Kızı 18’ine girdiğinde ona vermesi şartıyla, sınırsız kredi açmayı teklif etmiş. Remzi de kabul etmiş.” Duyduklarım ile önümdeki masayı yumrukladım.
“Orospu çocukları! Onları geberteceğim. Analarından çıktıklarına pişman edeceğim!”
“Egemen sakin ol! Kızlar duymasın.” Diyen Pamir ile dişlerimi sıkmaya başladım.
Hangi orospu çocuğu 16 yaşındaki kızını, pezevengin birine peşkeş çeker ulan? Erkekliğe, adamlığa sığar mı bu?
“Nasıl sakin olacağım Pamir?”
“Sen sakin ol kardeşim. O iki orospu çocuğunun ağzını yüzünü sikeceğiz!” Derken gözlerinde gördüğüm karanlık beni şaşırttı.
Pamir’i en son böyle gördüğümde hiç iyi şeyler olmamıştı.
“Başka bir şey var mı Ozan?”
“Abi adam hastaneden çıkmış. O andan beri de Hamza ile birlikte deli gibi Gülce’yi arıyorlar.” Dediğinde Pamir’e döndüm.
Aynı şeyi düşündüğümüzü anlayınca;
“Arayan mevlasını da bulur, belasını da. Gidip belalarını verelim.” Dedim ve ayaklandım.
Diğerleri de benimle birlikte kalktığında;
“Ozan sen kızlarla kal.” Dedim.
“Tamam abi aklın burada kalmasın.” Dediğinde masamın çekmecesini açtım.
Silahımı alıp belime taktıktan sonra Pamir’inkine de uzattım. Hep birlikte odadan çıktığımızda Seval’i koridorda bulduk. Bizi bekliyordu.
“Abi nereye?” Derken bana yaklaşmaya başladı.
“Küçük bir işimiz var fıstığım.”
“Abi gitme.” Derken gözleri doldu.
“Korkma fıstığım kötü bir şey yok.” Dediğimde gözlerime baktı.
“İnanayım mı?”
“Sana ne zaman yalan söyledim?”
“Hiç.” Dediğinde uzandım ve anlından öptüm.
Çikolata gibi olan kokusunu içime çektim.
“Sen şimdi odana git ve güzelce uyu. Ozan abin burada sizinle, korkmana gerek yok fıstığım.” Dediğimde sıkıca belime sarıldı.
“Tek şartla.”
“Neymiş o?”
“Sabah uyandığımda benimle uyuyor olacaksın.” Dediğinde güldüm.
“Tamam fıstığım söz. Sabah beraber uyanacağız.” Dediğimde boynuma sarılıp beni aşağı çekti ve yanağımdan öptü.
Geri çekildiğinde Pamir’e;
“Sende dikkatli ol.” Dedi ve odasına gitti.
Kapıyı kapattığında Ozan’a dönüp;
“Kızlara dikkat et.” Dedim ve merdivenlere yöneldim.
Burak, Pamir ve ben yola çıktığımızda Burak’ı takip etmeye başladık. Bizi Gülce’nin evi olduğunu düşündüğüm yere götürmeye başladı.
Bir saatin sonunda küçük bir mahallenin içindeki 3 katlı binanın önünde durduk. Dış yapısından bile apartmanın ne kadar eski ve bakımsız olduğunu anlamak mümkündü.
Arabadan inip girişte toplandığımızda Burak;
“Abi adamları izlemeleri için bırakmıştım. Hamza ve Remzi şu an içerdeler.” Dediğinde bir şey demeden apartmana girdim.
“Kaçıncı kat?”
“İkinci kat, 6 numara.” Diyen Burak ile merdivenlere yöneldim.
İçimdeki öfkeyle basamakları ikişer, üçer çıktım. dediği kapıya geldiğimde durdum ve diğerlerini bekledim.
Pamir elini omzuma koyup;
“Hangisi senin?” Diye sordu.
“Hamza.” Dediğimde başını salladı.
Zili çaldım ve beklemeye başladım. O orospu çocuğuna, 16 yaşındaki kıza göz koymanın ne demek olduğunu göstereceğim!
Kapıyı açan yaşlı adam baktım. saçları bembeyaz, üstündeki kıyafetler pislik içinde, kafasında sargı bezi ardı. Anlaşılan Remzi bu.
“Remzi sen misin?” Derken sesim buz gibi çıkmıştı.
Bakışlarına korku yerleşirken;
“Benim. Siz kimsiniz?” Diye sordu.
Alayla gülüp;
“Ecelin.” Dedim ve sağlam bir yumruk attım.
Remzi çığlık atarak arkaya düştüğünde bizde içeri girdik.
“Ne oluyor?” Diyerek içerden çıkan diğer herife baktım.
Bu Remzi’ye göre azıcık daha gençti ve daha iyi görünüyordu.
“Sende Hamza mısın?” Dediğimde bir bana bir yerdeki Remzi’ye baktı.
“Kimsiniz lan siz?” Derken beline uzandı.
Ondan önce davrandım ve silahımı çekip, yüzüne doğrulttum.
“Çok ayıp Hamza. Eve gelen misafire böyle davranılır mı?” Dediğimde korkuyla elimdeki silaha baktı.
“N-Ne istiyorsunuz?”
“Konuşmak.” Dedikten sonra içeri girmesi için işaret ettim.
O ve ben salona girerken, Pamir de Remzi’yi getirdi. Burak ise tetikte bekliyordu.
“Kimsiniz lan siz, ne istiyorsunuz?” Konuşan Remzi’ye döndüm.
Elmacık kemiği çoktan kızarmıştı. Bu daha başlangıç!
“Siz bir kız arıyormuşsunuz. Adı Gülce.” Dediğimde ikisinin de gözleri kocaman oldu.
“Kızım nerede? Sizinle mi? Günlerdir onu arıyorum. Kayboldu.” Masummuş gibi konuşmasından midem bulandı.
“Niye arıyorsun? Kızı babası yaşındaki bir orospu çocuğuyla evlendirmek için mi?”
“Yalan. Ben kızıma kıyar mıyım hiç? Evladım nerede?”
“Kes lan! Yediğin her boku biliyorum! O kızı bu şerefsize peşkeş çekmene izin vermem!” Dediğimde Hamza;
“O benim nişanlım.” Deyip bana hamle yaptı.
Hızla boğazına sarılıp var gücümle sıktığımda gözleri kocaman oldu.
“O kız senin hiçbir şeyin değil! Ve artık benim yanımda. Götünüz yiyorsa yaklaşmaya çalışın!” Dedikten sonra kafa attım.
Ben Hamza’ya girişirken, Pamir de Remzi’ye girişti.
Hamza’yı yakasından tutup bir kafa daha attığımda burnundan gelen kemik sesi beni rahatlattı.
O bağırarak yere devrilse de bırakmadım. Üzerine eğildim ve hızla yumruklamaya başladım. Yüzüne attığım her yumrukta haykırışları çoğaldı. Yüzü tanınmaz hale gelinde vücuduna vurmaya başladım.
Karın boşluğu, göğsü, sırtı nereye denk gelirse vurdum. Öfkem beni ele geçirmeye başladığı için kendime engel olamıyordum. Şu an tek istediğim bu orospu çocuğunun nefesini kesmek.
Hızla üzerine oturdum ve iki elimle boğazına yapıştım. Elimin altında deli gibi atan nabzını hissettikçe daha sıkı sıktım.
“Geber şerefsiz. Geber.” Derken baskıyı biraz daha arttırdım.
Ta ki biri beni kollarımdan yakalayıp üzerinden alana kadar. Öfkeyle döndüğümde Pamir ile karşılaştım.
“Niye durduruyorsun lan!”
“Bu orospu çocukları için elimizi kana bulamaya değmez!” Dediğimde dönüp yerdeki iki pisliğe baktım.
Hamza nefes almaya çalışıyor, Remzi ise dağılmış yüzü ile yerde kıvranıyordu.
“Yaşamayı hak etmiyorlar!” Derken dişlerimi daha çok sıktım.
“Biliyorum ama değmez kardeşim. Yapma.” Dediğinde ellerimi saçlarımdan geçirdim ve sakin olmaya çalıştım.
Kendimi biraz toparladığımda Remzi’ye yöneldim.
“O kıza yaptıklarının aynısını sana yaşatacağım.” Dedikten sonra tekmelemeye başladım.
Özellikle doktorun saydığı noktalara vurdum. Göğsüne bolca vurduktan sonra nefes alışverişleri bozuldu. Tekmelemeyi bırakıp yakalarından tuttum ve kaldırdım. Burnuna kafa attığımda kırılan kemik sesi ile rahatladım.
Gözünü Pamir şişirdiği için ayrıca rahatladım. Bıraktığımda bedeni külçe gibi yere yığıldı. Son olarak ayak bileğini tuttum ve var gücümle üstüne basarak bükmeye başladım. Çığlıkları tüm evi inletirken kemiğin çatırdama sesi ile bıraktım.
“İşte şimdi intikamını aldım.” Dedikten sonra derin bir nefes alıp;
“Ben Egemen Kurt. Yeraltı dünyasının başındayım. Bu ismi iyi ezberleyin. Eğer bir daha o kızın adını aklınızdan bile geçirirseniz bunu canınızla ödersiniz! Bundan sonra herkes bilsin ki, o kız benim himayemde. Yaklaşmaya çalışanın canını kendi ellerimle alırım.” Dedikten sonra Pamir ve Burak’a işaret ettim.
Tam evden çıkacakken aklıma gelen şeyle durdum ve geri döndüm. Hamza hala bıraktığım gibi yerde boylu boyunca yatıyordu.
Ayağımla erkekliğine var gücümle bastım ve ezmeye başladım. Hamza’nın haykırışları evi inletirken sırıtmaya başladım.
“O kızın adını bir daha anarsan s****i kökünden keserim!” Dedikten sonra son kez tekme attım ve onun çığlıklarını zevkle dinleyerek evden çıktım.
Beni bekleyen Pamir ve Burak’la birlikte arabalara yöneldik. Burak kendi arabası ile giderken Pamir ve ben de bizim arabaya bindik. Pamir benim kullanmama izin vermeden kendi direksiyona geçti.
“Şimdi ne olacak?” Dediğinde tereddüt etmeden;
“Artık bizimle yaşayacak.” Dedim.
Yolun geri kalanı sessiz geçti. Ne Pamir konuştu ne de ben. Yol boyunca o ufaklığın, bu şerefsiz yüzünden yaşadıklarını düşündüm.
Aklıma gelenlerle yatışan sinirlerim tekrar çıkmaya başladı. İçimdeki psikopat geri dönmemi ve ikisinin de canını almamı söylese de kendimi tuttum.
Sonunda eve girdiğimizde Pamir’in omzuna dostça vurup, fıstığımın odasına yöneldim. Önünden geçerken bakışlarım Gülce’nin kapısına kaydı. Her ne kadar girip kontrol etmek istesem de yapmadım.
Onu korkutmak ya da tedirgin etmek istemiyorum. Seval’in odasına girdiğimde ceketimi ve ayakkabılarımı çıkardım.
Bıraktığı boşluğa yattığımda Seval beni hissetmiş gibi hemen döndü ve sarıldı. Kollarımla onu sıkıca sardım ve bir süre saçlarıyla oynadım.
Bedenim onun kokusu sayesinde sakinleşmeye başladığında gözlerimi yumdum.
Artık korumam gereken iki masum melek vardı.
Gülce TURAN
Bu eve geleli bir hafta olmuştu.
Geçen sürede bedenim iyileşmeye başlamıştı. Artık ayağımın üzerine basabiliyordum ve gözümün şişliği de inmişti. Ufak tefek morluklarım kalmıştı sadece.
Bedenim toparlanırken, ruhum buna inat dibe batmaya başladı. Geçen her gün yaşanılanların yükü omuzlarıma binmeye, yakalanma korkusu etrafımı sarmaya başladı.
Etrafımdaki herkes ben kendimi iyi hissedeyim, korkmayayım diye elinden geleni yapıyordu. Ama gelin görün ki ben kendi içimdeki hesabımı bir türlü kapatamıyorum.
Anneme gitmeyeli iki hafta olmuştu ve ben onu çok özledim. Belki kuru bir mezar taşı ama oraya gitmek içimdeki bu sevgisizliğe iyi geliyor.
O soğuk mermere sarılıp, annemin beni sevdiğini, mermer yerine sarılanın o olduğunu hayal etmek sevgisiz büyüyen kalbimin tek merhemi. Ama ben şimdi korktuğum için bundan da mahrum kalıyorum.
Sanki bu güvenli kaleden kafamı çıkarırsam yakalanacak gibi hissediyorum. Gece uykularımda babamın alkol kokan nefesini devamlı ensemde hissediyorum. Bu yüzden de çoğu gece doğru dürüst uyuyamıyorum.
Kollarımı kendime sardım ve camdan bakmaya başladım.
Kim hak eder böyle bir muameleyi? Bu hayata savunmasız bir şekilde gönderilirken Allah bebeklerin koruyucusu olarak annelerini verirmiş.
Benim koruyucu meleğim ben gelirken gitmişti. Ben de tek tutanağıma sımsıkı sarılmıştım. Babamı deli gibi sevmiş, ondanda biraz sevgi beklemiştim.
Ama o beni sevmek yerine, devamlı beni kırmıştı. Bedenime verdiği zararlar hiçbir zaman umurumda olmadı. Yaralar er ya da geç iyileşiyordu. Ama ruhuma açtığı yaralar geçmedi.
Bana bakan boş gözleri, her an nefret kusan sözleri ile ruhumu kanattı benim. Bir insanın ruhu kanar mı? Kanıyormuş.
Benim babam gün gün benim ruhumu kanattı. Beni öyle bir noktaya getirdi ki, artık ne ruhum var ne de sevecek kimsem.
Bu hayatta yapayalnız kalmış, köksüz bir dal gibi oradan oraya savruluyorum. Bana evini açan bu iyi insanlara nereye kadar yük olabilirim?
Ne zamana kadar burada onlarla kalabilirim? Burada geçirdiğim her an onlar içinde tehlikeli değil mi? Nasıl bana bunca iyiliği yapan, yüzüm gülsün diye gözümün içine bakan insanları bu tehlikeye atabilirim?
Neden Allah’ım neden? Bu güne kadar hiç sormadım ama merak ediyorum neden? Ben çok mu kötü bir insanım ki tüm bunlar başıma geldi.
Bu hayattan tek istediğim beni sevecek tek bir insan iken neden ben bu kadar yalnızım?
“Gülce.” Duyduğum ses ile kafamı çevirdim.
Seval odamın kapısında gülerek bana bakıyordu. Beni görünce yüzü değişti.
“Ne oldu Gülce? Neden ağlıyorsun?” Dediğinde elim yanağıma gitti.
Parmaklarıma değen ıslaklıkla ağladığımı anladım.
Bir insanın ömrü ağlamakla geçince, bir süre sonra akan yaşları hissetmemeye başlıyor. Sanki o yaşlarda onunla devamlı varmış gibi bağışıklık kazanıyor.
“Y-yok bir şey.” Derken sesim kısık çıkmıştı.
Hoş çok uzun zaman olmuştu yüksek sesle konuşmayalı. Uzun zamandır korkarım sesimi çıkarmaya, çünkü fazla çıkan her sesim bana bir tokat ya da tekme olarak geri dönmüştür.
Seval gelip yanımdaki boşluğa oturdu. Şimdi ikimizde camın önündeki ikili koltukta oturuyorduk.
Uzanıp dizlerime bağlı olan ellerimin üzerine elini koydu.
“Canım sorun her neyse bana anlatabilirsin?” Dediğinde usulca başımı salladım.
Ben korkarım konuşmaya Seval. Ben korkarım yaralarımı ortalığa dökmeye. Sonra kim toparlar beni?
“Gülce lütfen konuş benimle.” Karşımdaki kıza baktım.
Bana bakan gözlerinde endişe vardı. Hem de gerçek bir endişe. İlk kez benim için yer alan bir endişe.
“Annemi özledim.” Dediğimde onunda gözleri doldu.
“Ne zaman vefat etti?”
“Beni doğururken.” Dediğimde gözünden bir damla yaş aktı.
“Benim anne ve babam da beş sene önce öldü.” Dediğinde benimde göz yaşlarım hızlandı.
“B-ben özür dilerim.” Derken kaçan hıçkırıklara engel olmadım.
“Üzülme. Bilemezdin.” Dediğinde sessiz kaldım.
Bir süre Seval de konuşmadı. Yan yana sessizce gözyaşı döktük.
“Gülce. Anlattıkça rahatlar insan, atma içine, kalbine bu yükü yükleme.” Dediğinde bir hıçkırık daha kaçtı.
Kendimi tutmak istesem de yapamadım. Ben engel olamadan sözcükler ağzımdan dökülmeye başladı.
“Ben çok yorgunum Seval. Belki yaşım küçük ama ben kendimi yaşlanmış gibi hissediyorum. Annesizlikten yoruldum, babamın var olmasından ama aynı zamanda yok olmasından yoruldum. Ben, beni seven kimsenin olmamasından yoruldum.” Dediklerim bitince hızla bana sarıldı.
Bende kollarımı çözdüm ve ona karşılık verdim. İlk kez birinin bana bu kadar içten sarıldığını görüyorum.
“Lütfen üzülme Gülce. Sen sakın üzülme. Ben seni çok severim söz. Hem de o kadar çok severim ki. Belki annenin ve babanın yerini tutmaz ama kardeş gibi severim seni.” Diyen kız ile hıçkırıklarımı serbest bıraktım.
Odada ikimizin hıçkırık seslerinden başka bir ses yoktu.
“B-ben yapamam Seval. S-seni, sizi tehlikeye atamam. Siz bu kadar iyi iken, ben peşimdeki belayı size bulaştıramam. Ö-özür d-dilerim.” Hıçkırıklarım daha fazla konuşmama el vermedi.
Seval bana daha sıkı sarıldı.
“Bir şey olmaz korkma sen. Bize bir şey olmaz.” Dediğinde başımı inatla iki yana salladım.
“Olmaz. Size zarar gelmesini istemiyorum.” Dediğimde başka bir ses;
“Sen bize değil kimseye zarar veremezsin.” Dedi.
Seval ile ayrıldığımızda ifadesiz bir yüzle bize bakan Egemen abiyi gördüm. Kapıda durmuştu, belli ki her şeyi duymuş.
Durduğu yerden ayrıldı ve sakin adımlarla yanımıza geldi. Önümüzde eğildiğinde iki eliyle uzandı. Biriyle Seval’in, diğer ile benim göz yaşlarımı sildi.
“Gülce aklından o düşünceleri çıkar. Artık bir yere gitmek yok ufaklık. Bundan sonra buradasın, burası senin evin.” Dediğinde;
“Ama…” Diye itiraz edecektim, müsaade etmedi.
“Aması yok. Ben baban olacak şerefsizi hallettim. Sen sakın korkma. Gönül rahatlığıyla burada yaşayabilir ve kız kardeşimin, kardeşi olabilirisin. Artık sende bizim ailemizdensin.” Dediğinde ne diyeceğimi bilemedim.
Dolu dolu gözlerle ikisine baktım. Seval umutlu gözlerle beni izliyordu.
“Tamam.” Dediğimde Seval sevinç çığlığı atıp bana sarıldı.
Onun bu haline gülümserken Egemen abinin bakışları ile duraksadım.
Bana bakan gözlerinde garip bir duygu vardı, ne olduğunu bir türlü çözemediğim.
“Artık ikinize de ağlamak yasak.” Diyen Egemen abi ile bir kez daha gülümsedik.
Sonra hiç beklemediğim bir şey oldu. Egemen abi gitmek için doğrulduğunda eğilip Seval’i anlından öptü.
Sonra da döndü ve benim saçlarımdan öptü.
Kalbim hızla atmaya başlarken o bana son kez baktı ve odadan çıktı.
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*