BÖLÜM 5

2554 Kelimeler
Gülce TURAN Karşımda tüm kararlılığıyla bana bakan koyu gözler yutkunmama sebep oldu. Öyle bir bakıyordu ki saklanmak istedim. Sanki bana bakan gözleri zaten her şeyi biliyordu. Ta ruhumu görüyor gibiydi. “Gülce konuşacak mısın?” Dediğinde sıkıntıyla kıpırdandım. “Egemen bey sormasanız.” Dediğimde kaşları çatıldı. Bu hali daha korkunç gözüküyordu. “Ama sordum.” Dediğinde ne yapacağımı bilemedim. Ne diyeceğim ki adama? Babamı yaraladım, katil olma ihtimalim var. Evinize potansiyel bir katili aldınız mı? “Kafandan geçenler yüzüne yansıyor Gülce. Korkmadan her şeyi anlatabilirsin. Seni en son yargılayacak insan bile değilim.” Dediğinde benimde kaşlarım çatıldı. O ne demek ki? “Ne demek istediniz?” Dediğimde güldü. Ama bu gerçek bir gülüş değildi. Sadece dudağının bir kenarı kıvrıldı. Sanki alay ediyordu. “Sen hikayeni anlatırsan belki bende benimkini anlatırım.” Dediğinde nefesim tekledi. İnsanın nefesi boğazında kalır mı? Benim ki bu adamın tavırları yüzünden kaldı. “Anlatamam.” Derken sesim fısıltıdan farksızdı. “Neden?” Dediğinde başımı kaldırıp gözlerine baktım. “Korkuyorum.” Dediğinde gözlerinden bir duygu geçti. Uzanıp elimi tuttuğunda ne yapacağımı bilemedim. Büyük ve sıcak olan avucu tenime değdiğinde ürperdim. Sanki bir elektrik santrali dokunmuştu. “Korkma Gülce. Bana anlat ki sana yardım edeyim.” Dediğinde bakışlarım bir elimde olan eline bir de gözlerine kayıyordu. “B-ben.” Dedikten sonra devam edemedim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve tek seferde; “Evden kaçtım.” Dedim. Bir tepki bekledim ya da elini çekmesini ama hiçbiri olmadı. Gözlerimi açtığımda bana bakan gözlerindeki anlayışı gördüm. “Neden?” Sorma işte! Yaşaması yeterince kötü iken, anlatması daha da kötü. Ayrıca utanç verici. “Lütfen sorma. Anlatmaya utanıyorum.” Derken yanaklarım yanmaya başladı. “Utanma Gülce.” Dediğinde sessiz kaldım. Demesi kolaydı ama yapması kolay değil. Öz be öz babamın beni kendi yaşında adamla evlendirmek istediğini nasıl söylerim? Ayıplamaz mı beni, babamı? Gözüm elimin üzerindeki ele takıldı. Bir anda uyandığımdan beri olanları düşünmeye başladım. Bu insanlar beni bulmasaydı belki de ölecektim. Ya da bana evlerini açmış olmasalar çoktan yakalanacaktım. Sanırım onlara karşı dürüst olmamı hak ediyorlar. Nasıl bir belaya bulaştıklarını bilmeleri lazım. Babam burayı bulursa onlara zarar verebilir. “Benim için anlatması çok zor ve utanç verici. O yüzden beni hiç bölmeden dinleyin olur mu?” Dediğimde başını salladı. Derin bir nefes aldım. Hadi Gülce yaparsın. “Babam birkaç gece önce sabah karşı beni uykumdan uyandırdı. Arkadaşıyla eve gelmiştiler. Arkadaşı dediğimde, babamla yaşıt bir adam. Babam bana arkadaşının aşık olduğunu ve benimle evlenmek istediğini söyledi.” Dediğimde elimin üzerinde duran elinin tutuşu sıkılaştı. Korkuyla ona baktığımda gözlerinin daha da karardığını gördüm. Benim bakışımı görünce gözlerini kapattı. Açtığında gözleri eski haline dönmüştü. Sıkılaşan elini de gevşetti ama çekmedi. “Devam et lütfen.” Dediğinde bir an duraksadım. Gözlerim dolsa da dediğini yaptım. “Neyse işte beni o adamla evlendirmek istedi. Ben kabul etmeyince de beni d-dövmeye başladı. Ya evleneceğimi ya da dayaktan öleceğimi söyledi. Nasıl oldu bilmiyorum ama bir anda deli cesareti geldi. Sehpanın üzerindeki vazoyu babamın kafasında parçaladım ve evden kaçtım.” Cümlem bittiğinde başımı önüme eğdim. Yanaklarımdaki yanma tüm yüzüme yayılmıştı. Gözlerimin yanmasına daha fazla dayanamayıp, göz yaşlarımı serbest bıraktım. Karşımdaki adamdan bir tepki bekledim ama gelmedi. Hatta o kadar sessizdi ki, sanki nefes bile almıyordu. Elimin üstündeki eli olmasa varlığından bile şüphe ederdim. Bir anda çene değen iki parmak ile irkildim. O parmaklar nazikçe kafamı kaldırdığında kapkara olmuş gözlerle karşılaştım. Normalde çok sıcak olan kahve gözleri şu an dipsiz birer kuyu gibiydi. “Sen utanılacak bir şey yapmadın Gülce. Sen değil o herif utanmalı!” Derken dişlerini sıktığı anlaşılıyordu. Hem sesinden hem de gerilen çene kaslarından. “B-ben bunları anlatmak istemezdim ama bunu size borçluyum. Siz bana yardım ettiniz, evinizi açtınız ama ben belalı biriyim. Babam eğer ölmüşse katil oldum demektir. Ölmediyse ve burayı bulursa size zarar verir, o tehlikeli biridir. Ve beni bulmadan da durmayacaktır. O yüzden gitmem lazım.” Cümlem bittiğinde yine alayla güldü. Ama bu sefer sesli gülmüştü. Bir anlık şaşırsam da yüzündeki ifadenin sertleşmesi ile kendimi toparladım. “O herif bize, özellikle de sana bir bok yapamaz! Sen sakın korkma.” Dedikten sonra bir süre gözlerime baktı. Belki saçmaydı ama dediklerine inandım. Bana bakan gözleri öyle bir güven aşılıyordu ki kalbime anlatamam. Sanki adamın sarf ettiği her kelime bana teminat olarak sarf ediliyordu. “N-nasıl?” “Bunu bizi tanıdıkça anlayacaksın. Şimdilik bu kadar sohbet yeter. Daha yeni uyandın ve ben seni çok fazla yormak istemiyorum. Yalnız kendini toparladığında tüm hikayeni dinlemek istiyorum.” Dediğinde gözlerimi kaçırdım. Belki bir gün her şeyi anlatırdım. “Şimdi seninle bazı konularda anlaşacağız. Öncelikle baban olacak o şerefsiz ölmemiş korkma katil değilsin.” Dediğinde hızla kafamı ona çevirdim. “Nereden biliyorsun?” “Çantandan kimliğin çıkınca seni biraz araştırdık ve babanın yaralı olarak hastanede yattığını öğrendik. Neler olduğunu bilmediğim için babanla irtibat kurmadım.” İlk başta duyduklarımla korkudan ellerim titrerken, son söyledikleri içime rahatlattı. Bu anlık duygu değişiminden sonra içimde bir boşluk oluştu. Ölmediğine üzüldüm mü? Sevindim mi? Emin olamadım. Katil olmaktan kurtulduğuma sevinsem de, bu kabusun bitmeyeceğini bilmek üzülmeme sebep oldu. Keşke ölseydi! “Bak Gülce o herifin seni burada bulma ihtimali yok. Eğer sözümü dinler ve dediklerime uyarsan seni rahatlıkla korurum.” Dediğinde düşüncelerimi bir kenara bıraktım. Ne diyeceğimi bilemedim. Nasıl olacak ki bu? “Telefonun var mı?” Dediğinde başımı olumsuz anlamda salladım. “Evde mi bıraktın?” “Hayır hiç telefonum olmadı.” Dediğimde şaşkınlıkla bana baktı. “Anladım. Bu bir yerde iyi bir şey. En azından sana ulaşamaz. Şimdi ben babanın icabına bakana kadar bu evden ve bahçeden çıkmanı istemiyorum. Sıkıcı olacaktır biliyorum ama sana zarar gelmemesi için bu bir tedbir.” Dedikleri dilimin tutulmasına sebep oldu. “Bu evin sınırlarında güvendesin. Baban burayı bulsa bile koruma ordusunu geçip sana ulaşamaz.” Dediğinde kaşlarım çatıldı. Kimseyi görmedim ben? “Sen ilk gelişinde onları görüp korkma diye adamları arka bahçeye yönlendirdim. Şu an hepsi yerlerine geçti.” Bu adam benim aklımı mı okuyor ya? Hem neden bu kadar adamı var ki? “B-benim kafam çok karıştı.” Dediğimde güldü. “Farkındayım. Zamanla anlayacaksın. Sen şimdilik dediklerime uy yeter. Gerisini bir şekilde halledeceğiz.” Dediğinde sessiz kaldım. Şu an pek de seçeneğim yok nasılsa. En azından bu iyi insanlara güvenebilirim. Hem belli ki güçlü, kuvvetli bir adam. Belki de gerçekten beni korur. “Ben seni artık rahat bırakayım ki sen biraz dinlen.” Dedikten sonra elimi hafif sıkıp, ayağa kalktı. Boşta kalan elimde tatlı bir karıncalanma oldu. “Bu arada kız kardeşimin kusuruna bakma. Biraz heyecanlı ve meraklı biridir ama kalbi tertemizdir. Sana karşı art niyeti yok. Ayrıca lütfen artık ağlama, gözlerine yazık.” Son sözlerinden sonra odadan çıktı ve ardından kapıyı kapattı. Bir süre boş boş kapanan kapıya baktım. artık gerçekten rüyada olduğumu düşünmeye başlayacağım. Tüm bunlar gerçek mi? Başıma sağlanan ağrı ile düşünmeyi bıraktım. Beni uykuya davet eden yumuşacık yatağın içine girdim ve gözlerimi kapattım. Allah’ı eğer tüm bunlar rüya ise lütfen hiç uyanmayayım. *** “Gülce hadi kalk.” Duyduğum ses ile gözlerimi açtım. Karşımda bana şaşkınlıkla bakan Seval’i gördüm. “Vay canına bu kadar çabuk uyanacağını düşünmemiştim.” Dediğinde sessiz kaldım. “Yemek hazır. Bir şeyler ye ki ilaçlarını iç. Sonra istersen uyursun.” “Tamam.” Deyip yatakta doğruldum. Ağrılarım biraz da olsa hafiflemişti. “Ben abimi çağırayım.” Dediğinde telaşla; “Hayır lütfen çağırmayın. Ben yük olmak istemiyorum. Kendim inerim.” Dedim. “Tamam sen bilirsin.” Dediğinde yataktan çıktım. Bozulan kısmı düzelttikten sonra topallayarak banyoya geçtim ve yüzümü yıkadım. Ayağımın ağrısı fazlalaşmıştı. Geri döndüğümde Seval koluma girdi. “Zahmet etmeyin siz.” Dediğimde kaşlarını çattı. “Lütfen bana siz falan deme hiç sevmem. Seval de sen. Ayrıca zahmet falan olmuyor.” Dediğinde gülümsedim. “Vay canına gülünce daha güzel oluyorsun.” Dediğinde suratım asıldı. Dağılmış yüzümle güzelliğin yanından bile geçmezdim. Olsa olsa çirkinlik kraliçesi olabilirim. “Hadi daha fazla oyalanmayalım. Bizi bekliyorlar.” Dediğinde yürümeye başladım. Daha doğrusu sekmeye başladım desem daha doğru olur. Ayağıma doğru dürüst basamadığım için yarı zıplayarak gidiyorum. Merdivenlere geldiğimizde kendimi aşırı derecede yorulmuş hissettim. Hafifleyen ağrılarım da artmaya başlamıştı. Bedenim sarf ettiğim efora resmen isyan ediyordu. Merdivenlerden inerken Seval’i bıraktım ve trabzanlara tutundum. Onlardan güç alarak inmeye başladım. Son basamağa geldiğimde salondaki tüm bakışlar bizi buldu. Herkes sofraya oturmuş bizi bekliyordu. Beni gören Egemen bey hemen ayağa kalktı. “Neden haber vermediniz.” Derken yanıma ne ara geldi anlamadım. “Zahmet vermek istemedim.” Dediğimde sessiz kaldı. Ben kucağına alacak diye korkar iken o koluma girdi ve masaya kadar yardımcı oldu. Boş sandalyeye oturtulduğumda rahat bir nefes aldım. Gündüz tanıştığım herkes masanın çevresindeydi. “Doktor ayağının üzerine basarsan kolay kolay iyileşmeyeceğini söyledi. Hiç basmazsan bir haftada düzelirmiş.” Diyen Egemen beye baktım. “Şey ben yük olmak istemiyorum. Devamlı beni kucağınızda taşıyamazsınız.” Dediğimde bir şey demedi. Bunun yerine; “Ozan!” Diye seslendiğinde yerimden sıçradım. Diğerleri sanki normalmiş gibi önüne bakıyordu. Çok geçmeden içeri bir adam girip; “Buyur abi.” Dedi. Bu adam ben uyandığımda hastane odasında olan diğer adamdı. “Gülce’ye iki tane baston alır mısın?” Diyen adam ile hemen itiraz ettim. “Lütfen böyle bir şeye gerek yok.” Egemen bey kaşlarını çatarak bana döndü. “İyileşmek istemiyorsun herhalde.” Dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. “Sen dediğimi yap Ozan. Bu arada seni Gülce ile de tanıştırayım.” Dedikten sonra bana dönüp; “Gülce bu Ozan, Seval’in yakın koruması. Onu sık sık göreceksin o yüzden alışsan iyi olur. Ayrıca biz yokken bir sorun oldu mu Ozan’a söyleyebilirsin.” Dediğinde başımı salladım. Ozan bey; “Hoş geldiniz Gülce hanım.” Dediğinde gülümsemekle yetindim. O gidince Egemen bey sofraya döndü. Herkes yemeğine başlarken ben önümdeki dumanı tüten çorbaya baktım. midem açlıktan burkulsa da, utandığım için yiyemedim. Ben çorba ile bakışırken biri kolumu dürttü. Kafamı çevirdiğimde Seval gözleri ile çorbamı işaret edip gülümsedi. Bende ona gülümsedikten sonra kaşığı elime aldım ve çorbadan ilk yudumumu içtim. Sıcak çorba içimi ısıtarak mideme indiğinde, midem bayram etti. O an çorbaya gömülmek istesem de utandığım için yavaş yavaş içmeye başladım. Herkes diğer yemeğe geçerken ben hala çorba içiyordum. İlk birkaç kaşığı büyük bir iştahla yesem de yavaş yavaş tıkanmaya başladım. Uzun zamandır o kadar az yemek yiyorum ki midem iyice küçüldü. Artık bir kase çorbadan başkasını kabul edemez hale geldi. “Kuzum hadi bitir çorbanı da yemekten vereyim.” Diyen kadına baktım. Gülümseyerek bana bakıyordu. “Ellerinize sağlık efendim ama ben doydum.” “Olur mu hiç yavrum? Senin bol bol yiyip güç kazanman lazım.” Dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim dolarken bakışlarımı, dibinde az bir şey çorba kalan kaseye çevirdim. Ben kimsenin benim ne yediğimi düşündüğünü hatırlamam? Bırakın yediğimin düşünülmesini, babam lokmalarımı sayardı. Ondan korktuğum için bir kase çorba içerdim sadece. Bazen de gizli gizli bir iki dilim ekmek yerdim. “Çok teşekkür ederim efendim ama doydum. Ellerinize sağlık.” Sesim gözüme biriken yaşlar yüzünden boğuk çıkmıştı. “Sen bilirisin güzel kızım. Bu arada bana efendim falan deme. Nevin teyze de ya da abla sen nasıl istersen ama resmi konuşma.” Dediğinde gülümsemeye çalıştım. Ayıp olacağı için kafamı da kaldırdım. “Bence sen hiç birimize bey, hanım, efendim deme. Biz ciddiyeti pek sevmeyiz. İçimizde ciddiyet budalası olan tek kişi Egemen’dir. Onu da boş ver.” Diyen Pamir bey ile herkes gülmeye başladı. Bakışlarım Egemen beye kayınca onun da güldüğünü gördüm. “Kardeşim kaşınma istersen. En son kaşıdığımda iki gün belin ağrıdı.” Dediğinde bir kez daha gülüştüler. Sonrasında yemek güzel geçti. Onlar kendi arasında sohbet edip yemeklerini yerken bende sessizce dinledim. Saygısızlık olmasın diye sofradan kalkmamıştım. Herkes yemeğini bitirdiğinde salona geçildi. “Gülce uyumak istersen seni odana çıkarayım.” Diyen Egemen bey ile tedirgin oldum. “Ben çıkarım zahmet olmasın.” Dediğimde tam bir şey diyecekken Seval; “Gülce uykun yoksa sende otur. Şimdi mis gibi çay demler içeriz.” Dedi. Kararsız kalırken; “Uykum yok. Eğer rahatsız olmayacaksanız oturabilirim.” Dedim. “Ne rahatsızlığı saçmalama.” Diyen Seval yanıma oturup bacağımı okşadı. “Ben oturmanı istemediğim için değil, sen dinlenmek istersin diye teklif ettim Gülce. Lütfen yanlış anlama. Burası senin de evin, bir şey yapmak için izin almana gerek yok.” Diyen Egemen bey ile yanaklarım yanmaya başladı. “Teşekkür ederim.” Deyip gözlerimi kaçırdım. Ben ne iyi insanlarla karşılaştım böyle. Hala varmış böyle insanlar. Bir süre onlar kendi arasında sohbet etti. Bu arada Nevin teyze de çay getirdi. Mis gibi çayın kokusu burnuma gelince gülümsedim. Çayı oldum olası çok sevmişimdir. Çayın yanında bana ilaçlarımı da getirmişti. Ağrılarımın hafiflemesi umudu ile hepsini içtim. Songül abla herkese servis yaptıktan sonra onlar da boş olan yerlere oturdular. Seval ayağa kalkınca ona baktım. Yemek masasından bir sandalye getirip önüme koyduğunda ne yaptığını anlamaya çalıştım. Eline bir yastık alıp sandalyeye koyduktan sonra sarılı olan ayağımı kaldırdı ve hazırladığı yere koydu. “Gerek yoktu.” Of ya çok mahcup oldum. “Olmaz öyle. Yüksekte durması daha iyi.” Dediğinde bir şey diyemedim. “Ee cici kız anlat bakalım.” Diyen Pamir bey ile tedirgin oldum. Bir sorguyu daha kaldıramam. “Ne anlatayım Pamir bey?” Dediğimde bana yalancı bir kızgınlıkla bakıp; “Bey?” Dedi. Kızarırken; “Pamir abi.” Dediğimde tekrar güldü. “Hah şöyle. Şimdi söyle bakalım cici kız kaç yaşındasın?” Dediğinde az da olsa rahatladım. Belki de normal sorular sorarlardı. “18 yaşındayım.” “Baya küçükmüşsün kız sen.” Dediğinde güldüm. Seval heyecanla; “Ay sen benden de küçüksün. Yaşasın evin en küçüğü olmaktan kurtuldum.” Dediğinde herkes gülmeye başladı. Onun bu tatlı hali beni de gülümsetti. “Sen kaç yaşındasın ki?” “Ben 21 yaşındayım.” “O zaman sana abla demem lazım.” Dediğimde yüzüme dehşetle bakıp; “Seni öldürürüm.” Dediğimde tekrar gülmeye başladılar. Dayanmadım ve bende kıkırdadım. Bu kız tam deliydi. “Tamam demeyeceğim.” Dediğimde rahat bir nefes verip arkasına yaslandı. “Okuyor musun?” Diyen Pamir abiye dönüp; “Liseyi bitirdim.” Dedim. “Ya üniversite?” Dediğinde tedirgin olsam da bozmadan; “Henüz vaktim olmadı.” Dedim. Seval; “Olsun seneye hazırlanırsın.” Dediğinde içimde minik bir umut oldu. Belki kurtulursam okuyabilirim. “Sen okuyor musun?” “Evet okuyorum.” “Bölümün ne?” “Moda tasarımı. Kıyafetler benim tüm hayatım.” Dediğinde gülümsedim. Tam da Seval’e uygun bir meslek. “Sen sormadın ama ben söyleyeyim. Ben 28 yaşındayım, bu bay ciddiyette 30 yaşında.” Diyen Pamir abi ile şaşırdım. İkisi de en fazla 25 duruyordular. Kim derdi ki bu adamlar 30’lu yaşlarında? Özellikle Egemen bey 30 durmuyordu. “Daha genç duruyorsunuz.” Dediğimde Pamir abi sırıtarak; “Teşekkürler cici kız ama bu herif erken yaşlanıyor.” Dedi. Egemen bey; “Pamir ben sana yalnız kalınca cevabını vereceğim.” Dediğinde hepimiz güldük. Akşamın geri kalanı oldukça keyifliydi. Beni sıkıştırmadan sorular sordular. Bende hepsine elimden geldiğince cevap verdim ve bende merak ettiklerimi sordum. Bizim sohbetimiz sırasında Ozan bey gelmiş ve koltuk değneklerimi de getirmişti. Her ne kadar mahcup olsam da karşı çıkamadım. Egemen beyin bakışları beni engelledi. Saat iyice geç olunca yatmak için müsaade istedim. Sanırım bedenim hala yorgundu. O kadar uyumama rağmen yine uykum geldi. Egemen bey beni yukarı çıkarırken itiraz ettim ama dinlemedi. Koltuk değneklerine alışık olmadığımdan, düşebileceğimi söyledi. Odaya girdiğimizde beni yatağıma bıraktı. “Teşekkür ederim Egemen bey. Size de zahmet oldu.” Dediğimde; “Zahmet falan olmadı Gülce. Devamlı teşekkür etmene gerek yok.” Dedi. Diyecek bir şey bulamadığımda sessiz kaldım. “İyi geceler.” Diyen Egemen bey kapıya yöneldi. “İyi geceler.” Dediğim sırada kapıyı açtı. Çıkmadan önce bana dönüp; “Bu arada lütfen bana bey deme. Sadece Egemen demen yeterli.” Dedi ve gitti. Bense şaşkınlığımla arkasından baka kaldım.     Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE