1
Burada ateşler yanıyor ve yakıyor. Güneş hiç doğmuyor. Annesinin karnında sıkışmış bir bebek gibi... Umutsuzca bekliyoruz. Karanlığı delip geçmesini ve bizi kurtarmasını istiyoruz. Bu topraklarda hasret var. Uzun, puslu bir nefes gibi. Rahatsız edici bir dünyanın içine sıkışmış canlılar.
Yeni doğan bebeklerin hatırlayamadığı kadar uzak bir zaman önce, Tanrıya ait topraklara hükmetti iki güçlü krallık.
Waves ve Ylfing.
Tanrıya armağan ettiği hediyeyi geri aldılar ve karşılığında Tanrı onlardan her şeyi aldı.
Tanrıya acımasız diyen oldu. Ama burada bir kural var. Göremediğimiz kadar uzakta bile... Verilen şey geri alınmaz. Gelen cezada geri gitmez.
Gücün kör ettiği gözleri korku açtı. Tanrının gazabına uğrama korkusu. En güzel çiçeklerin açtığı, hayvanların toprakta gezdiği evrende, karanlık ve korkunç bir düzen başladı. Yalnızca onlar kaldı. Krallığın insanları. Tanrı yarattığı her canlıyı yanına aldı. Sadece insanlar kaldı. Korku dolu evrende, baş başa kaldılar.
Ta ki yeryüzüne inen bir kitap bulana kadar. Bu cehennemi bitirecek şey orada yazıyordu. Gerçekten yazılanlar doğru muydu yoksa şeytani planları olan birinin uydurması mıydı? Sorguladılar. Ama sonunda insanoğlunun doğasında var olan o noktaya çekildiler, inandılar.
Yazılana göre, Ylfing ve Waves krallıklarının oğlu ve kızı evlenecekti ve doğan çocuk Tanrıya kurban edilecekti.
O kız bendim. Waves krallığının varisi. Babam Ullr’un kızı. Bunca insanın bozulmuş düzende çırpınmasını bitirmesi için doğuracağım bebeği öldürmelerine izin verecektim. Onu hiç sevmemeliydim. Böylece canım yanmazdı. Bir anne bebeğini sevmemeyi başarabilir miydi? O doğduğunda minik ellerini asla parmaklarıma dolamamalıydım, o kokusunu hiç içime çekmemeliydim ki anne olmanın nasıl bir şey olduğunu bilmeyeyim. Benim gibi soylu doğanlar, normal birinin yapamayacağı kadar zor şeyleri yapmalıydı.
Beyaz uzun eldivenimi düzelttim. Gidilecek uzun bir yol vardı. Dışarıda kapkara bir gece vardı. Hep olduğu gibi. Üzerimde ki beyaz elbiseye inat dünya karanlığı haykırıyordu. Korku içimde yoktu. Başka biri olsa sadece yolun sonunda yapmak zorunda olduğu şeyden değil, evleneceği kişinin Thor olmasından korkardı.
Thor, evrenin en acımasız adamıydı. Bu acımasız dünyaya çok güzel bir şekilde uyum sağlıyordu. Onun için bu toprakların kan gölüne dönmesi umursanacak bir şey bile değildi. Evlenmeyi kabul etmesi bile bir hayal gibiydi. Gülmek ona göre değildi. Yalnızca öldürdüğünde gülerdi. Birlikte olduğu kadınlar birer oyuncaktı. Tıpkı diğer herkesin olduğu gibi. Bu evlilikte onun için yalnızca bir oyundu. Başrol olması onun için önemli değildi. Bir bebek doğurmamı sağlayacak ve sonunda yitirmeye başladığı gücü tekrar kazanacaktı. Bebek umurunda bile olmazdı. Elleri zaten asırların kanıyla doluydu. Bir eksik- hiçbir şey ifade etmiyordu.
Onun gibi olmak isterdim. Kalbim sıcak hiçbir şeyi kabul etmesin ve yalnızca derinlerden tüm uzuvları kaplayan bir soğukluk yayılsın.
Babam içeri girdi.
Siyah takımı ve yaralı gözüne taktiği siyah bant ile – beni kurtarmak için son çare olarak lanetli topraklara adım atmış ve gözünü kaybetmişti. Gerçek bir baba gibi görünüyordu.
“Çok güzelsin, bebeğim. “
Bebeğim... Bebeğin evleniyor baba.
Gülümsedim. Gülmek zorundaydım.
“Zamanı geldi. “ dedim.
Babam başını salladı ve kolunu uzattı. Koluna girdim ve uzun koridor boyunca dik bir şekilde yürüdüm. Etrafta ki korumalar, yalnızca önlerine bakıyorlardı. Onlarında artık bir önemi kalmamıştı. Onlar bizi bu gazaptan koruyamazdı.
Verandaya çıktık. Şiddetli müzik sesleri, boğucu ortamı dağıtmaya çalışıyordu ama gözlerimiz görüyordu. Karanlığı ve çirkinliği.
Hiç ağaç yoktu. Babamın emriyle düğün için dikilen ağaçlar da bugün solmuştu.
Halkımız. Onlar yüzlerinde bir umut ile bana bakıyorlardı. Keşke bende aşağıda olsaydım. Umutla bekleyeceğim bir şey olsaydı.
Babam bir şey söylemem gerektiğini işaret etti. Sesim içime kaçmış olabilirdi. Korkudan değil ama isteksizlikten.
Derin bir nefes aldım. Ne yazık ki pis koku daha çok sardı vücudumu.
“Sevgili Halkımız! Bugün hepimiz için çok özel bir gün. Tanrının bize sunduğu teklifle açılan yolda yürümeye gidiyoruz. Hepimiz için tünelin sonunda ki ışığı görüyoruz! “
Bağırışlar. Alkışlar. Buna tahammül edemiyordum.
Babama döndüm.
“Annem nerede? “
“Bahçede. Hadi daha fazla bekletmeyelim. “
Tekrar kolunu uzattı.
Annemi görmek istiyordum. Gözlerinde burada gördüğüm hiçbir insanda olmayan bir ışık arayacaktım. Hepsinin saçmalık olduğunu gösteren bir ışık.
Annem bahçede güzel bir elbiseyle bekliyordu.
Uzaktan bile gördüm. Oda umut ediyordu. Öyleyse ben umut etmeyi bırakacaktım. Herkes gibi yapamazdım belki, sonunda her şeyin son bulacağını düşünüp tekrar yok olan mutluluğa sarılamazdım. Bundan sonra benim için mutluluk hiç olmayacaktı.
“Ne kadar güzelsin! “ Yanağımı öptü. Küçükken hissettiğim sıcak dudaklar değildi.
Annem yavaşça geri çekildi ve babamla birbirlerine baktılar.
“Agnes... “ Babam ilk gün ki gibi aşık bir halde ona hayran hayran baktı, anneme sarıldı ve dudaklarını öptü.
“Gözlerimi kamaştırıyorsun. “ Annem utanmış gibi gülümsedi. Küçükken hep aşklarını yaşamalarını sevmiştim, birbirlerini öyle çok seviyorlardı ki, dokunuşları bakışları hepsi öyle çok gerçekti ki, onları gizli gizli izlemeyi severdim. Ve kimi zaman çocukça bir his beni doldurduğunda beni çok sevip sevmediklerini sorguladığımda annemin bana bakarken ki yansımasını görürdüm. Babama bakar gibiydi. İkisinin, birbirini çok seven o iki insanın aşkı ile yarattığı dünyaya getirdiği kişiydim ben. Onlar birbirlerini ne kadar çok seviyorsa bana olan aşkları da bir o kadar büyüktü. Ama artık bu dünyada aşk saçma gelmeye başlamıştı. Çünkü ben öyle bir aşk asla bulamayacaktım. Çünkü kendi bebeğimi öldürmelerine izin vererek içimde kalan tekrar sevme duygusunu kaybedecektim.
Sonunda, at arabasına bindim. Beni uçuruma atacak yolun sonuna yavaş yavaş yaklaşıyordum.
Thor oradaydı. Uzun boyu. insandan çok başka bir canlıya benzeyen vücudu, artık hiçbir yerde göremediğimiz için unutmaya başladığımız mavi renk gözleri.Bana baktı. Onun için bu hayal edilebilir bir şey değildi. Ya da arzulanabilir. Her kız bir gün düğününde ona aşkla bakan adamı hayal ederdi ama bu durumda imkansızdı, aşk yoktu. Bu gözler daha önce hiç birbirine bakmamıştı bile. Vanadis ona öyle bakan birini geçmişte arzulamıştı. Her şey çok normalken, ama daha ne olduğunu tam olarak göremeyecek kadar küçükken anne ve babası gibi bir çift olmayı hayal ederdi. Fakat şimdi aşkın yanından uzak duracaktı, kalbi artık derinliklere gömülmüştü, hiç kimsenin ısıtamayacağı kadar soğuk bırakacaktı.
Vanadis ailesinin ondan hareket etmesini beklediğini biliyordu.
Thor öylece duruyordu. Gözleri onun üzerindeydi ama ne gördüğünü merak ediyordu. Vahsiligin içinde kafese kapatılmış bir tavşan mi yoksa cahil bir kuş? Adım attı.
Her adımı kendi içinde zor olmasına rağmen rüzgar işleri daha da zorlaştırıyordu. Bedenini geri atmak için esiyor gibiydi. Buna karşı geldiğine inanamıyordu. Babası ona elini uzattı ama Vanadis "Gerek yok." diye fısıldadı. Ull geri çekildi.
Vanadis adımlarını dikkatli atmaya gayret etti. Düşmek istemiyordu. Thor ona yardım etmiyordu. Bunda sorgulanacak bir neden yoktu fakat yine de ikisinin iyi anlaşmasını isterdi.
Geldiler. Thor ona bakmadan yürüyüp gitti. Ondan ne bekleyeceğini bundan sonra biliyordu. O böyle biriydi ve tüm hücreleri artık ondan gelen en ufak nezaket gösterisini garipseyecekti. Babası ve annesine döndü. Vanadis onlara baktığında yüzlerinde ki o karamsar ifadeyi sildiler ama gözlerinde ki o ruhsuzluk buradan bile belli oluyordu. Bu bakışı bir gün göreceğini tahmin etmezdi. Acıma. Kayıp. O evrenin en güçlü adamının kızı kendisinin böyle bir durumda bulacağını nasıl bilebilirdi? Ama olan buydu işte.
Annesi derin bir nefes aldı ve Ull'un elini daha sıkı tuttu. O nefesi sanki Vanadis almış gibi bir his geldi, saniyeler öncesinde nefes alamıyor gibiydi. Onlar buradaydı. Ne olursa olsun.
Yavaşça suya girdi. Ona bakmakta acele etmedi. Güçlü akıntıya karşı koymadı. Tam ona yaklaşırken bir akıntı onu geri atıyordu. Bu hoşuna gitti. Ona bakmadı. Thor ne yapmaya çalıştığını fark etti, sanki sonsuza kadar sürecek bir oyunmuş gibi, ne zaman yaklaşsa geriye düştü. Fakat Thor onun bu kurtuluş hazzını kesti ve ileri katılarak onu yanına çekti. Vanadis ani hareketinden ve yakınlıklarından dolayı nefes nefese kaldı. Şimdi dip dibe ve göz gözeydiler.
"Çok çaresizsin." Bunu bir acıma ya da merhametle söylemedi. İçinden dudaklarına doğru akan bir keyifle söyledi. Gözbebeklerini dahi görüyorkan neden söylediğini gayet net anlayabiliyordu "Sende öylesin.. Fark etmesen de." dedi.
Thor bu sözlerden bir aydınlanma yaşamadı. O kim olduğunu biliyordu bu sözler onu etkilemezdi. Burada mağdur olan o değildi.
Sert bir rüzgar dalgaları alevlendirdi, Thor hala onu tutmasaydı bu sefer buradan sürüklenip gidecekti. Bunu istemez miydi? Bu nehir iki zıtlığı içinde barındıran bir mucizeydi. Burası lanetliydi ama aynı zamanda da kutsal, yalnızca aşıklar için nazik yüzünü gösteriyordu. Hem hırçın, yok edici hemde sahipleniciydi. Anlatılanlara göre iki ayrı dünyanın insanı, birbirine tamamen zıt yaşamlara sahip iki aşık onları avlamaya çalışan barbarlardan kaçmak için bu suya sığınmış. Ama silahtan çıkan kurşun kadına isabet etmiş ve oracıkta ölmüş . Adam ise umutsuzca bir akıntıya kapılmış.. Ruhlarının hala burada yaşadığı söyleniyor. Ancak evlenecek kişiler nehre girebiliyordu. Diğer türlü buraya adım atan saniyeler içinde yok olacaktı. Ama hiç bu kadar hırçın olduğunu görmemişti. Belki de birbirlerine aşık olmadıklarını anlamış ve tepki gösteriyordu.
Thor elini beline koydu bu hareketine bedeni bir titremeyle cevap verdi. İstemsizce kendini geriye çekti. Diğer birçok şeyde olduğu gibi bunuda yapman istememişti. İşleri olduğundan daha karmaşık yapmak istemiyordu. Buradan girmek istese dahi bunu yapmayacaktı. Kendi kaybolan özgürlüğü daha fazla gözüne sokmak istemiyordu. Thor ondan uzaklaşan kadını diğer eliyle sırtına koydu ve kendine yaklaştırdı.
Bunu yapmadan önce gözlerine baktı ve Vanadis yavaşça başını salladı. Ondan izin aldığını düşünmüştüm ya da bir yanlış anlamaydı. Bu bir kurtuluştu Thor'a göre ise bir oyundu ve yalnızca kendi isteğine göre değil karşısında ki kadının arzularına göre de oynayacaktı. Onu yok eden kişi olmak istemiyordu. Gözlerinden belliydi zaten, şimdiden küçük bir çocuk gibi sızlıyordu korkuyordu acı çekiyordu. Herkes onu canavar görse de bunu neden yapsın? Yok olmaya mahkum bir ruha neden savaş açsın?
Başını hafifçe eğdi ve burunları birbirine değdi. Ani bir nefes kaybına uğrayan Vanadis, gözlerini açtı. Thor'un kapattığı gözleri ile yüzünü inceledi. Gözleri olağan bir hızla her detayına baktı, ve kendine onun yakışıklı olduğunu kabul etti. Gözlerini kapadığında Thor onu öptü.
Havada havai fişekler patladı, yüreğimde sonsuz başlayan ama çok çok güzel bir acı doğdu. O parıldayan, yıldızlardan ışık çalan fişeklerin altında dünyayı tam anlamıyla kucaklamış gibi rahat ve bedenimi saran ateşe kucak açmış gibiydim.
Değildi. O havai fişekler tamda vücudunda patlamış gibiydi, dudaklarında, boynunda, dokunmadığı yerlerde bile canı yandı. Thor onu bir sertlikle öpüyordu. Dudakları koca bir buz parçasının yakmayı başardığı kadar çok acıyordu. Onun canını yakmak gerçekten umurunda değildi. Elleri saarina uzandı ve onları parmaklarına sıkıştırdı. Thor onu durdurmadı. İçinden saçlarını canını yakarak çekmek geliyordu. Ama elleri geri çekmeden önce iki parmağının arasına ki saçları çekebildi. Thor dudaklarını ayırdı.
Onun için ilk değildi. Onun için özel değildi. Duygu mantığıma giren hiçbir şeyde karşılığı yoktu. Fakat ateşi hissetti. Opustüğü her kadından bir enerji toplardı ama ondan böyle güçlü bir ateş beklemiyordu. Bu ateş bir çiçeği öldürebilecek seviyedeydi. Onun gibi bir çiçeği. Gözlerine baktı. Mavi, karanlık damlacıklarla süslenmeye başlamış gözlerine. Elini tuttu ve parmağına yüzüğü taktı. Bir fırtına içindeydiler ona içini şefkat barındırmayan tiksinçle bakıyordu. Bir yere sürüklenecek güçlü dalgalar onları çok uzağa ve en aşağı atacaktı. Ve ölene kadar güzel hisler aralarında var olmayacaktı. Gözler geleceğin aynasıdır. Onu görebiliyordu. Birbirlerine gelecekte ne olacağını. Birbirinden tiksinen iki kişi olarak var olacaklardı. Gözler. Onlar ne çok şey anlatıyordu. Ne çok şey gösterirdi. Bugüne kadar kadınların gözlerinde hep aşkı gördü, hep yalnız olacağını bilse böle imanlı olan kadınları ama o kadının gözleri bambaşkaydı. Tekrar araca bindiklerinde ikisi ayrı yerdeydiler. Bundan şikayetçi olmadı ama halka evlendiklerini duyurduklarında yanlış anlamalara karşı tedirgin oldu ama bunda tek rahatsız olan o gibiydi. Annesi ve babası ile vedalaştı. Bu normal bir veda değildi. Artık dayanamayacağında dayanma kapasitesi tümüyle dolduğunda sürekli onların yanına gidecekti. Buna kimse engel olamazdı. Elinde olmadan onlara soğuk bir şekilde sarıldı. Onlar içinde zor olduğunu biliyordu ama onlar birbirine sahipti. Soğuk gecelerde belki kızlarının yokluğunun acıttığı yerlerde açılmış kollara koşacaklardı. Vanadisin ise kimsesi yoktu. Sadece bir tane dağ gibi olan ama asla sıcaklık veremeyecek bir adam. Bunda bir eşitsizlik vardı ve doğruca bir kıskançlık. Evet, hiçbir şeye sahip olmadığı için onları kıskanıyordu.
Aracın kapıları kapalıydı. Yalnızca küçük bir delikten dışarıyı görebiliyordu. Ve bunu tercih etmiyordu çünkü baktığında görüş alanında Thor vardı.
Elinde dokunan parmaklar ile ürpererek döndü. Ama David olduğunu görüp rahatlamak için kendini zorladı.
"Eminim yakında her şey düzelecek." Buna sahte bir şekilde gülümsedi. Dünyada her şey düzelecek ama Vanadisin dünyasında her şey daha kötü olacak. Herkes neden bunu söyleyip duruyordu ki sonunda kendi bebeği ölecekti. Umursamadan sonunda güzelleşen dunyada yaşaykp gidebileceğini nereden düşünüyorlardı
"Buna inanıyorum." dedi ve kendi sorusunu cevaplamış oldu. Çünkü oda bir yalancı. Onların inancına öyle saygı duyuyor ki artık onuda kendilerinden biri olarak görüyorlar.
"Bazen ikinizin arasında sorunlar çıkabilir. Oğlumu tanımasanda gözlerinde onun hakkında ne düşündüğünü görebiliyorum ama ne yaşanırsa yaşansın neden evlendiğinizi unutmayın." Vanadis duraksadıktan sonra başını salladı. Onunla hiç iletişime geçmeyi düşünmüyordu. Hatta aynı yerde kalmak istemiyordu. Ne kadar az görürse o kadar iyiydi.
" Evet yani bunu saklamıyorum. Thor benim için tehlikeli bir yabancı ama onunla bir araya gelme nedenini her zaman hatırlayacağım." güldü. Sanki bu daha fazlasını gösteren bir gülüştü.
"Ve bende tüm kızların Thor'a aşık olduğunu sanırdım. Sen bir nadirsin Vanadis."
Vanadis saçını omzundan attı. Birden çok sıcak olmuştu. Ondan hoşlanma ihtimali bile ürkütücüydü. Kendine yalan söyleyemezdi. O çok yakışıklıydı. Ama Vanadis'in yüreğinde hiçbir kıpırtıya sahip olamıyordu. Sanki onu gördüğünde çok küçük bir çocuğun ormanda korkunç cezasıyla bir aradaymış gibi hissediyordu.
"Oldukça popüler bir oğlunuz var."
Halkın sesler duyuldu. Yüksek ve kesinlikle yeni bir tonlamayla. İçinde çığlık yokt daha yumuşak bir umut vardı. Kimse ona söylemeden o kapıyı açtı. Kesinlikle artık kendi topraklarında
David gözden kayboldu. Onu kesinlikle tanımamasına rağmen şuan yanında olmasını istedi. Thor ile yalnız kalmak istemiyordu. Artık bir çocuk değildi Neler olacağını çok iyi biliyordu fakat bu sefer daha tutkulu bir şekilde çocuk olmak istedi. Kalbi olacaklardan haberdarken bu kadar hızlı atıyordu ölüme bir adımda nefesini hissedecek kadar çok yaklaştı. Bilmeseydi heyecanlanmasaydı korkusuz olurdu. Hizmetçilerden biri onu banyoya götürdü.
Kıyafetlerini çıkarırken elleri titredi. İçinde ki yaşamla birlikte doğan duygu gün yüzüne çıkmıştı. O kadın ona gözlerini dikerek bakarken, elbette utanıyordu. Gözlerini kapattı ve o ağrıyı her yerinde hissetti. Tanrının sesini net duyabilmek için kendi sesi ile karıştırdı.
"Seni duyuyorum.. Getireceğin tüm duyguları kabul ediyorum." Küvete girdi ve onu yıkamasına izin verdi. Bedeninde bir kir varmış gibi sert bir şekilde ovalayan kadına sesini çıkarmadı. Utancını öldürdü. Sanki bir önemi varmış gibi. Sanki bir değeri varmış gibi en güzel haliyle olsa dahi ne olacaktı? Böyle acınası, böyle karmaşık bir haldeyken başkasının çabası ile görünüşü düzeltirken birine güzel görünme şansı var mıydı? Başka bir şeyi kaybetmiş gibi hissetti. Güzelliği. Bir daha asla o zaman ki gibi güzel, canlı ve Tanrıya kendini yarattığı için saygılı hissedemeyecekti. Yaşadığı o acı ve ızdırap döngünün içime sıkışmak isterdi. O döngü onu öyle sarsın ki yolun sonu hiç var olmasın.
"Böyle iyi mi?" kadın sıcak suyu başından dökerken duraksamış ve sormuştu. Yavaşça başını sallarken nazik bir gülümseme dudaklarına sakince dokundu.
Her zaman söyledikleri gibi zaman asla dinlemez. Yok olursun yeniden doğarsın yinede zaman aynı yerde sıkışıp kalır. Bazen sırf inat olsun diye daha hızlı aktığını düşünürdü iyi hissettiğinde, hayallere daldığında otoriter bir pozisyona dönüşüp yapmadı gerekenleri daha hızlı önüne çıkarırdı.
Bunu yapabileceğini bilmiyordu. Nasıl yaptığını bilmiyordu kapıyı açtı ve boş odaya girdi. Ellerini açtı ve Tanrıya dua etti ama içinden şeytanın onunla birlikte olmasını istiyordu. Şeytan tutkunun ta kendisi bu geceye karşı koyabilirdi. Tutkuya, aleve karşı koyabilirdi. Bunu düşünürken ihanetçi gibi hissetti. Tanrıya karşı var olan güç arasına şeytanı karıştırmıştı. Belki de bu yolda şeytanda vardı. Bu sonu ölüm getirecek, yok oluşu o da dahil olmuştu. Kapı açıldı ve Thor içeri girdi.
Yüzünde aynı ruhsuzluk vardı. Ona adım atacağını düşündükçe geriye adım atmak istiyordu. Thor yanına gelirken yavaş adımlar atıyordu. Belki bir şey düşünüyordu ve bunu adımları ile kendine süre ediniyordu. Ne düşünürse, düşünsün bu geceye dair
Sonunda yüz yüze durduklarında çok acı bir ömür geçmiş gibi hissetti. Vanadis içinde büyüyen korkuyu hissedebiliyordu. Onu yok etmek için dik dik baktı. Bir şekilde kendini inandırmaya çalışıyordu. Kim olduğunu unutmadı. Ondan kat kat güçlü ve bu gücü düşünmeden acımasızlık için kullanacak bir adam olmasına rağmen o içinde yok edilmeye kıyılamayacak birisiydi. Eller ona doğru kalktığında kendi arzusu durduracaktı. Yaşama arzusu. Her zaman galip gelecekti. Thor ona doğru eğildi. Artık ona yukarıdan bakmıyordu. Gözlerinde ki küçük alaycılıkları görüyordu. Ne düşündüğünü anlamıştı. Bu şekilde daha eşit olacağını mı sanıyordu? İlk kez birinin gülmeden böyle alaycı olabileceğini gördü. Alınmadı. Onun düşünceleri umurunda değildi.
Yüzler öyle yakındı ki nefesler her saniyede birbirine çarpıyordu. Gözlerinin aydınlık ışıltısını görebiliyordu. Böyle karanlık bir adamın gözleri de ışığa sahipmiş. Bu sadece Tanrının lütfu. Ruhu kötülükle kaplananlar bile ışıldıyor tıpkı yaptıkları gibi karanlık kaplanmıyor. Ona dikkatle bakıyordu. Yalnızca gözlerine. Çok uzun bir koşu yapmış gibi ara vermek istedi. Onun dikkati altında olmak istemiyordu. Bu kadar yakınlıktan kafası karıştı. Parmağı yüzüne dokunduğunda neredeyse gözlerini kapatacaktı tepki vermedi. Yavaşça yanağına oradan boynuna indi sanki bir kılıç gibi tehlikeliydi. Vücudu buna bambaşka tepki verse de hala kim olduğunu hatırlıyordu. Ama genç deneyimsiz vücudu aklı ile oyun oynuyordu. Soğuk parmağı çenesinde durdu ve yüzünü kaldırdı. Kurala göre oynamak böyle olurdu. Şimdi bunu bir öpücükle sert ama güzel hislerden başka bir şey getirmeyen bir dokunuş ile. Bu adam kurala göre oynamaz. Thor’un elleri Vanadis'in boynunu tuttu ve sıkmaya başladı. Şok ve arzu ile nefesleri tükenmeye barları. Hayatta kalma arzusu. Bu gece arzu öteki tarafa geçerek yer değiştirdi