Meriç son kalan bardakları da makineye koyduğunda bende masayı silmiştim. Boran sabırsız bir şekilde, kapıda dikilmiş, ayağını yere vuruyordu.
"Tamam, bitti. Hadi çıkalım abi."
"Sonunda!"
Gözlerimi devirdim. Okulun ilk günü gelip çatmıştı ama Boran benden daha sabırsızdı. Ters ters kıyafetime baktı.
"Sen üşümeyecek misin böyle?"
"Yo."
Sinirli bir şekilde nefes verdi. Daha Eylül ayındaydık. Eğer kıskanacaksa daha cesur olmalıydı. Daha benden çekeceği çoktu ya neyse. Askılı, haki, kısa elbisemin üzerine krem rengi ince bir hırka giymiştim. Birazcık göğüs dekoltesi de vardı. Çok az.
Merdivenlerden inerken Meriç "Naz, sen öne bin. Benim yolum çok kısa zaten." dedi. Çaktırmadan sırıttım.
Boran ikimizden de önce bindi arabaya. Bu nedenle yerime oturduğumda açılan eteğimi o görmeden düzeltme fırsatı bulamamıştım. Kaşları daha da çatıldı. Yumuşak karnını bulmak keyfimi yerine getirmişti. Elimi saçlarımın arasına sokup üstün körü çırptım. Saç tellerim çok ince olduğundan hacimsiz görünüyordu.
Gerçekten de beş dakika içinde Meriç'in okuluna gelmiştik. Bana iyi şanslar dileyerek indi arabadan.
"Ders programını alınca ara, dersinin kaçta bittiğini söyle. Gelir seni alırım."
"Şey... Gerek yok. Ben metroya binerim."
"Aynı kampüsün içindeyiz. Haber ver."
"Peki. Başka bir planım olmazsa ararım."
"Ne gibi?"
"Ne bileyim? Okulun ilk günü, belki arkadaş edinirim."
"İlk günden?"
"Ne kadar beklersem münasip olur?"
"Dil de pabuç gibi!"
Homurdanmasına güldüm. Camını aralayınca kokusu tatlı tatlı burnuma geldi. Öldürecekti beni aşkından!
"Parfümün ne senin?"
Göz kırpıp sırıttı. Elmacık kemiğinin üzerindeki gamzesi belirdi. Ah kalbim!
"Hoşuna mı gitti?"
Omuz silktim.
"Güzelmiş."
Güldüyse de soruma cevap vermedi. Bir süre ikimizden de ses çıkmadı. Sessizliği çalan telefonum bozdu. Abim arıyordu.
"Seçkin!"
"Güzelim? Nasılsın?"
"İyiyim abi. Boran'la okula gidiyoruz."
"İlk gün ha? Heyecan var mı heyecan?"
"Hem nasıl?! Olmaz olur mu hiç?"
"Eminim, her şey çok güzel olacak."
"Umarım abi. Sen nasılsın, nasıl gidiyor?"
"Bende bir değişiklik yok. Aynı, koşturup duruyorum. Ama seninle etraflıca konuşmak istediğim şeyler var."
"Bir sorun mu var?"
"Yok, yok. Endişelenme. Sadece uzun bir konu. Ayak üstü anlatmak istemedim."
"Abi çatlarım ben!"
Güldü.
"Bir kız var..."
Omuzlarım düştü.
"Yaa..."
"Sese bak. Kıskanç köpek seni! Neyse işim var benim. Akşam görüntülü ararım konuşuruz."
"Peki."
"Boran'a selam söyle."
"Olur."
Bu habere üzülmemin nedeni kıskançlık filan değildi. Yanlış anlaşılmasın. Seçkin, aşk konusunda inanılmaz basiretsizdi. Yine üzecekler mavişimi diye korkuyordum.
"Seçkin'in selamı var."
"Aleyk-"
"Senin haberin var mı bu kızdan?"
"Hangi kızdan?"
"Boraan!"
"Var!"
"Niye anlatmıyorsun ya?! İnsan ev arkadaşından böyle bir şey saklar mı?"
"Abartma. Seçkin, uygun gördüğü zamanda açıklar zaten sana durumu."
"Bunu ihanet kabul ediyorum."
"Bir de bayıl istersen Naz."
"Çok komik."
"Gitme üzerine. Kolay şeyler yaşamadı. Endişe edeceğin bir durum yok güzelim."
Güzelin miyim gerçekten?
Kampüs girişinde kimliklerimizi gösterdik. Kayda geldiğimizde görmemişim gibi hevesle etrafı izledim. Çok kalabalık değildi. Daha hınca hınç bir topluluk bekliyordum.
Fakültenin önüne gelince durdu. Birbirimize baktık.
"Fakültelerimiz birbirine yakın. Benim ki şu aşağı köşede kalıyor. Bir ihtiyacın olursa bulursun. Çıkışta ara, olur mu?"
Böyle tatlı tatlı bakarsan nasıl aramam ki?
"Tamam."
Derin bir nefes aldı.
"Dikkat et kendine. Erkenden de sosyelleşmeye merak salma. Çeşit çeşit insan var burada."
"Köyümden hiç çıkmamışım gibi konuşma Allah aşkına Boran ya! Sende dikkat et kendine. Teşekkür ederim her şey için."
Tatlı yanağına bir öpücük kondurup kaçtım.
Arabadan inince apar topar telefonumu çıkardım. Bölümün grubundan bir kızla tanışmıştım. O da benim gibi yeni başlıyordu. Sabah mesaj atıp çok erken geldiğini, öğrenci işlerindeki işlemlerimizi kendisinin halledeceğini söylemişti. Aramamı hemen cevapladı.
"Alo?"
"Balım, merhaba. Nerdesin?"
"Fakültenin önündeyim. Seni gördüm."
Gözlerim hızla etrafı taradı. Merdivenlerden bana doğru geliyordu. Telefonu kapatıp kendisine doğru yürüdüm.
"Naber?"
"Heyecanlıyım! Sen?"
"Eh işte. Halledebildin mi?"
Öğrenci kartımı ve ders programını uzattı. Bilgilerimi üstünkörü kontrol edip çantama koydum.
"Çok teşekkürler."
"Ne demek, canım benim. Sevgilin miydi seni bırakan?"
"Hayır."
"Ya? Ben erkek arkadaşın sanmıştım. Çok hoş adam."
Dik dik yüzüne baktım.
"Sevgilim değil. Ama bana ait, peşin peşin söyleyeyim."
Ellerini teslim olur gibi kaldırıp sırıttı.
"Tamam tamam! Bir şey demedim."
Hemen sakinleştim. Bu kızın öyle bir etkisi vardı. Esmer ve baya sempatikti. Biraz çok konuşuyordu ama en azından aptal değildi.
"Gel, bak! Yeni arkadaşlar edindim. Hadi tanışalım."
Eliyle merdivenlerin en üst basamağında oturan beş-altı kişilik grubu işaret etti. Başımı aşağı yukarı salladım. Merdivenlerden çıkıp yanlarına gittik.
"Arkadaşlar, bu, Naz."
Hep bir ağızdan selam verdiler.
"Funda, Sinem, Enes, Onur, Uğur ve Müzeyyen."
Hepsine kocaman gülümsedim.
"Nerelisin, Naz?"
Soruyu soran Müzeyyen'di.
"Bursa. Siz?"
"Bizde onu konuşuyorduk az önce. Ben Maraşlıyım. Funda ile birlikte geldik. Sinem buralı. Enes Adanalı. Onur ve Balım da Rizeli."
Balım esmerdi ve açıkçası Karadenizli olduğunu hiç çaktırmıyordu. Ama Onur sarışın ve renkli gözlüydü. İkisine baktım.
"Siz de tanışıyor muydunuz?"
Onur cevap verdi;
"Aslında Balım ve seni şimdiye kadar hiç görmedik. Hazırlıktayken diğerleriyle karşılaşıyorduk ama..."
"Şey, biz hazırlık almadık. Yani yeterlilik sınavı iyi geçti."
"Anladım, zeki kızlar. Geçelim mi dersliğe?"
Herkesin onaylamasıyla toparlandık. Fakülte binasına diktim gözlerimi. Yeni hayatımın yuvasıydı artık burası benim. Hayatımı eğitim kurtaracaktı. Tek başıma, kimseye muhtaç olmadan yaşadığım bir dünyaya bu binadan gidecektim. Artık önümde, belki zor, ama aydınlık bir yol vardı...