Gülmemek için iyice sıktım kendimi. Boran gerçekten kıskanç bir adamdı ve biz Meriç'i erkek arkadaşı ile basmıştık. Boran'ın yüzündeki ifadeyi görmeniz gerekirdi. Çenesi öne doğru kaymış, küçücük gözleri olabildiğince büyümüş, burnunun delikleri genişlemişti. Sevimli canavarım benim. Dudaklarım, kahkahamı zapt etmeye çalışırken azıcık pırttı. İkisi de ters ters bana baktı.
Meriç'i okuldan almaya gittiğimizde, sevgilisiyle el ele yürürken görmüştük onları. Boran'ın suratı allak bullak olmuştu. Kornaya basıp Meriç'in bizi fark etmesini sağladıktan sonra, çocuğu gözleriyle ezmişti. O saniyeden sonra kimsenin ağzından "çıt" çıkmıyordu ve eve gelip koltuklara kurulalı yaklaşık on dakika olmuştu. Bu durum bana inanılmaz komik geliyordu.
Boran yüzüme bakıp sıkıntıya nefes verdi. Daha fazla susamayacağı belliydi zaten.
"Meriç?"
"Hı?"
Daldığı telefonundan korkuyla kaldırmıştı kafasını.
"Ben geri kafalı bir insan değilim. Biliyorsun değil mi?"
"Hı hı."
"Sevgilin miydi o... Çocuk?"
Kızcağız yutkundu.
"Sevgili... İddialı bir kelime. Erkek arkadaşım diyelim. Tanıyoruz birbirimizi."
"Niye hiç bahsetmedin?"
"Daha belli bir şey yok abi. Kısa zamandır tanışıyoruz. Henüz anlatmaya değer sayılmaz."
Boran ne diyeceğini bilemez gibi ağzını kapatıp açtı bir kaç kez. En sonunda sesini bulabildi.
"Okuldan mı?"
"Yok. Arkadaşımın abisi."
Boran'la göz göze geldik.
Ağzın bal yesin Meriç'ciğim. Bu konuda abine örnek olmanı diliyorum.
"Kaç yaşında?"
Sıkıntılı bir nefes daha.
"Şey... Seninle yaşıt."
"Ne?!"
Meriç, benden sadece bir yaş küçüktü. Ben , mezuna kalmıştım ama o ilk yılından ATT tutturmuştu. Bu yüzden ikimizde birinci sınıftık.
Gözlerimi ayırarak baktım Boran'a. Bakışlarımı görünce duraksadı.
"Senin için... Biraz büyük değil mi?"
"Abi rahatla biraz, lütfen! Sadece birbirimizi tanımaya çalışıyoruz."
Meriç bu konunun fazla uzadığını düşünmüş olacak ki yerinden kalkıp odasına yöneldi. Utanmıştı.
"Orospu çocuğu, elini tutuyordu!"
Meriç'e duyurmadan, bana, şikayet eder gibi homurdanınca kahkahamı tutamadım. Boran'ın uygar kişiliği buraya kadardı işte.
"Naz, gülme! Benim kardeşim daha çok küçük. İnat edip daha çok bağlanmasın diye bir şey demedim ama-
"Boran! Sakin ol. Kardeşin 19 yaşında. Gayet de kendini yetiştirmiş, zeki bir kız. Bu saatten sonra onu yönetemezsin!"
"Herif, benimle yaşıtmış!"
"Yani? Dört yaş çok büyük bir fark sayılmaz. Abartma istersen."
Yüzü ağlamaklı bir hâl aldı. Sırıttım.
"Arkadaşının abisiymiş. Meriç, bu konularda seninle aynı bakış açısına sahip değil sanırım."
Şaşkınca baktı bana.
"N-ne? Ne demek bu?"
"Hiiiiç! Lisedeyken çok ağlattın beni, onu diyorum. Gerçi iyi ki öyle yapmışsın! Yoksa ben kardeş gibi(!) olduğumuzu göremeyecektim."
Yüzü allak bullak oldu.
"Ay tamam, bakma öyle. Şaka yapıyorum!"
"Hangi konuda?"
"Anlamadım?"
"Çok ağladığın konusunda mı, yoksa kardeş gibi olduğumuz konusunda mı?"
"Nereye varmaya çalışıyorsun?"
Gözlerimi kısıp yüzünü inceledim.
"Sana nasıl yaklaşacağımı kestiremiyorum."
Heyecanlanmıştı. O an anladım. Hiçbir şey olmadıysa bile, muhakkak, bir şeyler olmuştu. Duyguları ne derecede kestiremedim. Ama bana karşı asla boş değildi. Aydınlanmamın etkisiyle dudağımın kenarı yukarıya doğru kıvrıldı. Boş değildi!
Sorusunu yanıtsız bırakıp ayağa kalktım. Elimi saçlarımın içine geçirip çırptım.
"Ben, duşa gireceğim. Şampuanım bitmiş. Seninkini kullanabilir miyim?"
Yutkunduğunu gördüm. Ama aptal değildi. Gözlerini kısıp yüzümü inceledi. Ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı. Yine de bir şey söylemedi. Sessizce başını salladı.
Fitili ateşleyen ben değilmişim gibi dünyadan habersiz bir gülüşle baktım ona.
"Teşekkürler."
***
Balım ile yaptığımız telefon görüşmesini sonlandırırken yüzümde mutlu bir gülümseme vardı. Sonunda iş bulmuştum! Küçük çaplı bir moda evinde tezgahtar arıyorlardı. Sahibi Balım'ın yedi göbek uzaktan bir akrabasıydı. Kadın, küçük kızıyla tek yaşadığı için akşamları, okul çıkış saatinden sonra mağazayla pek ilgilenemiyordu. O yüzden akşam saatlerinde işin başında olacak birine ihtiyacı vardı. Ve bilin bakalım kim gün içerisinde okulda olduğu için akşam çalışabileceği bir iş arıyordu? Üstelik yeri de eve çok yakındı. Benim için özel bir iş imkânı sağlasalar ancak bu kadar olurdu.
Gülümseyerek abime mesaj attım. Evde bu güzel haberi paylaşabileceğim kimse yoktu. Okulun ilk gününün üzerinden altı gün geçmişti. Meriç, bu akşam bir arkadaşında kalacaktı. Boran'da onun kız bir arkadaşında kaldığından emin olmak için kardeşini elleriyle bırakmak istemişti. Sonra da geç geleceğini söylemişti, gitmeden önce. Zaten o günden beri benden köşe bucak kaçıyordu. Şuan saat gece yarısını on üç dakika geçiyordu. Üzerimi değiştirip pijamalarımı giydim. Altı uzun olsa da, üstü askılı bir atletti. Gece üşür müydüm acaba? Gerçi kaloriferleri çok yüksek yakıyorlardı. Evin ısısı iyiydi.
Mutfağa geçip kendimi büyük bir bardak süt doldurdum. Bardağı elime almadan hemen önce kapıdan gelen tıkırtıları duydum. Gözlerimi devirdim. Ağzıyla içemiyorduysa, içmeseydi keşke. Mutfaktan çıktığımda kapıdan giriş yapmıştı. Ama hali geçen seferkinden kötüydü. Yanına yaklaştığımda aniden yalpalayıp üzerime doğru devrildi. Adamın boyu nereden baksanız 1.85 vardı ve ben tabi ki onu yakalayabilecek kuvvette değildim. İkimiz birden devrildik yere. Sırtıma giren keskin acıyla inledim. Yüzü, göğüs kafesime kapanmıştı. Derin bir iç çekti.
"Ooo! Cennete mi düştük ya?!"
Aptal. Canım bu kadar yanarken, bu kadar mutlu olmam mümkün müydü?
"Boran! Kırdın bütün kemiklerim!"
"Şşt!"
Burnunu köprücük kemiğime sürte sürte kokladı beni. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki... Beni öldürecekti! İlk defa bana kendi isteğiyle bu kadar yaklaşıyordu. Tamam, bilinci tam olarak yerinde değildi ama bunu düşünmek istemiyordum. Dudaklarını yavaşça boğazıma bastırdı.
"Tenin... Krema gibi... Pürüzsüz!"
Sesimi yutmuştum sanırım. Sert vücudu, beni ezerken odaklanabildiğim tek şey dudaklarıydı. Kıvırcık saçları karma karışık olmuştu. Başını kaldırıp gözlerime baktı önce... Sonra dudaklarıma kaydı bakışları.
"Naz... Seni öpeceğim! Seni öyle bir öpeceğim ki!"
Göğsüm heyecanla yükseldi. İşte tam o sırada... Hiç olmaması gereken bir şeyi fark ettim. Boran'ın dudağının kenarındaki ruj lekesini...