Halit Bey’in gidişinden birkaç saat sonra, malikaneye tıbbi malzeme getiren bir ekip kılığında Cihan’ın adamları sızmayı başardı. Zümrüt odasında dinlenirken, içeri giren hemşire kıyafetli kadın aniden Zümrüt’ün ağzına bayıltıcı bir bez bastırdı.
Zümrüt çırpınmaya çalıştı ama yarası izin vermiyordu. Tam odadan çıkarılacağı sırada Demir, çalışma odasından gelen bir tıkırtıyı fark edip içeri daldı.
"Bırakın onu!" diye kükredi Demir.
Cihan’ın adamlarından biri silahını Demir’e doğrulttu ama Demir tereddüt bile etmeden adamın üzerine atıldı. Odada büyük bir arbede çıktı. Demir, Zümrüt’ü korumak için bedenini siper etti. Adamları etkisiz hale getirdiğinde, Zümrüt baygın bir halde kucağındaydı.
Demir, Zümrüt’ün yüzünü ellerinin arasına aldı. "Seni asla benden almalarına izin vermeyeceğim. Kimse... Hiç kimse seni bir daha incitemeyecek."
Demir o gece anladı ki; intikam artık biterken, onun için asıl savaş şimdi başlıyordu. Karısını hem babasından, hem düşmanlarından, hem de kendi karanlık geçmişinden korumak zorundaydı.Zümrüt’ün yarası iyileşmeye başladıkça, malikanedeki o ağır ve soğuk hava yerini tuhaf bir sıcaklığa bırakmıştı. Demir, artık akşamları geç saatlere kadar şirkette kalmıyor, eve gelip Zümrüt ile vakit geçiriyordu. O akşam, ilk kez zorlama olmadan, aynı masada akşam yemeği yiyeceklerdi.
Zümrüt, üzerine dökümlü, krem rengi bir elbise giydi. Aşağı indiğinde masanın mumlarla donatıldığını gördü. Demir, masanın başında her zamanki asaletle duruyordu ama gözlerinde bu sefer o tanıdık öfke yoktu.
"Sana bir şey sormak istiyorum," dedi Zümrüt, yemeğinden bir parça alırken. "Neden o gün nişancının önüne atıldığımda bu kadar dağıldın? Senin için sadece bir intikam aracı değil miydim?"
Demir şarap kadehini masaya bıraktı ve uzun süre Zümrüt’ün gözlerine baktı. "Zümrüt, ben hayatım boyunca her şeyi kontrol edebileceğimi sandım. Ama senin o kurşunun önüne atılışını gördüğüm an, ilk kez kontrolün bende olmadığını anladım. O an anladım ki... eğer sana bir şey olursa, benim intikam alacak bir sebebim bile kalmayacaktı."
Zümrüt gülümsedi. Bu, Demir’in gördüğü en samimi gülüştü. "Belki de artık intikam almayı bırakıp sadece yaşamaya başlamalıyız Demir."
Demir, Zümrüt’ün eline uzandı. Parmakları birbirine değdiğinde ikisi de o elektriklenmeyi hissetti. O gece, malikanenin duvarları ilk kez bir savaş ilanına değil, sessiz bir barışa şahitlik ediyordu.Ancak huzur, Karahan malikanesinde uzun sürmeyen bir lükstü. Selin, Demir ve Zümrüt arasındaki bu yakınlaşmayı gördükçe öfkeden deliye dönmüştü. Demir’in sadece kendisine ait olması gerektiğine inanıyordu. Bir plan yaptı; o kadar kirli bir plan ki, Demir gibi bir adamın bile şüphe duymaması imkansızdı.
Ertesi sabah Demir’in çalışma odasına gitti. Elinde sahte dekontlar ve montajlanmış ses kayıtları vardı.
"Demir, bunu sana göstermek istemezdim ama Zümrüt seni kandırıyor," dedi Selin, sahte bir üzüntüyle. "Babanın borçlarını ödemek için Cihan ile iş birliği yapıyor. Bak, bu banka kayıtları Zümrüt’ün hesabından Cihan’ın adamlarına giden paralar. O günkü saldırı... Hepsi senin gözünü boyamak ve güvenini kazanmak için bir oyundu."
Demir kağıtlara baktığında dünyası başına yıkıldı. Dekontlarda Zümrüt’ün imzası vardı (Selin tarafından taklit edilmişti). Ses kayıtlarında ise Zümrüt’ün sesine çok benzeyen bir ses "Demir bana inanmaya başladı, yakında tüm serveti kontrol edeceğim" diyordu.
Demir’in gözleri bir anda o eski, karanlık haline döndü. Damarlarındaki kanın buz kestiğini hissetti. "Çık dışarı Selin," dedi kısık bir sesle. "Hemen!"