4. Bölüm

3945 Kelimeler
Gel sen de bizimle çay iç Cavidan." genç kadın omzunu silkti odasının kapısında durmuş bekleyen annesine. Gözünü okuduğu kitabın aynı cümlesinde birkaç kere gezdirdi. Okuduğunu anlamadı. Annesi iki dakikadır başında ısrar ediyordu. "Kime diyorum Cavidan? Niye beni takmıyorsun kızım?" "Ben küsüm sizinle. Konuşmuyorum ki! Bana oyun ettiniz, unuttum mu sanıyorsun sen? Bir de üstüne suçlu çıktım ya." "Cavidan o konuda biz haksızsak sen de haksızsın. İstemem derdin olur biterdi. Herkese duyurdun durumu... Neyse yapacak bir şey yok. Olan oldu." "Daha böyle bir şeye kalkışmazsınız umarım..." kitabı indirip bacaklarının üzerine bıraktı ve annesine baktı. "Cavidan baban ısrar ediyor bu konuda. Ben de anlamadım sebebini... Babaannen desen zaten hiç zaptedemiyoruz. Var bunlarda bir hal ama... Sen gel seni görüştürelim derlerse tamam, de. Sonra da olmadı, anlaşamadık dersin. Ama bir konuş da komple başımızdan savalım. Bu olay unutulana kadar teyzene gidersin, biraz orada kalırsın olmaz mı? Hem bak Hale de seni özlemiş, gelsin de S.'nin altını üstüne getirelim beraber onunla diyor." Cavidan derin bir nefes alıp verdi. Belki de annesinin sözüne gitmeliydi. Ne kaybederdi ki? Birkaç saatini alırdı Kenan ile konuşmak. Adamı da rezil etmişti herkese. Onun da haline sonra acımıştı. Sevmek suç değildi, günah değildi sonuçta. Yanlış yapmıştı Cavidan. "Peki madem. Ama konuştum diye hemen düğün hazırlıklarına filan başlamayın sakın! Vallahi kötü olur! Kenan ile konuşurum ama bu işin olmayacağını konuşurum..." "Tamam benim deli kızım, tamam. Hadi kalk da beraber çay içelim. Bak herkes bahçede, iki haftadır dışarıya çıkmıyorsun." "Yine çıkmayacağım anne. İstemiyorum kimsenin yüzünü görmek. Hem en başta senin bilmen gerekiyordu bu işe kalkışmadan önce sonunu. Ben birisini sevsem, birisi ile evlenmek istesem söylemem mi? Söylerim." diyerek kucağındaki açık kitabın üzerinde duran ellerine baktı. Söylemezdi tabi. Sevdiği en olmazı olursa söyleyemezdi. Nasıl söylesindi? Reddedilse aynı bahçenin içinde bir daha onunla yüz yüze gelemezdi. İstediği gibi davranamazdı ona. Hem amcasıyla babasının uzaklaşmasına sebep olurdu. Bilmiyor muydu tüm bunları? Biliyordu da o yüzden susuyordu. Herkesin iyiliğine susuyordu ama yine de Ali kimseyle evlenmesin istiyordu. Bekar kalsın... Evlenmek zorunda mıydı? "Tamam. Sen bilirsin Cavidan. Buraya getireyim çayını?" "Hayır. Canım istemiyor. Aslında ben biraz çıksam dolansam anne. Bak böyle oturmaktan sıkılıyorum. Asude de benimle gelir. O yanımdayken valla bir şey yapmıyorum, engel oluyor bana." "Tamam, Asude'ye söyleyeyim de beraber çıkın dolaşın." "İlçeye gidelim mi? Kuaföre gideriz beraber. Bak saçlarım uzadı, kestireyim." "Nereden çıktı saçlarını kestirmek? Hem uzun değil ki saçların. Bana bak, yine cin fikirlerinden birinin peşine takılıyorsan karışmam sonuçlarına Cavidan Hanım." Cavidan yerinden fırladı heyecanla. Az ısrar ederse annesi kabul edecekti, belliydi halinden. Kitabın sayfasını işaretlemeyi unutarak kapatıp kenara bıraktı. "Olur olur. Hem kendine bak, biraz bakımlı ol demiyor musunuz siz bana? Kuaföre gideyim, saçlarımı kestireyim... Ağda da yaptırırım. Bak, bak! Bacaklarım yine çıkmaya başladı." diyerek bacağını annesine uzattı. Gülbeyaz Hanım, Cavidan'ın pürüzsüz bacağına baktı. Kızının öyle tüyü müyü çıkmazdı ki kolay kolay. Yine de can sıkıntısına verdi Cavidan'ın isteğini. "Tamam, gidin bari. Ama bak bir yaramazlığını, şımarıklığını veyahut saçmalığını duyarım bırak ilçeye gitmek seni kapının önüne çıkarmam..." "Söz vermeyeyim anne o konuda. Şimdi sizin dengesizlik, şımarıklık ve yaramazlık dediğiniz şeyler benim normalim. Sizin hayatlarınız mesela bana pek bir sıkıcı geliyor. Saksı gibi olmak istemiyorum ben. Aaa! Vallahi yapamam ben sizin gibi! Ama söz kimseye bulaşmam. Kimseye laf söz etmem. Başımı önüme eğmesem de kimseye dokunmam. Kuaförüme adam akıllı gidip gelirim. Ha, bir de tatlıcı da kabak tatlısı yerim... Bir de kendime takı bakarım ya da elbise. Biraz, bugün ilçenin pazarı var, orada dolaşırım! Yani ben şimdi kuaför dedim ama oralara da bir giderim. Olur mu? Olur de!" "Peki madem. Sanki yapma desem yapmayacaksın. Hadi, kalk hazırlan bari. Ben de Asude'ye söyleyeyim." diyerek odadan çıktı Gülbeyaz Hanım. Koridoru geçip bahçedeki büyük saklım söğüdünün altında çekilen masada pazar gününden dolayı dinlenmeye çekilip çay içen ailesinin yanına doğru yürüdü. Asude elindeki telefonla uğraşıyordu. "Gelmiyor mu Cavidan?" diye sordu Gülbeyaz Hanım'a kaynanası. Olumsuz anlamda başını sallayıp bir sandalyeye oturdu kadın. "Asude, Cavidan ilçeye gidecekmiş. Sen de hazırlansan da onunla beraber gitsen. Başına yine bir bela açmasın. Sen yanındayken ona engel oluyorsun en azından. Tek olunca başım belaya girer, bir şey olur demiyor, her olayın içine atlıyor, biliyorsun." "Ne işi varmış ilçede?" "Kemal, dur hele. Sen karışma. Kuaföre gidecekmiş. Saçlarını filan kestirecekmiş. Bırak kızı. Zaten geçen gün yaptık bir hata, daha fazla üstüne gitmenin alemi yok." "Tamam yenge. Benim de canım sıkılıyordu zaten. Cavidan ile giderim ben. Hazırlanayım bari." diyerek ayağa kalkıp eve doğru yürüdü Asude. Pamuk Hanım pek bir huysuzlandı bu duruma. Homurdanmaya başladı olduğu yerde. O, aman çocukları özgür bırakın, istediklerini yapsınlar, diyen yaşlı kadın gitmiş yerine adeta başka birisi gelmişti. "Ali nerede?" diye sordu Pamuk Hanım. Oğullarına dönüp baktı. Kendisi ile gelip konuşan, Cavidan ile Ali'nin arasında olabilecek en ufak bir gönül ilişkisinden ölesiye korkan oğullarına... Halbuki gönül isterdi ki Ali Cavidan'ı, Cavidan Ali'yi sevsin, evlensinler ama Ali'den pek bir ümidi yoktu yaşlı kadının. O hep gözü dışarıda olan bir adamdı. İstanbul'a gitmek istiyordu da yine kendilerini ezip geçmekten korkuyordu Ali. Cavidan'ı ister miydi ki? İstemezdi. O annesinin kendisine gösterdiği kızları da sırf annesini oyalamak için görürdü. O şehirli bir kızla evlenip kendine layık bir hayatın peşinden gidecekti. Bu hikayede üzülen Cavidan olurdu. O yüzden uymuştu oğullarının aklına. Bir yola girmişlerdi ve bu yoldan niye ise bir çıkış yolu göremiyordu Pamuk Hanım. Cavidan'ın hislerini az çok çözebilmişti. Cavidan uzun zamandır yanıktı Ali'ye. Küçükken bile "Ben Alinazik ile evleneceğim!" diyerek ortalıkta dolanır dururdu. Şimdi bunu ulu orta yere söylemiyorsa ayıp denen şeyi az buçuk idrak etmesinden dolayıydı. Alinazik... Cavidan en çok Alinazik yemeğini severdi. Pamuk Hanım bir şeyden daha emindi ki bu lakabı Ali'yi sinirlendirmek için değil onu sevdiğini dile getirmek için takmıştı. "Uyuyor anne." diyerek araya girdi Vildan Hanım. O da tıpkı Gülbeyaz Hanım gibi tüm olan bitenden bihaber olanlardan bir tanesiydi. Bir sır dolanıyordu ortalıkta, hissediyordu ama ne olduğunu çözemiyordu. Cavidan söz konusu olduğunda ne diye aynı anda Ali'nin de ismi mevzu bahis oluyordu konuya, anlamıyordu. "İyi uyusun. Uyandırmayın. Yoruluyor... Zaten ilçede iki tane avukat var. Her davası olan diğerine gitmiyorsa Ali'ye geliyor." dedi Pamuk Hanım. "Çalışsın. Daha genç hem. Bizim kadar yorulmaz ya. Hayırlısı ile Asude de eline ekmeğini alsa komple çalışmayı bırakıp emekliye ayrılacağım ben." dedi Hamit Bey. İlk defa böyle bir şey dillendiriyordu, Kemal Bey şaşırdı abisinin bu düşüncesine. Emekliye ayrılırsa dükkandaki hissesini ne yapacaktı? Başını kaşıdı düşünceli düşünceli Kemal Bey. Şimdi durduk yere nereden çıkarmıştı abisi bu mevzuyu, anlamadı. "Biz de bir Kerem okuyacaksa okuyacak herhalde. Geçen Cavidan ile şöyle bir okul mevzusu açıldı, dışarıdan oku dedim ama sağı solu belli olmaz ki delinin. Bu gün okuyacağım der, yarın vazgeçer..." "Cavidan okumak mı istiyor Kemal? Neden bu isteğinden benim haberim yok? Hem madem sana böyle bir şey diyor da ne diye kızı evlendirme peşine düştün sen?" diyerek kocasına döndü Gülbeyaz Hanım. Merakla Kemal Bey'in yüzünü izledi. Kemal Bey başını eğdi, kavga konusu çıkarmıştı başına durduk yere. Hem Gülbeyaz'ın Cavidan'ın Ali'ye olan davranışlarından haberi yoktu, açıklamayamazdı neden Cavidan'ı Kenan ile evlendirmek istediğini. Gülbeyaz öğrense kıyamet kopardı evde. "Daha da mevzusunu açmadı zaten Gülbeyazım. Sen bilmez misin kızımızı? Unutmuştur bile o konuyu?" "Hangi konuyu unutmuşum?" diyerek yanlarına doğru yürüyen genç kadına döndü tüm bakışlar. Hepsinin de ağzı bir karış açıldı Cavidan'ı görünce. Genç kadın dizlerinin altında biten sarı bir elbise giyinmişti. Saçlarını açmış, bir de yüzüne makyaj yapmıştı. Melek gibi olmuştu. Cavidan güzeldi zaten ama şimdi ayrı bir havaya bürünmüştü. Vildan Hanım, Cavidan'nın aklı başında olsa güzeller güzeli kızı kaçırır mıydı hiç? Hemen oğluna yapardı yapmasına da işte Cavidan, Ali ile çok zıttı. Ali sakinse o cazgır, Ali sessizse o dilli, Ali akıllıysa o deliydi. İmkansızın peşine düşmezdi Vildan Hanım. Ama yine de genç kadına beğeni ile bakmaktan kendini alamıyordu. Bir akıllı olsaydı Cavidan, bir akıllı olsaydı! "Aman Allah'ım. Abla bu ne güzellik! Vallahi dilim tutuldu." dedi Kerem. Cavidan güldü, eteğinin kenarından tutup hemen şımararak etrafında döndü. "Güzel olmuşum değil mi?" "Güzel olmuşsun olmasına da hayırdır Cavidan? Bu süs püs neden?" "İşim var anne." dedi Cavidan. İşi vardı. Kız bakmaya gidecekti daha... Öyle çapa çula birisinin yanına gitse kimse onu ciddiye almazdı. Bir görümce edasına bürünmeliydi. Daha bir sürü kızın aklına girecek, hepsini Ali'ye aşık edecekti. Elbet Ali içlerinden birine tamam derdi. Birisine gönlü düşerdi... Cavidan nerede çirkin, nerede saf kız var hepsini kapılarına dökecekti. Yapacaktı bunu! Ali kendinden daha güzeline yar olmayacaktı. Olamazdı. Yüreği kaldırmazdı... "Ne işi bu böyle?" "Sizin işlerinizden değil, endişenmeyin hemen. Kuaför, tatlıcı, pazar... Biraz dolaşacağım. Hem herkese güzellik kafi de bana mı fazla? Bir kerede ben güzel olayım." "Ol tabi de ama çok güzel olma be kızım! Valla gören dönüp bir daha bakar." Cavidan yengesinin sözleri ile gülümsedi. Vildan Hanım'ın beğendiği gibi oğlu da beğenseydi ya kendini. O zaman her şey çok farklı olurdu. Asude onlar bahçede konuşurken odasından çıkıyordu. O esnada uyanıp lavobaya geçen abisine yakalandı. Ali merakla Asude'yi süzdü. "Nereye?" "Cavidan ile ilçeye gideceğiz?" "Cavidan ile? Ne yapacaksınız ilçede?" "Bilmem. Cavidan'ın işleri varmış. Kuaföre gidecekmiş. Kadınsal mevzular abi. Bilirsin... Saç filan..." diyerek kapıya yürümeye yeltenen Asude'nin kolundan yakalayıp durdurdu Ali. Şöyle bir sağına soluna bakıp Asude'nin kulağına doğru eğildi. "Bak Asude. Cavidan'ı pek üzdüler geçen gün. Bak o Kenan adisi karşısına çıkar hemen ara beni. Bir de... Bir de Cavidan hastaneye uğramak ister veyahut kendi okulundan mezun olan o doktor ile konuşmak ister aman izin verme. Buralar küçük yerler. Laf söz çıkarırlar. Üzülmesin kız sonra. Malum Cavidan saf, böyle şeyleri düşünemez." diyerek fısıldadı Ali. Asude şaşırarak abisinin elinden kolunu kurtarıp geriye çekildi. "Sen bu aralar pek bir Cavidan'ın derdine düştün, gözümden kaçtı sanma. Bana bak, aranızda bir şey mi var sizin yoksa?" "Asude! Ne bağırıyorsun? Duyur cümle aleme istersen! Hem aramızda ne olacak bizim? Ben o deliye bakar mıyım hiç? Kuzenim sonuçta, sana nasıl davranıyorsam ona da öyle davranıyorum. Abilik yapmak boynumun borcu, amcamın kızı sonuçta. Allah Allah! Dediği lafa bak! Seni var ya! Sessizden korkacaksın derler ya doğru! Bak başkasına da söylersin olur olmadık şekilde söz ederler. O zaman çekecek çilen olur benden söylemesi. Hadi şimdi git! Dediklerimi de unutma!" "Unutmam da ben inanmıyorum sana! Hareketlerine dikkat et, benim dikkatimi çektiyse başkasının da çeker. Benden söylemesi..." "Bak hala ne diyor? Git, kaybol gözümün önünden." diyerek kızdı Ali. Asude evden çıkarken Ali derin bir nefes alıp verdi. Saçlarını karıştırdı stresle. Ardından mutfağa geçti, perdenin kenarından dışarıya baktı. Cavidan masanın yanında ayakta duruyordu ama her zamanki halinden daha farklıydı. Pek bir özenli, daha bir güzel... O doktor ile tanıştığından beridir bir çeki düzen vermişti kendisine. Kenan'dan değil doktordan korkar olmuştu genç adam. "Ah Cavidan! Bir otur yerinde be kızım!" dedi kendi kendine Ali. Işi Asude'ye kalmıştı. Ona da güvebilir miydi, emin değildi. Cavidan onu suya götürür susuz getirirdi. Bir telaş sarmıştı ki Ali'yi, genç adam deliriyordu durduğu yerde elinin kolunun bağlı olmasından ötürü.                      ****** İlçeye iner inmez Cavidan koluna Asude'yi takıp kuaföre doğru ilerledi. Pek bir neşeliydi. Asude onun eski haline dönmesinden sebep mutluydu. Sonuçta kardeşi gibi gördüğü Cavidan bir haftadır yüzlerine bakmıyordu. O gün yaşanacaklardan annesi ile bahçeye çıktıktan sonra haberdar olmuştu. Yoksa koşar gider Cavidan'a kurulan tezgahı genç kadına bir bir anlatırdı.       Kuaförün olduğu binanın önüne geldiler. Cavidan dönüp karşı kaldırımdaki tatlıcıya baktı. Tatlıcının kızı Naciye tezgahın arkasındaydı. Birini bulmuştu... Memnun memnun Asude'yi çekiştirdi, binaya girip ikinci kattaki kuaföre çıktılar. Ohh! Kuaför Çiğdem'in kardeşi Suzan da buradaydı. Bugün pek bir talihliydi Cavidan. Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı, içeriye geçtiler. Çiğdem onları görünce saçını boyadığı kadın yanından onlara gülümsedi. "Cavidan hoşgeldiniz." "Hoşbulduk Çiğdem. Nasılsın?" "İyidir. Uğraşıyoruz, görüyorsun ya işte. Gelin şöyle oturun. Şu saç boyama işlemini bitireyim de size de bakarım." dedi Çiğdem. Cavidan ile Asude ile bir yere oturdu. Suzan kasanın başında bir şeyler ile oyalanıyordu. Asude telefonuna bakarken Cavidan'ın gözü Suzan'daydı. Suzan çok zekiydi, okullarını dereceyle bitirmişti ama o da kader kurbanı olmuştu. Annesi ile babası vefat edip ablası da kocasından boşanarak bir çocukla ortada kalınca Çiğdem'i bırakıp bir yere gidememişti. Cavidan, Suzan'ı severdi de. Eve gelin gelse iyi anlaşırdı... Suzan'ın tek kusuru çirkinliğiydi. Allah güzelliğinden alıp zekasına vermişti sanki. Ali'ye uygundu. Şimdilik en güçlü adayı Suzan'dı. Cavidan, Ali'yi iyi tanırdı. O güzellikten önce karşısındaki kadının zekasına bakardı. Suzan da Ali'den iyisini mi bulacaktı sanki? Ali güzeldi, hem de haddinden fazla. Ee, zekiydi de... Kim olsa isterdi Ali gibi bir adamı. Şimdilik tek sıkıntı Cavidan için Asude'ydi. Onu başından savması lazımdı ki gözüne kestirdiği kızların aklına girebilsindi. Yoksa Asude kesinlikle yaklaşmazdı Cavidan'ın hınzırca düşüncelerine. Hem niye böyle bir şey yapıyorsun, diye sorsa cevap veremezdi.     Biraz sonra Çiğdem işini bitirip Cavidan ile Asude'nin yanına oturdu. Suzan onlara kahve yapmak için mutfağa giderken Cavidan, Çiğdem ile koyu bir sohbete girişti. Havadan sudan girdiler, geçen köyde Cavidan'ın başına gelen olaydan çıktılar. Bu son mevzu Cavidan'ın canını sıksa da belli etmedi. Sonuçta buraya Suzan için gelmişti. Suzan kahvelerini getirip onların yanına oturdu. Cavidan şöyle bir aşağıdan yukarıya alıcı gözüyle süzdü genç kadını. "Suzancım seni de uzun zamandır görmüyorum kuzum? Nasılsın? Ne var ne yok?" "İyiyim Cavidan. Belediyede sekreterlik yapıyorum biliyorsun. Haftaiçi belediye, haftasonu kuaför... İş güç anlayacağın. Sen nasılsın? Her gün bir şey duyuyoruz seninle ilgili?" "Sorma Suzan kardeşim. Benim şu talihsiz başım beladan bir türlü kurtulmaz ki! Bunu en iyi sizler bilirsiniz. İlkokulda aynı okuldaydık, tanırsınız beni! Ben katiyen bir şey yapmıyorum ama gel gör ki kader peşimi bırakmıyor." Asude telefonla uğraşmayı bırakıp Cavidan'a baktı. Bu nezaket, bu hal ve tavırlar da nereden geliyordu böyle? Cavidan'ı tanımasa hanımefendi birisi sanırdı. Dudaklarını sıktı gülmemek için onun bu hali karşısında. Yine bir işler çeviriyordu da hayırlısı... "Geçen duyduk, sizin köyden birisi seni istemiş. Sen de tüfekle kovalamışsın adamı." "Ya ya! Ben olmaz dedim de üstüme geldiler. Yoksa ben niye elimi kana bulamayı göze alayım? Buralar küçük yerler Suzan. Laf söz ederler. Namusumu korudum. Herkes de gördü benim masum olduğumu. Evlilik istemeyen bir kızı zorlamak reva mıdır? Ha, söyleyin, reva mıdır? Zaman kötü kardeşlerim. Zaman çok kötü. O yüzden şöyle adam akıllı bir adam çıkmalı insanın karşısına. Ama nerede? Nerede öyle adam?" "Haklısın Cavidan. Kadın olmaz der de adamlar peşlerini bırakmazlar. Ucuz yırtmışsın vallahi. Allah'tan güçlüsün, kendini hemen teslim edecek bir kız değilsin sen." diyerek araya girdi Çiğdem. Cavidan öyle dercesine başını salladı. Sonra dönüp kendisine bakan Asude'ye baktı. Asude hayırdır der gibi göz kırptı. "Çiğdem sen Asude'ye bir ağda yapsan da biz gitsek. Bak kaç haftadır pantalon ile geziyor. Bacakları fena halde. Sonra daha işimiz var... Fazla geçe kalmayalım, malum minibüs saatleri de erkenden bitiyor." "Benim ağdaya ihtiyacım yok Cavidan. Sen saçlarını kestirmeye gelmedin mi?" "Aaa! Asude! Utanma, hadi! Bu zamana kadar kendi yapıyordu ağdasını da o yüzden utanıyor. Asude, bak onlar da kadın. Bir bacak açacaksın, hadi kalk! Bak şurası ağda odası." diyerek Asude'yi dürtüp ağda odasını gösterdi gözüyle. Cavidan baktı olacak gibi değil Asude'nin kulağına eğilip fısıldadı. "Geçen günün hesabı hala duruyor. Ya kalk bacaklarına ağda yaptır ya da cezana hazırlık yap! Unutmadım yaptığını!" Asude ayağa kalktı mecbur. Cavidan ile uğraşacağına ağda yaptırırdı daha iyiydi. Asude, Çiğdem ile ağda odasına geçerken Cavidan zamanın darlığından ötürü yanında oturan Suzan'a döndü. Uzanıp ellerini tuttu. "Suzan ben sana bir şey diyeceğim kardeşim. Çok mühim ama kimseye bahsetme emi?" Kız merakla Cavidan'ın gözlerine baktı. "Efendim Cavidan. Hayırdır inşallah? Korkutma beni!" "Hayır hayır Suzan. Hem de öyle böyle hayır değil. Ama bak hemen kestirip atma, dinle beni tamam mı?" "Söyle hadi Cavidan. Meraklandırma beni!" "Benim Ali abim var ya, kuzenim. Geçen annesi ile konuşuyordu, kulak misafiri oldum. Diyordu ki; bir kıza tutuldum anne! Öyle böyle akıllı değil, zeka küpü, bir de bir hanımefendi." Suzan daha bir meraklanmıştı Cavidan'ın sözleri karşısında. Cavidan da yağlandıra ballandıra anlatıyordu bir de olmayan olayı ki kim olsa dikkatini çekerdi. "Ee?" "Ben de merak ettim dinledim Ali abimi. Kimdir bu kız da kuzenimi böyle aşka düşürmüş. Belediye'de sekreterlik yapan Suzan, demesin mi?" "Ya?" "Valla bak." durdu Cavidan. Durduk yere bir de yalana inandırmak için yemin etmişti. Bir elini çekip arkasına götürdü ve yemini bozulsun diye işaret parmağı ile orta parmağını çapraz bir şekilde bekletti. "Madem öyle de sen niye söylersin bana Cavidan? Kuzeninin ağzı dili yok  mu?" Cavidan dişlerini sıkarak güldü. Al işte, çirkin ve safını bulsa daha iyi değil miydi? Kız zekiydi, sorgulardı tabi. "Bizim Ali abimi tanımazsın sen. Pek bir utangaçtır. Yengeme söyledi git konuş diye ama yengem de şu sıralar pek hasta. Evden dışarıya çıkacak hali yok kadıncağızın. Ben de kendime görev bildim, geldim sana anlatıyorum bunları Suzan. Ali abim zeki kadınların hastasıdır. Bu ilçede senden zekisi var mı Allah aşkına? Yok! Yapma etme. Ali abimin aşkını karşılıksız bırakma." Suzan pek bir kararsız kalmış olacak ki dudaklarını ısırıp düşünceli düşünceli yere baktı. "Ne yapmamı istiyorsun Cavidan benden?" "Ali abime iyi davran. Arada bir bürosunu ziyaret et, çay içmeye davet et. Konuşun, sohbet edin. Ama onun duygularını bildiğini ona belli etme. Hem o utanmasın hem de ben kuzenimin sırrını ortaya çıkardım diye zor durumda kalmayayım. Konuşursunuz edersiniz, senden çekinmemesi gerektiğini anlarsa o zaten sana açılır. Ha, ne dersin? Tamam mı?" "Bilemedim Cavidan. Çok şaşkınım. Ali gibi bir adamın bana aşık olması pek inandırıcı gelmedi açıkçası. Allah var Ali çok güzel adam, ben? Olmaz. Komik duruma düşerim. Hem sen yanlış anlamışsındır." "Aman Ali abim kızlardan bile güzel. Başına bir peruk taksak kız gibi dolanır ortalıkta. O kendinden güzel kız bulamaz zaten. Öyle bir derdi de yok. Hem sen Leyla ile Mecnun'u bilmez misin? Mecnun'un düştüğü halleri gören köylüler, gencecik delikanlının haline dayanamazlar Leyla'nın köyünün yolunu tutarlar. Kızın ailesiyle konuşup gençleri ayırmamaktır amaçları. Ancak ne yazık ki Leyla'nın babası razı gelmez. Bu arada Leyla'yı da dünya gözüyle görürler... Leyla hiç de öyle Mecnun'un anlattığı gibi dünya güzeli bir kız değildir. Ne bal dudakları ne de ahu gözleri vardır. Köylüler hem gözlerine inanamayarak hem de babanın verdiği cevaba üzülerek köylerine dönerler. Mecnun'un yanına vardıklarında sorarlar: '' Ah Mecnun, hani Leyla dünyalar güzeliydi? Bu kara kuru kız için mi vurdun kendini çöllere, vazgeçtin her şeyden? Yazıktır gençliğine, etme, eyleme'' Mecnun çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle yanıtlar onları:  'Siz bir de ona benim gözümle bakın... Gönül kimi severse güzel odur' der. Suzan bak bana hikaye bile anlattırdın. Hem çirkin de değilsin, Ali abim çok güzel. Sen onun güzelliğinden ne diye korkarsın? O güzel yapacak bir şey yok. Erkeğin çirkini makbul derler ama olsun, sana da güzeli düşmüş, fena mı?"        Cavidan, Suzan'ın aklına girmenin verdiği huzurla Asude ile kuaförden çıkıp tatlıcıya girdi. Kabak tatlısı söyleyip üst kata çıktılar beraber. Naciye ve ardından hemşire Hamiyet'in aklına girecekti. Naciye'den pek bir umudu yoktu ama gönüldü bu, kime düşeceği belli mi olurdu? Bakardı bir de Naciye kapardı Alinazik'i. O zaman daha iyi olurdu ya. Eve eğlence gelirdi. Naciye saftı ama şen şakraktı. Ne eğlenirdi onunla. Olsundu da Naciye olsundu. "Cavidan sende bir haller var?" "Ben de mi? Ne haller olacakmış bende Asude?" "Bilmem. Bir garipsin bugün. Pek bir naziksin. Hayırdır? Suzan ile bir haltlar yiyeceksin gibime geldi?" "Okumaya devam etmeye karar verdim Asude. Bak görüyor musun? Köy yeri filan ama herkes okuyor, ediyor... Bir ben kaldım. Elimde bir mesleğim olsun ki bir daha iki hafta önceki duruma düşmeyeyim, kimse beni öyle bir duruma düşüremesin." "Cavidan bu habere çok sevindim inan. Ne iyi düşünmüşsün de ben yine anlamadım Suzan ile yalnız kalma sebebini?" "Zeki kız Suzan. Bana ders versin diye bir konuşayım dedim. O da sağolsun kırmadı beni. Ay, Asude! Niye sorguya çekiyorsun beni? Daraldım valla. Şu tatlılarımızı yiyelim de seninle ayrılalım. Benim başka işlerim de var. Dolanma peşimde. Bak, itiraz istemiyorum. Gez, dolaş! Bugün pazar yeri de kuruldu." "Ne işin var? Hastaneye mi gideceksin yoksa?" Cavidan, Asude'nin sorusu ile kaşlarını çattı. Nereden biliyordu hastaneye gideceğini, anlamış mıydı yoksa kurduğu tezgahı? "Sen nereden biliyorsun hastaneye gideceğimi? Nasıl anladın?" Asude dirseklerini masaya yaslayıp Cavidan'a doğru eğildi. "Sen bu doktora mı yazılıyorsun? Doğruyu söyle Cavidan! Öyle mi?" "Doktor mu? Hangi doktor?" "Doktor Serkan. Senin başına dikiş atan?" Cavidan'ın gözleri fal taşı gibi açıldı, bu da nereden çıkmıştı? Geriye yaslandı, bir garip olmuştu. Bir dikiş attığında, bir de bir iki pansumanında görmüştü doktoru. Aklına Ali geldi. Ali sevmemişti doktoru. Sevmek de zorunda değildi lakin neden kendisine böyle bir iftira atmıştı, bu kadar mı sevmiyordu Cavidan'ı? "Ali mi söyledi? O mu dedi Cavidan doktor ile ilgileniyor diye iftira attı bana? Belki çok eziyetler ettim abine ama bunu da haketmedim Asude. Sus! Bir şey söylemeye kalkışma! Bunun telafisi olmaz... Ne yapayım ben? Başımı alıp başka diyarlara mı gideyim? Bunu mu istiyor abin? Bu kadar mı sevmiyor beni? Alacağı olsun Asude abinin. Alacağı olsun! Ben de Cavidan isem bunun hesabını sorarım." "Cavidan bak sandığın gibi değil. Sen çok yanlış anladın." sustu Asude. Abisini mi ispiyonlayacaktı Cavidan'a? Yapamazdı bunu. Abisi kızardı, üzülürdü hem. Cavidan abisinin ona ilgisini öğrense bir ömür dalga geçerdi onunla. Hem Asude öyle düşünüyordu da bakalım abisi hakkında belki de yanılıyordu. Olamaz mıydı? Olurdu. Abisi kendisine davrandığı gibi Cavidan'a da koruma iç güdüsü ile yaklaşıyordu belki de. Sonuçta her ne kadar birbirleri ile uğraşsalar da aynı bahçede büyümüşler, aynı arabayla aynı okula gitmişlerdi. Yedikleri içtikleri aynıydı. "Ben doğru anladım Asude. Abin beni sevmiyor. O da benimle uğraşıyor. Ama bu yaptığı çok adice. Bir kıza böyle iftira edilir mi hiç? Yazık günah değil mi bana? Kenan bitti, şimdi doktoru mu başıma saracaklar? Aman  Allah'ım Asude! Herkese rezil olurum. Ya doktor demez mi bir yardım ettik başıma musallat oldu diye? Der! Birbirimize göz aşinalığımız varmış, öyle tanıdık da iki kelam konuştuk. Yoksa ne doktor beni bilir ne de ben doktoru?" "Haklısın Cavidan ama sandığın gibi değil." "Ne o zaman?" "Boş ver Cavidan. Ben bilmiyorum bir şey. Ama abim kötülüğüne söylemedi. Laf söz ederler dedi. Ondan, yoksa... Yoksa abim seni sevmez mi? Sever!" "Kapatalım bu konuyu Asude. Benim başka işlerim var hastane? Hamiyet ile görüşeceğim. Bir işimiz var onunla. Seni de alakar etmez, o yüzden gelme peşimden. Ama kendim için değil Hamiyet ile buluşmam, bunu bil. Doktor ile ilgili de değil. Çok başka bir mesele?"       Cavidan üzülmüştü Asude'nin sözlerine. Neşesini uçup gitmişti. Ali bin beterini hak ediyordu da işte Cavidan yine insaflı davranıyordu. Çirkinin zekisini, safın güzelini ayarlamaya çalışıyordu Ali'ye. Bunu yaparken içi yanıyordu ama bir başkası evlense Ali ile genç adamı belki de kendisinden uzaklaştıracaktı. Bir şaka yapsa Ali'nin karısının gözüne batacaktı. Kendi bir kız bulsa onunla arkadaş olur, Ali ile de gönlünce uğraşırdı. Yüreği yine yanardı ama en azından tamamen Ali'yi kaybetmezdi. Kuzeni olarak yine dururdu yanıbaşında. Cavidan yanlış yapıyordu, hiçbir şey düşündüğü gibi olmazdı. Hayat onun şakalarına tokatla karşılık verirdi ki bu yaptığı şaka değil, resmen Ali'nin hayatı ile oynamaktı. Sadece Ali'nin hayatı ile mi oynuyordu? Suzan, Naciye ve Hamiyet'in de duygularını elinde oyuncak yapacaktı. Pek bir insafsızdı, bunu kendi de biliyordu.      Asude'yi başında savar savmaz tatlıların parasını ödemek için kasaya indi. Çantasından parayı çıkartıp Naciye'ye uzatırken bir yandan da genç kadını süzüyordu. Naciye saftı ama eli yüzü düzgündü. İyi de anlaşırdı Cavidan ile. Güleçti yüzü. "Naciye sen ne güzel kızsın böyle?" Naciye gülümsedi onun bu sözüne. Kasadan çıkardığı para üstünü Cavidan'a uzattı. "Teşekkür ederim Cavidan. Sen de çok güzelsin. Bugün de pek bir değişik olmuşsun. İnsan hayran hayran bakıyor sana." "Teşekkürler Naciye. Ben makyajla güzel oluyorum. Sendeki güzellik doğal. Gözlerin doğuştan sürmeli, dudakların kiraz gibi kıpkırmızı... Bak bana, ruj sürdüm de azıcık bir renk geldi. Kız Naciye, diyorum ki..." "Ne diyorsun Cavidan?" Cavidan etrafına bakındı. Kimsecikler yoktu. Tezgaha doğru eğildi. "Gel seni benim Ali abime yapalım. Senden alâ gelin mi bulacağız sanki?" Naciye'nin bembeyaz teni birden kızardı. Gözlerini kaçırdı. Sanki takmıyormuş gibi tatlı tepsilerini düzeltti. "Aa! Daha neler Cavidan? Ali abi ile ben olur muyuz? Bir yerde söyleme sakın." "Abi deme Naciye. Lazım olur..." "Şşt, Cavidan! Babam arka tarafta. Duyar filan." "Kız gönlün var dimi? Söyle, valla kimseye söylemem." Naciye başını eğdi. O an nedense Cavidan kızın haline acıdı. Suzan ile Hamiyet belki atlatırlardı da ya Naciye atlatabilir miydi kalbi kırılsa? Bir an Naciye'ye bunu söyledi diye pişman oldu ama iş işten geçmişti. Bir kere çıkmıştı ağzından o sözler. Ah Alinazik! Senin derdinden düştüğüm şu hallere bak!     Cavidan pastaneden çıkıp ilçenin biraz dışında bulunan hastaneye yürüdü. Yürüdükçe gözleri kararır gibi oluyordu. Tansiyonu mu düşüyordu yoksa? Üzülüyordu. Resmen sevdiği adam tamamen ellerinden kayıp gitmesin diye ona kendi isteği ile evlenecek kız ayarlamaya uğraşıyordu. Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü, parmaklarının ucuyla gözyaşlarını sildi, burnunu çekip temiz havayı ciğerlerine çekti. Üzülecekti ama az üzülecekti en azından? Ali onu evden uzaklaştırabilecek birisi ile evlense daha mı iyiydi?   
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE