Kaçırma operasyonu
Gece elindeki raporları hocasına verdikten sonra birkaç dakikalık rahatlık için hemen sırtını duvara verdi ve derin derin nefesler almaya başladı. Çok yorulmuştu. Üstüne üstlük son dönemde yaşadığı o olumsuz ve kendi değimince uğursuz olay mental olarak onu incitmişti. Ailesinin maddi durumu her ne kadar iyi olsa da, kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyordu. Bu yüzden gereğinden fazla çalışarak, mesleğinde başarı elde etmeye çalışıyordu. “Gece?” diye adını duyması ile hemen çevrildi. Selin elinde çiçeklerle ukala ukala sırıtarak ona doğru ilerlerken, Gece kendi kendine “Bir sen eksiktin” diye mırıldandı. Ardından yüzüne sahte bir tebessüm yerleştirerek, “Selin?” diye seslendi. Selin derin bir nefes alıp, “Nasılsın canım?” dedi. “Yorgun ya sen?” diye Gece omuz silkti.
“Ben de. O yüzden eve geçiyorum.” Selin. “Peki ya nöbet ne olacak?” dedi Gece kaşlarını şaşkınlıkla kaldırarak. “Ya ne nöbeti? Ailemizin milyonları var. Bir şekilde hall ederler işte. Bence sen de kendini harcama buralarda. Sonra göz altı torbaların oluşur. Ay, hatta oluşmuş bile” diye parmakları ile Gece’nin göz altlarını gösterdi. Ardından, “Zaten Mete ile buluşacağım.. Şey, bir işin var mı senin?” dedi. Gece göz devirmemek için gayret göstererek, “Şimdi bir ameliyata gireceğim. Mahmut hoca’ya yardımcı lazım da... Bir şey mi oldu?” dedi. “Evet, Gece ya. Acaba rica etsem, gitmeden önce şu çiçek buketini çöpe atar mısın? Şu bana takıntılı olan manyak göndermiş yine! Bana ulaşamayınca, kızlar alıp yardımcı odasına koymuş. Şimdi haberim oldu benim de.” İç çekti Selin. “Mete’yi bekletmek istemiyorum. Hem buketi görünce dellenir, malum biraz kıskanç kendisi.”
Gece önce hayır demek istese de, sonra bir şey kaybetmeyeceğini anlayarak kafasını salladı. Ardından kızın ellerindeki kırmızı gül buketini aldı ve onunla vedalaştı. Selin Gece’ye havada öpücük gönerip çıkışa doğru yönelirken bir diğer arkadaşları olan Asya Gece’ye yaklaştı. “Yine mi çöpe gidecek bu çiçekler?” dedi Asya üzgün üzgün. Gece düşüncelerinden sıyrılıp hemen Asya’ya çevrildi. “Hı hı. Ya ben buna takıntılı olan herifi de anlamıyorum ki...” dedi ve iç çekti Gece. “Sevmiyor işte kız seni! Düşmüş mal gibi bunun peşine. O değil de çiçeklere yazık.” Asya kafasını salladı: “Ah, ah... Doğru diyorsun sen de Gece’ciğim. Aslında adamı bir görsen, bayılırsın. O kadar yakışıklı bir adam ki. Sapsarı saçlar, masmavi gözler... Anlamıyorum ben Selin onu neden reddediyor? Çocuk sana pervane olsun, sen de naz yap.”
“Gönül bu, Asya. İlla ki onu seviyor diye aşık olacak hali yok ya. Hem bak, Mete isimli biri ile görüşüyor, ona aşık belli ki. Hayat işte, kime aşık olacağımızı, kiminle mutlu olacağımı bilemiyoruz.” dedi Gece de. Aniden gözleri duvardaki saatle buluşunca “Neyse, Asya’cığım. Ben ufaktan kaçayım. Önce çiçekleri atacağım çöpe, sonra da ameliyata gireceğim.” Asya ellerini beline koyup “İstersen ben atayım çiçekleri?” dedi. Gece kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. “Yok, zaten biraz hava alıp sonra girecektim ameliyata. Ben hallederim, endişelenme.” Asya kafasını salladı ve oradan uzaklaştı. Gece ise gece kadar siyah saçlarını ensesinden topladı ve koyu mavi bonesini kafasına geçirdi. Ardından çıkışa doğru ilerledi.
*
Eren heyecanla arabada oturmuş hastaneyi incelerken bir yandan da doğru yapıp yapmadığını sorguluyordu fakat buradan dönüş yoktu. Bu kadar prodüksiyon hazırlanmıştı. Herkes hazırdı. Eren bir yandan korkuyordu. Hem Selin’i korkutmaktan, hem de böyle bir şeyden sonra Selin’in ondan nefret etmesinden. Yine de içindeki ses onu rahatlatmak için çaba sarf ediyordu. Selin ile konuşacaktı. Belki onu ikna edebilirdi ve tabii ki de babasını da. Düşünceleri bir örümcek ağı gibi onun zihnini kaplarken birden çıkıştan birinin çıktığını gördü. Uzaklıktan dolayı buğulaşan gözleri kızı ayıramasa da, ellerindeki buketi görüp heyecanla soludu. Bu buket ona aldığı buket olduğunu kavradı. “Lan Selin orada işte! Bak, benim bugün gönderdiğim çiçekler!” dedi gözlerini ondan ayırmadan. “Evet, gördük. Çöpe atıyor yalnız” diye Ferit dudak büzdüğünde Eren kaşlarını çattı: “Belki solmuştur?”
“Kesin solduğu için atıyordur, dayımın oğlu!” dedi Ateş de Ferit gibi bezgin bir ifade ile. Eren onları umursamadan hemen kapıyı açtı ve dışarıya çıktı. Onun ardından Murat, Ateş ve Ferit de çıktı. Üç adam bir birine kaş göz yaptığında, Murat kafasını salladı ve “Hacı, sen arabada kal. Biz hemen alıp geliyoruz kızı” dedi. Eren kaşlarını çattı: “Nedenmiş? Ben de geleceğim!” Ateş boğazını temizledi. “Kuzenciğim, direksiyonda otur sen. Kaçırdığımız gibi gazlayıp gidelim buradan. Bir de arabanın motorunu çalıştırmakla uğraşmayalım değil mi? Birileri yakalarsa mahv oluruz zaten.”
Eren kuzeninin mantıklı açıklması ile kafasını salladı ve direksiyona geçti. Bu sırada Murat, Ateş ve Ferit Eren’in Selin sandığı Gece’ye doğru ilerliyordu. Murat’ın elinde keten bir torba, Ateş'in elinde ise eter ve pamuk vardı. Her ne kadar yaptıkları şey doğru olmasa da, her şeyi iki gencin mutluluğu için yapıyorlardı. “Tesadüfe bakar mısınız siz? Yenge ayağımıza geldi resmen. Çiçeği yengenin atması işimizi iyice kolaylaştırdı. Bir şeyler döndüğünü ruhi bile duymadı bizim sarışının.” dedi Ateş sırıtarak. “Hacılar, bu ikisi bizi öldürecek, demedi demeyin sonra.” dedi Murat etrafı kolaçan ederken. “Bizlik bir şey yok ki, Muratcığım! Hepsi babalarının emri. Biz de emir kuluyuz değil mi?” dedi Ateş bilmiş bilmiş. “He!” dedi Ferit bezgin bir şekilde. “Zaten benim gibi medeni bir insanın, kız kaçırması kadar saçma bir şey olamaz herhalde!” diye devam etti Fethi sıkkın bir tonlamayla.
“Tamam, çok konuşmayın, yettik kıza. Hadi, Ferit! Konuştur bakalım, oyunculuğunu!” diye Ateş güldü. Ferit derin bir iç çekti ve Gece’ye doğru ilerlemeye başladı. Ateş ve Murat ise kıza arkadan ulaşmak için diğer yola doğru saptılar. Biraz sonra Fethi Gece’ye yaklaştığında genç kız buketi çöpe attarak gitmek için yeltendi. “Hanımefendi?” diye Ferit utangaç bir tebessümle ona baktı. “Buyrun, bir şey mi oldu?" dedi Gece aynı tebessümle. “Şey, benim hoşlandığım kadın bu hastanede çalışan bir doktor da. Selin Türel... Tanıyor musunuz?” dedi Ferit. Genç kadın şaşkın şaşkın adama baktı. Asya’nın dediği gibi sarışın, mavi gözlü değildi bu adam. Belli ki bu da Selin’den hoşlanan bir başka adamdı. Düşüncelerini onaylayan genç kadın hafif bir tebessümle, “ Ah, evet!” dedi ona soru dolu gözlerle bakan adama. Bu sırada Ferit arkadan yaklaşmakta olan Ateş ve Murat için zaman yaratmaya çalışıyordu. “Şey acaba hastanede mi kendileri?” dedi Ferit. “Hayır, değildi. Bir randevusu vardı ve gitti.” dedi Gece. Ferit derin bir nefes aldı: “Şey, peki ya numarasını alabilir miyim?"
“Beyefendi! Tanımadığım bir adama herhangi bir kadının numarasını veremem, vermem. Kendisi ile konuşur öyle alırsınız.” dedi Gece. Kafasını sağol der gibi salladı ve gitmek için yeltendiğinde Ferit üzgün bir şekilde, “Üzgünüm...” dedi. Gece o sırada Ferit’in dediği kelimeden çok beline sarılan ellerle afalladı. Tam bağıracakken burnuna yerleştirilen eterli pamukla bedeni mayıştı. Kasları boşaldı sanki. İçine dolan koku sayesinde göz kapakları ağırlaştı.Bilinci git gide kapanırken kendinden geçerek onu tutan Ateş’in kollarına yığılıverdi. O sırada Murat, “Yengeme bak be! Doktor bir de” dedi gülerek, hemen torbayı kızın kafasına geçirdi: “Umarım bizi neşteri ile doğramaz.” Ateş derin bir nefes aldı. “Umarım da sorun bu değil. Asıl sorun Eren. Dua edin de torbayı çıkarmak için israr etmesin. Yoksa yanarız, yanmakla kalmaz yerin yedi kat dibini de boylamış oluruz.” Ferit dudaklarını yaladı: “O iş bende, merak etmeyin” Gece’yi kucağına aldı ve arabaya doğru ilerledi.
*
Eren kucağına aldığı Gece’yi kendilerine ait bir dağ evine sokarken diğerleri de onun peşinden ilerledi. Yol boyunca şu torba olayını her ne kadar sorun etse de, Ferit bir şekilde işin içinden sıyrılmayı başarmıştı. Öte yandan yol kısa olduğundan dolayı Gece’nin bilinci daha yerine gelmemişti. Bedenini ele geçiren yorgunlukta onun eterin etkisinde biraz daha kalmasına neden olmuştu. Eren sonunda genç kadının bedenini nazikçe kanepeye bıraktı ve diğerlerine dönüp “Lan, Selin bu kadar ağır mıydı? Forması yüzünden çözemedim de durumu.” dedi. Murat telaşlanarak, “Yok be hacı! Ne kilosu? Kuş kadar hafifti yengeciğimiz.” dedi. Ateş kafasını salladı: “Ya da kemiği ağırdır. Değil mi, Ferit?”
Eren Ferit’e çevirdi masmavi gözlerini. Ferit yutkundu: “E tabii.” Eren dudak büzüp kafasını salladı. Yavaşça kıza doğru eğildi ve tam başındaki torbayı çıkaracakken Ateş “Kuzen, biz gidelim. Şimdi kız bizi görüp korkmasın!” diye hemen hızla konuştu. Eren torbayı çıkarıp Gece’yi görürse adamları hemencecik öldürebilirdi. Bu yüzden üçü de ortadan kaybolmanın daha makul olduğunu düşündüler. “Haklısın.Teşekkürler kardeşlerim. Siz olmasanız ne yapardım ben?” dedi Eren sahici bir tebessümle ve üçüne de sarıldı. “Bence sen çokta şey etme, hacı.” diye Murat mırıldandığında, Ferit hemen onu cimcikleyip, “O ne demek Eren? Sen bizim kardeşimizsin. Biz hep senin mutluluğun için çabalıyoruz” dedi.
Ateş de Ferit gibi destekleyici kelimeler sarfetti. Ardından üç adam kapıya doğru yöneldi. Eren arkadaşlarını geçirdikten sonra dış kapıyı çekti ve kitledi. İçeriğe, mutfağa geçti ve kız için su koydu. Baş ağrısı olabilir diye düşünüp, bir de ilaç alıyordu. Bu sırada mutfaktaki sesler sayesinde bilinci tazelenen Gece yavaş yavaş gözlerini aralamaya çalışıyordu. Buğulaşan gözlerini birkaç kez kırpıştırdıktan sonra etrafının karanlık olduğunu gördü. Neye uğradığını şaşırdı ve baygınlığın verdiği telaşla çığlık attı. Hemen sonrasında az önce yaşananları, kaçırılmasını hatırladı ve hızla başındaki torbayı çıkarmaya çalıştı. “Dur, sakin ol!” diye bir ses duyduğunda, iyice ürktü. Bir erkek sesi diye geçirdi içinden. Peki bu kim? Eren hemen su bardağını ve ilacı sehpaya yerleştirdikten sonra kızın kafasındaki torbayı çıkarmak için uçlarından tuttu. Bir yandan Gece torbayla uğraşırken, diğer yandan Eren torbayı çıkarmaya çalışıyordu.
“Sakin olsana!” dedi Eren. “Sen kimsin?” dedi genç kadın. Sesi öfke ve korku yüklüydü. “Bi-Bir dakika!” diye Eren kaşlarını çattı. Bunun Selin’in sesi olmadığını tek seferde anlaya bilmişti. Hızla torbanın uçlarını kendine çektiğinde, Gece onun aksine doğru çekti. Eren dengesini kaybedip halının üzerini boylarken Gece de onunla birlikte düştü. Genç kadın adamın yumşak göğsüne düşmenin verdiği şaşkınlıktan dolayı biraz daha sakinleşti, dahası dili tutuldu sanki ve durakladı sadece birkaç saniyeliğine. Ardında başındaki torbayı çekti. Torba Gece’nin başından çıktığında bonesi de onunla birlikte yere düştü. Gece’nin gece kadar siyah saçları ve uzun saçları yüzünün önüne ve Eren’in yüzüne doğru döküldü. Eren gözlerini irice aralayıp üstündeki kıza baktı şaşkın şaşkın. Gece’nin minik çekik gözleri Eren’in mavileri ile buluşunca şaşkınlıktan ağzı aralandı.
“Sen!” dedi ikisi de dehşetle. Durakladılar şaşkınlıkla. Birkaç saniyelik bir sessizliğin ardından Eren “Senin burda ne işin var?” dedi. Gece kaşlarını çatarak hemen, “Bilmem! Senin eşkiya arkadaşların beni kaçırdığı için olabilir mi?” dedi. “Bakıyorum da hazırcevabız!” dedi Eren çatık kaşlarla. “Ya ne olacaktı?” dedi Gece ve dik dik adama baktı. Eren üstündeki kadına baktı biraz şaşkın biraz da sinirle. Anlam veremiyordu. Bu kadın da nereden çıkmıştı? Onu bir daha görmemeyi düşlerken, şimdi yeniden, yanıbaşındaydı, üstüne üstlük üstündeydi. Gece oldukları durumu ilk kavrayan kişi oldu. Hemencecik telaşlı bir şekilde adamın üzerinden kalkıp ayaklandı. O sırada Eren de kalktı ve olduğu yerde oturmağa devam etti sadece.
“İnanamıyorum!” dedi Gece öfke ile. “Nasıl bir düşünce yapısı bu! Koskocaman insanlarsınız! Kız kaçırmak ne demek ya? Hangi devirde yaşıyorsunuz siz? Bu yaptığınız suç! İnanamıyorum cidden!” Eren gözlerini devirip, “İki dakika sus! Bir yanlışlık olmuş işte.” dedi. Gece dişlerini sıkıp, “Bana baksana lan sen! Yanlışlık olması bu yaptığınızın doğru olduğunu savunmuyor!” dedi. “Yeter ya! Biz kadınların çektiği nedir siz erkeklerden? Seven böyle mi yapıyor! Sevmek buysa siz bizi sevmeyin! Rezillik!” Eren’in çatık kaşları aniden indi. Kızın sarfettiği kelimeler duruşunu sarsmıştı. Böyle bir algı yaratmak istememişti ki. “Hayır, yanlış anladın sen. Öyle bir şey yok. Yani düşündüğün gibi kötü bir şey yoktu aklımda. Sadece konuşmak istedim ve babamı ikna etmek.”
“Konuşmak böyle mi oluyor! Kız seninle konuşmak istemiyorsa onu zor-la-ya-maz-sın!” dedi Gece sinirle, tane tane vurgulayarak. Eren’in kaşları yeniden çatıldı. “Sen beni yanlış anlıyorsun ama!” Gece saçlarını ellerini saçlarına geçirdi ve dehşetle ona baktı. “Pardon! Doğru ya bir kadını kaçırmanın doğru anlaşılması gerekiyordu, tamamen benim suçum!” Eren oflayıp, “Sana laf anlatamıyorum ben! Böyle de olmaz ki!” dedi. Gece yumruklarını öfke ile sıkıp etrafta dolandırdı gözlerini. Biran önce buradan gitmek istiyordu. Ne kadar saçma bir durumdaydı şu an. “Ben gitmek istiyorum!” dedi Gece öfkeli öfkeli. Eren bezgin bir şekilde ona baktı. “Nereye daha karpuz kesecektik?” dedi Eren alayla. Gece yüzünü buruşturdu: “Komik misin sen şimdi?”
“Patlama işte, götüreceğiz seni! Sanki yedik! Sakin ol iki dakikacık.” dedi Eren. Gece, “Bilmem farkındamısın ama arkadaşların beni eterle bayıltıp başıma torba geçirerek kaçırdı. Nasıl sakin kalmam gerekli acaba? Zaten ben seni geçen gördüm, tanıdım. Sen nesin ki arkadaşların ne olsun değil mi? Suç bende çünki, senden hala bir normal tepki bekliyorum.” dedi. Kalbi küt küt atıyordu. Eren hayretle ona baktı: “Bak biz seni değil Selin’i kaçıracaktık. Sen eline o çiçek buketini almasaydın, şu an burada olmazdın değil mi?” “Ha yani suçlu benim, öyle mi?” diye karşılık verdi Gece de. Eren ofladı. “Ben onu mu demeye çalışıyorum?” “Ya neyi demeye çalışıyorsun?” dedi Gece de. Eren yüzünü sıvazladı sabır dilenircesine. “Hiç bir şey demiyorum, hanımefendi, tamam sen haklısın!” “Tabii ki ben haklıyım!” dedi Gece bilmiş bilmiş. “Sizin yaptığınız insan kaçırma, suç! Selin’i de bir başkasını da kaçırmak suçtur!”
“Ya ne konuştun, ne konuştun ama. Susmasını bilir misin sen?” dedi Eren. “Hayır! Hele ki haklı olduğum durumlarda asla susmam. Şu hallerine bak ya! Resmen ukala, kendini bir şey sanan pislik herifin tekisin” dedi Gece kinli bir ifade ile. Eren dehşetle gözlerini araladı. “Ben mi?” Gece güldü alayla. “Evet, sen! Asla bir kadınla nasıl konuşman gerektiğini bilmiyorsun!” Eren ayaklandı ve kızın karşısına geçti. “Götüreceğim seni işte! Daha ne istiyorsun? İki dakika susta bunun nasıl olduğunu algılayabileyim!” Gece gözlerini devirip, “Hah, bir de küstahsın demek! Ayrıca algılayabilecek kapasiten olduğunu sanmıyorum! O arkadaşların beni kaçırdı ve buraya getirdi! Burada algılayacak bir durum yok!” dedi. Eren pes edermişcesine ona baktı. “Neden küstah oldum ben şimdi?”
“Ne bir kadınla konuşmasını bilmezsin, ne de özür dilemesini!” dedi Gece sinirle. Eren kaşlarını çattı. “Özür dilerim, hanımefendi. Oldu mu?” Gece sinirle güldü. “Özrünü kabul etmiyorum!” “İyi sen bilirsin o zaman!” dedi Eren ve sehpadaki ilaca uzandı. Başı çatlıyordu adeta. Gece yüzünü buruşturdu. Bu adam nasıl bu kadar rahat olabiliyordu ki? Sanki suçlu Gece gibi davranıyordu. Oysa şu ana dek ondan defalarca kez özür dilemesi gerekirdi. Gece onun hödüklüğü ve küstahlığına karşın sinirlendi ve kollarını göğsünde çaprazlayarak, “Seni-” diye devam edemeden kapı çaldı. İkisi de durakladı ve bir birilerine baktı. Kapı yeniden çaldı ve hemen ardından birileri kapıyı yumruklamaya başladı: “Açın kapıyı! Polis!”