Kahve
Herkes salonda oturmuş, tanışma, havadan sudan konuşma faslı geçmişti. Kızlar ve Gece babasının komutu ile mutfağa, misafirlere kahve hazırlamağa geçmişlerdi. Gece oldukça heyecanlı sayılırdı. Başta durum ona sinir bozucu gelse de Emel’in kelimeri içine su serpmiş, öte yandan da kendi gücünün farkına vararak durumu kesinlikle ama kesinlikle lehine çevirmesi gerektiğini kabullenmişti. Ona göre şu an Emel ve Nil’in dediği gibi hüzünlenme ağlayıp zırlama zamanı değil. Şimdi savaş, krizi fırsata çevirme zamanıydı. Gece derin bir nefes alıp kahve fincalarını çıkarırken Emel dolaptan bir şeyler arıyordu. Nil’se ilk süründürme planları için telefonundan şarkı seçiyordu. Birazdan içine sinen bir şarkıyı koyup sesini açtığında, Nil ve Gece sırttı. “Hande Yener mi?” dedi güldü Gece. “Ne var kızım? Eren’e en çok kırmızı çok yakışır valla!” diye Emel elindeki pul biber poşetini salladı. Hemen ardından üçü de kahkahalara boğuldu.
Biraz sonra seslerinin fazla yükseldiğini duyunca gülerek sesleri duyulmasın diye elleri ile ağızlarını kapattılar. Sankince işlerine devam etmeye koyuldular ve Nil hemen kahveyi pişirmeye başladı. O sırada Emel ve Gece ellerinde pul biber poşetı kıvırıyorlardı. “Belki birazcık kızaracak ama, ona kırmızı çok yakışıyor!” diye Emel kıkırdadığında, “Ay, müstahak ona! Domuz!” dedi Gece somurtarak. Emel onu hafifçe dürtüp gülümsemesi kaş göz yaptı. Bu gece somurtmak yok, eğlenmek vardı derken “Tamam, tamam. Hadi, pişti kahveler.” diye Nil’in ocağı söndürmesi ile mutfaktaki serüvenleri de sona erdi.
Hemen kahveleri fincanlara boşalttı. Ardından Emel bir makas aldı ve pul biber poşetinin ağzını açacakken “Yapma, dur!” dedi Gece dudak büzerek. “Ay, kıyamadın mı sözlüne?” diye Nil bebek gibi ona baktığında, Emel ve Gece göz devirdi. Genç kız hemen buzdolabını açıp ketçap ve limon aldı. Ardından kıkırdayarak, "Canım sözlüme kıyar mıyım ben hiç?" dedi üzgün üzgün. Emel küçük bir kahkaha atıp hemen ardından "Şeytansınnnnn!” dedi ve elini gülmekten ağrılar giren karnına bastırıp “Kızım cehenneme gitsen, şeytan istifa eder! Helal ya!” dediğinde Nil korku dolu bakışlarla onlara baktı. “Resmen bu ikisi, şeytana papucunu ters giydirir ya.”
“Ay teveccüğünüz, efendim.” dedi Gece gülerek, tıpkı bir balerin gibi hafifçe eğildi ve onlara minnetlarlığını sundu. Sonrasında ise ketçaptan bir tatlı kaşığı alıp, kahve ile karıştırdı. Ardından limon sıktı, pul biberden de biraz döktü. Tabii tuz ilave etmeyi de unutmadı. “Yaa, abartmadınız mı?” dedi Nil. “Yooook!” diye Emel ve Gece aynı anda göz devirdi: “Eskilerde bir kadın onu istemeye gelen erkeği istemediğini belirtmek için tuzlu kahve yaparmış, Nilciğim. Eren’i tuzlu kahve kesmez, çünki ben onu istememekle kalmıyor, ona gıcık ve uyuz oluyorum!” Gece’nin bu laflarına karşın Nil bir şey demeden kafasını anladım dercesine salladı sadece. Gece de kızın onayı ile hemen tepsiyi aldı ve kendi kendine şans dileyerek, dışarıya çıktı. Herkes oturmuş sohbet ederken Gece’nin içeriğe girişi ile tüm dikkat ona çevrildi. Murat Eren’i dürtüp kıza bakmasını söyledi. Genç adam alnına yapışan saçları geri itip, “Gördüm, gördüm!” diye mırıldandı. Murat gülüp “Hacı, yengem diye demiyorum, güzel kız. Görücü üsulu falan ama karın çok güzel bir kadın. Bir da bu yönden bak” dedi.
“Neresi güzel be şunun. Tamam, fiziğinin gideri var ama-” diye devam edemeden kaşlarını çatıp “Lan sen yan gözle mi bakıyon, yengene?” dedi. “Haşa! Ne alaka ya? Dünya ahiret bacımdır o benim. Hiç yakıştıramadım sana, hacı.” Yavuz göz devirdi: “İyi, tamam!” Gece herkese kahveleri sırası ile dağıtırken diğer kızlar da gelip oturdular. Eren etrafa baktığında, Ateş'in ileride kırmızı pantalonlu kızla bakıştığını görüp şaşırdı. Ardından Fethi'ye baktı. Genç adam ilerideki kahküllü kızla birbirine, ölümcül bakışlar fırlatıyordu.Yutkunup kafasını öne eğdi. Cidden bu kadarını aklı almıyordu.
Birden burnuna dolan vanilya kokusu ile kafasını kaldırdı. Bahar tepsideki son kahveyi ona uzatırken, Eren’in bakışları kızın gözlerine, sonra elindeki kahveye, oradan elbisesine kaydı; Elbisesi eğildiği için iyice kısalmıştı. Eren kaşlarını çatarak, “Elbisen kısa mı ne?” diye mırıldandı. Gece bezgin bir ifade ile ona baktı: “He, kısa. Ne olacak?” Eren gözlerini devirip, “Yok bir şey!” dedi. Gece alayla güldü: “Bence de!” Hemen sonrasında omurgasını dikleştirdi. Kahveyi sözlüsünün eline tutuşturdu. Atahan bey gülüp, “Kızım, sözlünün yanına oturuver sen de!” dedi. Gece gözlerini devirmemek için kendini zor tuttu.
“Evet, efendim. Sebeb-i ziyaretimiz belli. Allah’ın emri, peygamber’in kav-” diye Feyzi bey devam edemeden, Eren’in elindeki finca yeri boyladı. Ortalığa ölüm sessizliği çöktü sanki. Herkes şaşkınlıkla çevrilip ona baktığında Gece şeytani bir tebessum, “Ne oldu, canım? Boğazına mı kaçtı?” dedi ve dediği anda kendini tutmakta zorlanan Eren aniden ağzındakini ona doğru püskürttü. Gece şokla gözlerini pörtlettiğinde Eren öksürdü. Onun ağzındaki sıvı Gece’nin yüzünü, elbisesini, saçlarını mahvetmişti resmen. Gece kendi kazdığı kuyuya kendisi düşmüştü resmen.
“Lan?” dedi Eren dehşetle, bir yandan da durmadan öksürüyordu. Öte yandan dudakları alev almış yanıyordu resmen. “Oha!” dedi o sırada Emel, Gece’nin yüzüne baktığında dayanamayıp elini ağzına kapattı ve kahkahalara boğuldu. O sırada diğer gençler gülmeye büyükler ise ne olduğunu anlamak için bir birine bakıp duruyordu. Eren ağzındaki iğrenç tatla kedi gibi dilini azacık çıkarıp derin derin nefes almaya çalıştı. Gece ise ne diyeceğini bilemeden, öylece durmuştu. Şu an bütün bu olanları beyni algılamıyordu. Sanki kamera şakasıydı bunca yaşanan şey.
“Gece, bu ne rezillik, kızım?” dedi Atahan bey anlam veremediği bir şekilde yüzünü buruşturarak. Gece ne diyeceğini bilemeden yutkunup sağ eli ile sağ yanağını sildi. Sol gözü sinirden seğiriyordu adeta. “Kalk, Eren’e lavoboyu göster.” dedi Atahan bey. “Üstünüzü başınızı temizleyin de öyle geliverin.” Gece bir şey demeden öfke ile kalktı ve sinirle Eren’e bakıp, “Kalk, peşimden gel!” diye tısladı. Hemencecik adamın kolunu tutup kaldırdı ve peşinden yukarı kata doğru çekiştirdi. Ikisi lavobaya vardığında alt kattakiler dayanamayıp kahkahaları alçak bir tonda salıverdiler.
Gece kapıyı açtı ve Eren’i içeriğe soktu. Tam kapıyı kapatacakken genç adam onu durdurdu. Hızla Gece’yi duvara doğru keçirtidi, kapıyı çekti ve kiltledi. Gece’nin kaşları anında çatıldı. Ne olduğunu anlamayaçalışıyordu. Eren acı çeken bir ifade ile onun tam karşısında duraklayıverdi. Dudakları cayır cayır yanıyordu. “Ne? Ne yapıyorsun?” dedi Gece sinirle. “Lan, sen canına mı susadın?” dedi Eren öfkeli öfkeli. Gece omurgasını dikleştirip “Benimle lan’lı man’lı konuşma! Seni benzetirim bak!” dedi. Eren alayla gülüp, “Bir benzetsene, çok merak ettim!” dedi. Gece sinirle, ani bir öfke ile yumruğunu havaya kaldırdı ve Eren’in üzerine salacakken Eren onun bileğini havada yakaladı: “Demek bu kadar ciddisin!”
“Evet!” dedi Gece. Bileğini onun elinden kurtarıp bir adım bile geri çekilmeden gözlerini genç adamın gözlerine dikti: “Başıma ne geldiyse senin yüzünden geldi! O yüzden sana ne yaparsam müstahak!” Eren dehşetle, “Ben mi kaçırdım seni?” dedi. “Bana ne? Senin arkadaşların yapmadı mı? Ha öyle ha böyle! Senin yüzünden işte!” dedi Gece, ardından güldü: “Daha sen bekle, ben sana neler neler çektireceğim de! Bittin sen!” Eren kaşlarını çatıp, “La havle ya! Ne vardı bu kahvenin içinde? Bir söylesene sen!” dedi. “Ne o? En kısa zamanda müstakbel eşinede mi yapacaksın?” dedi Gece sırıtarak. Eren güldü: “Elbette. Yalnız ben yaparsam fena yaparım, canım sözlüm. Bence sen fazla şansını zorlama!”
“Hadi ya! Nasıl olacakmış o?” dedi Gece gülerek. “Sen benimle baş edemezsin, canım sözlüm. Baş edeceğini sanırsın da böyle kıvrına kıvrına kalırsın! Böyle dilin yanar! O yüzden üfleyerek seç kelimelerini de dilini yakmayayım sonra!” Eren’in sinir kat sayısı artarken yutkundu: “Kaşınıyorsun ama sen.” Gece güldü: “Diyelim ki kaşınıyorum ne olacak?” Sesi alay yüklüydü. Genç adamı iyice sinirlendiriyordu. Eren gözlerini kapatıp derin bir nefes almaya çalışıverdi: “Zorlama, doktor hanım. Senin değiminle üfleyerek seç laflarını, yanmasın o küçük dilin!” Gece kaşlarını çatıp sinirli bir şekilde “Hele bir yakmasını denesene! Bak ben sana neler neler yapı-”diye Gece devam edemeden dudaklarına çarpan dudaklarla öylece olduğu yere mıhlanıverdi.
Gece gözlerini kocaman araladı o sırada. Küçük dilini yutmuş gibi hissediyordu, bir anda bir balon gibi şişmiş, şişmiş ve aniden patlayıvermişti. Eren ise ne yaptığını idrak ettiğinde artık çok geçti. Düşünmeden, içgüdüsel bir şekilde hareket etmiş ve ok yaydan çıktıktan sonra ne yaptığını anlamış ve tuhaf hissetmişti, fakat bu his onu rahatsız etmemişti. Yaptığının bedelini bu kız ona ağır ödetecek gibiydi, fakat Gece o kadar büyük bir dehşete kapılmıştı ki sanki eli kolu bağlanmış, dili tutulmuş, kelimeleri, tehditleri ve öfkesi aniden uçuvermişti. Tıpkı bir bitki gibi hissediyordu. Bu onun aldığı ilk öpücüktü. Bunun özel olmasını beklerdi, böylesine bir durumla karşılaşacağını asla düşünmeksizin.
Eren yavaşça dudaklarını kızın dudaklarından ayırdı ve kafasını yüzleri arasında çok az mesafe kalacak şekilde geriye çekti. Göz kapaklarını araladı hafifçe. Sarhoş gibi hissediyordu. Bu an'a hapsolmak ve bu anda takılıp kalmak istiyordu. Öte yandan da kendini hazırlamıştı; Gece’nin ona okkalı bir tokat atacağını düşünüyordu. Fakat Gece durumun şoku ile asla ama asla kıpırdayamıyor, sadece Eren’in gözlerine bakıyordu, yüzünde kocaman bir şaşkınlıkla. Genç adamın gözleri Eren’in gözleri ve dudakları arasında mekik dokuyordu adeta. Ne olacaktı şimdi? Bu histe neydi? Neden böyle olmuştu ki? Bu his hoşuna gittiğini kabullendi. Yüzünü kadının yüzüne biraz daha yaklaştırdı ve ellerini hafifçe onun yanaklarına bastırdı. Ne yapıyordu ki şu an? Kendini sorgulama yeteneğini kaybetmiş gibiydi.
Eren kendi bile anlamdıramadı yaptıklarını. Anlık gelen içgüdüsel bir tetikle yüzünü hafifçe eğdi ve dudaklarını Gece’nin dudaklarına bastırdı hafifçe. Dudaklarının altındaki bu dudaklar kendisinin nemli dudaklarının aksine sıcacık ve kuruydu; kadife gibi yumuşacıktı. Daha fazlasını istediğini kabullendi Eren, fakat daha fazla ileriye gitmedi. Dudaklarını Gece’nin dudaklarından ayırdı, fakat geri çekilmeden önce Gece’nin üst dudağına tüy kadar yumuşacık bir öpücük daha kondurdu ve geri çekildiğinde burnunu onun burnuna sürtmeyi de ihmal etmemişti.
Yutkundu sertçe: “Tokat atmadığına göre durumlar iyi.” Gece duruverdi öylece. Sertçe yutkundu ardından. Yanakları kıprkırmızı kesilmişti resmen. Yavaş yavaş vücudundaki uyuşukluk aradan kalkarken, beyni açılmaya başladı. “N-Ne yapıyorsun?” dedi dehşetli bir fısıldama eşliği ile. Eren küçük bir panikle kafasını geri çekti. "E-E şey!" Yutkundu. "Susmuyordun ki! Car car konuştuğun için! Y-Yani ş-şey! Beni tehdit ettin! Ya-Yani ben yakarım dedim değil mi? Üfleyerek seç ke-kelimelerini de-dedim!"
Genç kadın bir adım geriledi ve elinin tersi ile dudaklarını sildi. Sanki büyük bir rüyadan ayılmış gibi gözlerini araladı ve hızla banyoya bakındı. Şu an Eren’i öldürmek için bir obje arıyordu derken lavabonun hemen yanındaki elinde mızrağı ile heybetli bir poz veren Poseidon heykelini aldı. Eren’in dudaklarını yakan pulbiber Gece’nin dudaklarını da hafiften kavurmaya başlamıştı. “Lan! Sen ne yaptığını sanıyorsun, oğlum?” dedi Gece sinirle ve "Poseidon'un mızrağını beynine saplayacağım şimdi, hele dur sen, hele!" diye Erene doğru atıldı. "Ge-Gece!" dedi Eren ve panikle geriledi. "Do-doktor hanım! He-Hey! Dur! Vallahi bak, ş-şey oldu!" Eren yutkundu. "Lan öptün ya beni!" dedi Gece. Eren ile banyoda heraretle dönüp duruyorlardı. "Gel buraya!" diye Gece heykeli havada savuruverdi. "Ya, susmuyordun ki!" dedi Eren telaşla. "Karaktersizsin oğlum sen! Senin karakterin otururken, altından sandalyeyi çekmişler!" dedi Gece heykeli havada sallayarak.
Eren bir anda durakladı ve teessüf eder gibi, "Özgün cümleler üret, doktor hanımcığım! Bu ülkede bir tek sen Güldür Güldür izlemiyorsun!" dedi. Genç kadın tam cevap verecekken kapı tıklatıldı ve Nil konuştu. "Kız Gece, nerede kaldınız? Gelmiyor musunuz, aşağıdakiler sizi sorup duruyor!" Gece kızararak, yutkundu ve elindeki heykeli öfke ile lavabonun kenarına bıraktı. "Geliyoruz, Nil! Sen git, geliyoruz!" Eren derin bir oh çekti ve elinin göğsünün üstüne bastırdı. Nil gelmese kesinlikle ayvayı yemişti. Üstelik haksız da sayılmazdı Gece. Genç kadın işaret parmağını adama uzattı ve psikopat bir gülüşle, "Sakın kurtulduğunu sanma! Bu Poseidon heykelini ceyizime koyacağım! Bakalım o zaman kurtulabilecek misin benden!" dedi ve kapıyı öfke ile açıp dışarıya çıktı.
Eren ise elini gümbür-gümbür atmakta olan kalbinin üzerine koydu ve şaşkın-şaşkın gülümsedi. "Çattık ha!" Durakladı ve neden gülümsediğini idrak etmeye çalıştı. Hayra alamet olmadığını kavradığında ise kendisine sert bir tokat attı. "Gerizekalı mısın, oğlum! Kendine gel!" Üstüne başına çeki-düzen verdikten hemen sonra ise banyodan ayrıldı...
İki genç aşağıya inip eski yerlerini aldı. İkisi de somurttuğu için, ailelerin bütün neşesi kayboldu. Hepsi Gece ve Eren’in gülümsemesini, bir birilerine alışmasını bekliyordu ama onlar işi uzattıkça uzatıyordu. Buyüzden mecburen düğünü erken ayarlayacak ve ikisini evlendireceklerdi. Belki karı-koca olmaları, ikisi için de daha iyi olurdu. Öte yandan Gece az önce olanları belli etmemek adına içinde bir savaş veriyordu. Acaba anladılar mı? Öldüreceğim bu herifi! diye düşünüp duruyordu içinden. Dudakları sızlıyordu üstelik.
“Evet! Allahın emri, peygamberin kavri ile kızının Gece’yi, oğlumuz Eren’e istiyoruz” dedi Feyzi bey sonunda. Herkes cevabın ne olacağını bilmesine rağmen, heyecanla Atahan beye baktı o an. Bu durumda göz deviren tek kişi ise Gece’ydi. “Düşünmeye gerek yok! Verdim, gitti!” dedi Atahan bey. Gece ikinci kez göz devirdi. Sanki düşünecektin, baba diye geçirdi içinden. “O zaman yüzükleri takalım.” dedi Feyzi bey.
Gülse hanım kafasını sallayıp yüzükleri çıkardı. Ardından herkes ayaklandı ve iki genci ortaya alıp etrafında toplandılar. İkisi de parmaklarını uzattı çaresizce. Feyzi bey neşeli bir şekilde yüzükleri iki gence verip, “Hadi, takın!” dedi. Gençler ters-ters Feyzi beye baktı. Ardından Eren Gece’nin narin elini sıcak avucuna aldı. İkisinin gözleri birden birleşince, Gece yutkundu. Genç adam iç geçirerek yüzüğü kızın parmağına geçirdi. Gece aynısını yaptıktan sonra herkes Feyzi beye baktı. Yaşlı adam kırmızı kurdeleyi kesmeden önce, “İnşallah, çok mutlu olursunuz" dedi ve kurdeleyi kesti. Etrafta alkışlar yükseldi o an.
İki genç önce bir birine, sonra parmaklarındaki yüzüğe baktı. Herkes dikkatle onları izlerken, “Umarım evleneceğimiz gün yanlışlıkla sakalını değil de, kaşlarını keserler, Eren!” dedi Gece sinirli bir ifade ile. Eren yüzünü buruşturdu: “Umarım evleneceğimiz gün gelinliğin kirlenir de, kot pantalon giymek zorunda kalırsın, Gece!”