5. Bölüm: Kız isteme

2902 Kelimeler
Kız isteme         Ertesi gün Gece ayaklarını yatağa vurarak yastığını yumruklayarak ağlıyordu. Hemen yakınındaki Emel ve Nil ise öylece kıza bakıyordu. Emel arkadaşının durumu böyle olduğu için oldukça meyus hissediyordu, Nil de üzülüyordu. İkisinin de elinden bir şeyler gelmiyordu. Her ne kadar Atahan bey ile konuşmaya çalışsalar da bu işe yaramamıştı. Atahan bey normalda modern bir babaydı, Gece için canını verirdi, onun bir dediğini iki etmezdi. Şimdi böyle yapması kızları, esasen de Emel’i çok kızdırmış ve üzmüştü. Öte yandan da soyadlarının manşetlere yazılmaması içindi bütün bu evlilik saçmalığı.       Nihayet Emel elini Gece’nin saçlarına bastırıp “Gece, üzülme artık.” diye okşadı saçlarını. “Bir şeyler düşünürüz.” Gece içli içli “Ne düşüneceğiz, Emel? Baba çok ciddi. Hiç böyle hayal etmemiştim ben. Hepsi o dangalak yüzünden!” dedi. Nazlı konuşmak için boğazını temizledi, hafifçe öksürdü ve “Kanka, belki seversin he?” dedi. Gece kafasını gömdüğü yastıktan kaldırıp arkadaşına baktı öfkeli bir şekilde. Kan çanağına dönüşen gözlerini Nil’e dikip, “Şom ağızlı! Geçen dediklerin tuttu resmen!” dedi ve burnunu çekerek, “Ben onu sevmem! O sevilecek tip değil!” diye ekledi. Emel kaşlarını çatıp, “Nil, yangına neden körükle gidiyorsun?” dedi. Nil gözlerini devirdi: “İyi yönünden bakmaya çalışıyorum sadece!”       Gece kafasını tekrar yastığa gömdü. Ağlamaktan iyice kesilmiş sesi ile “Benim ruhum zaten olmuş MC yaralı doktor. Bir de gelmiş belki seversin diyorsun. Nasıl severim? Hiç böyle hayal etmemiştim ben. Böyle mi olacaktı?” dedi. Emel derin bir nefes aldı. Arkadaşının ağlamasından ve hemencecik yelkenleri indirmesinden sıkılmıştı. Gece böyle bir kız değildi ona göre. Kırılgan olabilir, lakin asla yenilgiyi kabullenmezdi. Emel ayaklanıp odanın diğer köşesine gitti ve koltuğa oturup bacak bacak üstüne attı. Düşünceli bir şekilde “Her zaman ikinci bir çıkış yolu vardır.” dedi. Emel’in bu dediği ile aklında bir şeyler dolaşdığını anlayan Gece kafasını yastıktan kaldırdı. Yatağın bir köşesindeki Nil de gülümseyip, ona yardımcı oldu. Gece sırtını yatak başlığına yasladığında Nil de onun göz yaşlarını sildi peçete ile. Yavaşça elini arkadaşının omzuna bastırıp okşadı teselli etmek amaçlı.         “Nasıl?” dedi Gece burnunu çekerek. Emel tırnaklarına bakarak, “Babanla ilgili aklında bir şey varsa unut onu! Baban asla geri vites yapmayacak. Evlendirecek sizi!” dedi. Gece ağlamaklı bir şekilde “Sağol ya içime su serptin resmen!” dedi. Emel güldü hafifçe. Kafasını kaldırıp arkadaşına sahici bir tebessüm ederek, “Bunu fırsata çevirsene, güzel arkadaşım?” dedi. “Zaten çocukta seni sevmiyor. İlla evlenip karı-koca olmanıza gerek yok ki. Siz de karı vs koca olursunuz.” Gece duydukları ile yutkundu. Nil ile ikisi bir anda “O ne ya?” dedi. Emel iç çekip doğruldu ve öne doğru eğildi hafifçe: “Diyorum ki ikiniz de bir birinizi sevmiyorsunuz ya. Bir araya gelip bir oyun hazırlayacaksınız. Anlaşma yapacaksınız. Evcilik oyunu gibi. Hem aileleriniz sizi evli bilecek, hem de magazin olayı yatacak. Sadece bir yıl dayanacaksınız. Bir yıl sonra herkes kendi yoluna. Anlaşamadık der, boşanırsınız.”      Nil ve Gece önce bir birine baktı, sonra ise ışıldayan gözlerle Emel’e baktılar. Emel hınzır bir tebessümle koltuğuna kaykıldı. Gece ellerinin tersi ile gözlerini silip “Doğru! Tabii!” dedi. “Nasıl düşünemedim bunu?” Emel gülüp, “Sabahtan beri ağlıyıp sümük akıtıyorsun. Bir durup adam akıllı düşündüğün mü var?” dedi. Nil gülerek, “Emel haklı!” dedi. Gece dudaklarını bir bebek gibi büzerek, “Emel, biz o dangalağı sürüm sürüm süründürürüz değil mi?” dedi ve kollarını iki yana açtı. Emel koltuğundan kalkıp arkadaşının yanına gitti ve onu kolları arasına aldı. Gece kafasını Emel’in omzuna koyuverdi hemencecik. Emel yüzünü buruşturarak, “Gece, sümüklerini omzuma sürttün! Ne pis bir doktorsun sen ya!” dediğinde Gece ona daha sıkı sarılıverdi, gülerek hem de.         “Soruma cevap ver, Emel! Süründürüz değil mi?” dedi Gece gülerek. Emel oflayıp, “Of kanka, süründürürüz. Al, oldu mu?” dedi. Gece hemencecik diğer kolu ile Nil’i de kendine çekip sıkıca saldı: “Oldu, çok güzel oldu hem de!”          Kızlar konuştuktan ve Gece rahatladıktan sonra her şey yoluna girmiş gibi gözüküyordu. En azından Gece ağlamıyor ve durumu fırsata çevirebileceğini düşüne tutunarak az da olsa mutlu olmaya çalışıyordu. En azından Eren ile ortak bir sorunları vardı ve Eren’in bu anlaşmaya sıcak bakacağını düşünüyordu. Gece aynanın karşısına geçip barmaklarını gözaltlarına bastırdı sıkıntılı bir şekilde. Nil elinde maşa ile onu bekliyordu. Önce saçlarını yapacak, sonra da makyaja geçecekti. Emel ise koltuğunda oturmuş bir yandan kahvesini yudumluyor, diğer yandan Nil ve Gece’yi izliyordu. Gece tedirgin hissediyordu.         “Gece, canım. Biraz gülümse de o gül cemalini görelim. Somurtup durma lütfen.” dedi Nil. Emel de kafasını sallayarak, “Doğru. Herşey yoluna girecek, üzülme.” diye ekledi. Gece iç çekti: “Şimdi, bir yıl falan oyalanıp yıl sonu boşanırız değil mi?” Nil, “Hı-hı.” dedi ve hemen ardından “Tabii o zamana kadar bir birinize aşık olmazsanız!” diye kıkırdadı. Emel kaşlarını kaldırıp indirerek, “En önemlisi o zamana kadar aşık olup onunla birlikte olmazsan.” diye göz kırptı. Gece öksürdü dehşetle: “Ya siz kafayı mı yediniz? Çü-Çüş. Ben ne birlikte olacağım ya onunla! Dangalak, zibidi, kuytu köşede paslanmış teneke kutusuna benziyor!”         “Bana bak, bana!” dedi Nil yalancı bir öfke ile. “Ağzının ortasına lahmacun küreği ile vururum. Tamam, sevmiyorsun ama yine de yiğidi öldür hakkını yeme demişler. Bir içim su ya adam! Kendine gel!” Gece kaşlarını çatarak, “Nil, istersen sana vereyim ha kuzum?” dedi. Emel ironik bir gülüşle, “Kıskanıyorum deme bana!” dedi. Gece küçük bir kahkaha attı: “Ne? Ne dedin? İki dünya bir araya gelse dahi ben onu kıskanmam!” Emel ve Nil ooooo yaparak kafa salladılar. Gece yutkundu. İddiası büyüktü, lakin kendinden de emindi. Emel ve Nil birkaç saniye sessizce bekleyip ardından dayanamadan kahkaha patlatıverdiler. Gece dudak büzdü: “Neye gülüyorsunuz?” Nil güldü: “Sana, Gece’ciğim.”           “Neyime?” dedi Gece çatık kaşlarla. Emel gözlerini devirdi. Kalktı çantasını aldı ve içinde bu akşam için giyeceği siyah çorabını ararken “Büyük kelimeler sarfediyorsun, ona.” dedi ve hemen ardından “Ya aşık olursan?” diye ekledi. Çorabını çıkardı ve yeniden koltuğa oturdu. O sırada Gece “Ben o dangalağa aşık olmam. Aptal sarışının teki o!” dedi. Emel dudaklarını yaladı: “Bak, Gece. Eğer bu dediğini yutarsan varya, benden kork. Çünki Nil ile seni perişan edeceğiz!” Gece sırıttı: “Elinizi korkak alıştırmayın!” Emel ise peki der gibi kafasını salladı, bakışları bir kartalınki gibi keskindi. “Benden günah gitti o zaman” dedi Emel meydan okur gibi. Gece de “Büyük düşünme, canım. O dediğin asla olmayacak çünki bu mümkünsüz.” dedi. Emel ise “Sen de büyük konuşma, canım. Aşık olursan fena yaparım seni.”        İkili arasında balkandan bile soğuk rüzgarlar esmeye başladığında, Nil sertçe yutkundu. Sanki Meksika'nın ortasında iki kovboyun karşılaşmasını izliyormuş gibi hissediyordu. Hatta birazdan, bir otun, tam ikisinin ortasından yuvarlanarak geçeceğini bile düşünmeye başlamıştı. “Tamam, kızlar... Bir birinize sanki bir birinizi yicekmişsiniz gibi bakmayı kesin! Birazdan gelirler, hazırlanalım” dedi Nil tek kaşını kaldırıp, tedirgin bir şekilde onlara bakarak. Genç kızlar, Nil’in uyarısı ile gözlerini bir birinden ayırıp, işlerine devam ettiler.     Araba hareket ederken arka koltukta oturan Eren sadece oflamakla yetiniyordu. Diğerleri ise gayet neşeli bir şekilde, hemencecik Gece’lerin evine gitmek için can atıyordu. Hespi genç kızın Eren’i dizginleye bileceğini biliyordu. Aslında Eren kötü biri değildi. Sadece kafası güzel, aylak-aylak dolaşan bir adamdı. Tabii babası için bu durum, dehşet verici idi. Çünkü yirmi sekiz yaşı olmasına rağmen, ne doğru dürüst bir işi, ne de ailesi vardı. Bir an önce oğlunun mürvetini, mutluluğunu görmek istiyordu. Gülse hanım oğlunun siyah takımının omuzlarını toz varmış gibi silerek yakalarını düzeltmeye çalıştı. “Anne, bırak şunu. Gören de kraliçeyi istemeye gidiyoruz sanacak!” dedi Eren oflayarak.      “Yaşlılarla takıldığını bilseydim, sana daha uygun bir kısmet bulurdum. Prensesler seni memnun etmiyormuş belli ki.” diye Feyzi bey aynadan oğluna bakıp sırıttı. “Ha, ha! Sen çok komiksin, babacım! Mizahınla yarış atı bile yarışamaz!” diye göz devirdi Eren. Feyzi bey güldü: “En azından senin gibi kız kaçırma gibi saçma işlerle uğraşmıyorum!” Eren sinirle cevap vermek için yeltendiğinde Gülse hanım onu engelledi: “Yeter, kavga etmeyi kesin! Gören de, düşman sanacak sizi. Baba-oğulsunuz siz, kendinize gelin!” İkisi de göz devirip, sustular. Arabayı Ferit kullandığı için bütün konsentrasyonunu yola vermişti. Ateş ve Murat ise başka bir araba ile onları takip ediyordu. Miyase ise ağabeyinin yanında oturmuş, ağabeyinin bu hallerine kıkırdamakla meşguldü.      “Eee çiçek almayacak mıyız?” dedi Miyase kıkırdamasını durdurarak. Feyzi bey, “Olur mu öyle şey! Ferit’e söyledim nereden alacağımızı.” dedi. Ferit kafasını sallayıp uğrayacakları çiçekçi dükkanına birazdan varacaklarını söyledi. Birkaç dakika sonra Ferit direksiyonu kırdı ve sağ yola girip çokta büyük olmayan bir çiçekçi dükkanının karşısında durakladılar. “Hadi Ferit, çiçekleri sen al. Sen en iyisini alacaksın, biliyorum!” diye Feyzi bey sinsi sinsi sırıttı.       Ferit gülmemek için dudaklarını bir birine bastırıp, birkaç saniye bekledi. Hala Eren’den ses gelmezken, genç adam omuz silkti. Feyzi bey gözleri ile birkaç saniye beklemesini söyledi Ferit’e. Biliyordu çünkü Ferit’in şimdi ufak tefek kıskançlık krizlerinin başlayacağını. Eren kendini zorla tutup bir şey söylememeye çalıştı o an. Bu sırada Ferit pesederek kapıyı açmak için yeltendiğinde Eren tuttuğu nefesi verdi: “Ben de geliyorum. En iyisini ben bilirim herhalde! Ne de olsa daha tecrübeliyim bu konularda.    “Ona ne şüphe!” dedi Ferit hayhay dercesine kafasını sallayarak. Eren bezgin bir suratla Ferit ile birlikte çiçekciye doğru ilerledi. Genç adamlar dükkana girdiğinde çiçekci kadın onları tanıyarak hemen yanlarına koştu: “Eren ve Ferit bey! Hoş geldiniz. Buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?” Eren kendinden emin bir şekilde parmağını kırmızı güllere doğru uzattığında Ferit hafif öksürüp, “Papatya al.” dedi. Eren hayırdır dercesine baktı. Ferit istifini bozmadan, “Bonesi... Bonesinde küçük bir papatya nakışı vardı. Oradan tahmin ettim.”        Eren kafasını sallayıp hafifçe Ferit’e doğru eğildi: “Babama, bunu bana senin söylediğini söyleyemeyeceksin!” dedi. Ferit kafasını olumlu anlamda sallayıp, ağzına fermuar çeker gibi yaptı. Eren boğazını temizledi: “Evet! Ben kız istemeye gidiyorum! O yüzden papatya alacağım!” Çiçekci kadın gülümsedi kocaman ve “Anladım, efendim. Yaklaşık on yedi beyaz papatyadan oluş-” diye devam edemeden Eren hınzır bir erkek çocuğu gibi gülümseyip “Yüz on sekiz tane papatya istiyorum.” dedi. Kadın şaşkın bir şekilde “Fakat efen-” diye devam edemeden “Fiyat umurumda değil. Hemen yapın, lütfen!” dedi Eren kararlı bir şekilde.       Kadın mecburen kafa sallayıp, çiçek buketini yapmak için tegzaha doğru koşuşturdu. Ferit ise şok içinden Eren’i izliyordu. Gerçekten bu adam kıskanınca bir canavara dönüşüyor diye düşünüp duruyordu. Birazdan kadın çiçek buketini getirdiğinde, Ferit "Oha!" diye mırıldanıp, boğazını temizledi. Çiçek buketi o kadar büyüktü ki bunu arabaya nasıl sığdıracağını düşünemiyordu bile. Eren ise memnundu. Hatta pis pis sırıtıyordu. Eren kadının elindeki buketi aldı ve parmağı ile köşedeki büyük çikolata sepetini gösterip, “Şunu da arkadaşıma verin, lütfen.” dedi. Kadın başını öne eğip, “Efendim on-”diye devam edemeden, “Hanımefendi, madem satmayacaksınız ne diye üzerine fiyat yapıştırıyorsunuz?” dedi Eren kaşlarını çatarak. Kadın adamın lafını ikiletmeden sepeti aldı ve Ferit’e verdi. Ardından kasaya geçip tüm aldıklarını hesapladı: “Toplamda, 3800 TL, efendim” dedi.        Ferit gözlerini pörtletip adama baktığında Eren onu umursamadan cebindeki kredi kartını çıkardı ve kadına uzatarak, “Buyrun, babamın kredi kartı!” diye mırıldandı ve sırıttı. Kadın kafasını sallayıp gerekli işlemleri yaparken, Eren kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. Sonuç olarak bütün hesap babasına kitlenmişti ve bunu yaparken acayip keyif almıştı. Şimdi tek isteği bunları duyduğunda babasının düşen yüzünü izlemekti.      Kadın kartı ona verip dükkanının kapısını açtı. Ferit tek kelime dahi etmeden önden çıktığında,  Murat ve Ateş çoktan onlara varmıştı ve kaldırımın kenarında ikisinin çıkmasını bekliyordu. Eren hala dükkandayken Ferit koşuşturarak arabaya atladı ve sepeti arkada oturan Miyase’nin kucağına verip “Bu adam dehşet!” dedi. Feyzi bey kaşlarını çatarak “Ne oldu?” diye mırıldandı. “Bir dükkanı almadığı kaldı. Başkan, bir baksana.” diye kaşları ile dükkandan çıkan Eren’i gösterdi. Feyzi bey dahil olmak üzere Miyase ve Gülse hanım da çıkışa baktığında ağızları yarım aralanıverdi. Eren hınzır bir sırıtışla elinde kocaman buket ile onlara doğru ilerken Miyase “İyi ki sevmiyor he. Sevse neler neler yapar, çok merak ettim doğrusu.” dedi ve gülmeye başladı. Gülse hanım gülümsedi. O sırada Ferit elindeki fişi Feyzi beye uzatarak, “Başkan, bütün hesabı sana kitledi bu arada.” dedi.      Feyzi bey güldü: “Güya beni pert etmek istemiş. Ben buna boşuna aptal sarışın demiyorum ki.” Karşıdan oğlunun onlara yetiştiğini görüp hemen toparlandı. Arabanın camını biraz daha indirdi Feyzi bey. O sırada Eren geldi ve dirseğini cam kenarına koyarak “Babacığım, beğendin mi sevgili gelinine aldığım buketi?” dedi. Feyzi bey istifini bozmadan kafasını salladı. Eren arabaya geçtiğinde ise Feyzi bey arabanın camını kapattı ve Ferit’e sürmesi için komut verdikten hemen sonra dikiz aynasından gözlerini, denizdeki parlak yakamozları andıracak kadar parlak olan oğlunun gözlerine kitledi. “Afferin, Eren.” dedi hemen ardından, “İnanırmısın, ben de tam vazgeçiyordum. Dedim ki kendi kendime çocuk sevmiyor, nasıl geçinecek bunlar. En iyisi Atahan’ı arayayım da başka bir yol bulalım. Hatta Gülse ile bundan bahsediyorduk az önce.” diye devam etti. Gülse hanım yüzünü buruşturdu. Kocası ne kadar da kolay yalan söylüyordu.       “Eee baba?” dedi Eren heyecanla. Feyzi bey gülümsedi: “Bakıyorum da gayet mutlusun, Erenciğim. Bu evlilik fikrini sevdin sanırsam. Elindeki papatya buketine bakacak olursam.” Eren’in sağ gözünün seğirdiğini gören Feyzi bey keyifli bir şekilde koltuğuna yaslanıp gülmemek için dudaklarını bir birine bastırdı. Oğlunun bu hallerine bayılıyordu, onunla uğraşmayı her şeyden çok sevdiği çok belliydi. Eren ise dilini yutuvermişti sadece.         Funda hanım, Atahan bey ve Bora çoktan salondaki kanepeye oturmuş misafirlerini bekliyordu. Kısa bir sürü sonra ise kızlar da üzerini değiştirip aşağıya indi. Gece somurtarak babasının yanındaki koltuğa geçti, o sırada Nil ve Emel ise onun karşısındaki ikili koltuğa oturdu. Atahan bey boğazını hafifçe temizledikten sonra “Gece, bu yüzünün hali ne? Gülümsesem mi azıcık?” dedi. Gece bezgin bir ifade ile babasına baktı: “Adım Gece olduğu ve asla güneşi göremediğim için olabilir mi, babacığım? Farkındaysan sevmediğim, tanımadığım ve gıcık olduğum biri ile başgöz ediliyorum şurada!” Funda hanım gözlerini pörtletti: “Gece?”        Gece yüzünü ne var der gibi buruşturduğunda Funda ona kaş göz hareket etti. Atahan da tek kelime dahi etmeden karşıda onları izleyen Nil ve Emel’e göz kırptı. Genç kızlar gülümseyerek kafa salladı. Sanki onlara bugün için Gece’ye göz kulak olmalarını istiyordu. Kızlar da bunu kabullenmiş gibiydi. Kapı zilinin duyulması ile genç kız yani Gece içinden küfür savurduğunda Atahan bey ve Funda hanım neşe ile ayaklandı. Gece de sinirli bir şekilde ayaklandı. Bora da anne ve babasının peşinden, Miyase’yi görmek için hemen koridora geçti. Onlar gittikten sonra Emel ve Nil de mecburen oturduğu yerden kalkıp Gece’nin yanına gitti ve elini tutarak onu koridora doğru sürüklediler.        Kısa bir süre sonra Atahan bey ve Funda hanımın gülücük sesleri geldi. Feyzi bey, Gülse hanım ve Miyase hemen peşindense Murat, Ateş ve Ferit gelmişti. Gece göz devirmemek için kendini zor tutup yüzüne zoraki bir tebessüm yerleştirdi. Feyzi bey ve Gülse hanımın elini öptükten sonra kardeşi kadar masmavi gözlere sahip Miyase’ye sarıldı. Ardından gülümsemeye çalışarak “Hoş geldiniz.” dedi. Miyase Gece’nin yanağını öptü ve “Hoş bulduk, yengeciğim.” dedikten sonra Bora’nın yanında tanışmak için onları izleyen Nil ve Emel’in yanına gitti. Gece’nin gözleri Ferit ile buluşunca kaşlarını hafifçe kaldırdı. Bu adam ona tanıdık gelmişti. Omuz silkip bu düşünceleri kafasından attı. Bugün bunları düşünmeyecekti. Usul usul gelen adamların yanına doğru ilerledi. Hepsi ile teker-teker selamlaştı. Ferit ile de sıkkın bir şekilde tokalaştı. Genç adam o sırada oldukça kötü hissetmişti. Normalde kız kaçırma huyları olmadığı için utanmıştı. Fakat sonuç olarak her şeyi arkadaşının mutluluğu için yapmıştı.          “Eren nerede?” dedi Feyzi bey Ateş’e bakarak. Ateş geriye bakıp, “Geliyor, Feyzi amca. Siz geçin içeriğe.” dedi. Feyzi amca kafasını salladı ve büyükler içeriğe geçtiler. Gençler de içeriğe geçince Gece iç çekip kapıya baktı. Önce siyah bir silüet gördü, sonra ise elinde kocaman papatya buketi olan Eren’i görüp şaşkın bir şekilde gözlerini pörtletti. Murat, “İşte geldi!” dediğinde Eren yüzünü kapatan buketi hafifçe indirip kocaman, sinir bozucu bir tebessümle “Merhaba!” dedi. Gece kendini toparlayarak yeniden kaşlarını hafifçe çatıp bezgin bir şekilde ona bakmaya devam etti: “Merhaba!”        “Bunlar sana...” dedi Eren sinir bozucu bir tebessümle ve buketi ona uzattı. Gece buketi kolları arasına alıp zarzor tuttu. En sevdiği çiçeklerdi bunlar. Yine de ciddi kalmaya, çiçekleri görmenin mutluluğu ile gülümsememeye çalışıyordu, yoksa bu adamın imaları onu canından bezdirecekti. Buket iri olduğu için papatyalardan birkaçı Gece’nin yanağına değiyor, Gece onları uzaklaştırmaya çalıştıkça ise buketi tutmakta zorlanıyordu derken Eren ona doğru bir adım atıp kızın yanağına değen papatyaları hafifçe kenara ittirdi. Parmakları hafifçe Gece’nin yumuşacık tenine temas ettiğinde Gece kafasını hemen kaldırıp ona baktı. Eren karşısında ateş fışkıran bir çift gece kadar koyu göz görünce geri çekiliverdi.        “Bir daha dokunacak olursan o parlak mavi gözlerini oyar, yetmez arabama far yaparım!” dedi Gece öfke ile tıslayarak.  Eren sırıtmaya çalışarak, “Tabii tabii!” dedi ama oldukça ürkmüştü. Ellerini pantalonunun ceplerine sokarak gözlerini devirdi ve salona doğru ilerledi. Emel ve Nil ise Nazlı koşuşturarak Gece’nin yanına geldi. Genç kız elinde kocaman buketle dişlerini sıkmış öylece bekliyordu. Az kalsın kulaklarından duman çıkacaktı öfkeden. “Gece, iyi misin?” dedi Nil kızın kolunu tutarak. Gece alt dudağını ısırdı: “Aptal sarışın işte! Dangalak!” Emel kaşlarını çatıp, “Isırma şu dudağını! Kanatacaksın şimdi.”dedi. “Umurumda mı sence? Bir de gitmiş kocaman buket almış. Artist ya…” dedi Gece. “Ya boş ver. Emel bir şeyler düşünür, perişan ederiz bugün onu.” dedi Nil sırıtarak. Emel kafasını sallayıp, “Unutma, Gece. Büyük balonların eceli, küçük iğnelerdir.” dedi tek kaşını kaldırarak.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE