SOĞUK

2279 Kelimeler
Soğuktu. Sert bir rüzgar kırık olan pencerenin camından içeri girmiş ve davetsiz misafirimiz olmuştu. Kaç saattir buradayım bilmiyorum. Yerdeki yatağın üzerinde oturmuş bekliyordum. Belki bir felaketi belki de kötü başlayan filmin en mutlu sonunu. Bilmiyordum. Tıpkı burada neden olduğumu bilmediğim gibi. Işık yoktu, pencereden gözüken kocaman yıldızların yine yardımlarıyla içerisi aydınlanıyordu. Üç köpekte yanımdaydı. İkisi yatağın üzerinde uzanıyor diğeri yerde kutunun üzerindeydi. Dışarıdan gelen esler yaklaşık bir saat önce kesilmişti. Savaşları son bulmuştu. Bense hâlâ buradaydım. Eğer kendi içime düşmeyip bir kere kafamı kaldırıp etrafıma baksaydım şimdi evimde olmuş olucaktım. Yine geç kalmıştım. Zihnimde ki odaların sayısı gün geçtikçe artıyordu ve ben o kadar çok vakit geçirmiştim ki çıkış nerede unutmuştum. Kafamdaki dünya da sıkışıp kalmıştım. Yutkundum. Boğazım kurumuştu. Geldiğimizden beri oturduğum yerden kalkmamıştım. Yerimden hareketlendim, su içmek istiyordum. Rengini çözemediğim yatağın üzerinde uyuklayan köpeklerden birinin ilk kulakları havalandı sonra başını kaldırıp yüzüme baktı. Gözlerimi kısarak köpeğin tüylerine baktım, galiba kahverengi olanıydı. Ayaklandığımda başını tekrar partilerinin arasına gömdü. Mutfağa doğru giderken ayağımın altındaki cam kırıklarını bir kenara ayağımla yittim. Mutfağa girdiğim de duvarda elimle düğmeyi aradım. Elimle duvarı yoklarken çıkıntıya takıldı. Düğmeye bastığımda ilk açılmadı bir kaç kere daha denediğimde fark ettim ki tavandan sarkan çıplak ampül patlamıştı. Burası ışığın girebileceği herhangi bir pencere olmadığı için daha da karanlıktı. Arkamdan ses gelince irkilerek o tarafa dönüp baktım. Çıkardığım seslerden uyanmışlardı. Önüme döndüm ve bir ayağımı öne doğru uzatıp bir engel var mı yok mu diye ayağımı yere sürttüm. Yoktu. Bunu tezgaha varana kadar devam ettim. Tezgahın önüne geldiğimde durdum ve bu sefer ellerimi tezgahın üzerinde gezdirdim. Gözüm karanlığa alışmıştı lakin hâlâ bir çok yeri göremiyordum. Tezgahın üzerinde su içebileceğim herhangi bir şey yoktu. Üst dolaplardan tekini açıyordum ki ilk anahtar sesi geldi ardından kilit sesini duydum. Gelmişti. Hızla mutfaktan çıkıp salonun ortasına geldim. Köpeklerden ikisi kapının önüne koşturmuşlardı diğeri yanımda benimle beraber duruyordu. Kapı açıldığı anda köpekler havlamaya başladı. Ne yapacağımı bilemediğim için öylece durup bekledim. İçeriye girdi ve ardından kapıyı kapattı. Önünde sahibini görme sevinci yaşayan köpeklerinin, eğilip başlarını okşarken yanımdaki köpekte aralarına katılmıştı. Gözlerim onlardayken İzel başını kaldırdı ve kapşonlusunun şapkasını indirirken göz göze geldik. Gözleri, bir kaosun içinden çıkmış değilde evinin yolunu kaybetmiş ama en sonunda da bulmuş biri gibi bakıyordu. Ve sanki o evde onu karşılayan sadece yorgunluk. Yorgun olduğu belliydi. "Hoş geldin." Dedi kuru bir sesle. Yavaşça başımı sallayarak "Hoşbuldum" dedim, elimde olmadan kısık konuşmuştum sesim sanki rüzgarda dağılan duman gibi ona ulaşmadan kaybolmuştu. Sözüme karşılık yavaşça başını salladı. Gözüm pencereden dışarıya kaydı. Şafağın sökmesine hâlâ vardı. Gecenin karanlığı, Gündüzün mavisine henüz hazırlık yapmamıştı. İzel ilerledi ve yatağın kenarında ki ikili küçük çekmeceyi açtı. İçinden bir kaç nesne çıkardı ama ne olduklarını anlayamadan ceketinin ceblerine koymuştu. Kollarımı göğsümde bağladım. Daha fazla beklemeden gelir gelmez sormam gereken o soruyu sormaya hazırlanmıştım. Hafifçe boğazımı temizleyip "Neden buradayım?" diye sordum. Çekmeceyi kapattı ve doğruldu. Tam yanımdan geçip arkamda kalan mutfağa yürüdü. Kolu koluma sürtünmüştü. "Borcumu iyi bir şekilde ödemeye çalıştım." Dedi. Borç? "Anlamadım?," dedim, cidden anlamamıştım. Arkamı dönüp ne yaptığına bakmaya çalıştım. Mutfak dolaplarının açılıp kapanma sesleri geliyordu. Mutfak kapısında belirdi kolunun altında plastik bir kutu vardı. Omzunu kapıya dayadı ve durup yüzüme bakmaya başladı. Pencerenin ön kısmındaydım dışarısının ışığı yüzüme ordan da bedenimin bir kısmına vuruyordu. Yüzüme bakan gözlerine baktım. Bana yansıyan ışık onun yüzünün bir kısmını gölge de bırakıyordu. "Yardımını borç olarak kabul ettim ve borcumu da sana yardım ederek ödemek istedim." Sesi mesafeli ama canlıydı. Sağ yanağımdan sarkan oradan yüzüme tutunan saç tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdım. "Birincisi sana yardım ederken herhangi bir karşılık beklemeden yaptım. İkincisi yaptığın yardımın nedenini hâlâ üanlamadım. Beni evine alarak nasıl bir yardım da bulundun, köpeğin olmasa şimdi kendi evimde olmuş olacaktım." Kapının pervazından doğruldu. "Bunu orada konuşalım." "Nasıl yani, durum o kadar mı kötü?" Yaklaştı ve ellerini omuzlarıma koydu. "Bunu oraya gidince konuşalım olur mu?" Başımı olumlu anlamda salladım. Son konuşmamız bu olmuştu. Daha sonra üzerinde ki kapşonluyu çıkarıp deri bir ceket giydi. Siyah deri ceketin şapka kısmı griydi. Dar sokakta ondan bir adım arkada bizimle gelen siyah köpekle yan yana yürüyordum, diğer ikisi evde kalmıştı. Hâlâ isimlerini bilmiyor olmak beni bir tık üzse de böyle bir durumda soramazdım. Yürüdüğümüz dar ve uzun sokakta bir kaç sokak lambası yanıyordu. Şafak çoktan çarşafını açmış yıldızları altında almıştı. Önlerinden geçtiğimiz hiçbir evin ışığı yanmıyordu. Olayın ciddiyetinin artık farkındaydım ama hâlâ aklım beni evine almasında kalmıştı. Kendi evimde o beyaz köpek olmasaydı rahatlıkla kalabilirdim ama o borcunu ödemek istediğini söylemişti, bana nasıl bir yardım etmiş oluyordu? Şuan tek duam evime bir şey olmaması içindi. Ona baktım. Ceketinin önü açıktı ve ellerini ceketinin ceblerine koymuş doğruca önümüzde ki yola bakıyordu. Yanımda başını bacağıma sürten köpeğe baktım. Ağzı doluydu çünkü İzel, mutfaktan çıktığında koltuğunun altında olan plastik kutuyu taşıması için ona vermişti. Kutunun içinde ne olduğunu biliyorum. Onun yarasını sarmam için bana getirdikleri ilaç kutusuydu. İzel'e tekrar baktım. Aklıma üzerine basamadığı ayağı geldi. Aradan geçen bir hafta sonra onu ilk defa görmüş oluyordum ve şuan bileğinin üzerine rahatça yürüyebiliyordu. Güçlüydü, bundan adım kadar eminim. Etrafıma bakarken yolun kenarında parçalanmış bir kuş yuvası gördüm. İçinde iki yumurta kırılmıştı. O anda hoş bir ses gelmeye başladı. Sabahın bu saatlerinde sürekli o öten kuşlar tekrar şarkı söylüyorlardı. Üzgün olduklarına eminim küçük ağızlarından çıkan melodiler de üzgündü. Duran rüzgar tekrar esmeye başlayınca ceketimin cebinde ki bereyi kafama geçirdim. İzel'in omzunun hizasından yüzüme baktı. Bir şey demesini bekledim ama hiçbir şey demeden tekrar önündeki düz yola baktı. Birbirinden farklı konuşma sesleri duymaya başladım. Tam o an köşe başını dönmüştük ki gördüğüm manzara karşısında en fazla birkaç adım atabilmiştim. Durdum. Mahallenin bu kadar sessiz olmasının sebebini şimdi anlamıştım. Herkes buradaydı. Yaşanan kaosdaki yaralanmış olanlara pansuman yapıyorlardı. Bunu beklemiyordum çünkü mahalleyi dağıtanlara değil yardım düşseler ikinci tekmeyi ilk mahalleli atıcakken şimdi yardım etmeleri... Yaralılanmış olanların hepsini bir yerde toparlamışlardı kimi otururken kimilerine naylon poşetler serip üzerine uzandırmışlardı. İzel siyah köpeğinin ağızındaki kutuyu aldı ve ne zaman geldiğini fark etmediğim bir kıza verdi. Kız koşarak uzaklaştı ve yere uzanan yaralıların arasına karıştı. Gözümü İzel'den alıp evime çevirdim. Gördüğümüz manzara karşısında sanki avuç avuç su diye kezzap içmişim gibi öylece baktım. Evim... Evim tam bir harabeye dönmüştü. Kapının dibinde ki eşyalarıma baktım. Kırılmış üzerinde ayakkabı izleri olan kıyafetlerime, yastıklara, parçalanmış sandalyeme... Bunun olacağını biliyordum ama böyle beklemiyordum. Kapıdan içeriye baktığımda pencerelerin bile mahvolduğunu gördüm. İçeriye girmek istemedim mutfağın ne halde olduğunu görmek istemiyordum.  Etrafta ki insanlara baktım. Mahallenin yarısı evlerinden çıkmış sokaklardayken diğerleri pencerelere yaslanmış harabeye dönüşen sokağa bakıyorlardı. Üzerime gölge düştü. Sırtım sokak lambasına dönük olduğu için arkamdaki beden ışığı dağıtmıştı. "İçeriye girme." Dedi İzel. Sesi havadaki soğukluktan nem kapmış gibi pürüzlüydü. Uzaktan evin içine baktım. İçim acıdı. "Neden?" Diye sordum. "Eve gelmeden önce buradan geçtim ve eve baktım. Mutfak tarafını farklı bir maddeyle yakmışlar kokusu hala taze zehirlenebilirsin." Evin içinde alacak hiçbir eşyam yoktu zaten eve girsem bile ne hala geldiğine bakmak için girerdim. Şimdi de bu koku meselesi çıkmıştı. Artık hiç girmek istemiyordum. Omzumun üzerinden İzel'e baktım. Yere saçılan kumaş parçalarını koklayan köpeklerine bakıyordu. Ona baktığımı fark etti, bakışları bana dönerken konuştum. "Her şey için teşekkür ederim." Başını belli belirsiz salladı. "Nerede kalacaksın?" Diye sade bir sesle sordu. Her yerde kalabilirdim benim için önemli olan kalabalık olsun yeterdi. "Aklımda kalacak bir kaç yer var." Elini kullanmadan ıslık çaldı. Arkadaşlarını yanına çağırırken gözlerini yere dikmişti. Üç köpekte ortamıza girdi. Köpeklerine bakarak, "Eğer başın sıkışırsa yerimi biliyorsun." dedi. Hafif bir tebessümü dudaklarıma kondurdum, "Tekrardan teşekkür ederim." "Önemi yok, kendine iyi bak." Başıyla köpeklere işaret edip arkasını dönerken, "Sende iyi bak." Dedim. Galiba on dokuz yıllık hayatımda tanıdığım en normal ve en nazik insandı. Umarım babasıyla erkenden barışırdı. Kollarımı sıkıca bedenime sarmış, kendime sığınacak yer arıyordum. Saat gece yarısını geçiyordu. Yağan yağmur ucu kırılmış bıçak gibi tenime değse de yaralamıyor ama acıtıyordu. Eğik olan başımı biraz daha eğdim. Yüzüme gelen yağmur görüşümü bulanıklaştırıyordu. Hızlı hızlı yürüdüğüm bu boş sokakta gecenin sessizliği hakimdi ama bir o kadarda gürültülüydü. Yağmur sertçe yeryüzüne düşmesi bir yılanın tıslamasını andırıyordu. Yılan, sokaktı. Çatallı dilinin ayrılan kısımları; sessizlik ve gürültüydü. Rüzgar sertçe esti ve ben o an parmak ucuma kadar titrediğimi hissettim. Kışın en çetin günlerinden sadece biriydi bugün. Kalacak ve hatta zorda olsa kendimi ısıtacak bir yer bulmuştum ama kendime yaptığım minik yuvamı mahallenin serserileri el koymuştu. Büyük demir belediye ye ait olan ama tekerlekleri kırık diye büyük çöplüğe atılan, sığabileceğim genişlikte olan metali ben almıştım. O pis çöplükten çıkarıp sonbaharın geliş yağmurunun sularıyla bir güzel yıkamıştım. Sonra onu yan devirip içini kartonlarla kapatmıştım. O kadar güzel olmuştu ki... Ama onu daha da güzel yapan şey ise kimseden çalmadan veya ödünç almadan gönül rahatlığıyla benim olmasıydı. O serseriler benden en fazla birkaç yaş büyüktü. Tam uyuyacakken büyük bir gürültüyle yerimden sıçramıştım. Taş atıyorlardı. Boş bir teneke olduğu için çıkan sesler daha şiddetliydi. Çok bir şey olamamıştı ama onlar bana git demeden ben kendim gitmiştim. Saydım, altı kişiydiler ve beni rahatlıkla alt edebilirlerdi. Ama yemin ederim bir iki kişi olsaydılar attıkları taşlarla döverdim onları. Geri dönsem bile artık beni bekleyen bir evim kalmamıştı. En son arkama baktığım da içlerinden en irisi büyük bir taşı kaldırmış ve acımadan fırlatmıştı. metalin üst kısmı  içe çökmüştü ve kullanılamaz bir hale gelmişti. Sinirin verdiği üzüntüyle kalacak bir yer bulamanın çaresizliği birleşince gözlerim dolmuştu. Üşüyordum ve sanki bu gece hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu. Geçtiğim sokakların hepsinin sokak lambaları yanıyordu. Bense bir umut karanlık bir sokak arıyordum. Karanlıkta saklanabilirdim ama ışıkların olduğu bir yerde kendimi saklayamazdım. Kollarımı o kadar sıkı sarmıştım ki bedenime, gözümün önüne gelen saçları çekemiyordum. Sanki kollarım çözülse daha çok üşecekmişim gibiydim. Yağmur gittikçe duracak diye ümit ederken hızlanmaya başladı.  Gözlerimi daha da kısılmıştı. Bir sokağa girdim burası fazlasıyla karanlıktı kendime saklanacak bir yer bulabilirdim. Ah, şu geceyi sorunsuzca atlatayım başka hiçbir şey istemiyordum. Sokak lambalarını saydım, toplamda beş taneydi ve üç tanesi patlamıştı, iki tanesi sağlamdı ama onlarında ışıkları çok zayıftı. Şimdiden saklanacak bir yer bulmuştum. Gözlerimi oradan ayırmadan birkaç adım atmıştım ki duyduğum sesle, adımlarım kesildi. Kısık gözlerle etrafı görmeye çalıştım. Bir kedidir umuduyla baktığım çevrede tek bir canlı bile yoktu.  Kafamı iki yana salladım. Buradan başka gidecek yerin yok kaynağını bile bilmediğin bir sesten dolayı gidemezsin.  Derin bir nefes almaya çalıştım, son kez etrafa bakındım. Tam önüme dönüyordum ki o arada gördüğüm siyah silüetle donakaldım. Üst üste binmiş çöp poşetlerinin hemen arkasında duruyordu. Eğer o yanıp sönen sokak lambası olmasaydı o gölgeleri fark edemeyecektim. Yavaşça birkaç adım geriye gittim. Ani bir hareket yaparsam üzerime gelir korkusuyla sakin bir iki adım daha atıp geldiğim yöne koşmaya başladım. Attığım her adımda aklımda bir tek şu soru vardı. Ya fark etmeseydim?.. Onların bana yapabilecekleri gözümün önüne geldikçe evimi mahvedenlere lanet ediyordum. Koşarken, durup başımı arkaya çeviremesem de omzumun üzerinden bakmaya çalışıyordum. Benimkinden başka gölge var mı, diye. Dayanamayıp nefes nefese kaldığım da durdum ve hemen arkamı döndüm. Orada birileri vardı. Benim en son durduğum, sokağın başında durmuş öylece bana bakıyorlardı. Işık oraya yansımadığı için karanlıktaydılar ama benden oldukça uzun ve iri olduklarını görebiliyordum. Bir süre benden tarafa baktılar sonra birkaç adım geriye gidip gözden tamamen kaybolmuşlardı. Sürekli arkama bakmak zorunda kalarak yürümeye devam ettim. Ya o ses çıkarmasaydı ve ben bunu duymasaydım... Tüylerim diken diken oldu. Bir cadde de çıktım. Yağmur durmuştu, zaman geçmiyordu. Sabah olmasına günler varmış gibiydi. Kollarım yine bedenimi sıkıca tutmuştu. Yağmurun nakaratı bitmişti ve mikrofonu rüzgara vermiş gibiydi. En uzun ve en zorlayıcı kısımları rüzgar üstlenmişti sanki. Üstümde ki penye kazak ve altımda, tam bileğimde biten pijamam sırılsıklam olmuştu. Şu an tek istediğim bir yer bulmak değildi sabah olsun yeter diyordum kendime çünkü gündüzleri kaldırımın ortasında da yatsam kimsenin umurunda olmazdım. Hala içimde ki korkuyu geçiremediğim için sürekli arkama bakarak yürüdüm. Bir kez daha arkama bakıyordum ki ayağım tökezledi ve ne olduğunu anlayamadan yere düştüm. Ayakkabımın kopan parçası yüzünden dengemi kaybetmiştim. O kadar yorulmuştum ki düştüğüm yerden kalkmadım orada öylece uyumak istedim. Uyuyakalmıştım. Eğer ağlamasaydım, yüzüm o ıslaklığı hissetmeseydi şimdiye uyumuştum. Başımı kaldırıp etrafa baktım. Bana upuzun bir yol gibi görünen ama az ilerimde olduğunu bildiğim bir park vardı. Oraya gidecektim, gidip bir kaydırağın içine kıvrılabilirdim. Keşke daha önce hatta, baya önce aklıma gelseydi. Avuçlarımı yere bastırıp doğrulmaya çalıştım.  Cadde boş olduğu için acele etmeden karşıdan karşıya geçtim. Bastığım çimenler çamurlaşmıştı, dikkatlice geçip parka girdim. Üstü açık kaydırakların hepsinin önü su dolmuştu. Üstü kapalı olan bir kaydırak vardı ıslanmamıştır umuduyla içine baktım. Islak değildi ama nemlenmişti ve ben buna da razıydım. içine girip esen sert rüzgardan kurtularak bedenimi çözebilmiştim. Tereddüt etmeden uzanıp kendime doru kıvrıldım. Kirpik diplerime kadar acıyan gözlerimde kapanarak rahata kavuşmuştu.  Yeryüzünün ıslanan yüzü yağmura doymamış gibiydi, tekrar yağmaya başlayan yağmur kaydırağın yüzeyine çarpıp içerisine yankı bırakıyordu. Gözlerimi açamıyordum ama bilincim uyanıktı. Bana bakan bir şeyin varlığını hissedebiliyorum ama bu sefer içimde bir korku oluşmamıştı.  Peki hislerime güvenmeli miydim? Güvenmesem bile parmağımı kaldıracak halim bile yoktu. Acaba sabah olmuş muydu? Adım sesleri duydum, gittikçe yaklaşıyor gibiydi. Korkma dedim kendime sadece buradan geçen bir insan olabilirdi. Ama üzerimde hissettiğim göz?  Yanılgıdır. Bir yılanın en sevdiği ama atmak zorunda kaldığı derisini geri vermişler gibi üzerime bırakılan kumaş parçası da beni öyle mutlu etmişti. Ne olduğunu hala kavrayamamıştım. Ama üzerimde sıcaklığını hissettiğim bir ağırlık vardı.  Nefesim bir nefes sayesinde kesildi. Yanağımın derisini sıcak bir esinti kavuruyordu sanki. Gözlerimi açmaya zorluyordum ki bedenimdeki ağırlık artık yüzümü de kapatmıştı.  Sonra tekrar adım sesleri duydum, bu sefer uzaklaşıyordu. ^^2569^^ - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE