KİMSESİZİM

1446 Kelimeler
Sokak lambasının sarı ışığı gelmekte olan karanlığı karşılarken çoktan akşam olmuştu. Evimin bulunduğu caddeye vardığımda bile sanki omuzlarımdan aşağıya bütün stresim akıp buharlaşmıştı. Bulunduğum sokak sessizdi. Çoktan kendilerini evlerine kapatmışlardı. Kapının önüne geldiğimde cebimden anahtarımı çıkartıp kapının deliğine yerleştirdim. Arkamdan, hırıltılı bir ses işittim, yakınıdan geliyordu. Sonra üzerimde ki borda kapşonlu ceketim aşağıya doğru yavaşça çekiştirildi. Elim hala anahtarın üzerindeydi. Şaşkınlıkla kafamı eğdim ve ne olduğunu anlamaya çalıştım. Bu bir köpekti. Beyaz renkli bir köpek tarafından çekiştiriliyordum. Elimi kapıdan çekip ceketimi ucuna gitti. Köpeğin ağızındaki parcayı kurtarmak adına bende onun gibi çekiştirmeye başladım. Beyaz köpek biraz daha asılmaya çalıştığında kafasını kaldırmasıyla göz göze geldik. Bu köpeği tanıyordum. Bu... Geçen yolda bulduğum adamın köpeğiydi. Köpek onu fark ettiğimi anlayınca ağızındaki parçayı bıraktı. Şaşkınlıkla baktım. Sokak lambasının ışığı tüylerini turuncuya boyuyordu sanki. Bir kaç adım geriledim ama sanki gidiceğimden korkar gibi yaklaştı. Etrafıma göz gezdirdim, sahibi belki buralarda da neydi şu adam adı? İzel... Evet İzel'di. Yavaşça elimi köpeğin başına koyup eğildim. "Sahibin nerede senin? Kayıp mı oldun?" Başını okşarken, iki kere havladı. Bu evet mıydı, hayır mıydı? Köpeklerin duyularının çok hassas olduğunu biliyorum bu yüzden kaybolduğunu sanmıyorum çünkü koklayaraktan bile sahibini bulurdu. Bir de doğduğundan beri yanında olan sahibini her türlü bulurdu. Peki, bu köpeğin sorunu neydi? Korktuğum o sesi duydum. Başlıyordu... Topluca sloganlar atan o -benim tabirimle- yağmacılar geliyorlardı. Telaşla tekrar kapıya yöneldim, hâlâ delikte duran anahtarı çevirecekken arkamdaki beyaz köpek bu sefer sert bir şekilde ceketime asılıp arkaya doğru çekiştirdi. Tanrı aşkına bu köpeğin derdi neydi!? "Hayatta kalmak istiyorsan savaş... Hayatta kalmak istiyorsan savaş..." Sloganları böyleydi, sesler gittikçe daha da net duyulmaya başlayınca telaşım arttı. Bir an önce eve girmeliydim ama tabi ilk önce şu köpekten kurtulmalıydım. Ceketimin ucuna tekrar asıldı ve bedenimle beraber çekiştirerek geri geri yürütmeye başladı. Dostum dua et hayvan sevgim olması gerekenden fazla. Arkamı hiçbir şekilde dönemeyeceğimi anlayınca üzerimde ki kopşonlu ceketin fermuarını açıp çıkardım böylelikle artık serbesttim. Köpeğe döndüm, ağızından düşürmediği ceketimle ona bakıyordum. O ise başını hafifçe öne eğmip büyük gözlerle gözlerime bakmaya başladı. Tam ağzımı açıp köpeği uyarıcakken sokağın başında ki hareketlilik dikkatimi çekti. Kalabalık bir grup buraya doğru geliyorlardı ama o kadar sessizlerdi ki diğer slagonlar eşliğinde gelen grubun onları fark etme ihtimalleri sıfırdı. Hepsi nerdeyse benimle yaşıtlardı ama ellerinde ki o sopaları tutmak, hepsinden büyük olsam dahi yapamazdım. Garibime giden bu kadar sessiz olmalarıydı. Bir şey fark ettim, köşeyi dönen kalabalık yavaşça dağılmaya başlıyordu. Bir kısmı alçak evlerin demir pencerelerine tırmanırken, diğerleri koşa başlarına geçmiş saklanıyorlardı. Karşı gruba pusu kuruluyordu. Önlerden biri benden tarafı eliyle gösterdi. İlk baş kavrayamasam da sonradan yanındaki çocuğun bana doğru geldiğini fark ettim. Önümde benimle bekleyen köpek kalabalığa doğru havlarken göz göze geldik. Büyük cam kahvesi gözlerinde sanırsam iç gücüsel olarak saldırmaya hazırlanan yırtıcı bir köpeğin gölgesi duruyordu. Düşünmedim. Elimi arkama atmamla anahtarımı alıp koşmaya başlamam aynı dakikanın içindeydi. Kaçıyordum eğer eve girersem büyük zarar alacaktım. Pencerelerim taşlanıp,kapıyı zorlayacaklardı, evin içindeyken evime girseler bile bana bir şey yapmayacaklardı tabi onlara karşılık vermessem, ama o evde sağlam tek bir bardak dahi bulamayacağımı da biliyorum. Beyaz köpeğin hemen arkamda olduğunu biliyorum, benden daha hızlı koşabilirdi ama bazı yerlerde durup kendi arkasına havlıyor sonra ağızından düşen ceketimi tekrar alıyor. Yol ayrımına gelince sola doğru engin yokuştan aşağıya doğru ilerledim. Ve yine karşımda kalabalık bir grup daha ama tek farkla, ellerinde ki kırmızı dumanlarla slagonlar atarak gelen yaşadığım mahallenin çocuklarıydı. Olayın ciddiyetini şimdi anlayabiliyordum, ne oldu da bu kadar büyük bir kaos yaratacaklardı. En önlerden kalın bir sopa tutan adamla istemeden de olsa göz göze geldim. Gözlerimi kaçırmadım bir ihtimal güçlü durmak istiyordum. O an bir şey daha fark ettim. Beyaz köpek artık yoktu, diğer sokaktan gitmiş olmalıydı. Kalabalık grup yaklaşırken ben durmuş öylece bakıyordum. Eğer kaçmaya kalkarsam aynı semtin çocukları dahi olsak affetmezlerdi. Kural basitti, her ayın 29'un da kaybol. Hava iyice kararmıştı, turuncu sokak ışıkları sadece öndekilerin yüzünü görebileceğim kadar netlik sağlıyordu. En öndeki göz göze geldiğimiz adam elini kaldırarak arkasındaki grubu durdurdu. Otuzlu yaşların başında olduğu yüzünde ki eskittiği mimiklerinden anlaşılıyordu. Bağırarak "Yaklaş." Dedi. Derin bir nefes aldım. Korku kalbimi ellerinin arasına almış sarsıyor gibi şiddetle çarpmaya başladı. İlerledim. İlk adımlarım küçük olsada bir kaç adımdan sonra biraz daha genişletebilmiştim. Aramızda beş adım kalasıya durdum. Çenesindeki top sakalından elini gezdirdi. Artık slagon yoktu ne de en ufak bir ses. Mahalleye o kadar hakimiyetlerini kurmuşlardı ki isteseler bir daha ayak bu mahalleye ayak basamazdım. Bu yüzden ne söylerseler alttan alacaktım. "Dışarda başı boş küçük bir kız," dedi alaycı bir tavırla. Boyu benden uzun olduğu için yüzüme doğru eğilerek "...Günleri mi karıştırdın yoksam." Kolumu yakaladı ve sıkmaya başladı. Akşam sadece yeryüzüne değil zihnime de çökmüştü sanki kelimelerimi bulup bir arada tutmakta zorlanıyordum. "Bir dakika, bir dakika," diyerek onu durdurmaya çalıştım. Bir şeyler söylemeliydim, onlara tuzak kurulduğunu söyle! tabi ya. Elimle arkamı işaret ederek, inandırıcı olmasını umarak kısık bir sesle "Diğerleri çoktan geldi ve saklanıp gelmenizi bekliyorlar." Gruptan adlandıramadığım nidalar döküldü. Hepsi birbirine bakmaya başladılar, böyle bir şeyi onlarda beklemiyorlardı. Kolumu tutan adamın elleri söylediğim cümleden sonra sertleşti. Parmakları anahtarı olamayan hapishane demiri gibiydi. "Eğer yalansa bu söylediğin son yalan olucak. " Elinin tekini kaldırıp yanındaki çocuğa doğru sessizce salladı. Sokağın sonunu işaret etmişti. Elinde her tarafı boyanmış beyzbol sopası olan çocuk ilerledi. Doğru söyleyip söylemediğimi kontrol edeceklerdi. Ama şöyle bir durum var ben onlara saklandıklarını söylemiştim, peki saklanmış bir insanı üstün körü bakarak nasıl bulabilirlerdi? İşim tamamen şansa kalmıştı. Gruba göz gezdirdim, belki bir tanıdık olur umuduyla ama yoktu ya da ben göremiyordum. Bir şey daha fark etmiştim. Hiç kız yoktu. Daha yeni giden çocuk geldiğinde nefes nefeseydi. Elinde ki sopa nerdeydi? "Abi,"dedi. Hâlâ kolumu tutan adama bakarak "Çok pis kumpasa düştük." Adamın öfke lavına dönmüş yakıcı gözleri gözlerimi buldu. Tek solukta "Doğruyu söylersen gidersin," dedi. "Yoksam kralın gelse elimden alamaz seni...Onlardan mısın?" Gözlerim kocaman açıldı. Lan, ben size yardım ettim şimdi de ihanetçi mi olmuştum!? Başlarım böyle işe. "Abi yok, ben tanıyorum bu kızı bizden." Dedi göremediğim çocuk. "Aynen abi sıkıntı yok, sal sen bu kızı." Siz sabahtan beri neredeydiniz? Adam kolumu bıraktı ve bir cümle söyledi o cümlede zaten bana fazlasıyla yeterliydi. "Toz ol!" Aşağı doğru kalabalığın içinden geçerek koşarak uzaklaştım. Sessiz kimsenin olmadığı bir sokağa girdim. Yanan sadece bir tane lamba vardı. Karanlıktı, gökyüzünde bu gece ay yoktu ama berrak yıldızlar önümü görmemde yardımcı oluyordu. Hemen arkamdan havlama sesleri gelmeye başladı. Arkamı dönüp baktığımda beyaz köpek koşarak yanıma geliyordu. Ah, ağızında hâlâ ceketim duruyordu. Köpek tam önümde durduğunda eğilip başını okşadım. Bağırış sesleri gelmeye başladı, sonrası tamamen kaostu. Bulunduğumuz mahalleye topluca bir grup girdi ve arkasından onları kovalayan. Gözlerim kocaman açıldı. Bu kadarda olmaz ama, ayaklarım geri geri gitmeye başladı. Kaldırımın köşesine takılıp yere düştüğümde beyaz köpek tişörtümün kolundan tutarak kaldırmaya çalıştı. Sokaktaki tek lamba attılan taşla patlatıldı. Her yer karanlığa büründüğünde kargaşa çoğaldı. Bu sefer pencereden çıkan insanlar karışan gruba doğru ne varsa fırlatıyorlardı. Ayaklandım ve koşmaya başladım. Ama o karanlığa hâlâ alışamayan gözümden dolayı bir kaç kere daha düşmüştüm. Benimle koşan beyaz köpekle aramızda ceketim vardı. Bir ucunu ben diğer ucunu o tutuyordu. Sokağın sonundan döndük. Geldiğimiz sokak çıkmaz bir sokaktı. Ben geri geri gidip başka bir sokağa girmeyi planlıyorken beyaz köpek durmadan koşmaya başladı, tabi bende onunla. Köpek sokağın sonundaki eve doğru koşuyordu. Arkamızdan birilerinin bağırdığını duydum. Bize sesleniliyordu. Karşı gruptanlardı. Durmadık ve bende arkamı dönüp bakmayınca bu sefer peşimize takıldılar. Siktir. Beyaz köpek havlamaya başlayınca ceketim düştü ama hâlâ koşuyorduk. Sokağın sonuna yaklaştığımızda durduğumuz evin kapısı köpeğin bir kez daha havlamasıyla açıldı. Rüzgar esti, saçlarım havalandı. Başımın tam yanından duvara taşın çarpıp kırılmasıyla son ucuz atlattığını anladım. Beyaz köpek arkama geçip bacaklarımdan yiterek açılan kapıdan içeriye girdirdi. Ardımızdan hemen kapıyı kapandı. Arkamızdan gelenler bağırarak kapıya vurmaya başladılar beyaz köpek de dahil olmak üzere üç tane köpek birden havlamaya başladı. Üç tane birden köpek, fark ettiğim detayla şaşkınlıkla gözlerim büyüdü. Bulunduğum yerden etrafa baktım. Bu köpekleri tanıyordum ve bu evi de. Rengini ayırt edemediğim köpek, ağızında bir kağıt parçasıyla tam önümde durdu. Kağıdı aldım ve okuduklarımdan sonra olduğun yerde öylece kalakaldım. Buradan ayrılma, yakında döneceğim. İZEL ️️️ - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE