ÖDÜL

1192 Kelimeler
Duygularım ve onun bana sunduğu hissettiklerimle artık başa çıkamıyordum. Her an ağlama eşiğindeyim. Pes ediyorum ama sonra başımı kaldırıp baktığımda beni bekleyen o ödülü ellerime alma isteğiyle tekrar kalkıp o yola devam ediyordum. Artık nedenler yoktu sonuçla da ben ilgilenmiyorum. Sadece o ödülü havaya kaldırmak istiyorum, bu kadar. Neredeyse bir haftadır olduğu gibi bugünde kolumdaki o sızıyla uyandım. Dirseğimin iç kısmına sanki ucu sıcak ve kalın bir çivi çakılıyormuş, damarlarıma kanımla boyanmış tablolar asıyorlar gibiydi. Bu sefer uykumdan olduğum için huysuz ve kızgın değildim. Çünkü kurduğum alarmdan önce uyanmıştım. Yine, kalkıp ilk baş mutfaktan kendime bir bardak su aldıktan sonra banyoya artık klasikleştirdiğim saç rutinimi gerçekleştirip oyalanmadan evden çıktım. Artık bir işim vardı. Sonunda. Günümüzün en ideal mesleği olan Ev temizliğiydi. Biraz büyük olan bu evde benimle beraber bir kadın daha vardı. Benden yaşça büyüktü. O temizliğin detaylarına inerken ben ya yüzey kısımlarını temizliyor ya da bana verilen her hangi bir odayı temizliyordum. Bugünse mutfak tamamen bana aitti. Pencereleri silmiş, dolapları temizlemiştim. Sonra tezgahın üzerinde ki artık bulaşıkları yıkayıp yerleri süpürecek ve işim bitecekti. Çok geçmeden sıra bulaşıklara geldiğinde duraksamadan devam ettim. O sırada kapı açıldı ve evin sahibi olan o kadın içeri girdi. İşime devam ettim. Kadın tam yanımda durdu ve yaptığım işi izlemeye başladı. Tabakları tutuş şeklimden yıkayıp diziş şeklime kadar dikkatle izliyordu. Orta yaşların biraz üstünde bir kadındı ve fazlasıyla titiz ama bu başımda dikilip beni incelemesi için bir sebep değildi. Bu duruma daha fazla dayanamayarak "Neslihan Hanım bir sorun mu var?" Dedim. Gözünü elimdeki köpüklü bardaktan ayırmadan "Hayır, sadece bakıyorum." Dedi mesafesini koruyarak. Yalnızca başımı salladım. Bir daha görmeyeceğim, görsemde tanımayacağım bir insanla zıtlaşmayacaktım. "Şuradaki bardakları," eliyle gösterdiği yere baktım. "-neden böyle yaptınız?" Diye sordu. İlk anlam veremeyerek bir yıkanmış olan bardaklara birde yanımdaki kadının yüzüne baktım. Neyi ne yapmıştım? Boğazımı temizledim ve sakin bir şekilde, "Pardon ne kastettiğinizi anlayamadım." Dedim. Normal yıkanmış bardaklardı, köpük kalmış dese anlarım veya hâlâ leke duruyor dese onuda anlarım. Ama bir şey yoktu. "Bardaklardan bahsediyorum silip hemen dizmen gerekmiyor mu?" Kollarını göğsünde birleştirdi ve cevabımı beklemeye başladı. "Doğru dizmem gerekiyor, ki dizicem de ama silmeme gerek yok çünkü kurusunlar diye oraya koydum." Hiç bulaşık yıkamadığını böyle belli etme bari. "Tek tek kurulayıp dizmeni istiyorum ama sadece bardaklar için geçerli değil diğerleri içinde geçerli. Şimdi lütfen yıkadığın bardakları tekrar yıka ve biriktirmeden silip yerleştir." Bir an ciddi olmadığını düşünüp saf saf yüzüne baktım. Tek bir mimiği bile oynamamıştı. Kaşlarım çatıldı. "Mahsuru yok yoksa yaşınızı öğrenebilir miyim?" "48" Senin o ağınıza kırk sekiz kere sı-... Neyse. Başka bir şey sormadım ve bana dediğini ciddi ciddi yaptım. Bütün yıkadığım bardakları tekrar tekrar yıkayıp, silip yerleştirdim. Saatimden gidiyordu, sorun değil. Bana verilen saat dolduğu anda bırakıcaktım. Neslihan denen kadın, içeriden çağırdıkları için gitmişti ama gitmesiyle gelmesi aynı dakikanın içerisinde oldu. Rahat bırakmayacağı kesindi. Ben bulaşıklarımı bitirmiş tezgahın üzerini silerken buzdolabını açtı ve içindeki konserveleri, yemek tabaklarını ve kazanlarını çıkarıp tezgahın üzerine koydu. Sonra... Sonrası benim için tam bir felaketti. Buzdolabının önüne sandalyeyi getirip koydu ve oturdu. Dolaptan çıkardığı ne kadar yemek varsa çöpe döktürdü. Konservelerin tek tek tarihlerini okuttu ben okurken oda bir kağıda yazmaya başladı. Yetmedi dolap tamamen boşaldığında boylarına göre dizmemi istedi. "Canım biliyorum şuan bana içinden çok kızıyorsun ama inan bana yarın başka evlere gittiğinde bana çok teşekkür ediceksin sana bunları yaptırıp öğrettiğim." Sesindeki, kendimle ne kadar gurur duyuyorum tonuyla. Cidden sadece kızdığımı mı düşünüyordu? Gözlerimi devirdim. O kadar küfrü kendime ediyordum zaten. Yanıma gelip elini omzuna koydu ve "Öğrenmenin yaşı yoktur." Dedi. Samimiyetsiz, egois ve yanlızca küfür ettiğimi sanan kadın; yanındaki kocayı alsam ruhun duymaz gelmiş ne diyor. Saate baktığımda bir saatten az bir vaktimin kaldığını gördüm. Bunada cevap vermedim. Kapıdan çıkarken dönüp "Canım çöpü dışarıya çıkartta kokmasın." Dedi. Kafamı salladım ve eğilip yerdeki çöp kovasının içindeki poşetin ağızını bağlayıp kovadan çıkarttım. Elimdeki siyah büyük poşet ağırdı çünkü içinde, küflenmemiş yemek artıklarını bile attırmıştı. Bulaşıktan anlamadığı gibi günahtan ve sevaptan da anlamıyordu. Elimdeki poşet ile mutfaktan çıkıp büyük geniş hole geldim. Oradan da merdivenlerden aşağıya inip dışarıya atabilecektim çöpü. Merdivenlere doğru yöneldiğimde Neslihan Hanım arkamdan seslendi. "Parlacım, sen çöpü bırak bahçıvan gelip alıcakmış." İşte bu güzeldi çünkü o kadar merdiveni inip çıkmak istemiyordum. Mutfağa doğru ilerlerken elimdeki poşetin bir anlığına hafifleştiğini hissettim tabi sonra Neslihan Hanım'ın çığlığı, şaşkınlıkla gözlerim büyürken başımı korkaraktan eğdim ve ayaklarımın dibine dökülmüş olan yemek poşetine baktım. Poşetin altı yırtılmıştı... Fuck to Adalet. Benimle gelen diğer yardımcı kadın koşuşturarak bez, kova ararken ben ve Neslihan Hanım öylece çöpe bakıyorduk. Hiç bir şey düşünmedim. Tereddüt etmeden çöpün üzerine basmayarak ilerleyip Neslihan Hanım'ın yanından gecerek merdivenlerden aşağıya inmeye başladım. Kadınsa hâlâ öyle durmuş bir çöpe birde bana bakıyordu. Neyseki giydiğim terlikten dolayı çoraplarım kirlenmemişti. Dış kapının önünde kirli terlikleri gelişi güzel atıp evden çıktım. Para falanda istemiyordum bir an önce evime gidip uyumak istiyordum. Arkamdan birilerinin seslendiğini duydum ama dönüp değil bakmak duraksamadım bile. _✓✓✓_  - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -  Otobüs durduğunda arkadan inip seri bir şekilde evimin bulunduğu caddeye girdim. Yanlız, bir değişiklik vardı o her zamanki sessiz sakin mahalle şuan karmaşa içindeydi. Çocukların oradan oraya koşuşturması gerektiği saatte, bunu ebeveynlerine devretmiş gibiydiler. Bakkal çırakları ellerinde ekmeklerle sarkılan o sepetten diğer sepete koşuşturuyorlardı. Etrafıma bakarak yürürken neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Sokağın bitiminden sola döndüğümde, bir kaç esnaf kepenklerini indirdiğini görünce o an durdum. Hayır bugün olamazdı. Evde ne tek lokma yiyecek ne de ekmek alıcak param vardı. Bugünde para alamamıştım. Hızlandım, bir an önce eve de olmalıydım. Sonunda bu telaşın sebebini anlamıştım. Her ayın belirli günlerinde bulunduğum semtin ve diğer çevre semtlerin karşılaşma günüydü. Bir nevi boy gösterisi yaparak en güçlüyü seçiyorlardı. Bunlar konuşmayla veya normal bir kavgayla olmuyordu. İki tarafta o kadar kalabalık oluyorlardı diğer mahalleye sığmıyorlardı. Ellerinden düşmeyen taş, sopa, çakı ve kendi yaptıkları küçük torpil patlayıcılar. Eskiden bu kadar şiddetli değildi ama gün geçtikçe güçlü olma arzusu da artıyordu. Bu nedenle de dükkanlarına zarar gelmesini istemeyen insanlar, dükkanlarını kapatıyor ve evlerinde aç kalma korkusu yaşayan insanlarda geç olmadan stoklarını yapmaya çalışıyordu. Çünkü bu kavganın ne zaman biteceğine dair bir garanti yoktu. Ve ben bugünü nasıl unutabilmiştim? ️️️ - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE