Söylemek istediğim, söylemeye çalıştığım çok şey vardı. Ağızımdan çıkan kelimeler bana kızmadan birbirlerine destek olurcasına dökülürken sorun yine bendeydi; ben ve benliğimdeydi.
Artık kendime seçenek sunmuyordum.
Ya devam edecektim ya da sahayı terk edecektim.
Bir kolumu beraber yürüdüğüm adamın sırt kısmına dolanmıştım. Durumu düşündüğümden de kötüydü.
Neredeyse yirmi dakikadır yürüyoruz veya yürümeye çalışıyoruz. Çünkü sol ayağının üzerine basamıyordu.
Boyu uzundu omuzunun hizasına gelebiliyordum ama şuan kambur bir vaziyette durduğu için daha kısa görünüyordu.
Sanki bir şey söyleyecekmiş gibi hafifçe boğazını temizlediğin de, gözlerim yürüdüğümüz kaldırımdayken kulağım onu bekledi.
"Az kaldı." Dedi, mahcubiyetin eli varmışta ses tellerini sıkarak kısıyormuş gibi fısıltıyla söylemişti.
Başımı sakince indirip kaldırdım.
Göz ucuyla yüzüne baktım. Yürüdüğümüz yola bakıyordu. Gözünün altındaki pembelik, sarı ve yeşilimsi bir ton almıştı ve gitgide koyulaşıyordu, moraracaktı.
Şuan evimde ya yemek yiyor olurdum ya da bugünün stresini azaltmak için kendi kendime uydurduğum yöntemi kullanabilirdim.
Yöntem: Uyumak. Kesin çözüm.
şunu da biliyorum ki birinin desteği olmadan değil yürümek o yolun ortasından bile kalkamazdı.
Yükünü bana vermiyordu sadece dengede durmak için kullanılan bir değnek görevi görüyordum. Yavaşlayıp durduğunda bende onunla beraber durdum. Doğrulup belini dikleştirdi. Çenesine bakıyordum.
"Şu ileriden sola döneceğiz," eliyle gösterdiği tarafa baktım. "5 dakika bile yürümeden evime varmış olacağız." Başımı hızlıca salladım. Tekrar yürümeye başladığımızda bir şey söyleme ihtiyacı duyarak "Çok az kalmış" dedim.
Sokağa girdik. Dar bir sokaktı. Evlerin hepsi bitişik ve dardı. Kenar evlerden birinde oturmuyordu. Çıkmaz bir sokaktı ve sokağın en sonundaki evin kapısının önünde durduk.
Çevresindeki evlere oranla daha küçük bir binaydı. Ön cebinden bir anahtar çıkardı. Kolu hala omzumdaydı. Kapıyı açtı içeri beraber girdik arkamızdan kapıyı kapattı. Evin giriş kapısının önünde durduk bu sefer anahtar çıkarmadı kapıyı çaldı.
Sonra sanki bir şey hatırlamış gibi bir anda kapının kulpunu tuttu.
"Köpeklerden korkar mısın?" O anda içeriden havlama sesi geldi.
Başımı iki yana salladım. " Pek değil." Dedim. Bu tamamen köpeğin cinsine bağlıydı.
"Merak etme hiçbiri saldırgan değil," elini kulptan çekti ve kapıyı tekrar çaldı. "Hepsi uysaldır."
Hiçbiri? Kaç köpeği vardı ki?
Başımı anladığımı belirtircesine salladım. Kapı açıldı ama hiç beklemediğim bir şekilde sonuçta her zaman bana kapımı açan bir köpeğim olmamıştı. Beyaz biraz büyük bir köpek ağızıyla kapıyı açmıştı.
Ayakkabılarımızı çıkarmamı bekledim ama o direk içeriye yönelince hiçbir şey yapmadan bende yöneldim. Evin dışın içerisini kasvetli bir ev hissi verirken, gökyüzünün yavrusu buradaymış gibi içerisi aydınlık ve ferahtı.
Arkamızdan kapıyı yine o beyaz köpek kapatmıştı. Aynı yavaşlıkla yürüyerek salona girdik. Tam sol tarafıma denk düşen yerde duvara dayalı bir yatak vardı. Ama ne demiri ne de karyolası vardı. Üzerine çarşaf serilmişti.
Yerdeki yatağa yöneldi, beraber eğildik ve o yatağın üzerine oturduğunda gizlice rahat bir nefes verip doğruldum. Kendimi kastığımdan olsa gerek belim ağrımıştı.
"Teşekkür ederim fazlasıyla yardımcı oldun." sesi samimiydi.
"Önemli değil ama bileğini ne yapacaksın hastaneye gitsen daha iyi olmaz mı?" Siyah botunu çıkardı ve ayak bileğine dokundu. "Buz koyunca geçer." dedi, çok umursamaz davranıyordu.
Benden bu kadardı, yeteri kadar yardımımı da etmiştim.
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kapüşonlumun fermuarını yukarı çekerken tam ağımı açmış gitmek için atakta bulunacaktım ki bulunduğumuz odaya üç tane birden köpek girdi.
Hepsi farklı renklerdeydi, siyah, beyaz ve kahverengi. İlk köpeğim var diyince küçük tatlı şeyler beklemiştim ama bunlar neredeyse karnıma kadar geliyorlardı. Gerçi o beyaz köpeği görmemle anlamalıydım.
Adını hala bilmediğim adamın resmen üzerine atlamışlardı ve oda ona hoşgeldin diyen köpeklerinin hepsinin başını okşamaya başladı.
Elimde olmadan etrafıma baktım. Ortada kare küçük bir halı, en köşede kutular vardı. Üç kutu ve içlerinde de birer battaniye.
"Rica etsem," sesi çok zarifti. Başımı ondan yana çevirdim, kahverengi köpek yatağın üstünde diğer siyah yerde oturuyordu. Beyaz olanı ortalıkta gözükmüyordu.
"Tabi."
"İsmini öğrenebilir miyim?" Ses tonu kalın ve erkeksi olmasına rağmen kullandığı kelimeleri öyle bir ses tonunun içine koyup sunuma hazırlıyordu ki bozuk bir plak gibi dönüp dursa sıkılmadan dinlemek isterdim.
Önüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. "İsmim... Parla." Dedim.
Başını kaldırdı, doğrudan gözlerimin içine bakmaya başladı. Duruşu dikti. Gururu incinmemiş gibiydi. Öz babasından sokağın ortasında dayak yemişti, benim başıma hiç böyle bir şey gelmemişti ama ben bile böyle hissediyorsam onu düşünemiyordum.
Tebrik ederim dostum güzel maske.
Hafifçe boğazımı temizledim. "Bende senin ismini öğrenebilir miyim?" Siz mi demeliydim? Ah.
Bir solukta "İzel." dedi. Diğer odadan bir şeyin yere düşme sesi geldi. İzel'in yanındaki kahverengi ve siyah köpekler havlayıp oturduğu yerde kalkarak sesin geldiği odaya koştular. Sadece bir odası vardı ve birde şuan bulunduğumuz salon.
Beyaz köpek ağızında bir dikdörtgen metal bir kutu ile odaya girdi. Ardından diğer iki köpek ama onların ağızları boştu. Beyaz köpek ağızında ki kutuyla tam önümde durdu. Boyundan ötürü kutuyu karnıma doğru bir kaç kere yasladı ama o büyük siyah gözlerini gözlerimden ayırmadan.
Bir köpeğe birde adını yeni öğrendiğim adama; İzel'e baktım. Oda köpeğinin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Kutuyu tekrar karnıma doğru yitince kapağı açıldı. Etrafa saçılan iki ilaç kutusu ve pamuklara baktım.
Köpek resmen bana sahibini iyileştir diyordu. Korkarakta olsa eğilip yavaşça başını ve kulağını okşadım. Beyaz köpek dilini çıkartarak yerinde sallanırken heyecanla İzel'e baktı ama benim tepkimin tam tersini vermişti. Kaşlarını çatmış önümdeki köpeğe bakıyordu. Köpek ilk baş dilini içeriye soktu sonrada başını önüne eğdi.
Kaşlarımı çatıldı. Yerdeki kutuyu alıp içine dökülenleri topladım ve İzel'in gözünün önünde sallamaya başladım.
"Hey, bu tatlı şey elime bir bıçak vermedi sadece seni iyileştirmemi istiyor."
"Buna gerek yok fazlasıyla yardımcı oldun zaten." Belli ki köpeğinin böyle bir şey yapacağı aklının ucundan bile geçmiyordu. Emrivaki bir tavırla "İki dakikamı almaz, kusuruma bakma ama ben bu köpeği kıramam." Sanki o an diğer siyah ve kahverengi köpekler anlamış ki havlamaya başladı. 'Bizi kat' der gibi.
Köpeklere bakarak güldüm. " Pardon bu köpekleri kıramam diyecektim."
Ses gelmeyince başımı çevirip ona baktım. Tek kaşını kaldırmış açık açık 'ciddi mısın' diyordu sanki. Onu görmemiş gibi yapmak en mantıklısı olucaktı. Beyaz köpeğin ağzındaki kutuyu tuttum -tabi ağızından en uzak olan kısmı- ağızını açıp elime bıraktı ama hala İzel'e bakıyordu tabi İzel'de ona bakışlarını sürdürüyordu.
Yapacak bir şey yoktu, bir işi yapıyorsak tam yapalım. Omzumdaki saçlarımı geriye atarak yatağa ilerledim.
İzel artık köpeğine değil bana bakıyordu. Yataktan kendini yataktan geriye kaydırdı açtığı yer rahatça oturabileceğim kadar genişti. Yatağın kenarına oturdum. Kutuyu yere koyup kapağını açtım. Yarısı bitmiş oksijen suyu, tentürdiyot ve parça parça etrafa saçılmış pamuklar vardı.
"Yaranı temizleyebilir elimden geleni yaparım fakat bileğin için yapabileceğim hiçbir şey yok."
Elini bileğine koyup hafifçe ovaladı. "Üstüne hiç basmadım," umursamaz bir tavırla "Buz koyarsam geçer." Dedi.
Kahverengi köpek hiç ummadığım bir anda havlayınca irkildim. Diğer iki köpek koşuşturarak yanına gittiler ve üç köpekte aynı anda odadan çıktılar belliki oyun oynayacaklardı.
İki tane ince pamuğu üst üste koyup üzerine temizleme suyunu bir miktar döktüm. Kafamı kaldırıp İzel'e baktım. Göz göze geldik. Yaptığım işe değil yüzüme bakıyordu. Elini kaldırdı ve üzerinde ki siyah ceketin fermuarını indirdi. Hala birbirimize bakıyorduk kollarını ceketin içinden çıkartırken bir anda gözlerini başka bir noktaya çevirdi. Bense hâlâ ona bakıyordum. Kendi kendime kaşlarımı çatıp önüme döndüm.
Bana neler oluyordu böyle?
Elimdeki pamuğa bakmaya başladım ona yardım etmeye çalışıyordum ama belliki bundan rahatsızdı, onun bana teklif etmesi gerekken ben zorluyordum. Akılsız başın cezasını bende böyle çekicektim. Bir an önce şu işi halledip gitmek istiyorum.
Pamuğun yetersiz olduğunu düşünüp bir parça daha aldım ama biran bir bacağımda ıslaklık hissettim. Sanki bozuk bir musluktan akan damlalar benim bacağımın üzerinde gölcükler yapıyor gibiydi. Bacağıma baktım siyah kotumda damla damla ıslanmış ve o damlalar koyu bir boya gibi belirgindi.
Garipseyerek başımı kaldırdım ve o an hiç olmadığım kadar şok oldum.
Üç köpek hemen dibimdeydi ve ağızlarında taşıdıkları kare buz küplerini almamı istercesine bana doğru uzatıyorlardı. Gözlerim şaşkınlıkla aralandı, bunların köpek olduğuna eminiz değil mi?
Köpeklerin hepsinde tek tek gözlerimi gezdirirken İzel'e tebrik edercesine "Bunları nasıl eğittin? Çok fazla akıllılar."
"Doğdukları günden beri benimleler, kendi kendilerini eğittiler." İlk siyah olanı başını eğip ağızındaki buzları kucağıma bıraktı sonrada tek tek diğerleri,
Hass... Dondum.
İzel köpeklerini kendisine çekip tek tek başlarını okşayarak onları öptü. Bense kucağımdaki buzları önümdeki metal kabın boş kapak kısmına koydum.
"Ben bir an önce işimi halledip gidebilir miyim?" Dedim artık bir an önce evime gitmek istiyorum.
İzel beyaz köpeğin kulağını okşayarak "Poşet getir" dedi. Sonra bana döndü ve "Uzansam sorun olur mu?" Diye sordu.
Başımı iki yana salladım. "Daha iyi olur." Üzerinden çıkardığı ceketi ikiye katladı ve başını koyacağı yere koydu. Yastığı yoktu.
Hemen uzanmadı beyaz köpekten istediği poşeti bekliyordu. Gerçi onuda ne yapacağını bilmiyorum ama bende bekledim.
Ses geldi. Birbirine çarpan cam gibi kırılgan nesnelerin sesi. Kafamı kapıya doğru çevirdim çünkü sesin kaynağı oradan geliyordu. İçeriye beyaz köpekle siyah köpek girdi. Arkalarında da ağızında bezle kahverengi köpek.
O an o kadar imrendim ki, keşke benimde böyle arkadaşlarım olsaydı.
Beyaz ve siyah köpek bir poşetin iki ucundan tutarak geliyorlardı. O poşetin içinde buzlar vardı daha yeni duyduğum ses buzların sesiydi. Ama en tatlıları kesinlikle kahverengi köpekti o ise poşetten damlayan su damlalrını ağızındaki bezle silerek geliyordu.
İzel köpeklerin ağızından poşeti alırken öyle şevkatle bakıyordu ki temellerinin sağlam olduğunu nurdan bile anlayabilirdi insan. Poşetin ağızını bağlayıp bileğinin üzerine koydu. Bacaklarımın üzerinde hareketlilik hissedince dikkatimi kucağımdaki fazlalığa verdim. Kahverengi köpek şimdiyse benim ıslanan kotumu siliyordu. Gülümsedim uzun zamandır ilk defa bu kadar samimi bir şekilde dudaklarım şekillendi. Çekinerekte olsa bu köpeciğin başını okşayarak bir nevi teşekkür ettim.
İzel uzandı yatakta biraz daha kayıp ona yaklaştım elimdeki pamuğa biraz daha temizleme suyunu döktüm. Gözlerini kapattı ve bu beni fazlasıyla rahatlattı. Pamuğu yavaşça kaşına sürdüm ve o kısımdaki kanları temizledim, dudağı ve burnu içinde aynısını yaptım. Burnuna bir tıpaç yapmadım çünkü kanaması çoktan durmuştu.
Temiz bir pamuğa tentürdiyotu bir miktar döktüm hâlâ gözlerini açmamıştı. Pamuğu yine ilk baş kaşında gezdirirken yüzünü inceleme fırsatı buldum.
Kaşları ne ince nede kalındı. Sanki asma bir kilitle tam ortasından kilitlenmiş gibi hızalıydı. Dudakları biraz etliydi ama dolgun diyecek kadar değil. Kirpikleri gür değildi ama kısada değildi çok tuhaf sanki her şeyi o kadar orantılıydı ki matematiksel verilerle bile bakılsa tek bir santim bir diğerinden fazla istense de ölçülemez gibiydi.
Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirdim ki, yakışıklıydı.
Kutunun içinde bulduğum yara bandını kaşına yapıştırdım. Dudağına istesemde bir şey yapamazdım. Gözünün altına baktım, morarmaya başlamıştı. İşe yarayacağını düşünmesem bile yinede oraya da tentürdiyot sürdüm.
Gözlerini hâlâ hiç açmamıştı. O kadar yarasına yakıcı şeyler sürmene rağmen yüzü bile ekşimediği aklıma geldi. Bir dakika uyumuş muydu?
Köpeklerden de ses gelmediğini fark edince etrafıma bakındım. Bunların uyuma saati miydi? Çünkü köpeklerin üçüde kutularında uyuyorlardı. İzel bir anda öksürmeye başladı ama uyanmamıştı. Yaklaşık bir dakika aralıklı bir şekilde öksürünce kalkıp tek oda diye düşündüğüm ama meğerse mutfak olan yere girdim. Mutfağı genişti. Köşede masa ve sandalyeler varken tezgahın yanına monte edilmiş bir tanede buzdolabı vardı. Tezgahın üzerindeki boş bardağı kapıp içini suyla bir kez çalkalayıp su doldurdum. İçeri girdiğimde İzel'in öksürüğü durmuştu, uyumasına devam ediyordu.
Yanındaki boşluğa suyu bırakıp ses çıkarmamaya özen göstererek kirli pamukları ve ilaç şişelerini kutuya koydum. İşim bittiğinde içimde tuhaf bir his vardı. Bugünüm diğer günlerden daha farklıydı, birine yardım etmiş ve onun yarasını iyileştirmeye çalışmıştım ama en önemlisi farklı bir bağla karşılaşmıştım. Bu bir aile bağı gibi değildi ya da kardeş veya iki yakın dostun bağı gibi değildi. Şuan biri önüme seçenekler sunsalar ve içlerinde bu üç köpekle İzel'in arasındaki gibi bir bağ olucak deseler diğer seçenekleri görmeye gerek duymadan onları seçerdim.
Ayağa kalktım son kez onlara köpeklere baktım, gözüm İzel'e kaydı ayağının ucundaki ince pikeyi aldım ve sessizce üzerine örttüm. Şimdi bütün işim bitmişti. Derin bir nefes aldım ve geldiğim kapıdan geri çıktım.
Bugünde benim için böyle bitmiş-, hayır bitmemişti o yaşlı kadın tamamen aklımdan çıkmıştı eğer bugün yanına gitmezsem bana verdiği ekmeğin her lokmasına kadar bir şekilde burnumdan getirirdi ve sadece beline yapacağım masajlada kalmaz bütün evi çamaşır suyuna batırıp çıkarsamda yakamdan düşmezdi.
Ah, ama kremleri çok iğrenç kokuyor!
️️