Bütün gece gördüğü kabuslar yüzünden uyuyamayan Sıla sabahı sabah etmiş içine çöreklenen sıkıntıya bir türlü anlam verememişti. Horul horul uyuyan kocasına bakıp üstüne sabahlığını giyip kahvaltı hazırlamak üzere mutfağa geçti.
Çaydanalığa suyu koyup ocağa aldı. Dolabtan üç tane yumurta çıkartıp, tezgahın üstüne bıraktı. Beş altı tane domates biberide alıp sudan geçirdi.
Menemen yapacaktı gördüğü o abuk subuk kabusu unutmak istiyordu. Ah lanet bıçak elini kesmişti.
Akan kana bakarken gözünün önüne rüyasında gördüğü küçük oğlan çocuğun kanlı bedeni geldi.
Bedeni anında irkilirken beline dolanan kollarla çığlık attı. Gözlerinden akan yaşın farkında dahi değildi.
Kemal karısının iki gözü iki çeşme ağlamasına mana veremiyordu. Ne olmuştu sabah sabah yere damlayan kana baktı.
Ardından parmağını tutan Sılası'na endişeyle havlu peçete kopartıp parmağına tuttu.
"Ah be yavrum neden dikkat etmiyorsun ki" Sıla o ise boş boş kocasının gözlerinde bakıyordu.
"Dikkat etmedim canım yanmıyor Kemal" bedenen yanmasada ruhu can çekişiyordu.
Hala daha o kabusun etkisi altındaydı. O çocuk o bebek anne bırakma bizi diye bağırırken elinden gelen tek şey susmaktı.
Eli kolu bağlamış put gibi giden iki çocuğun ardından bakıyordu.
"Sıla sen iyi değilsin geç otur şöyle ben hazırlarım kahvaltıyı" diyip önce banyayo geçip yara bandı almış karısının parmağına takmıştı.
"Ben yaparım sen otur Kemal" dese bile kocası ters ters bakınca vazgeçti.
10 dakikada hazır olan masaya oturup çaylarını içen karı kocanın keyfini çalan kapı zili bozmuştu.
"Kim ki bu saatte" dedi Sıla!
"Ben bakarım" diyip kalkan eşiyle Sıla da peşi sıra gitmişti.
Kapıyı açan Kemal patronu Devranı kapısında görmeyi beklemiyordu.
"Devran bey" adamın yeşil gözleri öfkeyle parlıyordu.
"Kemal konuşmamız gerekiyor" Devranın gözleri şaşkınlıkla ona bakan kadına değdi.
Oldukça güzel ve bakımlı bir kadın görmeyi beklemiyordu.
"Tabi buyrun içeri geçin" dedi Kemal!
"Yanlız konuşsak daha iyi olacak" ah aptal kardeşi başına iş açmıştı.
"Karımdan gizlim saklım yok eğer konu Semaysa Sıla biliyor." Adamın gözleri şaşkınlıkla irileşti.
"Pekala nasıl istersen" diyip içeri geçmişti.
Sıla hızla odasına gidip üzerine daha uygun kıyafetler giyip tekrar oturma odasına geçti.
Onun geldiğini gören Kemal tekrar Devran beye bakmıştı.
"Sizi dinliyorum Devran bey buyrun" el işaretiyle konuşmuş bacak bacak üstüne atmıştı.
Oldukça rahat ve kendinden emindi.
"Sema iyi değil bak nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum ama seni oyuna getirip birlikte olduk diye yalan söylemiş araştırdım. Hatta o sinirle Semaya patladım sana aşık olduğunu ve bırakmayacağını söylüyor onu bu akşam kanada'ya teyzemin yanına göndereceğiz babamda haberdar" derin soluk alıp durdu.
Sıla ilk defa kocasının yüzüne pişmanlıkla bakıyordu. Ondan şüphe etmiş onu suçlamıştı.
"Devran bey kardeşinizin tedaviye ihtiyacı var. Onu göndermek sorunu çözmez işten ayrılma kararı aldım. Bu şehirden yakında gideceğiz" kocasının gideceğiz, ne demekti bu!
"İşten ayrılmanı istemem senin gibi iyi bir finansman müdürü bulamam Kemal tekrar düşün bunu" dedi Devran bacısı yüzünden adamı işinden edemezdi.
"Ailemin yanına döneceğim, dedem rahatsız işleri tek torunu olarak bana devretmek istiyor." Sıla daha ne kadar şok olacaktı.
"Anladım yine'de sen bilirsin neyse ben gideyim kardeşim adına özür dilerim bir daha sizi rahatsız edemez buna izin vermem?" Ayaklanan adamla karı koca peşinden giderken tek söz etmediler.
Devran evden çıkıp gittiğinde Sıla kocasının mutfağa girdiğini görmüş, sinirle ardından yürümüştü.
"Bunlar nerde demek Kemal sen ne ara dedenle konuştun" onun haberi dahi yoktu.
"Kaza günü Sıla dedem çok pişman annem babam onları çok özledim bizi bekliyorlar Manisa'ya ve gideceğiz buradan tabi hemen değil bir iki ayı bulur." Oldukça rahat görünen Kemal tekrar ısıttığı çaydan bir yudum aldı.
"Bak sen belki ben gitmek istemiyorum sordun mu hayır ben hazır değilim sen gitmek istiyorsan git ama beni unut işe gidiyorum ben" güya iki gün izin almıştı.
"Sıla delirtme beni ne demek gelmiyorum, kadın sen benim karımsın bende senin kocanım gelmek zorundasın işmiş ne işi?"
"Asistan oldum ya Kemal unuttun mu yoksa?" Resmen alaya alıyordu eşi.
"Bilmem mi Sıla neyse nasılsa ayrılmak zorundasın çok istiyorsan benim asistanım olursun canım" aklına üşüşen fantezilerle güldü Kemal güzel olacaktı.
"Arsızsın ya arsız iki gün izin almıştım ama caydım gayet iyisin şuan?" Diyip odasına tekrar girdi.
Kol çantasını alıp üstüne başına çeki düzen verip hafif bir makyaj yaptı.
Kemal ise bu süre boyunca sadece karısını izliyordu. 16 yaşından beri aşıktı karısına onun büyüdüğüne, gün ve gün şahit olmuş bin bir takla ve oyunla Sıla'yı kendine bağımlı hale getirmişti.
Asla pişman değildi hani evlilik hayatları boyunca bir çok hata yapmış olabilirdi. Ama onlar umrunda değildi tek umrunda olduğu insan şuan tam karşısında duruyordu.
Karemel rengi saçları yeşil gözleri dolgun dudakları uzun gür kirpikleri iri göğüsleri çıkık kalçaları, genç adamı fena halde etkiliyordu.
"Kemal ben gelene kadar hiç bir işe elini sürme sakın" diyip kocasının dudaklarına öpücük kondurup evden ayrıldı.
Ve Sıla o gün çok büyük bir şeyi unutmuştu.
Kemal o ise memnundu, çünkü dün birlikte olurken korunmamış karısının ilaç içmesine engel olup vitamin ilacı vermişti.
Sıla'dan kızı olsun istiyordu. En çok kız çocuklarını severdi.
Islık çalarak oturma odasına geçip, tv'yi açtı.
Sıla durakta otobüs beklerken, hala daha Kemalin verdiği kararı sorgulayıp duruyordu. Ailesi sanki o özlememişti.
Günlerce aramış ailesinin sert tavrıyla karşı karşıya kalmıştı. Abisi bile ona sırtını dönmüştü.
Neden çünkü Kemal Aladere çok çok zengindi. Onlara ayak uydurmak zor olurmuş peh sonuç ne peki hem Kemalin ailesi hem Sılanın ailesi reddetmişti.
Dolan gözlerini silip gelen otobüse binip başını cama yasladı.
İşe gitmek oyalanmak en azından onu düşüncelerinden sıyırıp atacaktı.
Alaska holdingin önüne gelince duran araçtan inip koca binaya baktı.
Ne zaman bu binaya baksa başı dönüyordu.
Yavaş yavaş binadan içeri adım atmış , çalışan arkadaşlara selam verip asansöre binmişti.
40 kata basıp beklemeye başladı. Rahat 6 kişi vardı asansörde ve kendi katında çalışan iki bayan Hande hanım hakkında konuşuyordu.
"Ay Gül sorma gelmiş yine ahım şahım millete emir veriyor. Korhan bey baya kızdı bildiğim kadarıyla adam boşanmak için gün sayıyormuş bu sabah dava açmış ortalık savaş yeriydi." Dedi sarışın bayan.
"Vay be Ece demek Handan hanıma yol göründü belliydi zaten kadın tam bir para avcısı benim anlamadığım Suat bey yani Koray beyin dedesi neden karşı çıkıyor."
"Aman eden olacak mal mülk bölünmesin diye Handan hanım bir trilyon nafaka istemiş yoksa unut boşanmayı demiş hatta iki daire birde yat istemiş yüzsüz kadın bunca yıl yediğine saysın" şok içinde konuşmaları dinliyordum.
"Alsın bence hakkı kendiden olmayan çocuğa annelik etti. Hoş çocuğa bakmak yerine sağda solda sürttü ya"
"Korhan bey önce gülmüş ardından tamam demiş isteklerine o derece bıkmış kadından düşün ah ah önceki eşi hanım hanımdı nur içinde yatsın Buse hanım sadece uzaktan iki defa gördüm."
Tik sesiyle hızla koridora adım atıp kendi yerine oturdu.
Ah bu kadınlar pek meraklıydı, dedikodu yapmaya o an Korhan beyin odasından çıkan seslerle korktu.
Çünkü Handan denilen kadın avaz avaz bağırıyordu.
"Başka biri var değil mi Korhan bu yüzden boşanmak istiyorsun" sesi bütün binayı yıkacak cinstenti.
"Yeter Handan sevmiyorum seni diyorum anla zaten anlaşmalı bir evlilikti uzatma daha fazla rezil oluyorsun imzala şu dosyayı" keskin ve sert sesiyle Sıla bile korkmuştu.
"Lanet olsun sana Korhan umarım inşAllah mutlu olmazsın" imzasını atıp odadan çıkan kadın yeşil gözleriyle ona üzülerek bakan kadınla ağzı açık kalmıştı.
Ama bu kadın dedi içinden ve tekrar adama döndü. Kocasının tehdit vari gözleriyle sustu.
Eğer konuşsaydı Korhan ona beş kuruş para vermezdi.
Ve şimdiden kadına üzülmüştü.
Korhan daha dün izin alıp bugün işe gelen kadına yaklaştı.
"Sıla ne işin var burada" gelen soruyla bir adım geriye çekildi. Korhan bey baya yakındı ona!
"Şey ben eşimin durumu gayet iyi ondan" Tabi ki kaçtım geldim diyemezdi. Yoksa Kemal onu ikna edene kadar bırakmazdı.
"Pekala sorun değil geçmiş olsun bana kahve yap bu kez sütlü ve şekerli olsun" tercihimi değişmişti.
"Tamam efendim" diyip küçük mutfağa girdi.
Korhan ise hala Sıla'nın arkasından bakıyordu.
Bu kadın onu fena etkiliyordu. Ne zaman görse bedeni ereksiyon gösteriyordu.
Hızla odasına geçip masasına oturdu. Yaptığı kahveyi küçük tepsiye koyup yanınıda meşhur bitter çikolatadan atıp mutfaktan çıktı.
Kalbi az önce duydukları yüzünden deli gibi atıyordu.
Odanın önüne gelip açık kapıdan girdi.
Kahveyi masanın üstüne bırakıp geriye çekilmek istedi lakin uzun elbisesinin eteğine basmış dengesini bir anlık kaybetmiş kendini patronun kucağında bulmuştu.
Yeşil ve Koyu siyah hareler birbirine kenetli bakarken durumdan tek memnun olan Korhandı.
Sıla yaşadığı şoktan sıyrılmak için kalkmak istemiş lakin koca iri eller buna engel olmuştu.
"Korhan bey bırakın beni" sesi kesik kesik kesik çıkıyordu.
"Sıla" engel olamıyordu kendine başını kadının boyun girintisine koyup kokusunu içine hapsetti.
"Çok güzel kokuyorsun efsunlu gibi" kalpten gidecekti.
"Napıyorsunsunuz bırakın beni?" Ne kadar itmeye çalışsa boşdu.
"Artık çok geç Sıla" sadece küçük bir buse istiyordu.
Ve alacaktı kör gibi yanan dudaklarını soğuk ıslak dudaklara değdirdi.
Sıla ve Korhan o gün ilk günah tohumunu atmış oldu..
BÖLÜM SONU....
Bölüm günü pazartesi görüşürüz...