Bölüm 5

3615 Kelimeler
Beste Aysum Uykumun en tatlı yerinde zihnime bir yılan gibi süzülen telefonumun zil sesi ile yüzümü buruşturdum. Açmamayı düşünsem de yan yatağımda yatan Derin'in; "Beste aç şu telefonu!" Diye söylenmesi ile gözlerimi araladım. Bugün Derin ile kahvaltıya inmeyip uyumayı planlamıştık. Uyandıktan sonra dışarı çıkıp bir şeyler atıştıracaktık. Uyumaya karar verdiğim günde beni arayan manyak da kimdi? Telefonumu masadan aldığımda ekranına bakmadan; "Alo." Cevapladım. Sesimden uyku akarken karşıdan duyduğum; "Güzelim." Diyen ses ile bir anda tüm uykum dağıldı. Telaşla yattığım yerde doğrulurken boğazımı temizleyip; "Enes." Dedim. O olduğundan emin olsam da teyit etmek için telefonu kulağımdan uzaklaştırıp ekrana baktım. Ah salak kafam! İnsan açmadan bir kimin aradığına bakar! "Uyandırdım mı?" Enes'in sorusu ile uyku sersemliğiyle darmadağın olan zihnimi toparlamaya çalıştım. "Evet ama sorun değil. Bugün Derin ile tembellik yapmaya karar verdik." "Güzel demek ki daha kahvaltı yapmadın?" "Evet henüz yapmadım." "O zaman hemen hazırlanıp aşağı in güzelim. Yurdun önünde seni bekliyorum." Dediğinde gözlerimi kocaman açtım. Buraya mı gelmişti? Göremeyeceğimi bilsem de camdan dışarı baktım. Bizim odanın penceresi arka bahçeye baktığı için onu görmeme imkan yoktu. "Beste orada mısın?" "Ş-şey evet buradayım. Biraz beklemen gerekecek yalnız." Dediğimde gülüşü kulağıma doldu. İçim kıpır kıpır olurken Enes; "Seni istediğin kadar beklerim güzelim." Dedi. Kalbim daha da hızlanırken zar zor; "O zaman ben kapatayım." Dedim ve bir şey demesine izin vermeden telefonu birazcık yüzüne kapattım. Azıcık daha konuşursa kalp krizinden ölebilirdim. Heyecanla yatakta uyuyan Derin'in üstüne çıktım. "Derin kalk Enes gelmiş beni kahvaltıya götürecekmiş." Derken zorla yanında kendime yer açtım. Derin bir gözünü açıp bana baktıktan sonra tekrar kapattı. "Bu sefer hayatta seninle gelmem Beste. Sevgilinle yalnız buluş." Dediğinde dudağımı büzsem de sessiz kaldım. Çocuk gibi her seferinde Derin'i yanımda götüremezdim. "Bari ne giyeceğim konusunda yardım et." Beni takmadı bile. "Uykumun en tatlı yerini on bin tane kıyafet denemen için bölmeyeceğim Beste'ciğim. Hadi git ve hazırlan. Nasılsa çocuk ağaç olacak!" Dediğinde görmeyeceğini bilsem de ona dil çıkarıp yataktan çıktım. Banyoya girip yüzümü yıkadım ve işlerimi hallettim. Odaya döndüğümde hızla dolabımın önüne geçtim. Nereye gideceğimizi bilmediğim için bir süre dolabıma bakındım. Sonunda rahat olmak adına beyaz kot şortumu giyinmeye karar verdim. Üzerimdekileri çıkarıp şortumu giyindikten sonra su yeşili sıfır kol gömleğimi alıp onu da giyindim. Gömleğimin uçlarını bağladıktan sonra açıkta kalan göbeğime kısa bir bakış attım. Bence çok hoş oldu. Dün gece uyumadan önce sürdüğüm siyah ojelere içten içe şükrederken kirpiklerime rimel sürdüm. Dudağıma renksiz bir parlatıcı uyguladıktan sonra saçlarıma baktım. Hafif dalgalı olan sarı saçlarımı kendi haline bırakmaya karar verdim. Kabarmaması için saç kremimi sürdükten sonra hazırdım. Çantamı alıp içine gerekli eşyalarımı koyduktan sonra beyaz spor ayakkabılarımı giyindim. Yatağında uykusuna devam eden arkadaşımın yanağına minicik bir öpücük kondurup odadan çıktım. Asansöre binip alt kata inerken heyecanımı dizginlemek için derin birkaç nefes aldım. Enes'in yanında kendimi rezil etmek istemiyorsam sakin olmalıydım. Bahçeye çıktığımda gözümü alan güneş yüzünden hızla güneş gözlüklerimi çıkarıp taktım. Yazın son demlerini yaşadığımız bu günlerin keyfini çıkarmak lazımdı. Bir iki ay içinde İstanbul her zamanki soğuk haline bürünecekti. Ana kapıya doğru yürürken Eray'ın bana doğru geldiğini görünce durdum. "Günaydın meleğim. Nereye böyle?" Derken üzerimi süzen Eray'a gözlerimi devirdim. Babam bunun kadar ne yaptığımı sorgulamıyordu. "Günaydın Charlie. Enes gelmiş kahvaltı etmeye gideceğiz." Dediğimde yüzü değişse de sessiz kaldı. "O zaman sana kapıya kadar eşlik edeyim." Derken kolunu omzuma sardı. Bende kolumu beline sardığımda ağır adımlarla yürümeye başladık. Sessizce yürürken dönüp Eray'a baktım, o da bana baktığında gülümsedim. "Enes'i sevmiyorsun değil mi?" Sorum ile kısa bir an bakışlarını kaçırdı. Yeniden bana döndüğünde sıkıntılı bir nefes aldı. "Çok sevdiğim söylenemez ama onunla bir derdim yok. Elbette ki seni üzmediği sürece." Dediğinde belinde duran elimi sıkılaştırdım. "Sen harika bir dostsun Eray." "Biliyorum meleğim. Bana bilmediğim bir şey söyle." Dediğinde kıkırdadım. Eray ve kendinden büyük egosu. Kapıya vardığımızda Enes'in arabasını gördük. O da bizi görmüş olacak ki arabadan indi. Eray durduğunda bende durdum. "Hadi size iyi eğlenceler. Kendine dikkat et. Bir şeye ihtiyacın olursa hemen beni ara." Çocukmuşum gibi beni tembihlerken gülümsedim. "Tamam babacım merak etme." Cevabım ile kaşlarını çattı. Parmak uçlarımda yükselip yanağından öptüm. "Görüşürüz yakışıklı Charlie." "Görüşürüz meleğim." Eray geri dönerken ben kapıda duran güvenliğe başımla selam verip kapıdan çıktım. Enes'in yanına vardığımda; "Selam. Umarım çok bekletmemişimdir." Dedim. Eray'da olan bakışlarını bana çevirip gülümsedi. "İstediğin kadar bekleyeceğimi söylemiştim. Hadi gidelim." Dediğinde arabasına yöneldim. Arabaya bindiğimde yüzüme vuran soğuk hava ile rahatladım. Enes de yerini aldığında kemerlerimizi bağlayıp yola çıktık. "Aramadan geldiğim için kızdın mı?" Bir bana bir de yola bakarak kurduğu cümle ile gülümsedim. "Hayır kızmadım. Tam tersi sürprizin beni mutlu etti." Derken heyecandan deli gibi atan nabzımı sakinleştirmeye çalıştım. "Sevindim." Derken uzanıp elimi tuttu. Nabzım daha da çıldırırken elimi çekmemek için tüm irademi kullandım. Bu adamın her hareketi neden delirecekmiş gibi hissetmeme sebep oluyordu? "Nereye gidiyoruz?" "Gitmek istediğin bir yer var mı?" Dediğinde omzumu silktim. "Özel bir yer yok ama daha normal bir yere gitsek olur mu?" Sorum ile kısa bir an bana döndü. "Normal derken?" "Şey ilk buluştuğumuzda gittiğimiz gibi bir yer değil de daha normal bir yer. Yanlış anlama orası da çok güzel ama ben öyle şık yerlerde kendimi pek rahat hissetmiyorum." Nefes almadan konuşup kendimi anlatmaya çalışırken Enes'in kahkahası arabanın içinde yankılandı. Gözlerimi kırpmadan gülüşünü güzelliğini izlerken benimde dudaklarım kıvrıldı. "Demek küçük hanım abartılı yerleri sevmiyor. O zaman harika bir fikrim var." Derken arabanın şeridini değiştirdi. Nereye gittiğimizi merak etsem de aklım hala az önceki gülüşündeydi. Sadece gülüşü ile beni eritebileceğinin farkında mıydı acaba? Sessizlik içinde yola devam ederken; "Müzik açabilir miyim?" Diye sordum. Enes uzanıp müzik çaları açtı. "Telefonunu bağlayıp istediğini açabilirsin." Çantamdan telefonumu çıkarırken; "Beste." Seslenince ona baktım. "Benim yanımda iken istediğini yapabilirsin güzelim. Asla sorma." İçimde bir şeyler ılık ılık akarken usulca başımı salladım. Sanırım az önce sesimi kaybetmiştim. Bağlanan telefonumda hareketli bir müzik açtıktan sonra gittiğimiz yolu izlemeye başladım. Uzun bir yolculuğun sonunda Anadolu yakasına geçip Üsküdar sahiline geldiğimizde gülümsedim. Derin ile favori yerimiz burasıydı. Genellikle buraya gelir saatlerce oturup Kız Kulesini seyrederdik. "Üsküdar'ı sevdiğimi nereden bildin?" Derken merakla Enes'e baktım. "Bilmiyordum. Sadece sevdiğim kadın ile efsanelere konu olan Kız Kulesini izlemek istedim." Dediğinde bakışlarımı kaçırdım. Koyu kahve gözleri öyle güzel bakıyordu ki nefessiz kalacağımı hissediyordum. Sanki onun gözlerinde boğulacaktım. Dolaylı yoldan beni sevdiğini söylediğini fark eden kalbim fazla mesai yaparken park ettiği arabadan kendimi dışarı attım. Yan yana geldiğimizde Enes'in elimi tutması ile sakinleşen heyecanım yeniden gün yüzüne çıktı. Enes ile yakın olmaya ne zaman alışacağım? Biraz daha az heyecanlansam çok daha iyi olacak. "Hadi gel şuradan simit alalım." Derken sahil kıyısında duran seyyar satıcıya yöneldik. Dört tane simit, iki tane ayran ve bir kutu üçgen peynir aldık. Enes poşeti tutarken el ele sahile girdik. Sabah olmasına rağmen oldukça kalabalıktı. Sahilde koşanlar, banklarda oturanlar ve çimlerde keyifle sohbet eden insanlar vardı. Bir süre sessizce sahil kenarında yürüdük. Denizin ferahlatıcı kokusunu içime çektiğimde huzuru hissettim. Bir yanımda sevdiğim adam, diğer yanımda tüm güzelliği ile deniz ve kız kulesi vardı. Bundan ala huzur mu var? "Çimenlere oturalım mı güzelim?" "Olur." Dediğimde o tarafa yöneldik. Boş olan ağaçlardan birinin altına oturduğumda çantamı kenara koydum. Gölge olduğu için rahat ederken güneş gözlüklerimi de çıkardım. Enes de oturduğunda bağdaş kurup ona döndüm. O da benim gibi bağdaş kurunca kıkırdadım. Daha önce bunu yapmış mıydı acaba? "Neye gülüyorsun?" "Sana." Dediğimde kaşları havalandı. "Ne varmış bende?" "Daha önce çimlerde oturdun mu?" Dediğimde gözlerini devirdi. "Ailem zengin olabilir ama bende sizler gibiyim Beste. Devamlı o gittiğimiz mekanlarda takılmıyorum. Hatta o tarz mekanlara çok fazla gitmiyorum. O gün hoşuna gideceğini düşünerek orayı seçmiştim." Alınmış gibi konuştuğunda panik yaptım. "Ben sadece şaka yapmak istemiştim. Eğer kırdıysam özür dilerim." Dediğimde gülümsedi. "Evet çok kırıldım. Belki öpersen kırgınlığım geçer." Derken yanağını gösterdi. Kocaman açtığım gözlerimle ona baktığımda kahkaha attı. "Şaka yapıyorum güzelim sakin ol. Hadi soğumadan simitlerimizi yiyelim." Derken poşeti ortaya koyup ağzını açtı. Ayranları çıkarıp birini bana verdi. Peynir kutusunu da çıkarıp açarken derin bir nefes aldım. Sanırım birbirimizi daha çok tanımamız gerekiyordu. Benim düşüncelerimin aksine Enes burnu havada olan zengin çocuklarından değildi. Kırdığı simitten bana uzattığında utansam da küçük bir ısırık aldım. Kalan simidin hepsini ağzına attığında yanaklarımın yanmaya başladığını hissettim. "Umarım sevgilim memnun olmuştur. Buraya gelmemizi sen istedin. Sonra sevgilim beni bir kahvaltıya bile götürmedi deme." Enes'in eğlenen sesi ile kıkırdadım. "Her yerde bana kahvaltıda simit yedirdiğini anlatacağım." Derken sıcak simitten kırıp bu sefer ben Enes'e uzattım. Gülerken simitten ısırdı. Onun gibi kalanından ısırdığımda hoşuna gitmiş olacak ki genişçe gülümsedi. Bir süre sessizce simitlerimizden yedik. Koca peynir kutusunu, aldığımız iki ayran ve dört simidi bitirdiğimizde patlayacağımı hissediyordum. Enes'in anlattığı eğlenceleri hikayeleri dinlerken anlamadan koca iki simidi yemiştim. Çöpleri poşete toplayıp ağzını bağladıktan sonra kenara koydum. Önüme döndüğümde bir anda Enes çimlere uzanıp başını bacağıma koydu. Bedenim kasılıp kalırken sakin kalmaya çalıştım. "Biraz kendinden bahsetsene bana güzelim." Diyen Enes gözlerini kapattı. Şaşkınlıkla onun bu rahat tavırlarını izlerken ellerimi nereye koyacağımı bilemedim. Enes bunu hissetmiş gibi elimi tutup saçlarına koydu. "Anlatırken bir yandan da saçlarımla oynayabilirsin." Derken masum masum gülümsedi. Bu hali gözüme çok tatlı gelirken kendimden beklemeyeceğim bir şey yaptım. Uzanıp mis gibi kokan saçlarına küçük bir öpücük kondurdum. Enes gözlerini açıp kısa bir an bana bakmış sonra genişleyen gülümsemesi ile yeniden gözlerini kapatmıştı. Utansam da içimde adlandıramadığım bir mutluluk oluştu. "Çok fazla anlatılacak bir şeyim yok aslında. Ailem Antalya'da yaşıyor. Benden 7 yaş küçük bir erkek kardeşim var şu an lisede." Kısaca bizimkilerden bahsederken Enes araya girdi. "Sen okumak için mi İstanbul'a geldin?" "Hayır. Babam iki yıl önce emekli olunca hep hayalleri olan yazlık evini alıp Antalya'da yaşamaya karar verdiler. Öncesinde onlar da İstanbul'daydı." "Senin için zor olmuştur. Ailenden uzakta olmak." Dediğinde dudağımı büzdüm. İlk zamanlar çok özlemiştim. "İlk gittiklerinde baya bir üzülmüş ve özlemiştim ama artık alıştım. Sık sık onlar geliyor tatillerde de ben gidiyorum. Zaten devamlı telefonda konuşuyoruz." Dediğimde anladığını belirtircesine başını salladı. "Senin kardeşin var mı?" "Evet benden iki yaş küçük erkek kardeşim var. Bu sene o da üniversiteye başladı." "O hangi okulda?" "Enis yurt dışında okumayı tercih etti." Dediğinde kaşlarım havalandı. "Kardeşinin adı Enis mi?" "Evet. Ne kadar uyumluyuz değil mi?" Derken gözlerini devirdi. Memnuniyetsiz haline güldüm. Sanırım bu benzerlikten pek hoşlanmıyordu. "Sen neden yurt dışında okumadın?" "Annemler bana da teklif etti ama istemedim. Ben ülkemi özellikle de İstanbul'u çok seviyorum. Hem istediğim zaman gezmek için gidiyorum." Dediklerine sessiz kalırken parmaklarımın arasındaki ipek saçlarda elimi biraz daha gezdirdim. Bir erkeğe göre çok güzel, yumuşacık saçları vardı. Uzun olan üst kısımları parmaklarımın arasından dökülürken gülerek birkaç kez daha aynısı yapıp izledim. "Eray ile ne kadar yakınsınız?" Sorduğu soru ile ofladım. Şişe çevirmecede yaptığı şey yüzünden, o akşam beni yurda bırakırken tartışmıştık. Hala neden bu konuyu açıyor ki? "Hala mı bu konu Enes? Bunu konuşmadık mı?" Sert çıkışım ile uzandığı yerden doğruldu. Koyu kahve gözleri dikkatle gözlerime bakarken öfkeli olduğunu anladım. "Konuşmuş olmamız bunu kabul ettiğim anlamına gelmiyor Beste. O herifin çevrende olmasından hoşlanmıyorum." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Eray senden çok önce hayatıma girdi ve o istediği sürece de hayatımda olmaya devam edecek Enes. Bu konu tartışmaya açık değil!" Kaşları çatılırken bir süre sessiz kaldı. "Beni onun için karşına mı alacaksın?" Derken dikkatli bakışları yüzümdeydi. Sıkıntıyla ofladım. "Neden karşıma alayım Enes. Saçma bir kıskançlık krizine gireceğine Eray'ı tanımaya çalışsan seversin." "O herif sana aşık." "Enes!" Öfkeyle adını söylediğinde bakışlarını kaçırdı. "Sana dostluğumuzu, yakınlığımızı anlattım neden hala böyle yapıyorsun? Eray sadece benim çok yakın bir dostum, abim gibi. Aramızda aşk anlamında hiçbir şey yok, olamaz da!" Anlaması için tane tane konuşsam da bakışlarında bir değişim olmamıştı. "Hangi erkek sevgilisinin başka bir erkekle bu kadar yakın olmasını ister?" Dediğinde öfkelendim. "Ben birilerinin lafıyla hareket etmem Enes! Kendi kararlarımı kendim verebilecek yaştayım. Ayrıca kiminle yakın olup, olmayacağımın kararını da bir tek ben veririm!" Yükselmeye başlayan sesimi ayarlamaya çalışırken Enes uzanıp elimi tuttu. "Seni kıskanıyorum güzelim." Elimi geri çektim. "Kıskanmak farklı bir şey senin bu yaptığın ise çok farklı bir şey, sen resmen duygularımı manipüle edip beni istediğini yapmaya zorluyorsun!" Enes bakışlarını kaçırırken; "O herifte bana hiç iyi davranmıyor." Dedi. "İlk olarak onun bir adı var, Eray! İkinci olarak da bu biraz senden kaynaklanıyor. Okulun ilk yılında biriyle görüşmüştüm ve Eray böyle davranmamıştı. Senin kulaktan kulağa dolaşan çapkınlıkların yüzünden sana karşı önyargılı. Eray sadece üzülmemi istemeyen iyi bir dost." Sustuğumda Enes bir süre dik dik yüzüme baktı. "Sen başkası ile mi görüştün?" Cidden mi ya? Tüm dediklerimde bu kısmamı takılmıştı? "Evet. Ne var ki bunda?" "Kim?" "Sınıfımdan bir çocuk, bir süre konuştuk sonra arkadaş kalmaya karar verdik." Dediğimde tek kaşını kaldırdı. "Hala aynı sınıftasınız yani?" "Evet." Dediğimde aramızda uzun bir sessizlik oldu. "Sınıfını ziyaret etmeliyim." Dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. "Saçmalama Enes. Lisede miyiz biz? Oldu olacak arkadaşlarını toplayıp çocuğu döv!" Dediğimde sırıttı. Amacı gülümsemekten çok öfkesini belli etmek gibiydi. "Onu dövmem için adam toplamama gerek yok." "Cidden mi?" Derken şaşkınlıkla iyice koyulaşan gözlerine baktım. Anlaşılan Enes düşündüğümden daha kıskanç ve sahiplenici biriydi. Onun gibi birinden bu tavırları beklemediğim için baya bir şaşırmıştım. Enes daha çok böyle şeylere takılmayacak biri gibi duruyordu. Enes uzanıp ellerimi tuttu. Gözlerime bakan gözleri az önceki öfkesinden arınmış gözüküyordu. "Seni üzmek ya da bunaltmak istemiyorum Beste. Sen o kadar güzel ve masumsun ki, ellerimden kayıp gideceksin diye aklım çıkıyor." "Enes..." Devam etmeme izin vermeden bakışlarıyla susmama sebep oldu. "Aptalca bir şey yapıp aramızdakileri batırmaktan, seni kaybetmekten korkuyorum. Abarttığımı biliyorum ama elimde değil. Sende gördüklerimi başka biri görüp sana aşık olacak diye korkuyorum." Duraksadığında titrek bir nefes aldım. Söylediği sözlerken çok gözlerindeki duyguları erimeme sebep olmuştu. Kahveleri öyle sıcak, öyle içten, öyle aşık bakıyordu ki kendimi bayılacak gibi hissediyorum. "Çünkü ben seni ilk gördüğüm an sana aşık oldum." Sözlerine devam edip bitirdiğinde bir elimi kalbime koydum. O kadar hızlı atıyordu ki, tam burada sevdiğim adamın kollarında ona aşık olduğumu söyleyemeden ölmekten korktum. Enes yüzünü yüzüme yaklaştırmaya başladığında panikledim. Öpecek mi beni? Bedenim bu ihtimalle kasılırken heyecanla gözlerimi kapattım. Dişlerimle alt dudağıma işkence ederken yanağıma değen yumuşak dudaklarla gözlerimi araladım. Enes biraz geri çekilmiş olsa da hala çok yakındık. Dudaklarının arasından çıkan nefes yüzümü yalayıp geçiyordu. "Bende sana aşık oldum." Dediğimde daha önce görmediğim bir güzellikle gülümsedi. Hayran hayran gülüşünü izlerken bir kez daha uzanıp yanağımdan öptü. Öylece birbirimizin gözlerine bakarken ömrümün sonuna dek böyle kalmak istediğimi fark ettim. Derin Göktaş Aynanın önünde saçlarımı örerken üstümü bir kez daha kontrol ettim. Hava sıcak olduğu için buz mavisi yırtık kotumu giyinip, üzerine salaş beyaz tişörtümü giyinmiştim. Beyaz spor ayakkabılarımı giyindikten sonra sıcak olduğu için makyaj yapmamaya karar vermiştim. Bir tek fondötenimle çillerimi kapatıp yüzümü rahat bırakmıştım. Okul açılalı bir hafta olmuştu. İlk hafta okula gitmesek de artık dersler başlayacaktı ve bizim devamsızlık yapmadan derslere girmemiz gerekiyordu. Her dönem derslerimiz biraz daha ağırlaştığı için dersi kaçırdık mı arayı kapatmak zor oluyordu. Ördüğüm saçımı tokayla bağladıktan sonra sessizce çantamı hazırladım. Beste'nin ilk dersi bizden iki saat sonra olduğu için o hala uyuyordu. Gerekli tüm eşyalarımı aldıktan sonra not tuttuğum defterimi ve kalemlerimi de çantama koydum. Okulun başından beri derste hızlı bir şekilde not tutuyor, yurda döndükten sonra da notlarımı düzgün bir şekilde deftere geçiriyordum. Bu sayede hem konuyu tekrar etmiş oluyorum hem de daha iyi kavrıyorum. Hazır olduğumdan emin olunca Eray'a çıktığımı haber veren bir mesaj attım. Beste'ye minik bir not yazıp bıraktıktan sonra sessizce odadan çıktım. Beste ile not bırakma olayı alışkanlık haline gelmişti. Kim odadan erken çıkarsa diğerine güzel bir not yazıp bırakıyordu. Asansöre binip yemekhaneye inerken asansördeki tanıdığım iki kızla ayaküstü sohbet ettim. Duran asansörden indiğimde Eray beni bekliyordu. "Günaydın." Neşeyle konuşurken yanına gidip yanağından öptüm. "Günaydın meleğim. Sabah sabah bu ne neşe?" "Dersler başlıyor. Çalışmayı özledim." Dediğimde gözlerini devirdi. "Tam bir ineksin Derin." "Vize zamanı notlarımı istediğinde bunu hatırlatırım." Gözlerimi kısarak tehdit ettiğimde sırıtarak beni kolunun altına aldı. "En sevdiğim güzel arkadaşım, ben hiç öyle şeyler yapar mıyım?" Anında lafı çevirmesine sessiz bir kahkaha atarken yanağından bir kez daha öptüm. Yemekhaneye girdiğimizde oyalanmadan kahvaltılıklarımızı alıp boş bir masaya oturduk. Ders saati yaklaştığı için yemekhane baya kalabalıktı. "İlk ders ne?" Diyen Eray'a gözlerimi devirdim. Aynı sınıftaydık ama adamın ders programından bile haberi yoktu. "Makine elamanları." Dediğimde suratını astı. "O hocanın dersi sıkıntılı oluyormuş." Dediğinde bilmem dercesine omzumu silktim. Dersin profesörü okulda epey bir nam yapmıştı. Genelde derslerinde çok zor ödevler verirmiş ve henüz tam notla dersini geçen olmamış. Adam vize ve finallerden çok verdiği ödevle değerlendiriyormuş. Bugün ilk kez tanışacaktık. O yüzden hem heyecanlı hem de biraz gergindim. Umarım anlattıkları kadar zorlanmazdık. "Bence abartılıyor. Eminim ki çalışırsak geçeriz." Dediğimde Eray inanamayan gözlerle bana baktı. Ben her derse büyük bir aşkla girerken Eray zorlanıyordu. Bölümümüzü ve makineleri çok sevse de dersle pek arası yoktu. Hızlı bir şekilde kahvaltımızı yaptıktan sonra oyalanmadan kampüse gitmek için yurttan çıktık. Okul ve kampüs çok yakın olduğu için yürüyerek 10 dakikaya gidebiliyorduk. Kampüsten içeri girdiğimizde kantinden birer su alıp dersimizin olduğu amfiye yöneldik. Amfiden içeri girdiğimizde gördüğüm kalabalıkla gülümsedim. Dersleri cidden çok özlemiştim. Eray ile orta kısımdaki boş yerlerden birine oturduğumuzda arkama yaslanıp suyumdan birkaç yudum aldım. Hava acayip sıcaktı. Sanırım kış ayını özlemiştim. Sınıftan tanıdığımız kişiler selam verirken Eray birkaç arkadaşı ile sohbet etmeye başladı. Bende uyanıp mesaj atan Beste'ye cevap verdim. Amfi git gide kalabalıklaşırken kapıdan giren dörtlüye bakışlarım kaydı. Önce el ele içeri giren Ayaz ve Eva vardı. Onların hemen arkasında ise Enes ve Kerem duruyordu. Eva ile göz göze geldiğimde bir süre bana baktığı gibi dik dik bakıp önüme döndüm. Enes'in evindeki partiden sonra beni gördüğü her yerde öldürecek gibi bakıyordu. Bende ona aynı bakışlarla karşılık versem de aramızda başka bir şey olmamıştı. Olabildiğince o ikisinden uzak duruyordum. Eva'dan çok Ayaz'dan çekiniyordum. O gün lavanta koktuğumu söylediğinden beri içimde zorla öldürdüğüm umut çiçeği yeniden yeşeriyordu. Her seferinde Eva ile sevgili olduğunu kendime hatırlatsam da pek faydası olmuyordu. Onu seven kalbim inatla umut çiçeğini sulayıp, yeşermesine sebep oluyordu. Oyalanmak için masanın üzerine çıkardığım defterimin üzerine konan lavanta buketine şaşkınlık ve sevinçle baktım. Kafamı kaldırdığımda Kerem parlayan gözleriyle beni izliyordu. Bize yakın olan gözleri üzerimizde hissettiğimde gerildim. "Hayırdır Kerem?" Sorum ile gülümsemesi genişledi. "Lavanta prensesine bir buket lavanta almak istedim." Kaşlarım havalanırken önümdeki çiçeklere baktım. Mis gibi kokan lavantaların altına yerleştirilen başaklar ve saplarının sarıldığı kerem danteller çok güzel gözüküyordu. "Ne gerek vardı?" Dediğimde Eray'ın yanımda homurdandığını duydum. "İçimden geldi. Lavantayı bu kadar sevdiğine göre almamda bir sakınca yok." Çiçeği alıp almamakta kararsız kalsam da dayanamayıp buketi elime aldım ve kokladım. Lavantaya asla hayır diyemem ki. "Ayrıca oyun oynarken sorduğum yemek teklifim hala geçerli. İstediğin zaman kabul edebilirsin lavanta prensesi." Eğilip fısıldayarak konuşan Kerem yanımızdan ayrılıp arkadaşlarının yanına geçerken ne yapacağımı bilemedim. "Bu ne ayak Derin?" Eray'ın sessizce sorduğu soru ile sıkıntılı bir nefes aldım. "Bende anlamadım ki." Desem de aslında anlamıştım. Zaten parti günü şüphelendiğim Kerem bu davranışı ile niyetini belli etmişti. Anlaşılan bana ilgi duyuyordu ve gerçekten benimle yemeğe çıkmak istiyordu. Başımı çevirip hep beraber oturdukları yere baktığımda önce Eva sonra da Kerem ile göz göze geldim. Kerem gülümseyip göz kırptığımda hızla önüme döndüm. Sanki işim çok kolaymış gibi bir de Kerem çıktı. Aman ne güzel! *** Dersin hocası geldiğinde kısaca bize kendini tanıtmış sonra da imza kağıdını vermişti. Biz imzalarımızı atarken de ders hakkında genel bir bilgi vermişti. Profesörümüz James Greco aslında ABD vatandaşıydı. Bundan 6 yıl önce öğrenci değişim programı ile onun olduğu okula giden karısına aşık olmuş. Evlendiklerinde ise karısı için ülkesini bırakıp Türkiye'ye yerleşmiş. Yıllardır burada olan James Bey bizler gibi rahatça Türkçe konuşabiliyordu ve buranın kültürüne ayak uydurmuştu. Hikayelerini üst sınıflardan bir öğrenciden ilk dinlediğimizde hayran kalmıştım. Adam sevdiği kadın için her şeyden vazgeçmişti. Kırklarının sonunda olan adam hala çok yakışıklı ve karizmatikti. Uzun boyu, hala spor yaptığını belli eden düzgün vücudu ve şakaklarından kırlaşmaya başlayan saçları ile çok hoş duruyordu. Taktığı siyah gözlükleri ise ona ayrı bir hava katıyordu. Dersine girdiği her kızın dilinde olmasına şaşmamak lazımdı. "Evet arkadaşlar şimdi hepinizin beni dikkatle dinlemesini istiyorum." Diyen hoca ile düşüncelerimi bir kenara bıraktım. "Sizlere bir proje ödevi vereceğim ve ikinci yarıyılın sonuna kadar vaktiniz olacak." Dediğinde sınıftan uğultular yükseldi. Anlaşılan bahsedilen meşhur ödevlerinden bizde payımıza düşeni alacaktık. Elindeki kalemi masaya vurarak herkesin susmasını sağladı. "Sizlerden bir makine yapmanızı istiyorum. İsterseniz basit aksamlı isteseniz daha karmaşık bir şey olabilir bu sizin tercihiniz. İlk yarıyılda bana yapacağınız makinenin projesini hazırlayıp sunmanızı istiyorum. İlk dönem notunuzun çoğunluğunu sunacağınız proje oluşturacak. İkinci yarıyılda ise sunduğunuz projeyi hayata geçirmenizi isteyeceğim. Bu yüzden iyi seçimler yapın, sonradan projenizi değiştiremeyeceksiniz. İkinci notunuz yaptığınız makinenin performansıyla verilecektir." Duraksadığında sınıftan yine uğultular yükseldi. "İkişerli gruplar halinde çalışacaksınız. Gruplara ben karar vereceğim." Diyen hoca ile sesler daha da yükseldi. "Sessizlik!" Dediğinde tüm uğultu bir anda kesildi. Profesör eline aldığı imza kağıdımıza bir süre baktıktan sonra sırayla çiftleri söylemeye başladı. Eray sınıftaki başka bir adam ile eşleştiğinde istemsizce üzüldüm. İki yıldır her projede eşim Eray'dı. Ondan başka biriyle olacağımı bilmek huzursuz olmama sebep olsa da elden bir şey gelmiyordu. "Derin Göktaş. Ayaz Arslan." Hocanın saydığı isimlerle gözlerim kocaman oldu. Şaşkınlıkla önce hocaya sonra yanımdaki Eray'a en son da çaprazımda oturan Ayaz'a baktım. Onunda bakışları bendeydi. Grileri en az benimkiler kadar şaşkın bakıyordu. Hocanın ikimizi seçmesi kader miydi, yoksa hayatın bana işkence etme şekli miydi? Neden o ve ben biraz anlatsanıza? "Hocam itiraz ediyorum. Ayaz ve ben hep çift oluruz." Eva'nın öfkeli sesi amfide yankılandığında profesörün bakışları ona döndü. "Eminim herkesin kendince bir eşi vardır ama ben, benim seçtiğim eşlerle çalışmanızı istiyorum." "Bu mümkün değil!" Diyen Eva ile hocanın bakışları sertleşti. "Pembe dizi çekmiyoruz küçük hanım! Burası bir sınıf ve bende bu dersin profesörüyüm. Burada benim dediğim olur. Eminim ki sevgilinizden ayrı proje yapma kapasitesine sahipsinizdir!" "Ama." Eva devam edemeden hoca sözünü kesti. "Sorun ne küçük hanım? Projeyi sevgiliniz olmadan yapamayacağınızı mı düşüyorsunuz? Yoksa başka bir kızla eşleştirdiğim için kendinize mi güvenmiyorsunuz?" James Beyin sözleri bittiğinde Eva mosmor olmuş halde yerine otururken sınıftakiler Eray da dahil kahkaha atmaya başladı. "Herkes net bir şekilde anladığına göre devam edebiliriz." Çiftleri söylemeye devam ederken ben öylece önüme bakıyordum. Ayaz ile eş olmuştuk. Proje için sık sık bir araya gelecek ve çalışacaktık. Allah'ım sen yardım et. Çiftler bittiğinde hoca dersin ilk konusuna giriş yaptı. Kalemimi not almak için elime alsam da kafamı bir türlü toparlayamıyordum. Cesaretimi toplayıp bir kez daha Ayaz'a baktığımda Eva ile göz göze geldim. Gözlerinde gördüğüm öfke ve nefret gerilmeme sebep oldu. Sanırım profesör farkında olmadan aramızda büyük bir savaşa sebep olmuştu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE