10.Bölüm: Aynadaki Yabancı

1593 Kelimeler
****  Kum saatini ters çevirdiğiniz zaman yavaşça aşağıya akan kum taneleri aslında freni boşalmış bir araba gibiydi. Son hızla akıp gidiyordu. Ona göre çok çabuk akan kum tanesi acıyı getiriyordu, buna göre yavaş akıp mutluluğu getiriyordu. Hep bu iki duygu etrafında dolanıyordu. Hayat bir kum saatiydi. Kum taneleri eksilip diğer tarafa nazlı nazlı süzülürken bir tarafı dolu bir tarafı boş kalıyordu. Hayatta öyleydi. Bir tarafı dolu anlamlı, bir tarafı boş ve bilinmezliği anlatıyordu. Bir tarafı eksildikçe kumun ellerinin arasından yavaş yavaş yok olduğunu bilirdin, taa ki avuçlarını kapatıp ellerinin arasına hapsettiğin zamanı tekrar ters çevirip, kum tanelerinin akmasına neden olana kadar.  "Kimisi mışıl mışıl uyurken kimisi usul usul ölür. Gecenin kanunu budur işte. Sen hem mışıl mışıl uyuyorsun hem usul usul ölüyorsun ama seni kimse görmüyor duymuyor."  Silik ve pürüzlü sesten duyduğum bu kelimeler içimden bir şeyler kopup götürmüştü. Nerde, nasıl bir halde olduğumu bilmiyordum. Hissettiğim ve bildiğim tek şey sıcak ve yumuşak bir yerde yatmış, nazik bir kaç parmağın saçlarımda gezindiğini hissediyordum. Bir kaç mırıltının daha geldiğini hissediyordum ama ne dendiğini, kimin konuştuğunu çözemiyordum.  Yattığım yerin sıcaklığı uyanmama yardımcı olmuyor aksine daha çok yattığım yere yayılıp uyumamı teklif ediyordu. Kirpiklerimi kıpırdatıp gözlerimi açmayı denedim; kirpik diplerimden başlayan sızı tüm göz kapağımı kaplamıştı. Bir kaç defa denemenin ardından aralanan gözlerime nüfus eden zifiri bir karanlık oldu. Bir kaç defa daha gözlerimi kırpmamın ardından loş bir ortamda olduğumu anladım. Bulunduğum ortamı tanıyabilmem için kısa bir süreliğine odayı usulca süzdüm. İlk bir kaç saniye nerde olduğumu anlamadığım ortamın, bilincimin yerine gelmesiyle Cemre'nin evinde benim için ayırdığı oda olduğunu anladım. Etrafı kısa süreli turlayan gözlerim usulca yukarıya doğru ağırca kalktı, nerde yattığımı merak ediyordum. Gözlerimle Aylin'in gözleriyle kesişti, gördüğüm denizlerle birlikte bu yumuşak yerin onun dizi olduğunu anladım. Beni gören gözleri ilk bir kaç saniye dondu ardından hızlıca kırpılmaya başladı; sanki uyandığıma inanamıyormuş gibi.  Gözlerime iğne gibi batan ağrı katlanılacak gibi değildi. Gözlerimden başlayıp tüm kafatasıma yayılmıştı o ağrı. Çekilmez olaylar yetmezmiş gibi birde çekilmez ağrılar çıkmıştı.  "E-Eflin....uyandın" titrek bir sesten duyduğum bu cümle beni afallattı. Uyanmamam mı gerekiyordu? Neden Aylin bu kadar inanamıyordu ki uyandığıma? Alt tarafı bir kaç saat uyumuştum. Uzandığım yerden kalkmak için yeltendiğim zaman kalkmamla birlikte tekrardan uzanmam kaçılmaz oldu. Bedenim ne bir kaç saati? Günlerce uyudun dermiş gibi pelte kıvamındaydı.  Kollarımı hareket ettirecek kadar gücüm dahi yoktu. Dudaklarımdaki çatlaklık, kurumuş boğazım canımı yakıyordu. Acının geçmesi için Yutkunmaya çalıştığım zaman canım daha çok yanmıştı. Ucu sivri uzun bir şişi sanki kor bir ateşin içinde tutup kızdırmışlar ardından gelip boğazıma art arda saplamışlar gibi acıyordu. Aylin'in gözlerine bakıp ne istediğimi söyledim. "S-su" sessizce çıkan bu sözlerimi ilk önce anlamayan Aylin soru işaretlerinin yer edindiği gözleriyle bana baktı. Yavaşça dudaklarımda dilimi gezdirdikten sonra tekrardan su istediğimi söyledim.  Ne istediğimi anlayan Aylin yattığım yatağın sağ tarafında olan komodinin üstünde bulunan sürahiden su doldurdu hemen. Elleri titreye titreye uzattığı bardağı almam için hafifçe doğruldum. Doğrulmamla birlikte sızlayan yaram nefesimi kesmişti. Boğaz yanması mı? yanan gözlerimi sollamıştı bu ağrı. İstemsizce acının feryadı yükseldi dudaklarımın arasından. Canım nefesimi kesecek kadar yanıyordu. Bağırmamla birlikte daha fazla tedirgin olan Aylin ne yapacağını bilemezmiş gibi donup kalmıştı. "Orda öyle durma Aylin bana Murat'ı bul" diye dişlerimin arasından konuştum. Bu yaşadıklarım beni yıpratmış, geçmişi hatırlamam zayıf olan direncimi daha da kırmıştı. Bir kaç saniye sonra kapının sertçe açılmasının ardından yanağım ıslanmaya başladı. Yaşadıklarım hem bedenime hem de ruhuma zarar veriyordu artık. Her şey üst üstte gelmek zorunda mıydı? Ben bu kadar zayıf değildim.  Bu kadar çabuk pes edemezdim, hem ben bir çok sorunla baş etmiş bir insanım küçük bir bıçak yarası beni yıldıramazdı.  Hayır bıçak yarası beni bu hale sokmamıştı, beni geçmiş bu hale sokmuştu; zayıf düşmemi sağlamıştı.  "Eflin, Eflin bak bana neyin var güzelim" hem konuşup hem de eğdiğim başımı kaldıran Murat ağladığımı görünce donup kaldı.  " Eflin" sessizce adımı söyledi.  "Sen ağlıyorsun," güçsüz bir şekilde konuşması canımı daha çok yakmıştı. Sebepsizce her şey canımı yakıyordu.  "Murat"  "Canım yanıyor" kesik kesik konuşmamı sağlayan acıyan canımdı. Can çekişen bedenimle daha çok şok olan Murat ile birlikte kızların sesini duymaya başladım.  "Murat, Murat kendine gelmelisin ve hemen Eflin'i hastaneye götürmemiz gerekiyor, kanaması var" diye endişeli konuşan Cemre aramızdaki en mantıklı davrananımızdı. Yavaşça gözlerimi kapının oraya çevirdiğim zaman ağlayan kızları gördüm.  Daha fazla kızları üzmemek için uzandığım yerden doğrulmak için elimle yataktan güç alıp yataktan kalkmayı denedim. "Hepinizde iyice sulu göz oldunuz çıktınız. Neden hepiniz ağlıyorsunuz anlamış değilim. Alt tarafı bir kana- ah" sanırım o kadar hırpalamıştım ki yaramı kolay iyileşmeyecek gibi duruyordu. Her şey üst üste geliyordu. Taylan'ın beni orada bırakıp gitmesi, benim dinlenmeden yaramı zorlayıp saatlerce çalışmam hem bedenen tükendiğim yetmezmiş gibi geçmişi hatırlamam daha çok zayıf düşmeme neden olmuştu. Direnci zayıf olan bedenime ruhsal zayıflığım eklenince tükenmiştim. Derin bir nefes alıp kendime bir kaç saniye tanıdım, doğrulup banyoya gitmek için. Hastaneye gitmek istemiyordum. Murat'ı sadece ilk yardım malzemeleri bulması için çağırmıştım ama işler istediğimin dışında ilerlemişti.  Ne hastaneye gitmek istiyordum ne de o acı kokan duvarların arasından geçmek istiyordum. Derin bir nefes alıp, "Aylin bana yardım eder misin banyoya gidip yaramı temizlemem için" diye usulca konuştum. Murat donup kaldığı için onun bir yardımı dokunacağa benzemiyordu. Kimsenin itiraz etmesini beklemeden tekrar konuştum. "Hastaneye gitmeme gerek yok yaramı zorladığım için kanadı muhtemelen Aylin'le hallederiz bu ufak kanama olayını. Rica ediyorum sizde ölmüşüm gibi ağlamayı kesin." diye konuştum hızlı bir şekilde.  "Hadi Aylin" deyip tam doğruluyordum ki bir çift el uzanıp koluma girdi, dönüp baktığım zaman bunun Aylin olduğunu gördüm. Çabuk toparlamıştı kendisini. Ne olursa olsun, ne kadar düşerse düşsün, canı ne kadar acırsa acısın hep kendini toparlamayı bilirdi. Korkudan sararmış yüzü içimi sızlatmıştı. Tek onun değil odadaki herkesin yüzü korkudan sararmıştı ve titriyorlardı. Kimseye bakmadan doğrudan banyoya doğru ilerledim. Odada yükselen itiraz cümlelerine kulaklarımı tıkayıp Cemre'den ilk yardım çantasını getirmesini istedim.  "Eflin neden bu kadar inatçısın" diye bir yandan homurdanıyordu Aylin.  "Çok konuşma Aylin hastaneleri sevmediğimi hepiniz iyi biliyorsunuz. Alt tarafı bir kanama çokta büyütmeyin lütfen. Pansumanı değiştirdikten sonra papatya çayı içip uyurum hem yorgunluğumu alır hem de dinlenmiş olurum." Sanki acıdan kıvranan ben değilmişim acıdan ağlayan ben değilmişim gibi davranmam da büyük ironiydi. Kendimle çelişiyordum resmen. Bu insanların hala bana nasıl katlandığını anlamış değildim. Aylin'e cevap vermem beni yorsa da çok sürmeden bana verilen odanın içindeki banyoya girebilmiştik sonunda. Bir kaç adım atmam yetmezmiş gibi üstüne konuşmam beni daha da yormuştu. "Cemre hadi çok oyalanma" diye odaya bağırdım acıyan canımı göz ardı edip. Cemre'nin gelmesini klozete oturarak beklemeye karar verdim. Hoş daha fazla ayakta duracak halim de yoktu zaten. Neyseki Cemre beni çok bekletmeden banyonun kapısında belirdi. Elinde beyaz ilk yardım çantasıyla birlikte. " Gereken her şey burada, inat etmeyeceğini bilsem kolundan sürükleyip hastaneye götüreceğim." diye söylendi kızgınca.  "Çok konuşma Cemre' de şu çantayı uzat canım" diye asice söylendim. Onca acıyı çekmemiş yarası kanamıyormuş gibi davranmam da ne komik ama!  Çantayı lavabonun üzerine koyunca bende üzerimdeki badiyi üstümden çıkardım, daha çok Aylin çıkartmama yardımcı olmuştu ama olsun.  "Cemre temiz bir havluyu sıcak suda ıslatıp verir misin bana, Aylin sende ordan tentürdiyot, antibiyotik kremi ve sargı bezini hazırlar mısın?" diye kibarca onlara ne yapmalarını söyledim. Cemre dolaptan temiz bir havluyu sıcak suda ıslattıktan sonra oturduğum klozete önüne gelip ayak uçlarına çömelip yavaşça kanayan yaramı temizlemeye başladı. Sıcak havlu canımı yakıyordu, açık yaraya limon ve tuz girmiş gibi yakmıştı canımı. Yanan canımla birlikte derin bir soluk alıp dişlerimi sıktım. Bir kaç dakika geçtikten sonra yarayı temizleyen Cemre tentürdiyodun olduğu pamukla yaramın çevresinden geçmeye başladı. Bu işlemden sonra Aylin'in uzattığı kremi alıp dikişli yaranın üzerine sürdü işi bittikten sonra sargı bezini yaranın üzerine yapıştırıp pansuman işini bitirmişti. Bir kaç dakikasını alsa da titreyen eli ona hiç yardımcı olmamıştı. Canımın yandığını fark edince daha çok eli titriyordu neyse ki çabuk bitirmişti bu işkenceyi. Derin bir nefes alıp usulca klozetin üstünden doğruldum.  "İşte bu kadar kızlar beş dakikanızı bile almadı pansuman yapmanız. Bu beş dakika için beni hastaneye götürecektiniz birde. Aylin Gamze'ye söyler misin bana papatya çayı hazırlasın, hatta hepimize yapsın. Benim yüzümden hepiniz hem yorgun görünüyorsunuz hem de baya gerildiniz. Bende elimi yüzümü yıkadıktan sonra aşağıya salona inerim" diye yorgunca konuştum. Cemre ve Aylin bir kaç saniye yüzüme baktıktan sonra bir yorumda bulunmadan peş peşe çıktılar banyodan. Bu onlara kısaca 'burayı terk edin ve beni yanlız bırakın' deme şeklimdi ve onlar bu mesajı almışlardı.  Usulca oturduğum yerde kalkıp karşımdaki lavaboya doğru ilerledim. Musluğu soğuk suya ayarladıktan sonra usulca eğilip avuçlarımı ovuşturmaya başladım. Bir kaç saniye bunu yaptıktan sonra avuçlarımı su doldurup yüzüme çarptım bir kaç dakika bu işlemi yaptıktan sonra doğrulup karşımdaki aynaya baktım.  Karşımdaki suret bana yabancıydı. Kaşlarımı çatıp elimi yüzümde gezdirmeye başladım. Elimi yüzümün her bir uzvuna dokundurduğumda sanki ayna parçalara bölünüyordu. Hayır ayna parçalara bölünmüyordu bölünen benim direncimdi, ruhumdu. Sararmış teni, göz altları morlukla dolmuş, yanakları içe çökmüş, gözlerinin ışığı sönmüş ve zayıflamış kadın bana yabancıydı. Bu aynada gördüğüm kadın ben değildim. Göz bebeklerinde gezen acı bana ait olmamalıydı. Bu kadar güçsüz durmamalıydım.  "Aynadaki bu yabancı sen değilsin. Kendini toparla artık; dünyanın sonu gelmişte acıdan ölüyormuş gibi davranmayı kes artık. Sen bu kadar güçsüz değilsin. Sen nelere göğüs germiş kadınsın bunlar mı seni yıkacak" diye kendime teselli vermeye başladım. Benim kendimden başka kimsem yoktu. Düşsem de kendim ayağa kalkmam lazımdı, kanasam da yaralarımı kendim sarmalıydım, tökezlesem de kendim sandalye olup oturacaktım düşmeden. Bana kendimden başka kimsenin hayrı yoktu. Derin bir nefes alıp lavabodaki dolaba uzanıp ordan temiz bir havlu çıkartıp yüzümü kuruladım.  Kendimi artık toparlamalıydım. Güçlü ve daha sağlam bir şekilde adımlarımı atmam lazım, düşmanlarımı sevindirmemeliyim bu yıkılmışlığımla dostlarımı da üzmemeliyimdim.  Artık kendini toparlamanın zamanı geldi Eflin Kuzey. Kendimi telkin ettikten sonra yüzümde ki hafif tebessümle ilk adımımı attım. İkinci adımımda yüzümdeki hafif tebessüm yayılmaya başladı ve kocaman bir gülümsemeye dönüştü. Ben adım attıkça daha sağlam yere basıyor daha yıkılmaz oluyordum şimdi. ***
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE