11.Bölüm: Konuşulmamışlar

1067 Kelimeler
**** Banyoda kendimi telkin edip kafamı toparladıktan sonra aşağıya bizimkilerin yanına inmiştim. Salonun kapısına geldiğimde derin bir sessizlik vardı ortamda. Sessizliğin sesini duyuyordum. Onlarca edilemeyen kelimeler bu sessizlikle konuşuyordu sanki... Sessizliğin de bir dili vardı. Konuşmadığın ya da konuşamadığın zaman sessizliğe bürünüyordun, o zaman sen sessizdin ama sessizliğin konuşuyordu... Salon girişinde durmaya son verip içeriye girdim. Adımlarım daha sert basıyordu artık yere, duruşumdan asalet akıyordu adeta. Salona girdiğimi fark ettiklerinde hepsi ayağa kalkmaya yelteniyordu ki elimi kaldırıp "oturun lütfen kalkmanıza gerek yok iyiyim." diye sakince konuştum. Lacivert rengi olan L koltukta hepsi sırayla oturmuştu. En başta Murat, Cemre, Gamze, İrem, Merve ve yanında Aylin oturuyordu. Bir tek yanı boş olan Aylin'in yanına doğru ilerleyip oturdum. Herkesin önünde birer kupa  vardı. Burnuma gelen papatya çayı kokusuyla herkesin önünde paptya çayı olduğunu anlamıştım gergin olan bizlere kesinlikle iyi gelecekti. Cemre önünde olan iki kupa bardaktan birisini bana doğru itekledi. Önüme gelen kupayı avucumun içine alıp bir yudum almak için dudaklarıma doğru yaklaştırmıştım ki "Evet, dökül bakalım Eflin Kuzey, tam bir aydır neredesin de ortalıkta yoksun." diye Cemre pat diye sordu. Duraksadım Cemre'nin pat diye konuşmasıyla. Dudaklarıma doğru yaklaştırdığım kupadan bir yudum aldıktan sonra ağzımın içinde bir tur döndürüp yuttum aldığım yudumu. Kupayı dudaklarımdan uzaklaştırıp avucumun içinde daha sıkı tutmaya başladım. Dişlerimi sıkıp gözlerimi avucumun içinde olan kupaya indirdim. Konuşmak için kendime biraz zaman tanımak için bunu yapmıştım aslında.  Ne kadar süre geçmişti bilmiyorum ama ortalık Cemre'nin soru sormasının üzerine daha çok sessizleşmişti sanki. Ne kadar kaçarsam kaçayım bir anlamı yoktu. Derin bir nefes alıp kendimi konuşmak için hazırladım. "Konuşmayacak mısın?" diye usulca sordu Polyannamız olan Merve. Konuşmak için niyetlendiğim zaman Merve'nin konuşması büyük bir şanstı sanırım. Daha fazla ne onları oyalamanın anlamı vardı ne de bu bilinmezliği kaldırmanın. Derin bir nefes alıp "Biliyorsunuz annemle olan sorunlarımı. Abim yine onu sinirlendirince gelip bana patladı. Bende artık yıpranmış sinirimle ve tahammülsüzlüğümle annemle tartışıp ayrıldım oradan. Bir aydır da kafamı dinliyorum işte. Kısacası inzivaya çekildim her şeyden, herkesten uzak bir şekilde. Dönmeyi de düşünmüyordum uzun bir süre daha. Ama Sahilde olan olaylar, Taylan'ı orada görmem falan işte işin tuzu biberi olunca dönmüş oldum sanırım." diye konuştum. Bu uzun açıklamam beni yormuştu ve boğazımı kurutmuştu. Aslında beni yoran konuşmam değildi beni yoran olayları hatırlamamdı. Elimde tuttuğum kupadan koca bir yudum aldım. Aldığım biyük yudum geçip gittiği yerleri yakmış ve acı bir boğaz ağrısı bırakmıştı ama bunu önemsemedim. Kimse bir süre bir şey demedi. Sadece sustular, bende sustum. Derin bir nefes aldım "Evet bu bir ay içinde neler oldu anlatmayacak mısınız bana?" diye konuya giriş yaptım. "Aslında sana söylememek lazım şu bir ay içinde olan olayları, sürün bu bilinmezlikle" diye konuştu Cemre. "Cemre haklı, bunu hak ediyorsun Eflin." diye Cemre'yi onayladı Merve. "Aranızda her ne kadar asi olanınız olsam da anlatacağım." dedi Gamze. "Bir çok olaylar döndü aslında, ilginç bir şekilde en çok Taylan sinirlendi. Sana sürpriz yapmak için şirkete geldik, ama şirkette yoktun, Aylin'e soracağımız zaman Taylan geldi. Seni bize sordu, biz bilmediğimizi ve sana sürpriz yapmak için geldiğimizi, senin burada olmadığını öğrendiğimizi söyledik. Durdu önce bir kaç dakika sonra Aylin'e sordu, o da senin nerde olduğunu bilmediğini ve sana ulaşamadığını söyleyince çıldırdı. Sanki Taylan, Taylan değildi. Onun ilk defa böyle çıldırdığını gördük; şaşkınlıktan ne yapacağımızı bilemiyorduk, zaten o arada yaptı yapacağını. Tüm ofisini yerle bir etti, ne var ne yoksa hepsini kırıp, döküp, yırtıp dağıtıp gitti. Tabi bizde şoktan çıktığımızda olan olmuştu. Sana ilk başlarda çok kızdık, öfkelendik, saydık, sövdük ama zaman geçtikçe sana ulaşamadıkça endişelendik Eflin. Annenle sorunların var hepimiz bunu biliyoruz ama annene olan öfkenle bizi cezalandırma Eflin. Buradaki herkes senin için korktu. Senin için endişelendi. Senin için üzüldü. Buna Taylan da dahil. Sana ulaşmayı çok denedik, her neredeysen hiç bir şekilde ulaşamadık, sanki buhar olup havaya karışıp uçtun gittin. Sonra canın isterse sana ulaşabileceğimizi anladığımız an artık seni aramayı, sana ulaşmak için verdiğimiz çabaları kestik." diye uzun uzun konuşup anlattı Gamze. O anlatırken hiç kimse konuşmadı. Konuşurken sesi titreyen Gamze beni üzmüştü. Onlara bunu yapmaya hakkım yoktu ama... Aması vardı işte. "Biliyorum hiç birinize bunu yapmaya hakkım yoktu ama anlayın işte beni, çok yıprandım. Annem de öyle yapınca işte artık dayanamadım. Bardağı taşıran son damla oldu olanlar bende kaçmakta buldum çareyi" diye mırıldandım. "Neyse olan oldu, yapacak bir şey yok bundan sonra bizi endişelendirmemeye ve habersiz bırakmamaya bak. Yaran şuan nasıl?" dedi İrem. Hangi ara kupadaki çayı bitirdiğimi bilmiyordum, son bir yudum kalan bitki çayını da içip kupayı ortada ki masanın üzerine koyup arkama yaslandım. "Aslında şuan iyi, o kadar küçük bir bıçak yarasının beni bu kadar etkileyeceğini söyleseler güler geçerdim, beni biliyorsunuz hiç bir fiziksel acı beni etkilemez ama paslanmış ve körelmiş bir bıçak beni bu hale soktu. Enfeksiyon kaptığı için bu hale geldim ama sorun yok, yaraya iyi bakacağım ve bir an önce iyileşip işlerime bakacağım, daha fazla endişelenmeyin lütfen, sorun yok" diye ikna edici bir şekilde uzun uzun konuştum. "İyi olacaksan sorun yok Eflin, biliyorsun daima yanında olduğumuzu, olacağımızı. Bizde seni biliyoruz sıkma canını artık." dedi Murat. Bir süre sessiz kaldık, o süre içinde hepimiz bir şeyler düşünüyor, düşündüklerimizle boğuluyorduk bunu hissediyor ve biliyordum. Ne kadar öyle sessiz kaldık bilmiyorum ama sanırım bu sessizlik onları boğmuş olacak ki aramızdan birisi bir konu attı ortaya ve birbirini takip etti konular, konuşmalar. Dakikalar hatta saatler sonra konuşmanın dibini nulup sömürdükten sonra Murat "Evet şu bir ay içinde hepimiz zor bir süreçten geçtik, Eflin yaralandı, olanlar ortada. Daha fazla bu konuyu gün yüzüne çıkartmamıza gerek yok. Konuyu kapatın ve şu bahsettiğiniz planı gerçekleştirin. Hepinizin kafasının dağılmasına ihtiyacı var. Şimdi herkes doğruca evlerine dağılıp yatıyor ve güne dinlenmiş ve enerjik bir şekilde başlıyorsunuz. Buna Eflin sen de dahilsin. Hem senin daha canımıza okuman gerekiyor, o yüzden bir an önce toparlan." dedikleri beni güldürmüştğ. Bu gün günlerden neydi, hangi ayda hangi tarihteydik bilmiyorum ama Murat haklıydı.  Derin bir nefes alıp hangi ara düştüğünü anlamadığım omuzlarımı dikleştirip  " Murat haklı artık kendimizi, kendimi ciddi anlamda toparlamanın zamanı geldi. Evet hanımlar beyler şimdi kalkıp doğruca evlerinize dağılıp rahat bir uyku çekiyoruz Murat'ın dediği gibi. Yarın zor bir gün sizleri bekliyor." dedim, son dediklerimde sinsice sırıtmıştım. Murat sonuna kadar haklıydı, onların daha canını okuyup bezdirecektim bu hayattan. Benim sinsice  gülümsememi gördüklerinde hepsinin yüzünden önce bir korku ardından bir sırıtma geldi geçti. Beni ve Murat'ı onayladıklarına dair bir kaç cümle kurduktan sonra birbirimizle vedalaşıp ayrıldık.  Herkes sırayla evden ayrıldı, en son çıkan kişi bendim. Cemre'ye her şey için teşekkür edip ayrıldım yanından. Her ne kadar onun yayında kalmam için ısrar etse bile bunu reddetmiştim. ****
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE