Playlist:
Inna - Yalla
****
Uzun bir aradan sonra böyle dinç bir şekilde yoğun iş hayatına dönmüş olmam baya iyi gelmişti bana. Yokluğumda çıkan ufak tefek krizleri kızlar çözseler de, kaybettiklerimizin açığıklığını fazlasıyla örtecek karlı bir ortaklık teklifini almış, Gamze'yle konuşup edilen teklif cazip gelince teklifi kabul etmiştim.
Uzun süredir bir yerde toplanmamız için tutturan kızlara iyi bir neden olmuştu bu ortaklık. Bunu kutlamak için tutturan Gamze yüzünden şimdi odamda durmuş gideceğimiz club için hazırlanıyordum. Belden oturtmalı, aşağı doğru hafifçe bollaşan siyah, süper mini bir elbise seçmiştim. Göğüs oluğumdan göbek deliğime kadar inen ince şerit bir dantel detayı vardı. Elbisemde bulunan dantelin benzeri olan bir choker takmıştım boynuma. Ayakkabı olarak ise siyah uzun bağcıklı bir çizme giymeyi tercih etmiştim. Hafif bir makyaj yaptıktan sonra çekmecemde olan maşayı çıkartıp fişe taktım. Isınmasını beklerken bir yandan da yanıma alacağım çantanın içine kredi kartımı ve biraz nakit para, arabamın anahtarını, rujumu birde küçük bir ayna atmıştım. Telefonumu elime alıp son arama listesinde Murat'ı aramak için gezinirken Taylan'ın adıyla karşılaştım. En son onu depoda görmüş daha da görmemiştim. Göğsümde derin bir sızı oluşmuştu. Bu sızının anlamı neydi bilmiyordum.
Özlem mi? Ona olan kırgınlığım mı? Ne olduğunu bilmiyordum ama gözlerimi dolduracak kadar ağır bir şeydi bu.
'Saçmalama Eflin, kendine gel. Makyajını yapmak için o kadar uğraştın şimdi oturup ağlayacak mısın?!'diye uyardım kendimi. Hızlıca onun adını pas geçip Muratı buldum listeden.
Murat Aranıyor
Murat'ı arayıp açmasını beklemeye başladım. Biliyordum, eğer üstünde dursaydım aramadan duramaz ve oturup ağlardım hiç şüphesiz. Derin bir nefes alıp bir kaç defa gözlerimi kırpmaya başladım. Bu sırada Murat da çağrıma cevap vermişti.
"Efendim Eflin?" diye cevap verdi nefes nefese.
"Sana da Merhaba Murat! İyiyim teşekkürler sorduğun için!" dedim sinir bozucu bir sesle.
"Bakıyorum yine formundasın Eflin" deyip sessizce güldü, bir yandan da sesi bir tuhaf geliyordu.
"Öyleyim. Neredesin şuan" dedim. Bir yandan saçlarıma maşa yaparken.
"Hım neredeyim şuan, senin için bilmesi çok da zor olmasa gerek. Gerçi bilmek de istemezsin." dedi.
"Lütfen bana şuan bir şeyi bölmediğimi söyle" dedikten sonra midem bulanıyormuş gibi bir ses çıkardım.
"Üstüne bastın ayağını kaldır küçük cadı" deyip kahkaha attı. Bir kaç saniye sonra hışırtı sesleri gelmeye başladı. Bir yandan da kısık seste bir şeyler söylüyordu ama ne dediğini anlamamıştım.
"İğrençsin Murat! Kulübe gideceğiz, kızlarla aldığımız işi kutlamak için. Daha doğrusu Gamze tutturdu gidelim diye. Sende gelsene diye aradım. Uzun süredir böyle eğlenmiyoruz güzel olur hem." demiş ve biten maşanın ardından tarak alıp hafifçe saçlarımı taramıştım doğal su dalgalar olsun diye.
"Zaten keyfimin içine sıçtın. Olur bir saate orda olurum." dedikten hemen sonra dıt dıt dıt sesi geldi. Ne yani bu şimdi benim konuşmama izin vermeden suratıma telefonu mu kapatmıştı amına koyayım?
Gözlerim büyümüş bir şekilde aynada bakışıyordum kendimle.
" Ulan Murat! Ulan Murat! Ben de Eflin'sem sana bunun hesabını sormazsam ne olayım amına koyduğumun Turan'ı" gözlerimi kısıp sessizce söylendikten sonra son kez aynadan kendime baktım. Tamamen hazır olduğuma emin olunca çantamın içine telefonumu atıp odamdan çıkmıştım. Annemi görmek istemediğim için kendime başka bir ev ayarlwyıp orda yaşıyordum. Aslında çok önceden satın almıştım ama bir türlü gelip yaşayamamıştım. Sanırım doğru zaman gelmediği için daha önce gelmemiştim buraya. Uzun süre ne onu ne de abimi görmek istemiyordum. Bir süre kafamı dinlesem de hala kendimi tam anlamıyla iyi hissetmiyordum ruhsal olarak.
Nişantaşı civarında olan lüks bir sitede kalıyordum. Evden çıktıktan sonra kapıyı kilitleyip asansörlerin olduğu yere doğru ilerledim. Çağırma düğmesine basıp gelmesini beklemeye başladım. Bir kaç saniye sonra gelen asansörle içeriye girdikten sonra otoparka ait olan özel tuşa bastım, ardından sırtımı asansörünün aynasına yaslayıp kendimi izlemeye başladım. Fazlasıyla güzel, cesur ve iddialı olmuştum. En sevdiğim şeydir iddia ve cesaret.
Bu siteyi sevme nedenim sessiz sakin oluşuydu. Sitenin 12. katında oturuyordum. Bir kaç saniye sonra 9. katta asansör çağırılınca hemen durmuştu. Kapılar açılınca kendimi öylece izliyordum kimin girdiğine bakmadan çantamın içindeki telefonu çıkartıp kızlarla olan grubumuza mesaj attım.
Eflin: Kızlar ben hazırlandım. Otoparka iniyorum şuan, arabama bindikten sonra yola çıkacağım. (20.15)
Eflin: Sizi beklemek istemiyorum ona göre. Kulübün önünde buluşuyoruz. Geciken olursa içeriye aldırmam ona göre. -şeytan emojisi- (20.16)
Mesaj attıktan hemen sonra bana cevap vermelerini beklemeden çantama atmıştım telefonumu. Üst üste bildirim gelse de umursamamıştım.
O sırada asanssör otoparka yaklaşıyordu ki birden sol tarıfımda bir ses duydum.
"Merhaba"
Sola doğru dönüp baktığımda yabancısı olduğum bir suretle karşılaştım, hafifçe kaşlarımı kaldırıp karşımdaki adamı incelemeye başladım. 1.90 boylarında hafif kirli sakallı sarışın bir adamdı. Gözlerine baktığımda ise bal rengiyle karşılaştım. Sarı ışıkda ışıl ışıl parlıyordu. Daha öncesinde böyle bir renkle karşılaşmamıştım ve doğruyu söylemek gerekirse etkilenmiştim. Hafif bocalamış bir sesle "Merhaba" dedim.
"Buraya yeni mi taşındınız?" dedi hafif bir gülümseme eşliğinde.
"Hayır. Yeni taşınmadım" dedim, içimden ise 'yeni yaşamaya başladım.'
"Sizi ilk defa görüyorum o yüzden öyle bir soru sordum. Kabalık yaptıysam kusura bakmayın" deyip hafifçe gülümsedi.
Bu adam benimle flört mü etmeye çalışıyordu?
Yoksa bana mı öyle geliyor?
Otoparka inen asansörle yaslandığım ayna anansör duvarından iletişimimi keserek bir kaç adım attım asansörden çıkmak için. Bir kaç adım sonra otoparka varmıştım zaten. Sarışın çocuk da benimle birlikte geliyordu. Bir iki metre uzaklıkda olan arabamın olduğu bölüme gelebilmiştim sonunda.
Biran o yol hiç bitmeyecekmiş gibi hissettim. Çantamın içindeki siyah Range Rover arabamın anahtarını aldıktan sonra kilit düğmesine basıp arabanın kilidini açtım. Arabanın şoför kapısını açtıktan sonra hafifçe kapıyı elimle tutup karşımda ellerini cebine sokmuş beni izleyen sarışına dönüp "Olabilir. Sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum." deyip arabama binip kapıyı sertçe çarpmıştım.
'Üzgünüm bebeğim kapını o kadar sertçe çarptığım için.' deyip direksiyonumu hafifçe okşadım.
İçim sızlamıştı ama bir an sinirlenince kendime hakim olamamıştım. Direksiyonunu biraz sevip, içimi rahatlattıkdan sonra arabayı çalıştırıp sertçe gaza bastım ve oradan uzaklaştım. O sırada sarışına hiç bakmamıştım. Ne var yani gözlerini beğendim diye benimle flört etme hakkını kendinde nasıl bulmuştu bu aptal adam? Beyinleri uçkurunda olan adamlardan nefret ediyordum. Tek düşündükleri seks ve kendilerini tatmin etmekti. Kendilerinde seks yapma hakkını buluyorlar, istedikleri kişilerle yatıp kalkıyorlardı ama iş evlenecekleri zamana gelince bakire kadın istiyorlardı. Bakire bir kadın istiyorsanız bakir kalacaksınız beyler. Size gelince istediğinizi yaparsınız ama biz kadınlara gelince neden oruspu damgasını yiyoruz?
Siz seks yaptığınızda namuslu biz yaptığımızda neden namussuz oluyoruz?
Sen istedin diye, ben istemeyince, sizinle/seninle seks yapmayınca bizden ala oruspu yok. Bunun neresinde adalet? Neresinde eşitlik vardı? İş hak savunmaya gelince eşitiz diyoruz ama kadın ve erkek hakları eşit değildi kim ne derse desin eşitlik, adalet yoktu bizim dünyamızda. O kadın istmeyince, tecavüze kalkıştıktan sonra iş mahkemeye gelince güzel bir türkçe ile, sinek kaydı tıraşı ile, temiz bir takım elbise sayesinde neden terbest kalıyorsunuz? O kadına, kadınlara, çocuklara ne olucak? Gözlerinin önünde annelerinin nasıl canice katledildiklerini izlediler elleri kolşarı bağlı şekilde. Anneleri ölmesin diye yalvardılar saatlerce. Onların hafızasından bu anı nasıl sileceksiniz? Güzel bir türkçe ile mi? Yoksa sinek kaydı sıraş ve giyilmiş takım elbise ile mi? Kim ne derse desin eşit değildik.
Ayrıca bakire iki bacak arasında akan bir kan değil, bakirelik kalbin tertemiz olması, sevginin kirlenmemesi, bakirelik kadınlara zarar verilmemesiydi. Bakirelik bacak arasından akan iki damla kan değil. Hep söylüyorum biz annemizin karnından kız olarak doğduğumuzda kaybediyoruz en başta. Tabi ben Alev'n kızı olarak doğduğum gün kaybettim o ayrı.
Sinirlenmiştim hem de fazlasıyla. Derin bir nefes alıp 'Sakin ol Eflin bu gece gerginlik, sinir olmayacak. Eğlenmene bak sadece' dedikten sonra derin nefes alıp vermeye başladım sakin kalabilmek için. Yavaş yavaş dinen sinirimle radyoya uzanıp favori şarkıcım olan Inna hatunumun Yalla şarkısını açtıktan sonra arabayı daha hızlı sürmeye başladım. Hoş tıkanan bu İstanbul trafiğiyle ne kadar hızlı gidebilirsem o kadar hızlı gidiyordum işte. Neyseki gideceğim mekan yarım saatlik bir mesafedeydi de leş gibi olan trafiği çekmek zorunda kalmayacaktım daha fazla.
Açtığım şarkıyla birlikte dans edip bir yandan da şarkıya eşlik ediyordum. Taylan şimdi burada olsaydı kafamı ya direksiyona gömerdi yada radyoya. Gerçi o ikisini de yapardı kesin. Bir güzel kafamı direksiyona gömer sonra gömdüğü yerden çıkarır öpücükleriyle başımı döndürdükten sonra hop güm kendimi radyonun içinde bulurdum. Tabi bu işin şakasıydı, beni böyle görseydi kafasını hafif sallar 'senden adam olmaz' bakışlarını atar gülümserdi.
Telefonumu çantamın içinden çıkardıktan sonra Cemre'yi arayıp açmasını bekledim. Bir kaç saniye sonra açmıştı zaten beni çok bekletmeden.
"Efendim Eflin"
"Efendin olduğumu kabul ediyorsun yani" deyip kahkahayı patlattım.
"Sen ve iğrenç esprilerin. Söyle niye aradın."
"Bir kaç dakikaya mekanda olurum siz neredesiniz"
"Biz de bir kaç dakikaya orda oluruz, yoldayız şuan." deyip telefonu suratıma kapattı. Bu ne ya, suratıma telefonu kapatan kapatana. Anlık bir sinirle telefonu sağ tarafımda kalan yolcu koltuğuna hışımla attım.
'Sakin ol Eflin'
Bu gün kaçıncı kendime sakin ol deyişimdi hiç bir fikrim yoktu.
Bir kaç dakika sonra kulübün önüne gelebilmiştim nihayet. Çantamı aldıktan sonra telefonumu da alıp çantanın içine atıp arabadan indim. Arabayı valeye bırakıp kulübün önüne gelmiştim. Geldiğimiz bu kulüp İstanbul'un en iyi ve nezih restoran barıydı. En sevdiğim yanı ise, kimse kimseye askıntılık yapmıyordu, yani en azından erkekler kadınlara asılmıyordu.
"Hoş geldiniz Eflin Hanım" dedi kapıdaki korumalardan birisi.
"Hoş buldum, n'abersiniz, nasıl gidiyor." deyip göz kırpmıştım.
"Aynı, değişen bir şey yok" dedikten sonra sert duran duruşunun aksine hafifçe gülümsedi.
"Kolay gelsin çocuklar" dedikten sonra baş selamı verip açtıkları kapıdan içeriye girmiştim.
Karanlık ve sessiz olan bir koridoru geçtikten sonra kulağıma müziğin sesi gelmeye başlamıştı. Bu kulübün iki tarafı vardı. Bir kısmı bar, diğer kısmı iste restoran olarak kullanılıyordu. Restoran kısmını pas geçip direkt bar kısmına yönelmiştim. Önünde durduğum devasa olan kapıya hafifçe vurup açılmasını bekledim. Bu kadar haraketli bir ortamda bu çalınan kapının sesini duymaları beni her seferinde hayrete düşürüyordu. Bir kaç saniye sonra kapı ardına kadar açılmıştı. Kapının açılmasıyla birlikte yüzüme hafif alkol ve sigara kokusu akın etmişti. Dikkatimi ilk çeken barın ortasına konulan büyük renkli disko topu olmuştu.
Gözlerimi hafif kısıp kapının önündeki üç basamağı indikten sonra gözlerimi locaların olduğu kısıma çevirdim. Muhtemelen bizimkiler her zamanki takıldığımız locaya gitmiştiler. Tabi geldiyseler. Köşedeki localara gözlerimi çevirmemle masada oturan Murat'ı görmüştüm. Bizden önce nasıl gelmişti bu kadar çabuk? O sırada garsonlardan birisi yaklaşıp hafif bir selam verdi.
"Her zamanki yerinizi size ayırdık Eflin Hanım"
"Teşekkürler Cenk. Bizimkiler hala gelmedi mi?" diye sordum. Bizimkilerin gelmediğini gördüğüm halde.
"Hayır efendim ama Murat Bey geldi, o da masanızda oturuyor zaten" deyip elini locaya doğru uzattı.
"Teşekkürler Cenk, ben giderim eşlik etmene gerek yok, işine bak sen. Kızlar geldiği zaman da direkt bizim masaya yönlendirirsin" deyip elimi hafifçe omzuna vurduktan sonra Murat'ın yanına doğru ilerlemeye başladım aheste aheste.
Masanın yanına gelmemle Murat'ın arkasına geçip gözlerini kapattım bir yandan da elimdeki çantamla vurmaya başladım. "Benimle yatıp duygularımla oynadıktan sonra ortalıktan kayboldun. Bu karnımdaki çocuğa sahip çıkmak zorundasın" deyip sesimi incelttim. Kahkaha atmamak için kendimi bir yandan da sıkıyordum. Neye uğradığını şaşıran Murat "Ne oluyor amına koyayım. Çek şu toynaklarını" deyip elimi ve çantayı çekmeye çalışıyordu gözlerinin önünden.
"Dur! Dur! Dursana kızım!" deyip hızla bileğimi tutup beni başının üstünden çekip masaya yatırdı. O sırada kulağıma gelen kahkaha sesleriyle ben de daha fazla kendimi tutamayıp kahkaha atmaya başladım.
***