Bölüm Şarkısı:
Ayo & Teo - Rolex
****
Gülmekten artık karnıma ağrılar girmeye başlamıştı. Ne olduğunu hala anlamayan Murat saf saf karşımda durmuş bana bakıyordu. Birden gözleri kısıldı ardından gözlerini indirip beni süzmeye başladı herhangi bir yerimin ağrıyıp ağrımadığını anlamak için. Beni incelemeyi bitirip başını sola doğru çevirdi kalabalığa ya da çevreye bakmak için, ardından hemen hızla gözlerini bacaklarıma çevirdi. O kadar hızlı olmuştu ki biran donup kaldım. O göz neden öyle yuvalarından fırlayacakmış gibi büyümüştü ki? Nereye baktığını anlamak için usulca gözlerimi gözlerinin değdiği yere, yani bacaklarıma çevirdim ve gördüğüm şeyle şok oldum. Bacaklarım olduğu gibi ortaya serilmişti. Murat'ın beni masaya yatırmasıyla birlikte geniş olan elbisemin etekleri açılmaya müsait olduğu için açılmıştı neyse ki o kadar çok frikik vermemiştim. Çizme giydiğime şuan çok mutlu olmuştum. O sırada Murat homurdanıp beni hemen masadan kaldırıp locada olan L koltuğa oturttu ve bana söylenmeye başladı.
"Bok vardı Eflin. Onu yaparken aklından ne geçiyordu!?" tükürüklerini saçarak konuşmaya başladı. Sanırım baya sinirlendirmiştim onu.
"Sadece biraz eğlenmek istemiştim Murat, niye bu kadar büyütüyorsun ki." diye masumca konuşmuştum.
"Ayrıca senin yüzünden bacaklarım da açıldı. O ne güç be öküz müsün? arkanda bir kadın olduğunu biliyorsun ama öküzlüğünden de ödün vermiyorsun maşallah." deyip zeytin yağı gibi üste çıktım. Trip atmazsam fena halde üstüme gelecekti yoksa biliyordum.
"Ha birde suçlu ben oldum öyle mi!
Of Eflin yemin ediyorum cinnet sebebisin!" deyip sinirle oturdu yerine.
Ops Murat'ı fena sinirlendirmiştim ki görünüşe bakılırsa tek sinirlendiren ben değil, canını sıkan başka şeyler daha vardı. Usulca yanına kayıp başımı omzuna koydum. "Neyin var" diye sessizce sordum. Boyum ondan kısa olduğu için gözlerimi kaldırıp bakmak zorundaydım.
"Sonra konuşalım şimdi keyfin kaçmasın" deyip önündeki viskisini bir dikişte bitirmişti.
Bir şey demeden bir kaç dakika baktım öylece ona, sonra gelen gülüşme sesleriyle kafamı Murat'ın omzundan kaldırıp sesin geldiği yöne baktım. Bizim kızlar gülüşerek masaya doğru yaklaşıyordu. Bir kaç saniye sonra hepsi masanın önünde durdu zaten.
Hemen lafa atlayıp " Ooo kızlar, hiç gelmeseydiniz sabah oldu, zaten Murat da son içeceğini içmişti bizde tam kalkıyorduk" deyip lafı yapıştırdım. Onları uyarmıştım geç kalmamaları konusunda.
Merve "Dakika bir gol bir. Eflin asla formundan ödün vermez" deyip Murat'a sarılmıştı. Ne giydiklerine bakmak için şöyle üstün körü süzdüm. Merve mini, nar çiçeği rengine çalan kırmızı bir elbise giymişti. Üst kısmından başlayıp etek kısmına doğru dantelden oluşuyordu. Belininin yanlarını ise hafif straplez şekilde açıkta bırakmıştı, yüzünde hafif bir makyaj vardı ve saçlarını salık bırakmıştı fazlasıyla güzel olmuştu.
Gamzeye dönüp baktığımda karakterine zıt gelecek şekilde masum giyinmişti. Her ne kadar kişiliği deli dolu olsa da kıyafet seçimlerinde hep sade giyinmeyi tercih ederdi. İnce askılı ve belden bağlamalı mini bir elbiseydi. Giydiği bej rengi tonlarında olan elbise ona fazlasıyla yakışmıştı. Saçlarını yan bir şekilde örmüş saçının çoğunu sağ tarafına atmıştı. Toprak tonlarında makyaj yapmış ve güzelliğine güzellik katmıştı.
En arkada duran Cemre, İrem ve Aylin dikkatimi çekmişti. Sanırım güne güzelliğiyle damga vuran Cemre olmuştu. Giydiği tulumla beni kalbimden vurmuştu adeta. Zümrüt yeşili tonlarında ince askılı, belinde olan kuşağı ve bacaklarını meydana çıkaran o gizli kesim. Yüzünde seçtiği kahve toprak tonlarıyla güzelliğine daha da güzellik katmıştı, saçlarını ise benim gibi hafif su dalgası yapmıştı. Eğer ki Cemre arkadaşım olmasaydı kazara üstüne bir bardak içki yemiş olabilirdi. İrem saks mavisi renginde mini bir elbise seçmişti, omuzlarını açıkta bırakan volanlı bir elbise. Aylin ise zarafetine zarafet katmıştı giydiği borda tonlarındaki elbiseyle. Tüm vücudunu komple sarıp sarmalayan, dizlerinin dibinde biten bir elbiseydi. Yüzüne ise hiç bir şey tercih etmemişti, saçlarını ise salık bırakmıştı öylece. Merve Murat'la tokalaştıktan sonra bana gülümseyerek kollarını açıp yanaşmıştı. Kollarımı hafif açıp ona sarılmıştım. " Bir şey itiraf etmeliyim ki güzelliğiyle geceye damga vuran isim kesinlikle" deyip geri çekildim onu heyecanlandırmak için. Gülüşerek aynı anda konuştuk.
"Cemre!"
"Cemre!"
Aynı şeyi düşündüğümüz için birbirimize bir beşlik çaktık. Sonra yanıma gelen Gamze'ye yanaşıp öptüm onu. "Giyinmişsin yine karakterine zıt şeyler." dedikten sonra gülümseyip göz kırptım. İrem'le de ayak üstü konuştum. Herkesle tokalaştıktan sonra yerimize oturmuştuk. Oturma düzenimiz, Murat, Aylin, Ben, Cemre, İrem, Gamze ve Merve yan yana oturuyorduk. Oturmamızla birlikte Cenk gelmişti.
"Evet güzel bayanlar size ne getirmemi istersiniz" dedi. Gözleri bir yerde takılı kalmıştı öylece. Gözlerinin odağını görmek için takip ettiğimde Cemre ve Gamze'nin arasında oturan İrem'e baktığını gördüm. Kaşlarımı hafifçe kaldırıp bu bakışa anlam vermeye çalıştım. İrem ise öylece elindeki çantanın kulpuyla oynuyordu.
Murat "Bana aynısından" deyip elindeki bardağı hafif havaya kaldırdı. "Kızlar siz ne içeceksiniz?" dedi ardından.
Cemreye dönüp "Aynısından mı içeceksin" diye sordum. Başını hafif sallayıp onay verdi.
"Ben ve Cemre Tekilla içeceğiz, kızlar siz ne içeceksiniz söyleyin" dedim.
Aylin " Ben Mojito Kokteyli'nden alayım." diye mırıldandı.
Merve elindeki telefondan başını kaldırmadan " Aylin'inkinden" deyip başını kaldırmadığı telefonuna daha çok gömüldü.
İrem ve Gamze kendi aralarında sessizce konuşuyorlardı. Ardından Gamze bıkkın bir şekilde " Ben ve İrem'e Cin Tonic lütfen Cenk" deyip ters ters İrem'e baktı.
Ortalıkta bir şeyler dönüyordu ama ne döndüğü hakkında bir fikrim yoktu. Nasıl olsa öğrenirim deyip Cemreye doğru eğildim. "Eğer arkadaşım olmasaydın şuan o güzelim tulumun üstüne bir şişe viski dökmüş olurdum" deyip güldüm. Benimle birlikte Cemre de güldü.
"Merve'nin tercihi, bu Tulum'u giymem için resmen yalvardı" dedi. Kafamda canlananlarla birlikte gülmeye başladım.
"İyi de Merve durduk yere yalvarmaz ki bir insana"
"Düşün ne kadar önemli onun için bu gece" deyip gözleriyle Merve'yi işaret etti Cemre. Onunla birlikte Merve'ye baktığımda heyecanlı bir şekilde Gamzenin üstünden eğilmiş İrem'e bir şeyler anlatıp gülüyordu. İrem ise gözlerini kısmış dik dik Merve'ye bakıyor, dudaklarını oynatıp duruyordu. "Eğer İrem'i birazcık olsun tanıyorsam şuan Merve'ye saydırıyor" deyip gülüştük Cemre'yle.
Sessiz ve tedirgin bir şekilde öyle çevresini izleyen Aylin'e çevirdim gözlerimi. "Bu kadar tedirgin olma biz yanındayız. Eğlenmeye geldik, birazcık olsun keyfini çıkar bu gece." deyip göz kırptım. Bu sırada içeceklerimiz de masaya gelmişti. Çevreyi inceleyen tedirgin gözlerini bana çevirdiği zaman gözlerimin tam içine baktı, ben de onun. Göz pınarlarına yavaş yavaş yayılan güvenle içten bir şekilde gülümsedim, oda gülümsedi. Dudaklarımı oynatarak "Ha şöyle" dedim. Dudaklarımı okuduktan sonra daha bir içten şekilde güldü.
Bardağımı elime alıp hafif bir yudum alıp ağzımın içinde çevirmeye başladım. Bu sırada gözlerimi Aylin'den almış dans eden insanlara çevirmiştim. Ağzımın içinde döndürüp durduğum yudum hafif bir şekilde ağzımı uyuşturmaya başladığında sertçe yuttum. Bu sırada kızlar kendi aralarında bir şeyler konuşuyordu, ne konuştuklarını bilmiyordum kulaklarıma akın eden yalnızca Dj'in seçtiği parçalardı. Gözlerim ise ortamdaki kalabalığı izliyordu.
Elimdeki bardağı tek dikişte bitirdim. Boş bardağa gözlerimi indirdim. Bir kaç dakika boş bir şekilde boşalmış bardağı izledim öylece. Zihnim ve bakışlarım boştu. Ayağa kalktıktan sonra yanımda oturan Cemre'ye bardağımı gösterip " Ben kendime bir içecek almaya gidiyorum" diye yüksek sesle konuştum beni duyabilmesi için. Cemre önce anlamsız bir şekilde baktı o kadar bağırmam bir işe yaramamıştı, olan yanan boğazıma olmuştu.. Sonra ne dediğimi anlamış gibi başını salladı usulca, ona göz kırptım ve yanlarından uzaklaşıp bar kısmına doğru ilerledim. Oturduğumuz loca ile bar arasında çok bir mesafe yoktu ama dans eden insanlar yüzünden bar kısmına ilerlemem bir kaç dakikamı almıştı. Gözlerim oturabileceğim boş bir sandalye ararken, barın kuytu köşelerine doğru bir sandalyenin boş olduğunu gördüm. O tarafa doğru ilerledim, neyse ki bu sefer çabuk gelmiştim de yeri bir başkasına kaptırtmamıştım. Elimdeki bardağı masaya bıraktıktan sonra yüksek bar sandalyesine bir hamlede oturdum. Sırtı dönük bir şekilde bir şeylerle uğraşan barmenin bana dönmesini beklemeye başladım, bu sırada çalan şarkı ile hafifçe yerimde sallanmaya başlamıştım. Öne gelen bir tutam saçımı alıp sırtıma doğru attım. Hala bana dönmeyen barmenle birlikte kaşlarımı çatıp önümdeki bardağı sertçe masaya bir kaç defa vurdum. Bardağı masaya vurmamla sonunda barmenin dikkatini çekebilmiştim. Hafif bir şekilde bedenini bana doğru döndürüp gözlerini kıstı, karanlık da kaldığım için beni seçmekte zorlanıyordu sanırım. Bana doğru gelip dirseklerini tezgaha yerleştirip tek kaşını kaldırdı. Haraketli barın renkli ışıkları sürekli yüzünde patlasa da onun kim olduğunu tanımıştım. Bu asansörde ki sarışın adamdı. İlk başta şaşkınlıktan dolayı afallasam da hemen toparlamıştım kendimi. Kaç saniye öyle birbirimize baktık bilmiyorum ama bu bekleyişten sıkıldığım için elimdeki bardağı hafif kaldırıp onun görmesini sağladım. "Bana bir Cin Tonic lütfen" deyip elimdeki bardağı bar tezgâhına indirdikten sonra onun önüne doğru ittim. Refleksle hemen bardağı tutmuş, havaya kaldırmıştı. Önce elindeki bardağa sonra bana baktı kaşlarını kaldırmış bir şekilde. Sonra gülüp sırtını bana dönüp içeceğimi hazırlamaya gitti. Bu sırada gözlerimi barda gezdirirken barın karanlık kısmında gözlerim takılı kaldı. Orada tanıdık bir yüzle karşılaşmamla donup kalmıştım.
Taylan...
Caner ve adını bilmediğim, yüzünden sadece aşina olduğum bir adamla oturmuş gülüşerek bir şeyler konuşuyorlardı. Uzun zaman olmuştu onu görmeyeli. Şu bağrıma batan duygunun adı özlem miydi? Dişlerimi sıkıp gözlerimi sertçe yumdum. Kirpiklerim gözlerime batmış ve canımı acıtmıştı. Onu beklemediğim bir anda görmek beni afallatmıştı. Hissettiğim bu duygular beni güçsüzleştiriyordu içten içe. Gittikçe derinleşen bu hissettiklerimle daha çok gözlerimi sıkıp kaçmak istedim bu duygular yüzünden. Ne kadar süre öyle kapalı kaldı gözlerim bilmiyordum...
Saniyeler mi, dakikalar mı geçti bilmiyorum ama sanki asırlar geçmiş gibiydi. Birden bire masaya çarpan bir bardak sesiyle yerimden sıçradım. Hızla gözlerimi açtığım an Caner'in gözleriyle karşılaştım. Beni görmeyi beklemiyormuş gibi içmek için ağzına yaklaştırdığı bardakla kala kalmıştı öylece. Gözleri büyüdü önce sonra gülümsemeye başladı. Onun gülüşünü gördükten hemen sonra önüme döndüm hızlıca.
Taylan'la karşılaşmaya hazır değildim. Beni orada öylece bırakıp gitmesi beni içten içe üzmüştü. Onu fazlasıyla özlesem de bu ona olan kırıldığım gerçeğini değiştirmiyordu.
Önüme gelen içeceğimle birlikte "Sarışın" deyip kaşlarımı kaldırdım ne iş der gibi. Benim ne demek istediğimi anlamış gibi güldü. Gülüşü insanların dikkatini çekecek kadar çekiciydi.
"Burada barmenim arada bir part time çalışıyorum. Keyfime bağlı yani" dedikten hemen sonra göz kırptı.
"Ayrıca sarışın mı?" deyip gülmüştü. Bende elimde olmadan güldüm.
"Benim bir adım var. Levni Adım Levni" deyip elini uzattı.
Önce eline sonra yüzüne baktım. Bardağımı elime aldıktan sonra koca bir yudum alıp hızlıca yuttum. Bu sırada sarışının eli hala havadaydı. Tam elini indiriyordu ki elimi uzatıp sıktım.
"Levni, anlamı ne?" diye meraklı bir şekilde sordum. Adı gerçekten değişikti ve ilk defa duymuştun.
"Levni : Renkli, boyalı demek,"
"Anlamı da adın ve kişiliğin gibi değişik" dedim bilmiş bilmiş.
Hangi ara içeceğimi bitirmiştim bilmiyorum ama sarışının önüne tekrardan ittim. Önce bakıştık bir kaç saniye sonra aynı anda gülmeye başladık.
Bana ne oluyordu? Neden olur olmadık her şeye gülmek istiyor ve gülüyordum. Tekrar içeceğimi yenileyip önüme bıraktı. Elime bardağımı aldıktan sonra ona doğru havaya kaldırıp kafamla bir hareket yaptıktan sonra uzaklaşmaya başladım. Bizimkilerin oturduğu masaya geldiğim zaman elimdeki bardağı havaya kaldırıp "Hadi millet oturmaya mı geldik, yoksa eğlenmeye mi? Kaldırın koca kıçlarınızı ve benimle gelip dans edin hadi!" dedim sonra elimdeki içeceğimden bir yudum alıp dans eden insan topluğuna doğru gitmeye başladım. Birden bire bar o kadar kalabalıklaşmaya başlamıştı ki sürekli bir bedene çarparak geçmek zorunda kalıyordum. Hafif dönüp arkama baktığımda kızların da ellerine içeceklerini alıp beni takip etmeye başladıklarını gördüm. Masada yalnızca Aylin ve Murat kalmıştı. Biri böyle ortamları sevmiyor, alışık değildi. Diğerinin ise keyfi yoktu. Omuzlarımı hafifi silkip önüme döndüm ve dans etmeye başladım. Kaç dakika öyle dans ettik kendimizden geçecek şekilde bilmiyorum ama Dj'in çaldığı şarkıyla daha çok coşmaya başlamıştık. Kendimizden geçecek şekilde dans etmeye başladık İrem'le. Biz dans ettikçe insanlar yavaşça bir daire oluşturup bizi içine almış alkışlayarak bize tezahürat yapmaya başlamıştı. Son bir kaç yudum kalan içeceğimi de kafama diktikten sonra bardağı yere düşürüp daha çok belimi kıvırmaya başladım. Zamanında kızlarla iyiki dans kursuna gitmiştik.Dansların bir çok adı ve türleri vardı. Bizim şuan yaptığımız dansın adı Rock'n Roll. Yine bir gün Gamze'nin canı sıkılmış ve bizi zorla bir dans kursuna yazdırmıştı. Neyseki bazen böyle durumlarda bildiğimiz dans figüranları eğlenmeye çıktığımız zaman işimize yarıyor daha çok eğlenmemizi sağlıyordu. Dizlerimi hafif kırıp bacaklarımı açıp kapatmaya başladım bir yandan belimle kıvrak hareketler yapıp müzikle iyi bir uyum sağlıyordum. Uzun süre dans etmemin sonucu saçım başım dağılmış ve yüzüm kızarmaya başlamıştı. Şarkının bitmesiyle derin bir nefes alıp dans etmeyi bıraktıktan sonra hafif bir şekilde eğilip bizi izleyenlere selam verdim. Daire oluşturan insanlar pisti yıkacak gibi delice alkışlamaya başladı. Kızlara dönüp "Kızlar ben bir tuvalete gidip dağılan üstümü başımı düzelteceğim" dedikten sonra hemen yanlarından ayrılmıştım. Dj kabinin çaprazında kalan karanlık bir koridor vardı, tuvaletler ve bir kaç oda daha orda bulunuyordu. Karanlık koridora saptıktan sonra bir iki dakika yürüdüm. Karşıma çıkan iki kapıyla bir an duraksadım. Gözümün önünde bir kadın figürü ve bir erkek figürü dönüp duruyordu. Sanırım aç karna içmem beni çarpmıştı. Bir kaç defa gözlerimi kırpıp açtıktan sonra netleşen görüntümle kadın figürünün olduğu kapıya doğru gidip kapıyı ittikten sonra içeriye girdim. Bu sırada barda çalan gürültülü müzik de kapının dışında kalmıştı. Sessiz bir ortama girmemle birlikte rahatladım. İçeriye şöyle bir göz attığımda iki kadın lavaboların olduğu kısımda makyajlarını tazeleyip diğer yandan kendi aralarında konuşuyorlardı. Kimin geldiğine bakmak için bir kaç saniye yaptıkları makyaja ara verip içeriye girenin ben olduğumu gördükten sonra önlerine dönmüş sohbet etmeye devam etmişlerdi. Bu sırada sıkıştığım için hemen boş kabinlerden birisine attım kendimi. İşimi hallettikten sonra dışarıya çıkıp lavabonun önüne geçtim ve ellerimi yıkamaya başladım. İşleri bitmiş olacak ki az önce burada gördüğüm kadınlar yoktu şimdi. Bir an tuvalette yalnız olmanın verdiği tedirginlikle duraksadım. Yavaşça yüzüme su çarpmaya başladım makyajımı bozmayacak şekilde. Çantamı yanıma almadığım için makyajımı bozmamaya dikkat etmek zorundaydım. Bir an kapının açılıp kapanma sesini duydum, başım lavaboya hafif eğik olduğu için kimin geldiğini göremiyordum. Gelen kişi o kadar sessizdi ki sanki birisi içeriye girmemiş bu benim paranoyaklığımmış gibi hissettim. Bedenimi saran garip bir ürpermeyle duraksadım bir an. Burnuma gelen kokuyla donup kaldım.
Bu koku yalnızca Taylan'a aitti. Onu kokusundan tanımıştım görmesem bile. Usulca bir elin belime dolandığını hissettim, ardından sert ve kaslı bir bedene yaslandım. Sırtımda onun bedeninin her bir kıvrımını hissediyordum. Usulca eğik olan başımı kaldırıp karşımda duran aynadan kendime baktım. Hayır kendime değil direkt onun orman yeşili olan gözlerine baktım gözümde olan soru işaretleriyle. Derin bir nefes alıp
" Ne yaptığını sorabilir miyim?" diye mırıldandım. Başını saçlarıma doğru eğip genzinden gelen hafif hırıltılı bir şekilde "Seni özledim" diye mırıldandı. Sesinde anlamını bilmediğim kelimeler vardı. Ve ilk defa bana karşı duygularını açıkca dile getirmişti.
Hiç bir şey hissetmiyordum.
Hayır bir şeyi çok iyi hissediyordum:
Özlem... Buram buram özlem kokuyordu bu adam. Bedenimde onun bedeninin kıvrımlarını hissetmek daha çok harlamıştı içimdeki bu özlemi.
"Neden burdasın?" diye kısık sesle konuştum. Yüksek sesle konuşacak kadar kendimi güçlü hissetmiyordum.
"Seni özledim" diye mırıldandı yeniden genzinden gelen o hırıltılı sesiyle. Göz temasımızı koparıp boynuma doğru indi. Dudakları boynumdan usulca kulak meme doğru kaydı. Öpmüyor yalnızca dudaklarını değdirip geçiyordu. Kulak mememi öptükten sonra hafif bir şekilde ısırdı öptüğü yeri. Bedenimin titremesine engel olamadım, tüylerim diken diken olmuştu. Kasıklarımdan başlayan sızı karın bölgeme tatlı bir his bırakıyordu. Nerden, nasıl uyarılanacağımı iyi biliyordu sanki.
"Yapma" diye mırıldandım varla yok arası bir sesle.
Yaptığı işkenceye dayanamayıp "Demek özledin," diye mırıldanıp kolları arasında hızla dönüp yüz yüze bakacak şekilde durdum.
"Bunca zaman neredeydin o halde özlediysen?" diye kırgınca konuştum. Ben bu adamın yanında ne olursa olsun anında gardımı indiriyordum istemsiz.
"Şimdi buradayım Eflin" deyip hızlıca dudaklarıma yapıştı. Bu atak o kadar beklenmedikti ki hızla dişlerimiz birbirine çarptı. Bu sert çarpışmayla istemsiz bir inilti kaçtı dudaklarımdan. Benim kalan son irademi zorlayacak şekilde öpüyordu. Öpüşü farklıydı, hasret ve özlemle öpüyordu beni. Bir süre irademi zorlayarak karşılık vermedim ama o kadar ısrarlıydı ki daha fazla direnemeyip karşılık verirken buldum kendimi. Öpüşürken bir yere tutunma ihtiyacıyla ellerimi saçlarına doğru usulca kaldırıp okşamaya başladım. Geri geri adımlayıp hızla kabinlerin olduğu duvara yaslandı. Ne kadar öyle öpüştük bilmiyorum ama birden onunla yer değiştirirken buldum kendimi. Şimdi duvara yaslı bir şekilde duran bendim. Dudaklarımdan dudaklarını koparıp boynuma doğru inip usulca nefesini oraya bıraktı. Tam şah damarımın üstünde onun nefesini hissetmek bedenimi titretmişti.
"En çok da bu eşsiz kokunu özledim Zeyrek" diye mırıldandı.
Titrekçe aldığım nefesi tuttum. Bir kaç minik öpücükten sonra usulca üstümdeki elbisenin göğüs oluğumu açıkta bırakan yerine doğru indi. Minik ama ıslak bir öpücük bıraktıktan sonra oraya usulca nefesini bıraktı. Bıraktığı nefesi kasıklarımı yakmıştı. Bacaklarımı birbirine yapıştırmamak için dirensem de göğüs oluğuma bıraktığı nefesle işleri iyice zorlaştırıyordu. Sertçe bacaklarımı birbirine yapıştırıp "Benimle oynama Taylan" diye söyledim. Bir öpücük daha kondurduktan sonra burnunu göğüs oluğuma yerleştirip oradan derin bir nefes alıp sertçe sol eliyle sağ göğsümü tutup sıktı.
"Beni öldüreceksin bir gün Eflin! Bir gün ölümüm senin elinden olacak" diye hırladı. "Yalnızca senin" dedikten hemen sonra beni yasladığı duvardan ayırıp sertçe kucağına çekti. Beni kucağına almasıyla birlikte bacaklarımı beline sardım. Şuan onun kucağında kasıkları kasıklarıma yapışmış durumdaydı ve sağ göğsümü sıkıp duruyordu. Hızla duvara yapıştırdı beni ve hırlayarak dudaklarıma yapışıp beni sertçe öpmeye başladı. Bu sırada usul usul kendini bana sürtüyordu...
Belim sert çarpışmadan dolayı sızlasa da çok da önemli değildi. Nefeslerimiz iyice düzensizleşmeye ve birbirimizi tüketmeye başlayınca usulca öpüşmeyi bıraktık ben hızlı bir şekilde soluklanırken Taylan'ın dudakları durmuyordu yerinde. Islak dudaklarını çeneme indirip oraya ıslak öpücüklerini bırakarak boynuma doğru indi. Boynumda dilini gezdirdikten sonra bir kaç öpücük bırakmanın ardından sertçe ısırdı. Onun ısırmasıyla birlikte ikimiz de aldığımız zevkten dolayı inledik. Benim kulaklarımda onun sesi, onun kulağında benim sesim dolaşıyordu. Boynumu serbest bıraktıktan sonra aşağılara inmeye başladı, istediği yere ulaştığında usulca gözlerini kaldırıp bana baktı. Benim dağılmış halim ona zevk vermiş olacak ki silik bir şekilde güldü. Aldığım zevkten dolayı göz harelerim odağını kaybetmiş olsa da o gülümsemeyi seçmişti. Sağ gözünü kırpınca ne istediğini anlayıp başımı sırtımdaki duvara sertçe bastırıp ona yer açtım. Boğuk bir sesle inleyip hızla sol göğsümü açığa çıkarıp sertleşmiş meme ucumu ağzına aldı.
Dudaklarım "Taylan, yapma" dese de bedenim devam et Taylan diye çığlık atmak için kıvranıyordu. Bir süre işkencelerine devam etti. Kulaklarım uzaktan bir kaç kadın sesi seçtiğinde uykudan uyanır gibi uyandım. "Yapma, birisi görecek" deyip kafasını gömdüğü göğüslerimden geriye doğru itmeye çalıştım. Dudaklarımı birbirine sertçe bastırıp zorlanarak onu itmeye devam ettim. Bir kaç denemenin ardından başını gömdüğü yerden homurdanarak çıkartıp kaşlarını çatarak bakmaya başladı.
"Bakma öyle. Birisi gelip bizi böyle görsün istemiyorum" deyip dudaklarına minik bir kaç öpücük bırakıp hızla kendimi geri çektim. Eğer kendimi çekmeseydim daha da ileriye gidecekti. Kucağından inmek için hafifçe kıpırdandım. Zor durumda olan Taylan kendini bana sertçe bastırıp sertçe belimi tuttuktan sonra dudaklarıma yumuldu tekrar. Bir kaç dakika öyle öpüştükten sonra tuvaletin dışından net gelen seslerle birlikte kendimi geri çekip " Bu kadar yeter. Kimseye bu halde yakalanmak istemiyorum Taylan." dedikten sonra ona sürtünerek kucağından indim. Hangi ara kollarımı onun boynuna dolayıp saçlarını sıkıca asılıp tutmuştum bilmiyorum... Onun kucağından yere inmemle dizlerim titremeye başlamıştı. Resmen dengem alt üst olmuştu. Yoğun geçen dakikaların sonunda bu halde bedenimin titremesi normaldi. Öpüşmekten şişmiş dudaklarım hafif acısa da önemli değildi. Dudaklarımı hafifçe yaladıktan sonra onun tadının ağzıma gelmesiyle birlikte sertçe gözlerimi yumup sakinleşmeyi bekledim. Bir kaç dakika öyle bekledikten sonra titreyerek gözlerimi açtığım zaman kabinlerin olduğu kısıma sırtını dayamış, kollarını birbirine dolayıp yüzündeki hafif gülümsemeyle beni izliyordu öylece.
****