Playlist:
Ragga Oktay feat / Yıldız Tilbe - Gitme K
Avril Lavigne - I fell in love with the devil
Ariana Grande - Dangerous Woman
****
Hiç bir şey yapmadan öylece durup birbirimizi izliyorduk sessiz ve sakin bir şekilde. Sonunda bu sessizliğe dayanamayıp konuştum.
"Daha ne kadar burada durup izleyeceğiz birbirimizi?"
Konuşmamla birlikte dudağı hafif bir şekilde yukarı doğru kıvrıldı. Yaslandığı yerden doğrulup ellerini silkeledikten sonra dağılan saçlarını düzeltip elini bana doğru uzattı.
"Bana göre hava hoş, durup seni izlemek bir keyif benim için ama olduğumuz mekan yanlış haklısın. Hadi gel bizimkilerin yanına gidelim" dedi o erkeksi sesiyle. Sakinleşip, düzene girmiş nefesimi ve kalbimi hızlı bir şekilde attırmayı başarmıştı yine, yeniden.
Bir insanın ses tonundan, bir insan tahrik olabilir miydi? Ben olmuştum. Yabancısı olduğum bu duygular beni alt üst etmişti. Ne kadar yabancısı olsam da bir o kadar akrabasıydım sanki bu hislerin. Yalnızca bir ses tonu değil bakışı bile yetiyordu, biliyordum. Bir bakışıyla içimden bir şeyleri koparıp avuç içlerinde saklıyordu sanki.
Bu hissettiklerimin anlamı neydi?
Ya da bir anlam yüklemek istiyor muydum?
Ben bunları düşünürken Taylan yanıma yaklaşıp elini usulca sırtıma sardıktan sonra başını hafif eğip saç bitimimin olduğu kısıma hafif bir öpücük kondurdu. Sonra sırtımdaki eli usulca belime doğru kayıp belimi sıkıca kavradı. Bu öpücük, tutuş iyi hissettirmişti. İçimde bir yerlerde kırgın olan tarafı susturup bir yerlere itelemiştim şimdilik. Ben Eflin Kuzey iyi ya da kötü ne olursa olsun insanların yaptıklarını yanına kar bırakmayan bir kadındım ve bunu en iyi bilen kişilerden birisiydi Taylan.
Kafamın içinde dönüp duran düşünceleri kovalamak için kafamı hafif sallayıp ana odaklanmaya karar verdim.
Hafif kendimi ona yasladıktan sonra kafamı kaldırmadan gözlerimi kaldırıp ona baktım. Dudakları hala öptüğü yerdeydi. Gözlerini hafif kısmış bana bakıyordu. Gülümsedim, o bana böyle güzel bakarken nasıl gülümsemezdim ki?
"Yaşadığımız bu an ne kadar özel olsa da olduğumuz ortam pek tercih edeceğim bir yer değil, bu anı bozmak istemesem de bizimkilerin yanına gidelim mi artık?" diye sordum.
Bir şey demeden baktı sonra dudaklarının asılı olduğu yere tekrar bir öpücük bırakıp uzaklaştı. Hayır uzaklaşan yalnızca dudaklarıydı kolu hala belime dolanmış bir şekilde duruyordu.
"Tamam, çıkalım hadi" deyip yürümeye başladı. Onunla birlikte ben de yürümek zorunda kalmıştım. Şuan ne haldeydim bilmiyordum, kapıdan çıkarken son dakika aynaya dönüp bakma fırsatı bulabilmiştim, sanki dakikalar önce orada özel anlar yaşamamışız gibi gayet dağılmamış bir şekilde duruyordum bir tek dudaklarım şişmişti o da öpülmekten...
Şişen alt dudağımı dişlerimin arasına alıp ısırmadan edemedim. Şiştiği için sızlamıştı... Ama bu bana iyi gelmişti bu yaşadıklarımızın tek gerçeği şişen dudaklarımdı. Sanki bir rüyadaydım o kadar iyi gelmişti ki Taylan bana..
Nasıl giderse gitsin mühim değildi, önemli olan bana nasıl gelişiydi. Bu zamana kadar bu adamın gidişini görmedim ama gelişleri hep güzeldi.
"Sen hep bana iyi gelirsin, ne olursa olsun iyi gelirsin" yaşadığım duygu yoğunluğundan ötürü içimden geçenleri ona da söylemeden edememiştim. Konuşmamla birlikte duraksayan adımları tekrar normal halini almış bizi karanlık koridordan uzaklaştırıp masaya doğru ilerletmeye başlamıştı.
Zaman kavramım yoktu, saat şuan kaçtı hiç bir fikrim yoktu. Akşamı devirip geceye mi geçmiştik yoksa geceyi devirip sabaha mı geçmiştik, bilmiyordum ama bir kaç saatten fazladır burada olduğumuzu iyi biliyordum.
"Hangi masaya geçeceğiz? İstersen bizim yanımıza gelin. Hem Caner yabancı değil o ve Murat birbirlerini pek çok severler" deyip kıkırdadım.
Benim dediklerimle birlikte dudakları kıvrılıp, "Eğer bir cinayetin işlenmesini istiyorsan Caner ve Murat'ı yan yana getiririz bir sıkıntı yok" dedi o şahane sesiyle. Söyledikleriyle birlikte kahkahama engel olamamıştım, elimi götürüp gülüşümü sakladım. Zaten yüksek sesle çalınan şarkıdan yana içim rahattı kimse sesimi duymuyordu.
Bir el uzanıp, gülüşümü sakladığım elimi okşayıp uzaklaştırdı dudaklarımdan.
"O güzel gülüşünü benden mi sakınıyorsun Zeyrek?" dedi sessizce.
Yavaşça solan gülümsememle birlikte kaşlarım havalandı istemsizce. Boyu benden uzun olduğu için alttan bakmak zorunda kalıyordum ona.
Bir şey demedim hayır, diyecek bir şeyim yoktu.
Sessiz kalıp bizimkilerin yanına gittik. Masaya geldiğimde büyük bir şokla karşılaştım. Gördüğüm sahne ile mümkün olsaydı şoktan dolayı açık kalan ağzım şimdi yere yapışmış olurdu.
"Oha" diye çığırdım resmen.
"Hassiktir" diye bir ses duydum ama dönüp bakabilecek kadar kendime gelebilmiş değildim. Dönüp baksam bile değişen bir şey olmayacaktı, ben bu sesin sahibini tanıyordum...
Bu sesin sahibi Taylan'dı.
Caner ve Merve öpüşüyordu!
Hayır bu öpüşmek değil bildiğiniz ağız ameliyatıydı.
Resmen birbirlerini sömürüyorlardı!
Masada yalnızca o ikisi vardı, diğerleri neredeydi hiç bir fikrim yoktu ama benim ve Taylan'ın sesini duydukları gibi hızla birbirlerini itekleyip koptular birbirlerinden.
Şoktan hala çıkabilmiş değildim. Birbirinden ölümüne nefret eden iki insan gözlerimin önünde öpüşmüştü hem de tutkulu bir şekilde.
Birbirlerini itip, sesin geldiği yöne yani bize dönüp baktıklarında ikisinin de göz bebeği büyümüştü. Kesinlikle bizi karşılarında görmeyi beklemiyorlardı. Tıpkı bizim onların öpüştüğünü görmeyi beklemediğimiz gibi..
Şaşkın bir şekilde gülmeye başladım bir yandan da konuşmaya çalışıyordum.
"Resmen ölümüne birbirinden nefret eden iki insan öpüşüyor şaka gibi" dedim hayretler içerisinde. Sesimi duyan Merve'nin gözleri doldu.
Hassiktir, burada ne oluyordu?
"Ben,"
"Ben, çok özür dilerim."
"N- nasıl olduğunu bilmiyorum." diye ağzında bir şeyler geveleyip durdu. Sanki bir çeşit şokta gibiydi.
Apar topar kalkıp dağılan çantasını toparlamaya başladı. Çantasının içindeki eşyalar nasıl etrafa dağılmıştı bilmiyorum. Ben hala şaşkın bir şekilde yerimde dururken Taylan sessizliğini korumuş Caner ise gözlerini yummuş sertleşmiş yüz hatlarıyla olduğu yerdeydi.
Merve çantasını toparlarken nereye gittiğini bilmediğim çok sevgili(!) arkadaşlarım yanıma gelmişti. Ortamdaki tuhaf sessizliği fark etmiş ve sessizce birbirlerine ne olup bittiğini soruyorlardı..
Elleri titrediği için eşyalarını toplamakta zorlanıyordu Merve, halbuki bir kaç parça eşyaydı alt tarafı. Ama yaşadığı adrenalinden dolayı eli ayağı birbirine girmişti. Hepimiz sessiz bir şekilde onu izliyorduk. Sonra birden doğrulup hiç bir şeyini almadan yanımızdan hızlıca uzaklaşmaya başladı. Bir fırtına gibi gelip geçmişti yanımdan. Girdiğim bir çeşit şoktan, yanımdan geçerken dudaklarından kaçan hıçkırık sesiyle çıktım.
Hassiktir, ağlıyordu.
Bende hemen hızlıca peşine takıldım, geçerken bir çok terli bedene çarpsam da umrumda değildi. Az önce yaprak gibi titreyen kadın ortalıktan kaybolmuştu resmen!
Hızlıca bardan çıkıp dışarı attım kendimi. Etrafa göz gezdirdiğimde Merve'ye dair bir iz göremedim.
"Lan az önce yanımdan geçti nasıl oldu da böyle kayboldu amına koyayım" dedim sinirle. Elimi hırsla saçımdan geçirip çekiştirmeye başladım. Etrafta bir kaç yabancı simadan ve kapının önündeki korumalardan başka kimse yoktu.
Hırsla etrafımda döndüm tam içeriye girecekken duyduğum hıçkırık sesiyle olduğum yerde kaldım.
Sakin bir şekilde sesin geldiği yönü çözmeye başladım, kartal kadar keskin olan gözlerimle etrafı incelemeye başladım. Sonra ansızın gözüme duvarın dibindeki bir beden takıldı.
Oradaydı, o duvarın dibine çökmüş ağlıyordu.
Hızlıca yanına gidip sıkıca sarıldım.
"Şşşş, ağlama bebeğim geçti." Desem de geçmemişti. Bir insanı kandırmak o kadar da kolay değildi artık. Ben geçti desem de geçmemişti..
Bir kaç dakika o duvarın dibinde öyle sarılı bir şekilde durduk. Şiddetli başlayıp dinen gözyaşlarıyla biraz olsun kendini toparlayabilmişti..
Hangimize ağlamak iyi gelmedi ki?
Başını gömdüğü boynumdan usulca uzaklaştırıp göz göze gelmemizi sağladı. Bir anne şefkati olamasa da bir abla şefkatiyle parmaklarımı uzatıp akan makyajını usulca sildim.
"Akan burnun ve rimelinle bile güzelsin. Bu halin bile bir çok kıza taş çıkartır" dedim bir az olsun yüzü gülsün diye. Dediklerimi duyunca ağlamakla gülmek arası bir ses çıkardı.
Çöktüğümüz yerden usulca onu kaldırdım, onunla birlikte bende ayağa kalktım. Ellerimi yüzüne uzatıp "Ne olursa olsun, kim olursa olsun hiç kimse ama hiç kimse senin göz yaşların kadar değerli değil. Ağlama artık" dedim şefkatle.
Gözlerimin içine uzunca baktı, bu süre ne kadardı bilmiyorum ama bana asırlar gibi gelmişti..
Sonra ansızın kollarıma atılıp sıkıca sarıldı ve "İyi ki varsın Eflin, bunu altı boş bir şekilde söylemiyorum. İyi ki varsın" dedi..
Dedikleriyle birlikte göz yaşıma engel olamadım tam ağzımı açıp bir şeyler söyleyecektim ki yanımda bir ses duydum.
"İstersen seni eve bırakabilirim Merve" dedi Murat. Kafamı çevirip baktığımda kollarını birbirine dolamış abi şefkatiyle bakıyordu bize.
Bizi hep koruyup kollayanımızdı, o olmasaydı eğer bir kanadımız hep kırık olurdu...
Ona yani Murat'a hafif bir şekilde gülümseyip Merve'ye döndüm.
"Seni eve bırakalım bu halde eve tek başına gidemezsin" dedim.
Kafasını olumsuz bir şekilde sallayıp "Gecenizi mahvettim, kusura bakmayın. Ben eve tek başıma giderim" dedi ağlamaktan boğuklaşmış sesiyle.
İtiraz etmek için tam ağzımı açıyordum ki "Gerçekten iyiyim Eflin eve tek başıma gitmek istiyorum endişelenmeyin" dedi beni ikna etmek için.
Kararsız bir şekilde ona bakarken gözlerinde gördüklerimle yalnız kalmaya ihtiyacı olduğunu fark ettim. Usulca yüzünde duran elimi uzaklaştırıp koluna indirdim ve orayı okşadıktan sonra tamamen kopardım arımızdaki fiziksel teması.
"Peki, nasıl eve gideceksin arabanla gelmedin buraya" dedim
"Sorun değil buradan bir taksi çevirir dönerim" dedi.
Onu hafif bir şekilde süzdüm iyi olup olmadığını anlamak için ama düşündüğümün aksine gayet iyiydi.
"Şimdi taksilerde sürünme benim arabamla git" dedim.
Tam itiraz etmek için ağzını açıyordu ki " İtiraz istemiyorum Merve, benim arabamla eve git" dedim kesin bir dille. Bu sırada Murat sessizliğini korumuş ve hiç bir öneride bulunmamıştı.
"Peki" dedi yılgın bir sesle.
Hafif gülümseyip ona tekrardan sıkıca sarıldım ve "Şimdi değil ama konuşacağız, ne kadar kaçarsan kaç benden kaçamazsın Merve" dedim sessiz bir şekilde. Hafif bir şekilde gülüp kafasını salladı.
Sarılma faslımız bittikten sonra valeye arabamı getirmesini söylemiş, araba gelince de arabanın anahtarını Merve'ye vermiş tekrardan sıkıca sarıldıktan sonra arabaya binip gitmişti. Şimdi Merve'nin boş bıraktığı sokakta ben ve Murat kalmıştık.
Kollarımı birbirine dolayıp "Sence neler oluyor? Birbirinden ölesiye nefret eden iki insan nasıl olurda bu anı yaşadılar" diye sordum.
Sessiz bir şekilde yanımda duran Murat bir müddet daha sessiz kaldı ve sonunda sessizliğini bozdu.
"Belki de iki zıt kutup birbirini çekti bilemeyiz aralarındaki elektriklenmeyi. Ne olursa olsun sizler benim kız kardeşimsiniz ve sonuna kadar onu ve sizi koruyacağım" dedikten sonra saçlarıma bir buse kondurup yanımdan uzaklaşmıştı.
Bir müddet sonbaharın ayazında kalmış o soğukluğu iliklerime kadar hissetmiştim sonra ansızın burnuma nüfus eden deniz kokusuyla beraber omuzlarıma bir ceket bırakılmış ve birisi tarafından sarmalanmıştım.
Omuzuma bırakılan cekete daha çok sarıldıktan sonra sağ tarafıma dönüp gördüğüm orman yeşili gözlerle titreyen her yanım yavaşça titremeyi bırakmıştı sanki.
"Korkuttun beni" diye fısıldadım o güzel gözlere bakarken...
"Korkma benim" dedi gözlerindeki o güzel ışıltılarla. Gülümsemeden edemedim. Ona öylece bakarken " Bu geceyi burada sonlandıralım mı yoksa devam mı edelim" diye fısıldadı.
Gözlerinde harlanmış bir ateş vardı ve o ateşi yöneten bendim. Gözlerindeki yansımama daha dikkatli bir şekilde bakıp "Bu geceyi burada bitirirsek yazık olur" diye fısıldadım. Dediklerimle birlikte dudakları yukarıya doğru kıvrıldı.
"Bu geceyi burada bitirirsek yazık olur" diye tekrarladı beni.
Kafamı sallayıp "Ee ne yapıyoruz şimdi?" diye sordum yaramaz bir kız çocuğu gibi dudaklarımdaki o gülümsemeyle...
"Bana mı gidelim?" diye bir öneride bulundu.
Onun dudaklarına yaklaşıp "Aslına bakarsan benim daha iyi bir fikrim var" deyip dudaklarına küçük bir buse bıraktım.
"Hmmm, neymiş daha iyi fikrin" dedi dudakları dudaklarımdayken.
Gülümseyip "Bana gidebiliriz" dedikten sonra dudaklarına biraz önce bıraktığım öpücükten daha uzununu bırakıp uzaklaştım.
Gözlerimi dudaklarından uzaklaştırıp gözlerine baktım. Az önce yanan ateşi yöneten benken şimdi o ateş ikimizi yönetiyor, yakıyor ve yanıyorduk.
Gözlerim gözlerindeyken "Aslında bir sorunumuz var" dedim.
Kaşlarını çatıp "Sorun ne?" diye sordu karanlık sesiyle.
"Arabamı az önce Merve'ye verdim eve nasıl gideceğiz?" dedim daha doğrusu sordum.
Tek kaşını kaldırıp dik dik bakmaya başladı sence dercesine. Önce anlam veremedim neden böyle baktığına ama sonra düşen jetonla birlikte anladım...
"Haa, doğru ya senin araban vardı. Seninkiyle gideriz evime." dedim şapşal bir şekilde. Evet aldığım alkol yüzünden şapşallaşmıştım. Dediklerimle birlikte kısık bir sesle gülüp "Sanırım artık bir problem kalmadı." dedi sorarcasına bakarken.
"Hayır kalmadı artık gidelim ve beni bu ayağımdaki çizmelerden kurtar ayak tabanlarım sızlıyor" diye sızlandım.
"Hayhay Eflin Hanım emrinize amadeyim" deyip beni ansızın kucağına aldı.
"Oha" deyip kahkaha atmaya başladım.
"Sen delirmişsin"
" 'Mişsin' fazla değil mi sence de?" diye sordu keyifli bir sesle.
"Haklısın, sen zaten delisin" deyip boynuna sıkıca sarıldım.
Taylan kucağında beni taşırken mekanın otoparkına gelmiş ve onun arabasına binip yola koyulmuştuk. Evimin adresini verdikten sonra İstanbul'un işlek caddelerinden ışık gibi geçerken kafamı koltuğa yaslamış onu izliyordum. Yüzümdeki gülümseme hiç eksilmemişti sakin bir şekilde onu izliyordum öylece.
Arabanın içinde kol gezen sessizlik can sıkıntısı değil huzurun sessizliğiydi. Ben onu izlerken o dikkatli bir şekilde arabayı sürüyordu. Sonra usulca radyoya uzanıp bir kanalda durdu.
Radyoda çalan şarkıyla gülmeden edemedim.
"Hasretim ben sana deli gibi hasretim
El ele yan yana öperken hasretim
Yokluğun bir tek an bile çekilmiyor
Bu acı, bu ateş sensiz çoğalıyor."
Evren bize bir mesaj mı yolluyordu? Deli gibi gülmeye başladım, ben gülerken Taylan'ın da yüzünde huzuru simgeleyen bir gülümseme yer aldı.
"Bu senin bir oyunun mu?" diye sormadan edemedim.
"Ne? Ne alaka, hiç bir şey yapmadım, sen araba yolcuklarında şarkı dinlemeyi seviyorsun diye açtım ama bu şarkının çalınmasını kesinlikle beklemiyordum." dedi, kendini savunmaya çalışırken.
Kahkahalarım gülümsemeye dönmüş ve onun söyledikleriyle birlikte gelen nakaratla birlikte buruk bir hale dönmüştü bu sefer.
"Hasretim ben sana deli gibi gitme kal
Kırgın ol dargın ol ama yine gitme kal
Ömrüme, giriverdin gönlüme
Bana kız, bana küs ama gitme kal."
Sessiz kalıp onu izlemeye devam ettim. O da bir şey dememişti artık. Şarkı bitmiş ve bir çok farklı şarkı çalmıştı. Bu sürede hiç konuşmamıştık.
Uzun gibi gelen bir yolculuk sonrası sonunda Nişantaşı'ndaki evime gelebilmiştik.
Arabayı otoparka bıraktıktan sonra asansöre binip ona yaslanmıştım yorgun bir şekilde.
"Yorgunum, uykum var ama yok.." diye mırıldandım varla yok arası bir sesle. Sessizliğini koruyup sağ kolunu omuzuma dolayıp beni daha çok kendine yaslamıştı. Bedenimin %80'i ona yaslanmıştı, daha doğrusu üstüne çıkmıştım..
Açılan kapıyla birlikte sonunda dairemin önüne gelebilmiştik.
Ama bir sorun vardı.
"Taylan, bir sorun var." dedim sıkıntılı bir sesle.
"Ben apar topar Merve'nin peşinden çıkınca çantamı mekanda unuttum içeriye de girmedim bir daha" diye konuştum aksi bir sesle.
Hafif bir şekilde güldü. Çok yüksek sesle kahkaha atmayı sevmez ve genelde gülmezdi.
Sol elini hafif havaya kaldırıp "Bunu mu unutmuştun?" diye sordu oyun bozan bir sesle.
Elinde tuttuğu şey benim çantamdı. Çantayı görünce elinden alıp kapıyı açtım hızlıca ve içeriye girdikten sonra onu da içeriye çekip hızlıca onun kucağına tırmandım ve deli gibi öpüşmeye başladık.
Bir kaç saniye içinde olmuştu bütün bunlar. Hangi ara saçlarına çıktığını bilmediğim ellerim deli gibi saçlarını dağıtıp çekiştiriyordu. Bir süre öylece deli gibi öpüştük kapının hemen dibinde, tükenen nefesimle birlikle hoyrat olan öpücüklerimiz durgun bir deniz gibi durulmuştu. Dudaklarımız birbirinden kopmuş bir şekilde duruyorduk öylece.
Sonra ansızın "Orada çizmelerinden şikayetçiydin eve geldik hala ayaklarında" deyip gözleriyle ayaklarımı işaret etti.
Dedikleriyle birlikte kıkırdayıp "Haklısın, ben bir üstümü başımı değiştirip geleyim sende keyfine bak." dedikten sonra dudaklarına bir öpücük bırakıp hızlıca odama doğru ilerledim.
Odama geldiğimde ayaklarımdaki çizmeleri çıkartıp yüzümü yıkamak için lavaboya girdim. Aynadaki parıldayan yüzümle gülümsedim. Bu gün ne kadar kötü olaylar araya girse de günü güzel bir şekilde kapatmıştık...
Taylan'ı daha fazla bekletmemek için hızlıca yüzümü yıkayıp, bir sweet ve şort giydikten sonra onun yanına döndüm.
Elinde viskisiyle salonun boydan camından İstanbul'u izliyordu sessiz bir şekilde.
Yavaş bir şekilde arkadan yaklaşıp sarıldım sırtına ve başımı sırtına gömdüm. Bu koku kadar güzel bir koku yoktu..
"Manzara güzel değil mi?" diye mırıldandım. Onunla sürekli konuşmak istiyordum normalin aksine...
Konuşmamla birlikte bana dönüp saçlarıma bir buse kondurduktan sonra "Evet, manzaram çok güzel" dedi. Neyi kast ettiğini anlamış ve utanmama engel olamamıştım. Ona daha çok sokulunca güldü.
Ansızın ileriye doğru yürüyüp bej rengi olan koltuğa oturduktan sonra beni de yanına çekmiş oturtmuştu. Sessiz bir şekilde öylece oturup huzuru soluyorduk.
"Orada nasıl gülebildin? Ben her an her saniye seni düşünüp özlerken sana olan kırgınlığım kat ve kat artarken senin için nasıl gitti orada öyle gülmeye?" diye mırıldandım kırgın bir şekilde.
Benim evimde, benim salonumda birbirine dolanmış bir şekilde otururken bu huzur paha biçilemezdi. Sağ elinde viskisi, sol elinde ise saçlarım. Masaj yapar gibi dolanıyordu parmakları..
Bardağını dudaklarına yaklaştırıp yeni doldurduğu içeceğini tek dikişte bitirdi sonra sertçe bardağı orta sehpaya bırakmak için eğildi. O eğilince ona yaslı bir şekilde uzandığım için bende hafif bir şekilde eğilmek zorunda kaldım.
Bardağı bıraktıktan sonra doğrulup eski yerini aldı. Ben de tavanda olan gözlerimi alıp ona çevirdim, gözlerimin içine bakan gözlerine. Orada asılı duran kelimeler vardı, sanki onları yakalayıp etrafa saçılmış yapboz parçalarını birleştirirmiş gibi kelimeleri toparlayıp anlamını çözmemi istiyordu.
Bir şey yapmadan, konuşmadan öylece gözlerimizin içine baktık sonra ansızın dizlerinde uzanan beni doğrultup kucağına oturttu. Şimdi ben dizlerinde oturmuş tepeden ona bakıyordum.
"Niye kırgınsın Eflin?" diye sordu ciddi bir sesle. Bunu sormasını beklemiyordum. Ben ona niye kırgındım? Bu soruyu bu sefer ben kendime sormadan edemedim. Niye kırgındım ben.
Verebilecek bir cevabım yoktu.
"Beni niye bırakıp gittin?" diye bu sefer ben sordum. Sorusuna verebilecek bir cevabım yoktu ama bu soruyu sorabilmek benim hakkımdı. Bu anı yaşayacağımız hiç aklıma gelmezdi. Neden şimdi bu konuyu açmıştım bilmiyorum ama içimden geçenlere engel olamamıştım. Ben hislerimle başa çıkamamıştım birden. Her şeyle başa çıkan ben şu yenildiğim duygularla başa çıkamamıştım.
Güven kokan sağ elini uzatıp yanağımı kavradı. Kocaman avucunun içinde yüzüm kaybolmuştu. Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Göz pınarlarımda biriken nehirin damlaları akmasın diye hafifçe kıstım gözlerimi ve avucuna daha çok sığındım. Yanağımı eline yaslayıp, bende elimi onun kirli sakallı yüzüne uzatıp yanağını hafifçe okşadım. Diken diken olan sakalları elime batsa da hoş bir his bir bırakmıştı, canımı yakar sanıyordum ama hayır yakmamıştı. Tanıştığımızdan bu yana belki de ilk defa bu kadar duygu yüklü yüzüne dokunmuştum. Göz bebeklerim hiç bir ayrıntıyı kaçırmak istemezmiş gibi her ayrıntıyı dikkatli bir şekilde izliyordu.
Biz nasıl bu hale gelmiştik?
Uzun süre ayrı kaldığımızdan dolayı mı böyleydik şimdi? Onun kucağında ben, benim evimde o, eli yüzümde, elim yüzünde.
"Orada seni gördüğüm için güldüm, sen beni fark etmesen de ilk başta, sen mekana geldiğin ilk an seni gördüm. Barda oturup o lavukla konuştuktan sonra sen çevrene göz atmak için döndüğün zaman beni gördüğünde vereceğin tepkiyi bildiğim için gülümsedim" dedi ciddi bir sesle. Sesinde sezdiğim derin bir sinir ve kıskançlık vardı?
"Bana, seni orada bırakıp gittikten sonra mutlu olmadığını söyledin ama o lavukla nasıl gülüştüğünü, nasıl konuştuğunu gördüm Eflin. Eğer Caner beni tutup, bana engel olmasaydı o amına koyduğum çocuğun cesedi bu gece o bardan çıkardı." dedi hırsla. Söyledikleriyle tüylerim diken diken olmuş ve bir an afallamıştım. Gözlerinde şimdi benim yansımam değil bariz bir şekilde yanan bir ateş vardı. O yanan ateşin içinde Levni yanıyordu, eğer fantastik bir gücü olsaydı emindim ki Levni şuan yanıp kül olmuştu.
Bir şey söylemek için ağzımı açtım ama ağzımı açmaktan öteye gidemedim. Dilim tutulmuştu. Gözlerimi yumup bir şey demedim sessiz bir şekilde bekledim, onun kucağında eli yanağımda, elim yanağında.
Sessizliğin sesini dinledik ikimizde öylece. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama ansızın bir şey duydum.
*****