Playlist:
İbrahim Tatlıses - Sarhoş
******
Sessizliğin sesini dinledik ikimizde öylece. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama ansızın bir şey duydum.
"Özür dilerim"
Gecenin sessizliğine damga vuran bu özürle yuttuğum, pardon yutkunmaya çalışırken soluk boruma kaçan tükürükle derin bir şekilde öksürmeye başladım.
Elimi göğsüme bastırıp öksürürken bir yandan da nefes almaya çalışıyordum.
Yakında su olmadığı için, içecek olarak bir tek viski vardı ve Taylan o sert içeceği bana hızlıca içirmişti. İyi gelse de diğer yandan genzinimi yakıp geçmişti.
"Şu durumda su içmeyi tercih ederim Taylan, sert bir içecek değil." dedim kesik kesik konuşurken.
"Elimin hemen altında bu vardı, dua et ölmekten kurtardım seni" dedi
Dedikleriyle gülümsedim. " şu işe de bakın, beni ölüme götüren adam ölümden kurtardı" dedim imalı bir sesle. Az önce az kalsın öteki tarafa gidiyordum...
Dediklerime yaptığı tek şey göz devirmek oldu. Kaşlarımı yukarı kaldırıp " sence de çok farklı davranmıyor musun? Alınmış duygularını geri yükleme mi yaptılar? Bu ne Taylansı olmayan davranışlar" dedim ciddi bir sesle. İlk ne dediğimi anlamamış gibi baktı sonra hoş bir kahkaha attı. Bebeğini uyutan annenin söylediği nini gibi gelmişti gülüşü kulağıma. Öylesine dingin, öylesine huzur verici..
"Ne dediğin farkında mısın? Yine saçmalamaya başladın, sarhoş oldun değil mi? " diye sordu. Az önceki konu ve ortamda ki hava tamamen dağılmış başka bir konuya atlamıştık. Bizde ki bu konu değiştirme hızı kimsede yoktu bence.
Aslında bünyem alkole ne kadar dirençli olsa da yaşadıklarım beni fazlasıyla sarhoş etmişti. Dönen başım, sürekli gülme isteği, delicesine saçmalama istediğinin tek bir cavabı vardı. O da Sarhoş olmuştum...
Ona yaklaştım, anlımı anlına yasladım ve tam gözlerinin içine bakıp " sana bir sır vereyim mi?" diye fısıldadım cevap vermesini beklemeden
" sanırım sarhoş oldum" dedim ve aklıma gelen şarkıyla birlikte gülmeye başladım. Ben gülerken Taylan tuhaf bir yüz ifadesiyle beni izliyordu. Daha çok arafta kalmış gibiydi aslında. Yada benim bir uydurmamdı bu. Az önce gayet iyiken sanırım içtiğim viski tamamen beni etikisi altına almıştı. Taylan'ın bacaklarından kalkıp masada duran viski şişesini elime alıp orta sehpanın üstüne çıktım. Önüme gelen saçlarımı arkaya atıp derin bir nefes aldım sakinleşmek için.
Bu sırada Taylan bacaklarını üst üstte atmış bir elini koltuğun başlığında diğer elini ise başına yaslayıp beni izlemeye başladı.
Derin bir nefes alıp " bu şarkı bana Sarhoş diyen adama gelsin" deyip ona göz kırptım. Taylan sessiz bir şekilde beni izliyordu.
Viski şişesini bir mikrofon olduğunu var sayıp dudaklarıma yaklaştırdım ve ilk nakarata girdim.
"Ben her gece sarhoşum derdimden böyle
Aşk yolunda berduşum kaderim böyle
Felek beni yazımı kısa çevirdi
Fırtınaya kapılmış aşığım böyle"
Müzik çalmadığı için dudaklarımdan ritim tutuyordum bir yandan da.
İkinci nakaratta ise daha yüksek sesle söylemeye başlayıp diğer yandan da sallanıyordum dönen başıma rağmen.
"İçki nedir bilmezdim
Şimdi bir ayyaş oldum
Kederle ızdırapla ben
Arkadaş oldum"
"Dırırım dırım rırım rırım" mikrafonu dudaklarımdan uzaklaştrıp Taylana bir öpücük attım. Kafasını sallayıp güldü sadece. Gülümserken gözleri parlamştı.
Mikrafonu, durun! şişeyi tekrar elime alıp kaldığım yerden söylemeye başladım.
"Derdimi hiç kimseye diyemiyorum
Böyleymiş alın yazım silemiyorum"
Gelecek olan nakaratla birlikte şarkıya ara verip büyük bir kahkaha attım sonra " burayı iyi dinle benden sana geliyor" deyip göz kırptım.
"Bana sarhoş diyorlar varsın desinler" deyip onu ima ettim.
"Neden içtiğimi bende bilemiyorum" deyip omuzlarımı silktim. Son bir nakarat kalmıştı derin bir nefes aldım ve sesimin en tizini çıkartabileceğim kadar çıkartıp bağırarak şarkıyı söyledim
"İçki nedir bilmezdim
Şimdi bir ayyaş oldum
Kederle ızdırapla ben
Arkadaş oldum"
Son nakaratı tam tekrarlayacakken hangi ara oturduğu yerden kalktığını bilmediğim Taylan hızlıca gelip ağzımı kapattı. Sözlerim onun avuç içlerinde kaybolmuştu. Gözlerim far ışığını görmüş bir tavşan gibi büyümüş hatta yuvalarından fırlayacak raddeye gelmişti.
"Kızım bir sus siteyi başımıza mı toplayacaksın" dedi kısık bir sesle.
Yüz ifadesi çok komikti. Ufo görmüş masum köylü gibiydi. Bu beni güldürmüştü. Kaşlarımı kaldırıp indirdim ve avuç içini yaladım.
Avuç içinde hissettiği ıslakla birlikte yüzünü buruşturup gözlerini hızlıca yumdu. Yüzü şimdi bir çelik kadar sertleşmişti.
Ellerini benden uzaklaştırıp sıkı bir yumruk oluşturdu. Sanırım onu kızdırmıştım. " yanlış bir şey yaptım değil mi?" diye sordum masum bir sesle. Aslında bilerek yapmıştım. Taylan bundan nefret ederdi ve ben bunu bilerek yapmıştım...
"Şeyy.." dedim belki sakinleşir diye.
Gözlerini açmadan " ney" dedi sertçe.
"Ben galiba kusacağım buraya" deyip hızlıca masadan inip doğruca odama kaçtım. Odama girdiğim gibi kapıyı hızlıca kapatıp kilitledim. Sırtımı kapıya yaslayıp elimi göğsüme bastırdım sakinleşebileyim.
O sırada da Taylanın sesini duydum bir yandan da kapıyı açmaya çalışıyordu.
"Eflin,"
"Eflin, iyi misin?"
"Eflin aç şu kapıyı" deyip zorlamaya devam etti.
Sanırım cevap vermezsem bu odanın bir kapısı artık olmayacaktı. Sesimi olabildiğince masum çıkartmaya çalıştım.
"Taylann,"
"Efendim, iyi misin?" diye sordu bir gram olsun azalmayan endişesiyle.
"Korkma iyiyim, sadece birazcık oyun oynamak istedi canım" dedim olacakları göze alarak.
Kapıdan güm diye bir ses geldi ve ben yalpalayıp öne itildim. Yere eğilen kafamı kaldırıp hızla arkamı döndüm ve gözlerimin büyümesine engel olamadım. Taylan içeriye girmişti ve gözleri artık yeşil değil zifiri karanlıktı.
"Hey dostum odamın kapısından ne istedin" dedim belki biraz olsun yumuşar diye. Hiç bir şey söylemeden adım adım bana gelmeye başladı. O bana yaklaştıkca ben geriye doğru gidiyordum son adımım havada asılı kaldı. Hazin son hüsranla sonuçlandı, kaçabilecek bir alanım kalmamıştı sırtım şuan duvarla bir bütündü.
Elini uzatıp dudaklarıma dokundu, sonra usulca okşadı gözlerim kapandı. Sonra ansızın yanağımda bir ıslaklık hissettim. Gözlerimi hızlıca açtığımda pis pis sırıtıyordu karşımda.
"Oyun öyle değil, böyle oynanır." dedi. Ben hala şoktan çıkabilmiş değildim! Benim ona yaptığımın aynısını bana yapmıştı. Birden üstüme çöken uykuyla birlikte "Pes ediyorum, daha fazla uğraşmak istemiyorum.." diye mırıldandım uykulu bir sesle.
"Uyuyabilir miyim? Uykum var" dedim
Bir şey söylemeden sadece başını salladı ve arkasını dönmeden adım adım uzaklaştı gözleri yüzümü tararken.
"Taylan"
"Hım?" diye mırıldandı kaşlarını kaldırıp.
"Bu gece gitme, yan oda misafir odası orada yat. İhtiyacın olan her şey dolapda var" dedim.
Kafasını sallayıp odadan çıktı. Kapıyı örtecekti ki kapanmayan kapıyla bir an duraksadı sonra "kapıyı kafana takma yarın hallederim ben," dedi.
Kafamı salladım olur manasında.
"İyi geceler," dedi yüzünde belirlenen gülümsemeyle.
"Sahiden iyi mi geceler?" diye sordum ansızın. İlk bir duraksadı sonra gözlerlerini devirip "artık uyuman gerekiyor yoksa ben cinnet geçireceğim az kaldı" diye homurdandı. Kahkaha atıp yatağama doğru ilerledim ve yorganı kaldırıp içine girmiştim bu sırada da Taylan lambayı kapatıp çıkıp gitmişti. Ellerimi yanağım altına geçirip gözlerimi kapattım ve uykunun kollarına bıraktım kendimi
****
Uykunun kollarındayken uzak bir yerlerden bir ses duyuyordum ama bir türlü gözlerimi açıp neyin ne olduğunu anlayamıyordum. Bir kaç denemenin ardından sonunda göz kapaklarımda ki ağırlık buhar olup gitmişti..
Gözlerimi açtığımda karşımda Taylan vardı. Başı yastığımda, elleri ise saçlarımda duruyor, hafif bir şekilde okuşuyordu saçlarımı.
Gözlerimi istemsiz kapattım ve yüzümde berilen gülümse ile "günaydın" dedim boğuk sesimle.
"Günaydın" dedi huysuzca. Gözleri araştırır gibi gezinip duruyordu. İstemsizce kaşlarımı kaldırıp ona baktım.
"Tersinden mi kalktın?" dedim ellerimle gözlerimi ovalarken.
"Hım,"
"Tersimden kalkmam için önce yatmam gerekiyor" dedi huysuzca.
Ops!
Uykusuz kaldığı için bu kadar huysuzdu.
"Niye paşam uyusaydın" dedim alayla.
Bir şey demeden yanlızca gözlerimin içine baktı dik dik. Kaldırdığım kaşlarımı indirip yatakda gerindim. Kollarımı gererken istemsiz bir şekilde elim Taylan'ın yüzüne çarptı. Aslında istemsiz değil bilerek yapmıştım bunu. Sinsice gülerken başıma giren şiddetli baş ağrısıyla yüzümü buruşturup gözlerimi yumdum. Acı eşiğim yüksek olsa bile bu baş ağrılar çekilmez oluyordu.
"Gece kör kütük sarhoş olursan böyle olur tabii. Sol tarafında portak suyu ve ağrı kesici var iç onları." dedi yatakdan çıkarken. Gözlerim kapalı olsa bile doğrulduğunu hissetmiştim.
Elimi sola uzatığımda elime değen bir cisimle bunun bardak olduğunu fark ettim. O sırada elimi avuçlarının içine hapseden bir soğuk el hisstem.
"Doğrul bakalım Allah'ın sarhoşu" dedi.
Gözlerim hala kapalıyken yattığım yerden doğrulup sırtımı yatağın başlığına yasladım. O sırada Taylan'ın bir şeylerle uğraştığı duydum. Muhtemelen tabletin içindeki ağrı kesiciyi çıkarıyordu. Tam o sırada üstüme doğru eğilip, ilacı tıktı ağzıma hemen ardından portakal suyunu içirdi. İlacın o keskin tadı midemi bulandırmıştı!
24 yaşına gelmiş bir kadınım ama hala ilaçları ve hastahaneleri sevmiyordum!
Yüzümü buruşturup "şu lanet ilaçların tadı midemi bulandırıyor" deyip mızıldandım bir çocuk gibi!
"İlaç içmek istemiyorsan yaramazlık yapmayacaksınız küçük hanım" dedi keyifle.
Az önce huysuzlanan o değilmiş gibi keyfi yerine gelmişti. Muhtemlen bu ilaçlar yüzünden çektiğim işkenceler aklına gelmişti!
"Sil o aklındaki eski rezil anılarımı da bir centilmen gibi yardımcı olup kaldır beni bu yataktan huysuz adam" dedim.
"Hay hay Allah'ın Ayyaşı."
Onun yardımıyla yataktan çıktıktan sonra odamın içinde bulunan ebeveyn baynosuna ilerledim günlük rutin bakımım için.
"Eyvallah Aslan parçası. Ben işimi hallederken sende keyfine bak koçum" dedim içimdeki uslanmaz hanzoyla. Taylan bu tarafımdan hem hoşlanıp hem hoşlanmıyordu. Daha çok gülmekle gözlerini devirmek arasında kalıyordu ki genelde gözlerini devirmeyi tercih ediyordu.
"Bak bak hallere bak. Hiç yakışıyor mu sana bu tavırlar" dedi anlam veremediğim bir sesle. Sesi boğuk geliyordu. Güldüğünü gizlemek için genzinden konuşuyordu muhtemelen.
Kıkırdayıp " tabii ki Taylan Bey ne sandınız? Ben on parmağında 50 marifeti olan bir iş kadınıyım. Eğer bilmiyorsan Eflin Kuzey diye aratman yeterli. Eminim ki öz geçmişim fazlasıyla seni şaşırtıp tatmin edecektir" deyip banyonun içine girdim. İçeri girdiğimde Taylanın gülme sesleri geliyordu.
Her ne kadar güne bu lanet baş ağrısıyla başlamış olsam da gözlerim ilk ona değdiği için mutluydum.
Kısa sürede işimi halledip giyinme odasına geçtim ve dolaba bakınmaya başladım. Oldukça büyük olan dolabım ve seçeneği fazla olan elbiselerim hiç yardımcı olmuyordu.
Elim elbiselerin olduğu kısma gittiğinde bu gün elbise giymek istemediğime karar verdim. Muhtemelen şirkette kalmayıp bir koşuşturmacanın içinde olacaktım o yüzden en iyi seçenek pantolon ceket ikilisiydi.
Siyah kot yüksek bel pantolon, siyah balıkçı yaka triko kazak ve kırmızı deri ceket kombinine karar verdim.
Hızlıca üstümdeki gecelikten kurtulup seçtiğim kıyafetleri giydikten sonra takı tezgahına gidip gümüş yuvarlak küpe bir kaç eklem yüzüğü alıp taktım. Son olarak maşayı fişe takıp hafif su dalgaları yaptıktan sonra yüzüme soft tonların da sade bir makyaj yaptım.
Son kez aynadan kendime baktığımda fazlasıyla güzel görünüyordum. Aynadan kendimi izlerken sağ tarafımdan bir ses duydum..
"Her seferinde nasıl oluyor da bu kadar çirkin olmayı başarıyorsun" dedi alayla Taylan. Ona döndüm ve orta parmağımı kaldırıp gözlerimi devirdim. Anlaşılan beyimizin huysuzluğu hâlâ geçmemişti.
"Cidden mi?" dedim alayla. Ona doğru yürüyüp kişisel sınırını aşıp tabiri caizse dibine girdiğimde "her ne kadar çirkin olduğumu söylesende" dedikten sonra dudaklarına ufak bir buse bırakıp geri çekildim ve " dünyanın en güçlü ve en güzel ilk 10 kadın sıralamasında 1. Sırada ismim yazıyor unutma" deyip ona tekrardan orta parmağımı gösterdim.
Ayakkabıların , çantaların olduğu kısıma ilerleyip ünlü bir markaya ait olan önü açık siyah şerit bantlı bir stilletto ve siyah omuz çantası aldım. İçine gerekli olan tüm eşyalarımı attıktan sonra geriye alacağım bir tek telefonum ve arabamın anahtarı kalmıştı. Bu sürede Taylan ona söylediklerime sessiz bir şekilde gülüp olduğu yerden beni izlemeye devam etmişti. Çantamı omuzuma astıktan sonra son kez aynadan kendime bakıp kusursuz olduğumu görünce yüzüme gülümsemi yerleştirdim ve Taylan'a doğru yaklaşıp " kalıp sana kahvaltı hazırlamayı çok isterdim ama beni kızdırdığın için hazırlamayacağım" dedim yanında dururken.
"Aslına bakarsan canım istemiyordu. Eğer isteseydim tüm olasıkları bir kenara bırakır sana kahvaltı hazırlardım. Şansını kaybettin bebeğim" dedim ve yanağına kışkırtıcı bir öpücük bıraktıktan sonra yanında daha fazla durmadan giyinme odasından çıkıp odama geçtim.
Arkamdan gelen Taylan " ne yani beni cezalandırıyor musun?" diye sordu hayretle.
Kahkaha atıp " evet " dedim. Bunu hak etmişti kesinlikle! Güne güzel başlamıştım.
"Eğer üzerini değiştirmek istersen kaldığım oda sana uygun bir kaç parça kıyafet alıp dolaba koymuştum. Bakabilirsin oraya. "
Baş ucumdaki komedinin üstünde duran telefonumu aldım ve gelen
mail postalarımı kontrol ettim ayak üstü. Bir kaç önemli görüşmelerin dönüşlerin geldiğini gördüm bunlara şuan cevap verecek zamanım yoktu şirkette bulduğum ilk fırsatta cevap vereceğimi aklıma not ettikten sonra ekranı kapatıp çantama atıcaktım ki gözüme ilişen saatle şok oldum!
09.30 geçiyordu. Ben nasıl bu saate kadar oyalanmıştım ki?!
Dün gecenin anıları aklıma bir bir düşmeye başladığı zaman sorduğum sorunun cevabını almıştım. Hızlıcana telefonu çantama attım ve arkamda sessizliğini koruyan Taylana gidip sarıldım ve " yanında kalıp bu günü güzel değerlendirmeyi isterdim ama şirkette önemli işlerim ve nefret ettiğim evrakları imzalamam gerekiyor. Ev seninmiş gibi takılıp rahatına bak" dedim ve son kez dudaklarına bir buse kondurup onun bir şey demesini izin vermeden aceleyle odamdan çıkıp dış kapıya ulaştım. Konsolun üstünde duran arabamın, evin anahtarını alıp çıktım evden.
*******