KATİL EŞ

1123 Kelimeler
Tam o anda, üzerime çöken korku ve çaresizlik sisinin en yoğun olduğu an, beklenmedik bir şey oldu. Ormanın her yanından yükselen uluma korosu, tek bir sesle kesildi. Kesildi derken, aniden sustular. Sanki bir şef, tüm orkestraya sus işareti vermişti. Bu yeni uluma, diğerlerinden farklıydı. Diğerleri ilkel, heyecan dolu, vahşiydi. Bu ise... otoriterdi. Mutlak, tartışılmaz, ezici bir otoriteyle yankılanıyordu. Sesi duyduğumda, kemiklerimde bir titreme, kalbimde derin bir çınlama hissettim. "Bu o," dedi Vaelis'in sesi, zihnimde hafif ve saygı dolu bir şokla. **"Eşimiz."** Üzerimde dikilen, nefesini ensemde hissettiğim siyah kurt bile dondu. Sanki görünmez bir el onu tutmuş, hareket etme yetisini elinden almıştı. Gözlerindeki avcı parıltısı yerini şaşkınlık, sonra da saf bir itaate bıraktı. Pençeleri, beni tutmak üzere havada asılı kaldı, ama bir milim daha yaklaşamadı. Fırsat! Aklıma gelen ilk ve tek şey buydu. Donakalmış avcımın bacaklarının arasından, çamurda sürünerek uzaklaştım. Her hareketim acı veriyordu, ama hayatta kalma içgüdüsü her şeyin önündeydi. Birkaç metre geri çekildikten sonra, titrek bacaklarımın üzerinde doğruldum. Kaçmalıydım. Bu ses ne olursa olsun, bu bir fırsattı. Kaçmak için ilk adımımı attım. Tam o sırada, ormanın gölgelerinden çıktı. Her zaman adını duyduğumuz, efsanelerini dinlediğimiz, ama asla karşılaşmadığımız, karşılaşmayı da hiç istemediğimiz biri. Karşımda belirdi. Ormanın karanlığından, ay ışığının aydınlattığı açıklığa bir adım attı ve her şey, onun etrafında şekillenmeye başladı. "Auvine." Sesi, kulaklarıma değil, ruhuma dokunuyor gibiydi. Melodik miydi? Evet, ama tehlikeli bir güzellikte, bir bıçağın keskin kenarı gibi pürüzsüz ve ölümcüldü. Elini, sakince, neredeyse lütufkâr bir hareketle havaya kaldırdı. Dudakları, anlamadığım kadim, tıslayan bir dilde kelimeler fısıldadı. Sesleri havada kristalleşiyor, görünmez bir enerji ağı örüyor gibiydi. Ve sonra, hareket etti. Ayaklarının altından, duman gibi kıvrılan siyah toz bulutları yükseldi. Bu bulutlar onu sardı ve bir sonraki an, bir adım bile atmadan, yanı başımda belirdi. Işınlanmıştı sanki. "Merhaba, Auvine. Benim adım Lilura." Gözlerime baktı. Gözleri, gece gibi mor, içinde yıldız patlamaları varmış gibi parlıyordu. "Ve evet, korkmuş gözlerine bakınca, benim ne olduğumu anladığını düşünüyorum. Tahmin ettiğin gibi, ben bir cadıyım." Nefesim kesilmişti. Bir yanda hipnozdan yeni kurtulmaya çalışan, hırlayan siyah kurtadam, diğer yanda, adeta karanlığın ve büyünün tecessüm etmiş hali bu kadın... İki düşmanın arasında sıkışmıştım. Irkım arkamda, beni bir av olarak görüyordu. Karşımda ise, doğamıza düşman olduğunu bildiğimiz, karanlık sanatlarla uğraşan bir cadı. "Be... benden ne istiyorsun?" diye kekeledim, sesim titriyordu. İçgüdüsel olarak adımlarımı geriye atmaya başladım, ama geriye gidecek yer yoktu. "Sana yardım etmek istiyorum, Auvine." Bu söz, tüm beklentilerimi alt üst etti. "Ne? Neden? Neden yardım edeceksiniz bana?" Lilura, ince, koyu renkli kaşlarını hafifçe kaldırdı. Etrafımızı saran, siyah kurtadamın tırmalayıp durduğu görünmez bariyeri işaret etti. "Şu an içinde bulunduğun duruma bakarsan, bu teklifimi kabul etmek zorundasın." Cevabımı beklemeden, birkaç zarif adımla bana iyice yaklaştı. Artık o kadar yakındı ki, üzerimdeki toprak, kan ve korku kokusunu alabileceğini hissediyordum. "Auvine, sen kim olduğunu biliyor musun?" Kafamı salladım, anlamaya çalışıyordum. "Evet biliyorum. Ben bir kurtadamım." "Evet," dedi yumuşak ama vurgulu bir sesle. "Haklısın, sen bir kurtadamsın." Sonra, yavaşça elini uzattı ve bileğimi tuttu. Dokunuşu şaşırtıcı derecede sıcaktı. Parmakları, bileğimin iç kısmındaki, doğuştan gelen lekenin üzerinde gezindi. Leke, soluk ay şeklindeydi, her zaman normal bir doğum lekesi olduğunu düşünmüştüm. Bu sırada, siyah kurt, Lilura'nın büyüsünün etkisinden tamamen kurtulmuştu. Öfkeyle hırlıyor, pençelerini görünmez kalkana vuruyor, onu aşmaya çalışıyordu. "Benim... gitmem gerek," diye mırıldandım, gözlerimi kurtadamdan ayıramadan. "Merak etme, korkmana gerek yok," dedi Lilura sakinlikle. "Az önce kalkan büyüsü yaptım. Bu kalkanı aşamaz." Dediği gibi oldu. Kurt, benden bir adım ötede, tamamen şeffaf ama aşılmaz bir duvara çarpıyor, tırnakları enerji bariyerinde kıvılcımlar çıkarıyor, ama bir milim bile ilerleyemiyordu. Bu manzara, Lilura'nın gücünün somut bir kanıtıydı. "Auvine, lafı fazla uzatmayacağım. Benim de fazla vaktim yok." Bileğimdeki lekeye yeniden dikkat çekti. "Bu, bileğindeki mühür... Bu, Ay Soyu'ndan geldiğin anlamına geliyor." Kafam karışmıştı. "Nasıl yani? Tüm kurtadamlar Ay Soyu'ndan geliyor zaten." Başını iki yana salladı. "Hayır, sen diğerleri gibi değilsin. Sen *doğrudan* Ay Tanrıçası'nın soyundan geliyorsun. Sen, yüz yılda bir gelen gerçek Luna'sın. Sen bu dünyaya, tüm kurtadamların *gerçek* Luna'sı olarak geldin. Ve emin ol, bilmediğin, henüz uyanmamış birçok gücün var." Gözlerini, arkamdaki ormana, ulumaların geldiği yöne çevirdi. "Bu arkandaki tüm kurtadamları, tek bir hareketinle, tek bir niyetinle etkisiz hale getirebilirsin." Bu sözler, içimdeki çaresizliği bir anda umuda, ama aynı zamanda korkunç bir meraka dönüştürdü. Kendimi savunabilmek, bu korkunç avı durdurabilmek... "Nasıl?" diye fısıldadım, sesimde bir umut ışığıyla. "Nasıl yapabilirim? Yapmak istiyorum!" Lilura, dudaklarında küçük, acımasız bir gülümsemeyle baktı. "Ah, güzel Auvine, bu o kadar basit değil. Bu gücüne kavuşmak için önce bir şart var: Eşini bulmalısın." "Eş?" diye tekrarladım, anlam veremiyordum. "Eşim mi?" "Az önce duyduğun, tüm kurtların durduran ses... O ses, senin eşine aitti." Kelimeleri, buz gibi soğuk ve ağırdı. "Senin eşin, Alfa Kral. Tüm kurtların Alfa'sı." O an. İşte tam o anda, gerçekten öldüğümü düşündüm. Dünya etrafımda dönmeye başladı. Nefesim kesildi, aldığım hava ciğerlerime inmiyor, boğazımda düğümleniyordu. *Alfa Kral.* Sadece adını duyduğum, en az beş yüz yaşında olduğu söylenen, Likankk'nı (kurtadamların en saf, en eski ve en vahşi soyu) kanını taşıyan... Katil Kral. Evet, lakabı buydu: Katil Kral. Savaşlarda değil, zevk için, can sıkıntısından öldürdüğü söylenirdi. İstediği her kurtadamsı kızı yatağına atar, ertesi sabah, o kızların parçalanmış cesetleri odasından çıkarılırdı. Halk arasında bilinen, binlerce genç kızın önce onun tarafından zorla sahiplenildiği, ardından işkenceyle, oyun oynarcasına parçalandığı anlatılırdı. Hatta bazılarını, sırf av heyecanı yaşamak için ormanda kaçmalarına izin verir, sonra onları en vahşi şekilde avlardı. Bu bir efsane, bir korku hikayesi olmalıydı. Olamazdı. "Bu... bu olamaz," diye inledim, sesim neredeyse duyulmuyordu. Lilura'nın az önceki sözleri aklıma geldi. Bana yardım edebileceğini söylemişti. Umutsuzca ona döndüm, bu sefer ben onun ellerini tuttum. Soğuk, narin ellerini avuçlarımın içine aldım. "Bana yardım edebileceğini söyledin. Lütfen," diye yalvardım, gözlerim dolmuştu. "Lütfen yardım et." Lilura, ellerime baktı, sonra yüzüme. Yüzündeki ifade, merak ve bir çeşit acıma karışımıydı. "Evet, sana yardım edebilirim. Ama bunun bir bedeli olur, Auvine. Çok ağır bir bedel." "Kabul ediyorum," diye atıldım hemen, hiç düşünmeden. "Bedeli ne olursa olsun kabul ediyorum." İçimdeki korku o kadar büyüktü ki, her şey, *her şey* o canavarla bağ kurmaktan, onun eşi olmaktan iyiydi. "O Katil Kral'in eşi olmaktan iyidir," diye ekledim, sesim titreyerek. Lilura'nın gözleri büyüdü. İçinde bir şey, belki de pişmanlık parladı. "Emin misin?" diye sordu, sesi alçak ve ciddiydi. "Bunun geri dönüşü olmayacak. Yaptığım şey, seni ve kaderini temelden değiştirecek. Seni koruyabilir, güçlendirebilir, belki de ondan saklayabilirim, ama bunun sonuçları var." "Tamam," diye tekrarladım, sıkı sıkıya tuttuğum ellerime bakarak. Gözlerimi ona diktim, tüm korkumu, kararlılığıma dönüştürmeye çalışarak. "Kabul ediyorum. Sadece... beni ondan kurtar. Bana yardım et." Lilura, derin, derin bir nefes aldı. Sanki havadan, yıldızlardan güç topluyordu. Sonra, başını hafifçe sallayarak, "Öyleyse," dedi. "Söz veriyorum. Ama unutma, gücün bedelini her zaman öderiz. Hazır ol." Ve avaz avaz bağıran kurtadamın, yaklaşan ulumaların ve karanlık ormanın ortasında, bir cadıyla, kaderimi değiştirecek bir anlaşma yapmıştım. Arkamda, beni avlamak isteyen sürüm. Önümde, beni korumayı teklif eden bir düşman. Ve ufukta, beni bekleyen, korkunç bir eş...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE