BÖLÜM 8

1100 Kelimeler
HELEN AVCI Bu hafta çok sıradan geçti hepsi diğer günün aynısı giydi. Tek fark danışmada duran Murat bir kaç defa pastaneye uğradı ve bana selam verdi. Gül hanım bu durum karşısında biraz şaşırmıştı. Kaşlarını yukarı kaldırdı ve kıkırdadı. Bana biraz daha beklememi ve oğlunun yakında yurt dışından döneceğini söyledi. Güldüm ve geçtim. Her gün tabi ki Hakan beye pastasını götürdüm ve aynı şeyleri yaşadık uyuz sekretere bir gün fena patlayacağım her gün ne giydiğimi süzüyor ve gözlerini deviriyor. Uyuz karı. Neyse bugün kimse keyfimi bozamaz çünkü haftanın son iş günü, yarın cumartesi ve benim tatil günüm çok sevinçliyim. Yarın neler yapacağımı düşünmeye başladım bile. Alışverişe çıkmak, yürüyüş yapmak, biraz Netflix izleyerek tembellik yapmak, babaannemi görüntülü aramak ve kızlarla sohbet etmek. Üçümüzde çalıştığımız için akşamları zar zor iki çift konuşabiliyorduk. Şimdi vakit geçirmek için fırsatımız var belki bir kafeye gidebiliriz birlikte eğlenceli olacak. Bugün sabah erkenden kalktım ve duşumu alıp saçlarımı kendiliğinden kurumadı için açık bıraktım. Sarı elbisemi ve beyaz sandaletlerimi ayağıma geçirdim. Pastaneyi açtım. Gül hanım artık öğleden sonra geliyor ve kapanışı o yapıyordu. Şuan saat 2 ve ön tezgahta birine pasta satışı yaptığının sesleri geliyor. Bende içeride kek tepsisini çıkartıyorum. Tepsiyi masaya koydum elleri de ki tepsi tutacakları o çıkardım. Tepsiyi soğumaya bırakacakken tepsi bir anda kaydı. Ellerimde ki tepsi tutacaklarını çıkarttığım için zar zor durdurdum ama bu sırada tepsiyle birlikte büyük bir bıçakta tezgahtan kaydı ve dik şekilde ayağımın üzerine düştü ve sağlandı. Panikle ellerimi tepsiden çekince o da bıçağın üzerine düştü. Büyük bir çığlık attım. İçeriye koşarak Gül hanım geldi. Ayağımdam oluk oluk kan akıyordu. Ben bağırarak ağlıyor ve yardım istiyordum. Bu sırada Gül hanım ayağımdan tepsiyi kaldırdı. Ve üzerini peçeteyle sildi. Ayağıma baskı yapmak için havlu verdi. Çantalarımızı aldı ve kapıyı kitleyerek beni de yanına alarak dışarı çıkardı. Hemen taksiyi durdur ve arka koltuğa yerleştirdi beni. Ben hala ağlıyor ve sızlanıyordum. Hastaneye beş dakikada vardık. Gül hanım ortalığı ayağa kaldırıp yardım edin diye bağırdı. Beni bir kişinin yardımıyla arabadan çıkardı ve sedyeye yatırttı. Sonra içeri girdik doktor yanıma geldi. Gül hanım öyle bağırmış ve ortalığı inletmişti ki herkes bir an başımıza üşüştü sonra doktor ayağımı inceledi ve ‘dikiş yapılması gerekiyor’ dedi. Kısa sürede herkes geri dağıldı. Doktor bıçağı yerinden çıkarttı ve yarayı temizleyip dikti bu şurada ayağımı da uyuşturmayı da ihmal etmediler. Bir hafta rapor verdi. ‘Ayak üstü iş yapmak yasak, ayağa kalkmak yasak, dikkatli olmak ve kendine bakmak zorundasın’ dedi. Gül hanıma ‘çok teşekkür ederim ve çok özür dilerim’ dedim. ‘ sana bir şey olmadı ya canım gerisi önemli değil’ dedi ve bana gülümsedi. Taburcu olunca Gül hanım beni gene taksiye bindirdi ve evime kadar bıraktı. Tekrar tekrar teşekkür ettim. ‘Sen kendine iyi bak iyileşince gelirsin merak etme’ dedi. Açıkçası beni koymadığı için çok sevinmiştim. Eve sekerek gittim kapıyı açtım ve içeri girdim. Koltuğa uzandım. Başımdan geçenleri düşündüm. Güle güle izin günümde yapılacak listem, merhaba güzel koltuk diye içimden geçirdim. Bu sırada kapı açıldı ve içeriye kızlar girdi. Konuşup gülüşürlerken beni fark ettiler. ‘Ne oldu sana?’ Diyerek içeri geldiler ve tepeme üşüştüler. Olayı anlattım. Onlara haber vermediğim için kızdılar ama şu an iyi olduğum için sevindiler. Akşam yemeğini Kübra hazırladı herkes kanepedeyken yedik beni yalnız bırakmadıkları için çok sevindim. O sırada babannem aradı. Genelde her gün kısa da olsa konuşuruz ve onunla konuşurken ayağımı yaraladığımı söyledim panik oldu. Hemen buraya gelmek istedi. Bende gelmesine gerek olmadığını söyledim ikna etmek için Kübra ile konuşturdum. Telefonun sonunda Kübra iki saatlik mesafedeki babannemin evine yarın beni götürmeye ikna olmuştu. O akşam Haberlere bakarken bir anda Hakan Beyin haberi çıktı. Kübra hemen ‘ senin ki’ dedi. ‘Nerden benim ki oluyormuş?’ Diye cevap verdim omzunu silkti. Haberlerde Hakan beyin büyük bir iş anlaşması yaparak bir firmanın işçilerini işsizlikten kurtardığını ve bir hafta içersinde firmanın hisse senetlerini yükselttiğinden bahsediyordu. Pek çok işçiyi işsizlikten kurtarması büyük bir olay demek ki iyi kalpli biri diye düşündüm. Vicdanlı ve merhametli adamları severim. Sabah uykumuzu alınca hep birlikte yola çıktık. Fatma’da bizimle gelmek isteyince babannemin sahile yakın evinde ufak bir hafta sonu tatili planladılar. onlar tabi beni babaanneme bırakıp geri dönecek haftaya tekrar almaya geleceklerdi. Babannemin evi tek katlı küçük ama samimi bir evdi. Evin Ön tarafta masası olan bir bahçesi vardı. Buraya hep gül ağaçları diker onlara gözü gibi bakardı. Evin arka tarafında da meyve ağaçları ve sebzelikler vardı. Çocukken o meyve ağaçlarına çok tırmanırdım. Babannem mavi gözlü siyah saçlı güzel bir kadın ona benzediğim doğrudur yani. Fatma ilk defa babannemin evine geldiği için şaşırmış ve burayı çok beğenmişti. Babannem bana ve kızlara sarıldı. Sonra içeride biraz dinlendik. Kızlar plaja gitmek isteyince hazırlandık ve iki dakika yürüme mesafesindeki plaja gittik. Kızlar yürürken bana yardım ettiler. Kumsala varınca çantalara koyduğumuz hasır yer örtüsünü ve şemsiyeyi çıkarttı. Öğlen güneşi geçmişti ama özellikle Kübra ve ben beyaz tenli olduğumuz için güneşin bizi mahvetmemesi için kremlerimizi sürdük ben boydan sarı elbisemi giymiştim denize giremeyeceğim için çıkartmadım her yerimize güneş kremini sürdük. Kafamda hasır şapkayla kenarda oturdum. Kızlar kıyafetlerimi çıkarıp ‘tatil başlasın’ diye bağırdılar ve koşarak denize girdiler. Hafta sonu olduğu için deniz biraz kalabalıktı. Neyse ki rüzgar esiyordu burdan pişmedin durabiliyordum. Kızları izledim bir süre kenardan sonra yanıma döndüler. Kübra ayakta saçlarını kuruturken arkasından biri yaklaştı. Omzuna dokundu ve ‘Merhaba ben berke, tanıyabilir miyiz?’ Dedi. Kübra çocuğa baktı, arkadaşım biraz çapkındır da ‘tabi ‘ dedi. Sonra numaralarını paylaştılar. ‘ Birazdan voleybol maçı yapacağız katılır mısınız?’ Diye sordu. Ben kafamı hayır olarak salladım. Kübra ve Fatma ‘olur’ dediler. Sonra beni de yanlarına alarak file çektikleri yerin yanına gittik. Beni bir şemsiyenin altına bırakıl iyi olduğumdan emin olduktan sonra maç alanına döndüler. Maç her takımda iki kız iki erkek olacak şekilde düzenlendi. Ben kızlara tezahürat ederken yanıma biri geldi. ‘Merhaba’ dedi. Kafamı kaldırıp baktım. ‘ Merhaba’ dedim sorarcasına. ‘ ben Berkenin arkadaşıyım’ dedi maça devam eden takıma parmağını göstererek. ‘ anladım’ dedim. ‘ gözlerin çok güzelmiş’ dedi. ‘ teşekkür ederim’ dedim ve kızlara tezahürat yapmaya geri döndüm. Çocuk bende ışık görmeyince geri çekildi ve eski yerine döndü. Sarışın, ortalama boylarda kahverengi gözlü pek tipim biri değildi. Maç sonu kızlar yanıma geldi. ‘ ne o yüz vermedin’ diyip gülüştüler. ‘Tipim değil’ diyerek cevap verdim. Kübra ‘ah sanırım ben senin tipini biliyorum’ dedi. Fatma’da gülmeye başladı. ‘ gerçekten dost musunuz düşman mı bilmiyorum’ dedim. Kızların yanına maçtaki erkekler geldi. Bir berke diğeri Sinan. Sinan da Fatma’yla konuştu ve numaralarını paylaştılar. Kızlar erkeklere veda edince bana döndüler. ‘Sonunda varlığımı hatırladınız’ dedim. İkisi de kıkırdayıp beni beni kaldırdılar. Ondan sonra eve döndük. Diğer gün de plajda eğlendikten sonra akşamına kızlar evlerine dönmüştü. Güzel bir hafta sonu geçirdik. Kızların arkasından el sallarken Babannemin tatlı kırmızı yanağından öptüm ve ona sımsıkı sarıldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE