HELEN AVCI
Kızlar gittiğinden beri dört gündür plaja gitmiyordum. Ayağım iyileşmiş sayılırdı. Ama hala denize girmeye cesaretim yoktu. Kızlar yarın gelecekti bir hafta sonu u daha burada geçirip evimize gidecektik. Pazartesi iş başı yapacaktım. saat dört’e doğru iyice canım sıkıldı. Bu hafta babaannemle her şeyi yapmıştım. Ağaçlardan meyve topladık. Pasta yapıp şakalaştık. Hatta komşularla oturup muhabbet bile ettik. Sonunda pat diye patlamadan önce kendimi dışarı attım. Uzun beyaz elbisemi giydim, hasır şapkamı taktım. Çantamı hazırladım ve şemsiyemi de elime alıp plaja yürüdüm. Plaj hafta içi olduğundan dolayı dolu değildi, az kişi vardı. Hasır örtüyü serip şemsiyemi kuma sabitledim. Sonra sağ tarafıma uzanıp uzun zamandır okumak istediğim kitabımı çantamdan çıkardım. Gözlüklerimi taktım ve okumaya başladım. Peyami Safa’nın Fatih Harbiye kitabının ilk sayfasını okumuş diğer sayfaya geçtiğim sırada dikkatimi başka bir şey çekti. Deniz’e doğru baktım. Bir adam denizden çıkıyordu. Altılı karın kası ve geniş göğsü vardı. Saçlarını düzelttiği sırada kollarının nasıl şişliğine baktım. Her kızın gözlerinin görmesi gereken cennet işte tam karşımda duruyordu. Vay be analar neler doğruyor. Ağzımın suyunu sileyim bari. Gözlerimle yukarı doğru çıkıp yüzüne baktığımda birde ne göreyim bu Hakan Bey. İnanamıyorum. Bu adamın burada ne işi var? Az önce ben bu adamın tüm vücuduna salyalarımı bıraktım. Neyse ki gözlüğüm var baktığım belli olmuyor. Allahım çok sıcak oldu. Biraz yakamı açıp, elimdeki kitapla kendimi yellemeye başladım. Eminim şu an yanaklarım domates gibi kıpkırmızı. Aslında hiç erkek arkadaşım olmadı erkekler hakkında çok bişey bilmem ama seksi erkeklere bakmayı kim sevmez? Etrafımda benimle ilgilenen bir kaç kişi oluyordu. Bende genelde onlarla ilgilenmeyerek ve yüz vermeyerek kovalıyordum çünkü onlara ayıracak zamanım yoktu. Gözlüklerimi kafamdan çıkardım. Kendimi kitapla yellediğim sırada bacağıma bir iki damla suyun geldiğimi hissettim. ‘Ay’ dedim. Bu sırada kafamı yukarı kaldırınca Hakan Bey’le göz göze geldik. Şezlongu 2 metre uzağındaymış. Kurulanmış üzerine beyaz gömlek giymiş kafasını kuruluyordu. Bana ‘ Merhaba?’ dedi sorarcasına. Bende ‘ Merhaba Hakan Bey’ dedim ve dudaklarımı yaladım. Hafifçe gözlerini kıstı. Yanıma yaklaştı. ‘Burada karşılaşacağımızı kim bilirdi?’ Dedi ve gülümsedi. ‘ gerçekten öyle, burada babannem yaşıyor. Ufak bir iş kazası geçirdikten sonra çok endişelendi ve bana kendisi bakmak istedi. Bende kıramadım ve buraya geldim’ dedim ayağımı parmağımla işaret ederek. ‘ Öyle mi? Çok geçmiş olsun’ dedi. ‘ ailemin yazlık şurada’ dedi parmağıyla gösterdiği tarafa baktım. Kocaman ev plajın yan tarafında bulunuyordu. Her tarafını kapattıkları için daha önce dikkatle bakmamıştım. Evin bahçesinden Beş merdivenle plaja ulaşılabilir gözüküyordu. ‘ Anladım’ diyerek kafamı salladım. ‘ Ne okuyorsun?’ diye sordu. Hayret gerçekten beni umursamayan Hakan Bey gitmiş yerine başka biri gelmiş resmen ilk defa iki cümleden fazlasını konuşuyoruz şu an. Kitabı çevirdim ve gösterdim. ‘ ilk sayfasındayım daha’ dedim. Gülümsedi. Bu adam gülünce daha yakışıklı. ‘Yan tarafımda bir tane daha şezlong var ve boş gelmek ister misin?’ Diye sordu. İki tane yan yana şezlongu göstererek. Yaslandığım kolum sızlamaya çoktan başlamıştı bile. ‘Olur’ dedim ve doğrulmaya çalıştım. Bu sırada yanıma gelip kolumdan tuttu. ‘Ayağına dikkat et’ dedi çok yakınımdan. Nefesini boynumda hissettim. Yanaklarım kızarırken ‘ Ne.. Neredeyse iyileştim’ diye kekeleyerek cevap verdim. Şezlonga oturmama yardımcı olup kendi tarafına geçti. Yan tarafındaki termos çantadan iki tane içecek çıkarttı bir tanesini açıp bana uzattı. Elinden alırken bir an parmaklarımız değdi. Ben tekrar kızarmaya başladım. Soğuk içeceği kafama diktim. Biraz iyi geldi. ‘ buraya ben küçükken gelmiştik ailemle. Geri döneceğimiz günü akşamı kayboldum, bir teyze beni bulmuştu. Geceyi onun evinde geçirdim. Sabah olunca beni ailemin evine geri götürmüştü.’ Dedi Hakan Bey. Dikkatle onu dinliyordum. Nefes alıp devam etti ‘ daha sonra uzun süre bir daha buraya dönemedik’ dedi. ‘ böyle bir şey yaşamanıza üzüldüm’ dedim ‘ aileniz çok endişelenmiş olmalı’. ‘ Evet çok endişeliydiler, bence üzülme gerek yok çünkü bu anda benim unutamadığım güzel bir şey var’ dedi. ‘ en azından sizin için kötü bir anı olmamış’ diyerek konuşmayı sürdürdüm. Bana gülümsedi. Kalbim gene ağzıma ulaştı. Konuyu değiştirerek biraz çocukluk anılarımdan bahsettim. Yaptığım yaramazlıklara güldü. O çok uslu bir çocukmuş ben herkesin camını kıran mahallenin en yaramaz kızıydım. Böyle söyleyince pek inandırıcı değil ama babaanneme sorun birde beni. ‘ bir kez mahallenin gürbüz oğlanı Erdem’e yumruk attım. Sonra beni kovaladı ondan hızlı olduğum için yakalanmadım. Akşamına annesi geldi kapıya. Babannem o zaman ‘ufacık çocuk senin tosun gibi oğluna nasıl yumruk atsın utanmıyor musun yalan söylemekten’ diyerek erdeme kızmıştı’ dedim o kahkaha atmaya başlayınca bende güldüm. Bir süre birbirimize baktık. Garip bir sessizlik oldu. ‘Denize giriyorum gelmek ister misin?’ Diye sordu ve soyunmaya başladı. ‘ hayır’ diyerek kafamı salladım. Onu soyunurken izlemek çok istiyordum ama uygun olmadığı için kafamı diğer tarafa çevirdim. Eminim yüzüm gene kızardı. Neler düşünüyorum ben ya bu adam bana bakmaz bile. Ben en iyisi soğuk içeceğimden içeyim. İçeceğimden bir yudum aldım ve kenarda duran sehpaya koyup sonra şezlonga uzandım. Gölgede esen rüzgarla gözlerimi kapattım. Bir süre sonra uyuyakalmışım.