8. Mahsur Dakikalar

1018 Kelimeler
Güne gözlerimdeki şişlikle uyanmış ve kuş cıvıltılarının neşeli sesindense gök gürültüsünü işitmiştim. Açık kalmış pencereden süzülen mavi perde hızlı hızlı oraya buraya çarpıyor kapı titriyordu. Huzursuzca yana döndüğümde Alec'i çatık kaşlarla bulmuştum. Gözleri kapalı kolunu alnına atmış rahatsızca öylece duruyordu. Uyanır uyanmaz onu görmek kalp ritmimi değiştirmişti. Hemen yataktan kalkıp pencereye gittim. Kara bulutlar yüzünden ormanlık alan aydınlanmamıştı. Böyle havalardan hiç haz etmiyordum. Birazdan yağmur yağacağı belliydi. Rüzgar öyle sert esiyordu ki perde yerinden çıkacak gibiydi. Pencereyi kapadığımda odanın içini huzurlu bir sessizlik kaplamıştı. "Günaydın." Alec'in hoşnutsuz sesini duyduğumda ona döndüm. Gözlerimdeki çapakla karşısında duruyor olmak sinir bozucuydu. "Yağmur yağacak gibi duruyor." Usulca kafasını sallayıp yatakta doğruldu ve bir kaç dakika öylece durdu. Daha sonrasında dün gece çekmeceye attığı kapı kulpunu aldı. Paytak adımlarla kapıya gidip kulpu yerine takmaya çalıştığında baştan aşağı onu inceledim. Mavi pijaması belinden kaymış ve ayaklarını kapatmıştı. Adeta sevimli bir koala gibiydi. Gidip yatağa oturduğumda yağmur taneleri cama çarpmaya başlamıştı. Gök gürültüsü de biraz sonra geldiğinde içimde bir huzursuzluk oluştu. Yüreğim sıkışmış kalbim kasılmıştı. Havasız kalmışız gibi hissetmekten kendimi alıkoyamıyordum. Yaklaşık beş on dakikadır kapı kulpuyla uğraştıktan sonra olmayacağını anlayarak pes etti ve kulpu karşı duvara fırlattı. Bir an da sıçramıştım. "Lanet olsun." diye söylenirken geri geri gidip hızla kapıya vurduğunda dehşetle onu izliyordum. Hafif bir çığlık dudaklarımdan kaçınca dönüp bir şey yok dercesine gülümsedi. Kapı henüz açılmamıştı ama zedelendiği aşikardı. Üstelik o muhteşem gülümseme de neydi öyle? "Kendine zarar vereceksin ne yapıyorsun!" "Tıpkı senin yaptığın gibi mi?" Hazır cevabının ardından bir kez daha omuz attı ve kapıyla beraber salona doğru uçtu. Dehşetle arkasından koştum. Aşağı kata inen merdivenlerin tırabzanlarına tutunmuştu ve nefes nefeseydi. "Kafayı mı yedin?" Nefeslerinin arasında başarmanın verdiği hazla gülümsüyordu. Çıldırmış olmalıydı. "Ne o Faith? Bir kez daha mı benimle bir gece geçirmek istiyordun yoksa?" Kelimeleri boğazıma dizmişti resmen. "Terbiyesiz, ne alakası var." Bozulmuşçasına bakışlarımı kaçırdım ve ondan kaçıp kendimi lavaboya attım. Hızlıca elimi yüzümü yıkarken kalbimin tuhaf ritmi yüzünden kendime sinir oluyordum. Ah salak Faith! Lavabodan çıkıp aşağı kata indiğimde Laurent asık suratla televizyon seyrediyordu fakat rüzgar ve yağmur yüzünden kanal bozulup duruyordu. "Kahvaltı ettin mi Laurent?" "Etmedim." Bana bakmadan sorumu cevapladığında istemsizce durakladım. Onu neşeli görmeye alışmıştım. "Tamamdır, istediğin özel bir şey var mı yapayım." "Hayır yok." Sert cevabından sonra dımdızlak kalmıştım. Bu da neydi şimdi? Bir kez olsun suratıma bakmamıştı bile. Alec'den huy kapmış olmalıydı. Omuz silkerek mutfağa geçtim ve dün gece bıraktıkları bulaşıkları halledip dolaptan üç yumurta çıkardım. Neyi nasıl sevdiklerini bilmesem de bir işe yaramam gerekiyordu. Etrafı karıştırarak bulduğum tavayı ocağa koyacakken Alec tavayı tuttu. "Ben yemeyeceğim." dedi ve endişeli bakışlarını yere indirdi. Neler oluyordu şimdi? "Ben de!" Laurent de yemeyeceğini söylediğinde tavayı sakince tezgaha bıraktım. Bugün ikisinde de bir gariplik vardı. "Hazırlan istersen Laurent." "Tamam." Tenezzül edip bana bir açıklama yapmıyor oluşları sinirimi bozmuştu. Laurent'in geçerli bir açıklaması olabilirdi ama Alec'e kesinlikle öyle bir hak tanımazdım. Laurent odasına girdikten üç dakika sonra bir valizle gelmişti. Dolaptan çıkardığım yumurtalar ve ben ortama alışmaya çalışıyorduk. Alec pijamalı oluşuna aldırış etmeden arabanın anahtarını aldı ve kapıyı açtı. "Akşama dönerim. Kahvaltını edebilirsin." Buz gibi bakışlarıyla karşı karşıya geldiğimde sessizce kafa salladım. Korkutmaya başlamışlardı. Laurent durdu ve kafasını çevirdi. "Böyle havalardan nefret ediyorum." diyerek evden çıktı. İkisi de gittiğinde koca ev sopsoğuk ve sessiz gelmişti. Ürktüm. Cama çarpan yağmur damlaları, uğultulu esen rüzgar ve arabanın sesi... Koca dağ evinde yapayalnızdım şimdi. Bütün iştahım kaçmasına rağmen bir şeyler atıştırmak için yumurtanın tekini dışarıda bıraktım. Tüm vücudum sızlarken aç karna ilaç içip kendime biraz daha zarar veremezdim. Zor güç bir şeyler atıştırdıktan sonra ağrı kesici içip kanepeye yattım. Laurent'in bıraktığı kumandayı alıp kanalları gezerken huzursuzluğum geçmiyordu. Telefonuma bakıp duruyor bir haber var mı diye düşünmeden edemiyordum. Sam'in görüntüsü mideme krampların girmesine neden oluyordu. Beni meşgul edecek bir şeyler lazımdı. Adımlarım istemsiz Alec'in odasına çıktığında her ne kadar yapmamam gerektiğini bilsem de engellemedim. Aklımı dağıtabilecek tek kişinin evindeydim ve bunu fırsat olarak kullanabilirdim. Dolabını açıp kıyafetleri arasında parmaklarımı gezdirdim. Soğuk kıyafetlerden süzülen hafif kokuyu derince içime çektiğimde gençliğimin masum anıları zihnime doluşuyordu. Beraber güzeldik... Dolabı kapatıp yatağına oturdum ve dün gece başını koyduğu yastığı kucakladım. Ona sarılıyormuşçasına sıkıca sardım kollarımı. Tekrar kapılmak istemediğim adamın eşyalarını kurcalıyor kalbimi bir kez daha kırmaya hazırlanıyordum sanki. Alec'e doğru çıplak ayaklarımla camlara basarak geliyordum. Canım yana yana ulaştığım kapının daha çok canımı yakması aynı zamanda yaralarımı sarması ilginçti. Yastığı bırakıp komodinin çekmecesini açtım. İlaçlardan başka bir şey yoktu. Belli ki sadece bazı zamanlar dağ evinde kalıyorlardı. Asıl kaldıkları evde olsaydım her yeri didik eder belki albüm bulur ve beraber çekindiğimiz fotoğraflara bakardım. Masum kalbimin anahtarını ona vermiştim ama o anahtarı alıp dört bir yanından kırmıştı. "Tüm kırgınlıklarına rağmen hala onu düşlüyorsun be Faith... Yazık sana." Kendi kendime konuşup yatağa uzandığımda usulca yağan yağmurun etkisiyle gözlerim kapandı. Alec'in yattığı tarafta cenin pozisyonunda uyurken tatlı rüyalar yerini kabuslara bırakmıştı. Delicesine çalan kapının sesi ve şiddetli yağmurun rahatsız edici tınısı... Bir dakika kapı mı? Aniden doğrulup kapıya kulak kabarttığımda gerçekten de birinin kapıda olduğunu anladım. Oda kapkaranlıktı. Kaç saat uyumuştum ben? Hızla aşağı kata indim ve ardı arkası kesilmeyen kapının önüne dikildim. Alec olmalıydı fakat neden kalbim korkuyla kasılıyordu ki? Rüya da olmadığımdan da eminsem kapı neden bu kadar gürültüyle çalıyordu. Kim o demeye bile dilim varmıyordu. Titrek adımlarla mutfağa girip camdan göz atmaya çalıştım. Kapının ucunda siyahlar içinde biri vardı ve uzun boyluydu. Epey uzun boylu... Titredim. Alec olsa direkt anlardım değil mi? Tezgahta duran bıçağı elime aldım. Ne yaptığımın farkında değildim. Derin derin nefesler almaya çalışıyor ama alamıyordum. Yapma Faith! Güçlü bir kız olarak dimdik dur! Duramam! Kapıda biri var! Varsa ne olmuş elinde bıçak var! Ben kimseye zarar veremem! Kendine veriyorsun ama! O başka! Kendimle verdiğim iç savaş sonrası yavaş adımlarla kapıya ilerledim. Sesler kesilmişti. Yüreğim ağzımda atıyordu. Sam'in katili beni de bulmuştu. Alec'in gittiği günü fırsat bilmiş ve anında ortaya çıkmıştı işte. Kapının kulpu avucumun içindeydi. Bıçak elimde hazır duruyordu. Bir anahtar sesi duyduğumda midem bulanmaya başlamıştı. Kan basıncımın düştüğünü fark ettiğimde bıçak elimde titriyordu. Hızla geri çekildim. Anahtar çevrilmiş ve kapı açılmıştı. Bıçak elimden yere öyle bir düşmüştü ki korkudan geriye sendelemiş ve bilincimi yitirmiştim. Dirseklerim tahta zemine sertçe sürtmüştü. Vücut fonksiyonlarımı kaybetmiş gibiydim. Gözümün önü kapkaranlıktı. Yağmur sesine karışan uğultulu ses kulaklarımda çınlıyordu. "Faith!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE