7. Kilitli Kapı

1599 Kelimeler
Karanlık, ağaçların arasından geçip ahşap eve çökmüştü. Laurent sabah yattığım kanepede uyukluyordu. Alec de tekli koltuğa oturmuş elindeki kumandayla zap yapıp duruyordu. Alec ile beraber ağaç evden döndükten sonra nereden başlayacağımızı planlamıştık. İnternetten araştırmalar yapıp basit bir plan çizmiştik ve sonunda sıkılıp tv başına geçmiştik. Televizyon yerine onu seyrettiğimi bilseydi dönüp bir kerecik de olsa bana bakmaz mıydı? Bir anda televizyonu kapadığında rüyadan uyanmış gibi sıçradım. Oda tamamen kararmıştı. "Bırakalım Laurent orada uyusun. O kanepeyi sever." Dalgınca kafa salladım. "Benimle gel." dediğinde sersemce peşinden gidiyordum. Bugün bana karşı ılımlı davranıyordu bundan ötürü itiraz etmeden dediklerini yapmaya başlamıştım. Beraber yukarı kata çıkmıştık. Onun odasına girdiğimizde ne diyeceğini tahmin etmiştim bile. "Bu gece burada uyu ben Laurent'ın odasına uyurum." "Ah hayır burada yatmam." Elim kapıya gittiğinde benden önce davranıp kapıyı itti ve kapı istemsizce hızlı çarpıp fazla ses çıkardı. Bir an ürkmüştüm. "Umarım Laurent uyanmamıştır." diyerek kendi kendine söylendiğinde elini ensesine atıp kaşıdı. "Her neyse ben bu odada uyumak istemiyorum." Eğer bunu da yaparsam ona fazlaca kapılacaktım. Alec'in benden yana hiçbir duygusu yokken tekrar bu aşka filizlenmek aptallıktı. Kapı kulpunu tuttuğumda kolumu tuttu. "Yatağımda bir sorun yok Faith. Neden uyumak istemiyorsun?" "İstemiyorum işte sebebi yok." Sinirlenmeye başlıyordum. Diğer elimle elini ittirdiğimde o da kulpun bir tarafını tutmuştu. "Burada yatacaksın." "Hayır yatmayacağım." "Her tarafın çürük içinde iki büklüm kanepede yatmak çok mu hoşuna gidiyor?" "Evet benim kanepe fantezim var belki!" Koyulaşmış göz halkalarıyla ürkütücü görünüyordu. Yutkundum. Yanlış kelime tercih ettiğimi fark etmem bir kaç saniye sonra olmuştu. Ne o 14 yaşındaki Alec'ti ne de ben o küçük kız. Bana karşı duyguları olmasa bile o... Ona inat kapı kulpunu hızla indirdiğimde ikimizde kalakalmıştık. Kapı kulpu elimdeydi... "Bu... Senin yüzünden oldu." Mahcubiyetim anında suçlamaya döndüğünde Alec bir şey dememek için dudaklarını birbirine bastırıyordu. Sinirle kulpu tekrar yerine takmaya çalıştım ama ellerim titremeye başlamıştı. "Lanet olsun." "Geri çekil ben yaparım." diyerek beni ittiğinde kulpu elimden hızla çekmişti. Sinirle kulpu takmaya çalışıyordu ama olmamıştı. Suçlu konumuma geri dönüp saçlarımı karıştırdım. "Bil bakalım bizi kurtarabilecek tek kişi kim?" "Laurent yukarı çıkamıyor..." Fısıltım öyle sessizdi ki... Pes edip kulpu çekmeceye koydu. Yatağa oturmuştu. "İstemediğin yerde ve istemediğin kişiyle kaldın Faith. Ne yapacaksın şimdi?" "Ne mi yapacağım? Dolapta nevresim falan yok mu?" Önce gidip odanın gece lambasını açtım. Karanlık odada onunla olmak tuhaf duygularımı depreştiriyordu. "Nevresimle ne yapmayı planlıyorsun?" "Ben şuraya kıvrılırım sen de yatağında uyursun işte." Yerdeki halı pek de yumuşak görünmüyordu ama uyuyabilirdim. "Normalde şu yatak için benimle kavga etmen gerekirdi." "Neden senin yatağın için seninle savaşayım ki?" "Çünkü diğerleri-" "Diğerleri? Vay vay vay Alec demek buraya başka kızlar da getiriyorsun. Her neyse bana ne?" Gidip dolabı açtım. Kıyafetten başka bir şey yoktu. Sakince geri kapatıp yatakta oturan ona döndüm. Bana sorgularcasına bakıyordu. "Nevresimler nerede?" "Nevresim falan yok. Onları başka odada tutuyoruz." "Harika. O halde en azından şu pikeyi bana verebilirsin ve yastıklardan birini. Tabi o kadar cani değilsen." Ayağımla kızgınca ritim tutmaya başlamıştım. Stres yavaşça bedenimi ele geçiriyordu. "Farkındaysan kanepede iki büklüm yatma diye seni bu odaya getirdim. Bir yastığı esirgeyecek olsam neden bunu yapayım?" "Çünkü kapı kulpunu kırdım." "Sen kırmadın benim yüzümden oldu. Kapıyı hızlı çarptığım için gevşedi." "Ama sonuçta benim elimde kaldı." "Şimdi de bunun için mi kavga edeceğiz?" "Kavga etmiyorum." "Tamam sen kazandın Faith." Ellerini teslim olmuşçasına kaldırdı. Alt dudağını ısırıp pikeyi kaldırdı ve eliyle buyur işareti yaptı. "Geç uyu yerde yatmana izin veremem. O hakkını sapasağlam olduğunda kullanırsın." Sustum ve mızmız bir çocuk misali açtığı pikenin içine girdim. Yatağa tamamen onun parfümü sinmişti. Kafamı diğer tarafa koyup sinirle pikeyi üzerime çektiğimde bıkkınca nefes verdiğini işittim. "Küçükken beraber uyuduğumuz zamanı hatırlıyor musun?" Bir anda neden bu konuyu açıyordu şimdi! "O zaman çocuktuk Alec." "Sadece hatırlayıp hatırlamadığını merak etmiştim Faith. Başka bir şey düşünmene gerek yok." "Ben de başka bir şey düşünmedim zaten..." Lanet olsun! Yastıklardan birini alıp yere kıvrıldığında yutkundum. Yanıma buyur edemezdim çocuğu ama halının üzerinde yatması da ne bileyim... Vicdanıma dokunuyordu. "Şimdi de küçükmüşüz gibi davranabiliriz." Lanet çeneni kapat Faith. Kapat ve bir daha açma! Alec'den uzun bir süre cevap gelmediğinde endişe her tarafımı ele geçirmişti. Dün yaşadığım her şeyi unutmuş Alec'i düşünüyordum. Bu normal olamazdı. Bende uyuşturucu etkisi falan yapıyordu sanki. "Bundan emin misin?" Sözlerine nazaran halıdan kalkmıştı. "Ben davranabilirim." Peki sen demeye dilim varmamıştı. Üstelik ona bakmak yerine duvarı inceliyordum. Ellerim başımın altındaydı. "Peki..." Yatağın diğer tarafı çöktüğünde kalbim de çökmüştü. Alec yan tarafımda pikeyi üzerine çekiyor ve benimle aynı yatakta yatıyordu. Rüya aleminde olmalıydım. Bir süre sessiz kaldım zira konuşursam sesim falan titreyebilirdi. "O gün böyle uyumuyorduk ama..." Sesi öyle yakınlardan gelmişti ki bir an nefes almayı unuttum. Kafamı çevirip ona bakarsam yüz yüze gelebilirdik. O gün beraber çimlerin üzerinde kolu kafamın altında uyumuştum. "O günden sonra boynum çok ağrımıştı bir daha böyle bir deneyim yaşamak istediğimden emin değilim." Sonunda toparlanıp düzgünce bir cümle kurmayı başarmıştım. "Haklısın benim de kolum ağrımıştı." Yutkundum. Ciddi ciddi gel kolunu başımın altına koy desem yapacak mıydı? Kalbimin hızı yüzünden uyku tutmuyordu. Hemen yanımda derin nefesler alırken kımıldayamıyordum bile. Dudaklarımı kemirmeye başladığımda boğuk sesini işittim. "Artık anlatacak mısın?" "Neyi?" Merak etsem de ondan tarafa dönmedim. Yatakta yan döndüğünü anladığımda istemsizce nefeslerim hızlanmıştı. "Bir çözüm yolu bulmamız gerekiyor. Gidip Sam'in evinin önünde dikilirsen bu pek de akıllıca olmaz değil mi?" Hızla yatakta doğruldum ve Alec sayesinde olayın idrakına vardım. Bunu hatırlatması ne derece doğruydu bilmiyorum ama moralim anında bozulmuştu. "Daha önce böyle bir şey yaşamadım Alec. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ve yapayalnızdım..." Sesim titremiş gözlerime yaşlar gelmişti. Daha fazla konuşursam ağlamam an meselesiydi. "Pekala o halde bundan sonra hamlelerini dikkatli atacağız." Kafamı çevirip ona döndüm. Başı yastıkta ciddi bir ifadeyle beni izliyordu. Çenem titredi. Bileğimdeki sızı kendini belli etmeye başlamıştı. "Beraber mi... İkimiz mi atacağız." Usulca kafa salladı. Dudaklarındaki hafif tebessüm bir anda gelip bir anda yok olmuştu. "Beni çocukluk arkadaşın olarak düşünemez misin? Şu olayı geride bırakamaz mıyız..." Sıkıntılı bir nefes verdi ve gözlerini kaçırdı. Bahsettiği olay ona karşı duyduğum bitmek tükenmek bilmeyen aşk olmalıydı. Oysa bittiğini zannetmiştim belki de bu yüzden ondan sonra kimseden doğru düzgün hoşlanamamıştım. "Hangi olayı?" dedim bastırarak. Ağzından duymak istiyordum. Belki de net bir şekilde bunu duyarsam ondan vazgeçmek kolay olurdu. Şu saplantılı halimden sıyrılabilirdim. "Biliyorsun." dedi yutkunarak. Rahatsızca kendini geri çekip yatakta doğruldu ve sırtını yasladı. Bana bakamıyor, dudaklarını içten içe kemiriyordu. "Duymak istiyorum." "Konusunu açma diyen sendin." "Vazgeçtim." İnatla ona bakmaya devam ettim. Dudaklarını aralamış bana bakarken yutkundu. "Seni reddettim ve olay benim için kapandı. Dokuz yıl önce onu orada bıraktım fakat sen belli ki bırakmamışsın." Sustum. Cümlesinin içinde ret sözcüğü beni ayan beyin eziyordu ve ben kalkıp da ona haklı olduğunu gösteremezdim. Cevap vermeden önce geriye gidip başımı hızla yastığa koydum. Kısa saçlarım saçılmıştı. "Beni reddeden tek insan sen değilsin saplantı yapsaydım diğerlerini de yapardım emin ol." Kalakaldı. Bakışları ciddiyetle kısılırken dudakları hafiften büzülür gibi olmuştu. "Diğerleri mi?" "Hah ne sandın aptal." Bir ağız dolusu kahkaha atarken içimden kan ağladığımı görse kim bilir nasıl küstahça gülerdi. Daha önce ondan başka kimse beni reddetmemişti ama bunu bilmesine ne gerek vardı. "Şimdi susta uyuyayım biraz. Çocukluk arkadaşım." Bastıra bastıra konuşup gözlerimi kapadığımda bir süre öylece dikildi. Sonra yavaşça yatağa kıvrıldığında göz ucuyla ona baktım. Bana sırtını dönmüştü. Sen görürsün şimdi Alec! Onun tarafında duran komedindeki suyu gözüme kestirdim. Üzerinden uzanarak komedindeki bardağı kavrarken bilerek ona temas etmiştim. Ani temasımla gerildiğini hissettiğimde suratıma hain bir gülüş peyda oldu. Suyu alıp konumumdan ayrılmadan içerken bir kaç damla su düşürmüştüm. Tamam bunu bilerek yapmamıştım ama yine de bu bile Alec'in kaslarının kasılmasına neden olabilmişti. "Ay pardon." diyerek bardağı bırakmak için uzanıyordum ki bardağı elimden kaptı ve komedine bıraktı. "Söyleseydin verirdim." "Zahmet vermek istemedim be kanka." Kanka dememle anında suratını bana çevirmişti. Ne var dercesine ona bakarken geri uzanıp pikeyi üstüme çektim. "Kanka derken?" "Yani sonuçta biz aynı yatakta yatıyoruz ama sevgili değiliz arkadaşlar da böyle yapmazlar. Bundan sonra kankamsın." Açıklamam şok etkisi yaratmış gibiydi. Ağzı açık kalmıştı. Her zaman uykusuz kalmış izlenimi veren o şaşkın gözler, bana bir kez de aşıkmış gibi baksaydı şaşardım ama ben ona yapacağımı biliyordum. "Benim için aldığın ilaçlar arasında merhem yok muydu Alec?" "Ne? Ah... Vardı evet nereden çıktı şimdi bu?" Senin bütün nevrini döndürmezsem bende Faith değilim! Komedine uzanıp çekmeceden ecza poşeti çıkardı. İçinden kremi alırken "Sırtım sızlıyor ve ben sırtıma uzanamıyorum." dediğimde eli durmuştu. Alt dudağını dişleriyle ezerken merhemi çıkarıp çıkarmama konusunda tereddüt etmişti. "Belki arkadaşım ağrılarımı dindirirse düzgün uyuyabilirim." Masumca gülümsediğimde meydan okuyan mavi gözlerini gözlerime kenetledi. "Arkadaşlar bu günler için var haklısın. Dön arkanı." Bir anda kabul etmesiyle şaşkına dönerken yanmaya başladığımı hissettim. Hava zaten sıcaktı bir de Alec'in dokunuşları eklendiğinde... Yutkunmamak için direndim ve gözünün içine baka baka tişörtümü bedenimden sıyırdım. Sırayla birbirimizi şoka uğratırken Alec'in bakışları bir an bedenime kaymıştı. Siyah iç çamaşırımla önünde oturuyordum. Tehlikeli suların içinde yüzüyorduk ve bu gece hiç bitmeyecek gibi bir geceydi. "Keşke biraz bana da su bıraksaydın..." Sessizce mırıldandığında çenesini kaşıdı. Neyi ima ettiğini anlamak zor değildi. Sırtımı çevirdim ve biraz olsun bakışlarının kahredici baskısından kurtuldum. Derin bir nefes aldım ve onu bekledim. Bana doğru geldiğini işittiğimde kulaklarımın yandığını hissedebiliyordum. "Sırtının ne halde olduğuna hiç baktın mı sen?" "Hayır pek göremedim." "Her yerin çizik ve çürük içinde..." Dehşetle konuşmuştu. Ürperdim. Sam ölmüştü bende bir kaç çizik ve çürük olsaydı ne yazardı? "Sorun değil nasılsa iyileşecekler." "Ya bir yerlerin kırılsaydı o zamanda böyle diyebilecek miydin?" Yine sustum. O zaman bu kadar rahat olamayacağım kesindi. Elleri çürüklerimin olduğu yerlere hafifçe baskı uygularken gözlerimin dolmasına engel olamamıştım. Acıyan yerlerimi sarıyor, kendime dikkat etmediğim için beni azarlıyordu. Gerçekten sadece çocukluk arkadaşım olarak mı kalmak istiyordu? Seslice burnumu çektim. Bir kaç damla gözyaşı istemsizce yanağıma süzüldü. Merhemi sürmeyi bitirmiş ve yatağa kıvrılmıştı. Belli ki beni teselli etmeyecekti. Yatağa bıraktığım tişörtü geri giyerken kollarımın ağrısını hissedebiliyordum. Yavaşça kendi yerime kıvrılıp ellerimi başımın altına koyduğumda sesimi bastırmak için dudaklarımı dişliyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE