"İstersen duş alabilirsin Faith. Biliyorsun evde bir banyomuz var ve şey... Üzgünüm bu gece odamda yatacağım."
Laurent aynı anda hem açık sözlü hem de çekingen olmayı nasıl başarabiliyordu aklım almıyordu. Alec çoktan mutfağa geçmiş aldıklarını dolaba yerleştiriyordu bile.
"Haklısın Laurent. Gidip bir duş alsam iyi olacak. Sen keyfine bak ben her yerde uyuyabilecek bir kapasiteye sahibim zaten."
Göz kırptım ve topuklu ayakkabılarımı kenara bırakıp bavulu kaldırdım. Merdivenlerden bavulumu çıkarırken Laurent'in yargılayıcı bakışları abisinin üzerinde geziniyordu. "Sana yardım etmek isterdim ama..." Sesi kısıldığında mahcupça bana bakıyordu.
"Önemli değil Laurent dedim ya ben güçlü biriyim."
Zor bela bavulu üst kata çıkardığımda ağlamamak için zor duruyordum. Yaşlar gözlerime birikmişti. Salonda yere çöküp nefeslendim ve ağlamamak için direndim. Bavulu yana yatırıp içinden temiz ve rahat kıyafetler çıkarırken gözlerim sulanmaya devam ediyordu. Terlemiş ceketimi çıkarıp bavulun yanına bırakırken çaresizce bir kaç saniye durdum.
"Neredeyse ölecektim..."
Yanaklarıma akan gözyaşlarını elimin tersiyle silip beyaz tişörtü ve siyah pijama altımı aldım. Havlumu ve diğer eşyalarımı da alıp banyoya girdiğimde aynadan kendime baktım. Tamamen berbat görünüyordum. Gözyaşlarımı engelleyemiyordum. Hıçkırmamak için dişimi dudağıma bastırırken ellerimle lavabodan güç alıyordum.
"Kendine gel... Eğer böyle yaparsan yenilirsin Faith."
Titreyen sesimle gidip duşa kabinin içine girdim ve suyu ayarlayıp duş başlığının altına girdim. Bir kaç dakika suyun sızlayan bedenimi sarmalamasına izin verip sessizce ağladım. Önce Sam'in kanla kaplı görüntüsü sonra Alec'i unuttuğunu sandığım kalbimin çarpıntısı ve sonra maskeli bir adam tarafından sıkıştırılmak ve kurşunlanmak... Boğazım düğümlenmişti.
Açık yaralarıma sızan su canımı yakıyordu. Mentollü şampuanımı elime bolca döküp saçlarımı hunharca köpürttüm. Vücudumu liflerken olabildiğince nazik davranmıştım.
Havluma sarınıp duş kabininden çıktım ve hızla kurulanıp aynada vücudumun çürüklerini kontrol ettim. Morluklar vücudumda bir harita çizmişti adeta. Temiz giysilerimi giyindikten sonra saçlarıma da bir havlu sararak şampuanımı ve diğer eşyalarımı aldığım gibi salondaki bavulumu tekrar yerleştirdim. Bavulun derinliklerinden çıkardığım spor ayakkabıları gerektiğinde hemen giyebilmek adına kenara koydum.
Aşağıdan güzel yemek kokuları yükseliyordu. Fesleğenin keskin kokusuyla derin bir nefes alıp bavulun önüne bağdaş kurdum. Eşyaların arasından temiz çorap çıkardım ve sırt çantamdan yara bantlarımı aldım. Kesiklerin etrafı beyazlamıştı ve bu görüntü bana hiç iyi hissettirmiyordu.
Yara bantlarını dikkatlice yapıştırıp çorapları üzerine çektiğimde ıslak saçlarımdaki havluyu çıkardım ve saçlarımı taradım. "İstersen salona bir yatak atabiliriz Faith."
Alec'in sesiyle hızla arkama döndüm. "Ne zamandan beri oradasın sen?"
Saçlarım kısa olduğu için taramak uzun sürmemişti. Tarağı bavula bırakıp fermuarını çektiğimde yavaş adımlarla yanıma gelmişti.
"Açlıktan ölmeni istemem. Yemek hazır."
Sözleriyle ne ima ettiğini açıkça anlamıştım. Ona umurumda olmadığını söylemiştim o ise dolaylı yoldan umurumdasın diyordu. Gerçekten mi Faith gerçekten mi? Böyle mi umurundayım? Salona bir yatak atmaktan bahsederken ve seninle alay ederken... Ah her neyse.
Aşağı kata inip mutfağa geçtiğimde Laurent bana gülümsüyordu. "Şimdi iyi misin?"
"Ben zaten iyiydim Laurent."
"Stresini atmış gibi görünüyorsun."
"Ne?"
"Ağlamışsın."
Laurent çok sert hamleler yapıyordu. "Ahah yok daha neler. Ağlamak için bir sebebim yok Laurent. Saçmalama."
"Evet Laurent. Faith'in insani duyguları yoktur o yüzden ağlayamaz. Sen merak etme."
Alec'den gelen karşı atakla derin bir iç çektim. Anlaşılan benim sözlerimi bana karşı kullanmaya devam edecekti. Onu boş verip önüme konan yemeğin tadını çıkardım. Fesleğen soslu tavuk ve salata yapmıştı. Bardağa buz gibi kolayı doldurduğunda içten içe buz aramıştı gözlerim.
Ses çıkarmadan yemeğimi yedim. Bu sırada Laurent arka bahçede büyüyen dağ çileklerinden bahsediyordu. Alec ilgiyle kardeşini dinliyor ve beraber yarın için çilek toplama planı yapıyorlardı. Yemeğimi onlardan önce bitirip tabağımı ve çatalımı yıkadım. "Afiyet olsun." diyerek salondaki kanepeye geçtim. Gözlerim ağlamamdan ötürü ağrıyordu.
"Bileğine ne oldu?"
Laurent'ın fısıltısını duymuştum ama duymazlıktan geldim. Alec bir süre düşündükten sonra cevap verdi. "Bugün birileriyle kavgaya karıştı. Bilirsin işte şu sorunlu tipler..."
"Ah... Çok kötü görünüyor. Nasıl sektiğini fark ettin mi?"
"Fark ettim Laurent. Fark ettim."
Bacaklarımı uzatıp kafamı yastığa yasladım. Ellerimi dizlerimin arasına koyup gözlerimi kapatırken uyku uzaklarda değildi. Burnuma sürten bir şeyle gözlerimi açtığımda Bıdığın burnumu yaladığını fark ettim. Mırlayarak karnıma doğru yayıldı ve benimle uyumaya koyuldu. En azından Bıdık tarafından sevildiğimi hissetmek güzeldi...
***
Gece durduk yere sıçrayarak uyandığımda bahçenin turuncu ışığı cama vuruyordu. Gözlerimi aralamak öyle zordu ki. Üzerime bırakılmış ince polara baktım. Bıdık hala yanımda uyuyordu. Tekrar uyuyacaktım ki bileğimdeki sargı bezi dikkatimi çekmişti. Bunu nasıl hissetmemiş olabilirdim? Güzelce sarılmıştı ve her ne yaptıysa ağrımıyordu. Poları hızla itip ayağıma baktım. Çoraplarım çıkarılmış yerine bileğimdeki gibi bandajlar gelmişti. Burkulan bileğimdeki bandaj diğerinden daha fazlaydı.
"Böyle yaparsan olmaz..." kendi kendime mırıldanıp derin bir nefes aldım. Önümdeki sehpaya bir bardak su bırakılmıştı ve ağrı kesici haplar vardı. "İlginç birisin Alec."
Suyu alıp içtim ve kalbimdeki hafif mutlulukla gülümsedim. Şimdi huzurla uyuyabilirdim.
Kapı gıcırtılarıyla uyandığımda Alec'i gördüm. Duvar saati henüz altıyı gösteriyordu ve Alec sırılsıklamdı! Beyaz tişörtü üzerine yapışmıştı. Saçlarına bir kova su dökülmüş gibi duruyordu ve dizlerinin üzerinde bir şort giymişti. Onu izlediğimi fark etmemesi için gözlerimi olabildiğince kısmıştım.
Buzdolabından soğuk su şişesini aldı daha sonra karar değiştirerek geri bıraktı ve tezgahın üzerinde duran şişelerden birini kaptı. Terli olduğunu hatırlamış olmalıydı. Suyu tepesine dikip tamamen içtikten sonra yorgunca sandalyeye çökmüştü. İşte tam da bu sırada gözlerimi tamamen kapadım çünkü tehlikeli bir zamandı. Ayak sesleri bana doğru gelirken kalbim yine ritmini şaşırmıştı.
Tam yanımda bittiğini hissetmemek imkansızdı. Ter kokusu burnumu rahatsız edecek derecedeydi ama yüzümü sabit tutmayı başarmıştım.
"Kolana uyku ilacı attım."
Sözleriyle afallayarak gözlerimi açtığımda nemli suratıyla bana bakıyordu. Hemen önümde duran ahşap sehpaya oturmuş kulaklığını katlıyordu.
"Neden?"
"Çünkü uslanmayıp yaralı halinle bir şeyler yapmaya kalkışman an meselesiydi."
"Böyle bir şey yapmazdım!"
"Hah! Baygınlık geçirdikten sonra benimle markete yürüyen kız mı söylüyor bunu?"
"O... O sadece. Kafamı dağıtmak içindi."
Gözlerini devirdi ve ağrı kesicileri aldı. "Bugün dinlenmen gerektiğinin farkındasın umarım eğer daha fazla kendine zarar verirsen kusura bakma aileni aramak zorundayım."
"Onların numarası sende yoktur."
"Artık var."
Telefonumu işaret etti. Sinirli bir şekilde telefonumu elime alıp nerelere bakmış olabileceğini kestirdim. Kendini ne zannediyordu!
"Dinlenmeye devam et. Laurent ve ben dağ çileği toplayacağız. Kahvaltı da bir kase çilek yemek belki senin şu gereksiz havalarını yatıştırır."
"Gereksiz hava mı?"
"Bilmeni isterim ki şu durumda güçlü görünmeye ihtiyacın yok. Ağlayabilirsin, üzülebilirsin. Saklamak için bir nedenin yok."
Ayağa kalkıp üst kata çıktığında arkasından aval aval bakmakla yetindim. Saklamak için bir nedenim yoktu öyle mi? Hayır hayır beni zayıf gösterecek hiçbir şeyi yapamazdım. Poları üzerimden itip ayağa kalktığımda her yanım ağrıyordu. Sızlanarak lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadıktan sonra tekrar kanepeye yattım. Gözlerimi kapatacaktım ki Laurent odasından çıktı. Oduncu bir sarı gömlek giymişti. Bahçıvan tarzı bir şapkası vardı. Sarı saçları mavi gözleriyle çok tatlı görünen bir çiftçiyi anımsatıyordu.
"Hey Faith. Uyanmışsın. Abimle bahçeye çıkıyoruz dinlenmene bak."
"Günaydın Laurent."
Gülümsedim ve gözlerimi tekrar kapadım. Laurent'in tekerlek sesleri mutfağa doğru ilerliyordu. Dolap karıştırma seslerinden sonra memnunca gülerek bir şeyler söyledi ve geri geldi. Laurent bacaklarını kullanamıyor olmasına rağmen çok neşeli bir çocuktu ve bana ilham verdiği de açıktı. Ayaklarım yaralı diye kendimi yerlere atıp dövünmem ona haksızlık olurdu.
Alec aşağı inene kadar Laurent kedisiyle oynamış mama kabını doldurmuştu. Alec'in aşağı gelmesiyle buram buram temiz şampuan kokusu almıştım. Ferahlatıcı duş jelini etrafa koku saçmak için bir kaç avuç dökmüş olmalıydı. Kesinlikle bilerek yapıyordu. Gözlerimi kısıp onu inceledim. Laurent gibi oduncu bir gömlek giyinmişti. Giydiği geniş pantolonun altına eski bir ayakkabı geçirmişti.
"İyi uykular Faith." Kinayeli sözleriyle kafamı diğer tarafa çevirip başımı yastığa koydum. Zaten her ne yaparsanız yapın buradan kalkmak gibi bir niyetim olmayacaktı. Yani olmazdı emindim...
Laurent ile beraber evden çıktıklarında Bıdık yanıma gelip kenara kıvrılmıştı. Biraz başını okşadıktan sonra uyuyacaktım ki tam karşımda duran camdan Alec'i ve o muhteşem ve nadir görülen gülümsemesine şahit oldum. İnci gibi dişlerini sadece Laurent'e mi samimi bir şekilde sergiliyordu banaysa alaylı ve sahte gülüşler...
Gözden kaybolduklarında tekrar uyumaya koyuldum. Bugünlerim bittiğinde sakinleşip normal hayatıma dönecektim. Kötü bir geçiş dönemi yaşıyordum o kadar...
***
Saatin kaç olduğunun farkında olmadığım bir dönemde eve döndüklerinde sersem gibiydim. Hantalca koltuğa yayılmış uykulu gözlerle onlara bakarken darmadağınık olmuş saçlarımı bile düzeltecek gücüm yoktu.
"Biraz geç kaldık..." diye mahcupça dudaklarını birbirine bastıran Laurent elindeki sepetteki iştah açan çilekleri gösterdi. "Ama telafi edebiliriz!"
Çilekler gözlerimin önünde dans ediyordu sanki. Dilim damağım kuruduğu için cevap verememiştim. Alec endişeli bir ifadeyle kaşlarını çatıp yanıma geldiğinde bayık bakışlarla ona döndüm. Toprak kaplı elini çekinmeden alnıma koymuştu. İtiraz etmeye bile mecalim yoktu.
"Ateşin de yok haydi kalk elini yüzünü yıka."
Biraz önceki endişesi anında tuzla buz olmuş ve omuz silkerek sepeti almıştı. Ona göz devirerek doğruldum ve bandajlı ayaklarımı zeminle buluşturur buluşturmaz başımın döndüğünü hissettim. Uyku sersemliğinden olmalıydı. Kalkıp lavaboya gidene kadar gözlerimi tam anlamıyla açmamıştım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra kendime geldiğimde içeriden kızartma sesleri yükseliyordu.
Kısa saçlarımı cebimde bulduğum tokayla bağladığımda bir kaç tutam tokadan firar etmişti bile. Birbirine girmiş kâküllerimi yana alıp lavabodan çıktım. Hantalca mutfaktaki masaya oturduğumda Laurent bir çilek uzattı. Kocaman ve sulu görünüyordu.
Elinden alıp bir ısırık aldığımda tadının da muhteşem olduğunu fark etmiştim. "Telafi ederiz demiştim." diyerek sırıtan Laurent abisine döndü. Alec ona bakmadan tavadaki börekleri kızartmakla meşguldü. "Yardım edeyim. Yapılacak bir şey var mı?"
"Yapabileceğin tek şey oturmak." diyerek kestirip atmıştı. Laurent gözlerini bir Alec bir benim üzerimde gezdirdikten sonra ağzındaki baklayı çıkarıvermişti. "Eskiden de böyle miydiniz? Sanki iyi anlaştığınızı hatırlıyorum."
Eskiler ah o eskiler yok muydu! Sinirlerim tepeme tırmanmak için zaten yer arıyordu. Çileklerden bir tane daha alıp soruyu duymazdan gelmeyi tercih ettim ama Laurent suratıma bakmaya devam ediyordu.
"Hiç iyi anlaşmazdık. Alec benimle hep alay ederdi. Barbie bebek gibisin falan..."
"Onu hatırlıyor musun?"
Şaşkınca döndüğünde bende şaşırmıştım. Bunu nasıl unutabilirdim ki? Zira o cümle hayat tarzımı baştan aşağı değiştiren bir cümleydi. Kırılgan kız imajını neden geride bıraktığımı zannediyordu ki?
"Seninle alay ettiklerinde bunu unutur musun?"
"Seninle alay etmemiştim. Sadece..."
Durdu ve kızarmış börekleri tabağa koydu. "Sadece iltifat etmek istemiş olabilirdim. Bilmiyorum."
"İltifatın batsın Alec."
Sırıtarak dolaptan kahvaltılık malzemeler çıkardı ve masaya oturdu. Getirdikleri çilekten taze bir meyve suyu yapıp önüme koymuştu. "Tamam belki de iltifat etmemiş olabilirim."
Laurent ikimizin haline güldü ve kendine de bir bardak çilek suyu doldurdu. Kızarmış böreklerden bir tane aldığımda Alec'in yargıcı bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Muhtemelen bu asi kız imajımı onun sayesinde elde ettiğimi düşünüyordu haklıydı da...
"Barbie bebek halinde güzeldi böyle de güzelsin."
Laurent ettiği gerçek iltifatla beni gülümsetmeyi başarmıştı. Utangaç bir halde tebessüm ederken elimi yanağıma koydum. Kızarmış falan olabilirdim. Alec inanılmaz bir şey yapıyormuşum gibi beni inceliyordu.
Çilek suyundan biraz içtiğimde Alec ile bakışıyorduk. İnat olsun diye gözlerimi ondan çekmemiştim. Çilek suyu ve mavi gözleri birbirine uyumlu hale gelmişti sanki. Çileğin ekşi tadı ve Alec'in kalp çarpıntısı yaşatan buz bakışları.
"Kahvaltını ettikten sonra sana bir şey göstereceğim."
Anlamsızca ona bakmayı sürdürdüm. Laurent umursamazca kahvaltısını ediyordu. Bazen dünyadan tamamen koptuğu anlar olduğuna yemin edebilirdim.
"Peki..." diyebildim sadece. Merak içimi kemiriyordu. Kahvaltımı hızlıca yapıp hazırım dercesine ayağa kalktığımda kafasını eğip gülümsedi. Hadi canım! İşte bu içten bir gülümseme olmuştu.
"Beni takip et."
Ayakkabılarını giyip dışarı çıktı bende plastik mavi terlikleri giyip peşine takıldım. Evin arka tarafına doğru yürüyordu. Etrafta gezen sivri sinekleri elimle savuştururken temiz havayla ciğerlerimi doldurdum. Öğle güneşi tam tepedeydi. Yemyeşil otların arasında Alec'i takip ederken bir an huzur dolmuştum.
Çok gitmemiştik ki ağaçların arasında bir ağaç evi çıktı. Merdivenleri kırılmış ağaç ev iki kişinin girebileceği kadar büyüktü ve tahtalarının bir zamanlar rengarenk olduğunu tahmin etmek zor değildi.
"Bu ne şimdi? Evde kalma burada kal mı demek istiyorsun Alec?"
Kollarımı göğsümde kavuşturdum ve kırılmış basamaklara baktım. Elle kırılmış gibi bir izlenim yaratmıştı bende. "Aslında fena fikir değilmiş Faith. Tamir ettiğimizde neden olmasın."
Ciddi ciddi bunu düşünür gibi yaptığında ona olan kinim artıyordu. "Tamir ettiğimizde?"
"İşte doğru soru buydu. Ağaç evi tamir edeceğiz."
"Laurent için mi?" dediğimde hızla göz göze gelmiştik. Bir kaç saniye bakıştıktan sonra kafasını sallayarak yanıtını verdi.
"Peki merdiveni parçalayan da o muydu?"
"Evet bunu o yaptı. O günden beri de ağaç eve gelmiyor."
"Sormamda bir sakınca var mı Alec..." durdum ve onu incitmeden sormak için bir çözüm yolu aradım.
"Laurent ekstrem şeyler yapmayı seviyordu. Arkadaşlarıyla gittiği bir kamp gezisinde dağa tırmanmışlar ve halat kopmuş."
Sıkıntılı bir nefes verip yerde duran kırık basamaklardan birini aldı. "Her şeyden elini eteğini çekmek istedi buraya geldik. Ağaç evi görmek istediğini söylediğinde onu getirmiştim sandım ki moral olur ama o... Evden çıkarken çaktırmadan aldığı keserle basamaklara vurdu."
Ağlamaklı olmuştum. Neler hissettiğini asla tahmin edemezdim ama empati yapmak bile sesimin kesilmesine neden oluyordu. Boğazım düğümlenmişti.
"Üzerinden dört yıl geçti, sanıyorum ki ağaç evi görmek isteyebilir artık. Eğer tamir edersek ve burayı onun girebileceği bir hale çevirirsek... En azından burada kaldığın süre boyunca canın sıkılmaz."
"Bir dakika bu... Burada kalabilirsin demenin dolaylı bir yolu mu?"
"Evet Faith." dedi bıkkınca göz devirerek. Gülümsedim. "Bu harika bir fikir. Laurent için bunu yaparım ve tahtaları tekrar boyarız. Ne dersin üzerine dağ çilekleri çizmek eğlenceli olmaz mı?"
"Evet Laurent onları çok sever."
"Harika!"
Birbirimize bakıp gülümsedik. Belki de bu hayatta bana dönüp gerçekten gülümsediği ilk an olabilirdi. Bakışlarında kilitli kalmak istemesem de bu defa engel olmadım ve mavi bakışlarının sıcaklığında erimeme müsaade ettim. Laurent farkında olmadan birbirimize gülümsememizi sağlayan muhteşem bir çocuktu!