1. Tuzak

902 Kelimeler
Olayların Başlangıcı "Hey Faith, dönemin bitişi şerefine bu gece kızlarla takılacağız gelmek istemez misin?" Arkama dönüp bana teklif yapan kıza baktım. Uzun bacaklarını geçirdiği mini kot etek ve transparan gömleğiyle bana bakarken gözlerindeki şeytansı ifadeyi fark etmeyeceğimi falan zannediyor olmalıydı. Dizlerine kadar çektiği kovboy tarzı botların içinde terleyen ayaklarının kokusunu burnumda hissedebiliyordum. Burun kıvırdım. Üniversitede geçirdiğim süre boyunca doğru düzgün kimseyle arkadaşlık kuramamıştım. "Akşama planlarım var. Eminim bensiz daha fazla eğlenirsiniz." Çantamı tek omzuma atıp topuklularımla yoluma devam ederken arka cebimde duran sigara paketini anımsadım. Elimi atıp sigara paketini aldığımda içindekilerin tamamen bitmiş olduğunu fark ederek çöp kutusuna fırlattım. Akşama söz verdiğim kişiden gelen hatırlatma mesajına şöyle bir göz atıp huzursuzca etrafıma bakındım. Bu aptal çocuk neden beni evine davet ediyordu bilmiyordum ama gidip öğrenmek gibi bir saçmalık yapacaktım. Geçireceğim harika yaz tatili için ufak bir fatura gibi düşünüp bir taksi çevirdim. Apartmanın önüne geldiğimde hissetmiş gibi tekrar mesaj atmıştı. Anahtarın paspasın altında olduğunu söylüyordu. "Yanıma bir biber gazı almalıydım aslında..." Kendi kendime konuşurken anahtarı deliğe geçirdim ve merdivenleri tırmandım. Asansörlerden de küçük odalardan da nefret ediyordum. Kan ter içinde dördüncü kata çıktığımda ince topuklularım ayaklarımı sızlatıyordu. Bahsettiği dairenin kapısını çaldığımda içeriden gelen patırtı sesiyle yüzüm buruştu. Ne demeye buraya gelmiştim gerçekten mantığım almıyordu. Gidip kızların pijama partisine katılabilir ve sabaha kadar gereksiz bir neşeyle dedikodu yapabilirdim. Ah hayır hayır buraya gelmeseydim de o saçma partiye gitmezdim! Tam arkamı dönmüş gidiyordum ki kapı arkasında kimse yokmuşçasına açıldı. Tereddütle işaret parmağımı kapıya doğru götürdüm. Parmağımın ucuyla kapıyı ittiğimde içeriden yayılan pis koku midemi bulandırmıştı. Ev günlerdir havasız kalmış gibi boğucuydu. "İşte bu tam da kaçman gereken zaman dilimi..." Yine kendi kendime konuşuyor ve stresli olduğum anlarda yaptığım gibi olayın üzerine daha fazla gidiyordum. Merakla ilk adımımı attım. "Sam! İçeride misin?" Kaşlarım çatık ellerim hazır konumda içeri tamamen girdim. Kapıyı kapatmayıp ardına kadar açık bıraktığımda oturma odası olduğunu düşündüğüm yerden tıkırtı sesleri geliyordu. "Eğer bu bir şakaysa tüm üniversite hayatını mahvederim!" Sesim çatlamıştı lanet olsun! Kenarda köşede olası bir katil için bir şeyler aradım fakat salon bir vestiyer haricinde boştu. Oturma odasına yürüdüğümde kapının alt kısmından sızan kırmızı sıvının ne olduğunu bilmek kalbimin korkuyla kasılmasına neden olmuştu. Kanın yoğun bir şekilde sızıp ayakkabılarıma kadar ulaşmasını transa girmiş halde izledim. "Fa... Faith..." Hala yaşıyordu! Hızla kapıyı ittirdim ve görüntüyle karşı karşıya kaldım. Eski gri bir kilimin üzerine boylu boyunca uzanmış Sam'in karnından oluk oluk kan akıyordu. Dehşete kapılarak yanına çömeldiğimde dizlerim kanın içine batmıştı. "Sana ne oldu böyle? Kim yaptı!" "Kaç! Derhal kaç!" Son nefesinde söylediği sözlerden sonra gözlerim açık kalan pencereye gitti. Az önce burada benden başkası da vardı ve ben içeri girene kadar tüymüştü. "Ambulansı aramam gerek... Ah hayır lanet olsun!" Apartmanın girişinden gelen polis sesleriyle afallayarak ne yapacağımı şaşırmıştım. Sam kaçmamı söylemişti ve ben polislerin gelip beni bulması için burada oturmaktan başka bir şey yapamıyordum. Hızla ayağa fırladım ve evin dört bir köşesini taradım. Dördüncü kattan aşağı bu topuklularla inmek bir facia olacaktı. Yatak odasının balkonu başka bir apartmana bakıyordu. Polis arabalarının giremeyeceği izbe bir yere benziyordu. Hızlı karar vererek demirlerin arkasına geçtim. Kendimi bir alt katın balkonuna doğru sarkıtırken kalbim ağzımda atıyordu. Korku bana neler yaptırıyordu! Balkonları birbirine bağlayan uzun kolonu sıkıca tutup aşağı doğru kaydığımda sürtünmeden oluşan çizikler canımı yakmıştı. Bu olay her ne halt ise biri bana kumpas kurmuştu. Olayı üzerime yıkmak bu kadar kolay olamazdı! Bir alt katın balkonuna sağ salim indiğimde ilk işim ayakkabılarımı çıkarmak ve çantama atmak olmuştu. Kolon dizlerim yüzünden boydan boya kanla kaplıydı. Dehşetle aynı şeyi ikinci kat için de yaptım ve en sonunda kendimi apartman arasında cam parçalarına basarken buldum. "Lanet olsun!" Acımı içime atarak diken üstünde apartmanların arasında yürümeye başladığımda yakalanma korkusu her tarafımı ele geçirmişti. Neden kaçıyordum? Neden onlara eve girdiğimde onun zaten ölmüş olduğunu söylemiyordum? Tam o anda telefonuma gelen mesajla irkildim. "Parmak izlerin her yerde Faith. Kameralara takılan tek kişi sensin hayatım. Bu tatlı intikamın tadını çıkar." Gözlerim korkudan irileşirken bunu kimin yaptığını düşünmeye çalışmak stresimi iki kat artırıyordu. Beni tanıyan biriydi, intikam isteyen biriydi ve belki de bu yüzden birini öldürmüştü. Yaşadığım şokla sokağa fırladığımda çıplak ayaklarım umurumda değildi. Evin yakınındaki benzinliğe doğru koşarken ciğerlerim yanacak gibiydi. Bir şey yapmak zorundaydım. Önüme çıkan ilk arabanın camına ellerimi koyduğumda araba ani fren yapmıştı. Hızla arabanın kapısına elimi attığımda içerideki her kimse benden önce davranıp kapıları kilitlemişti. Ağzıma kadar gelen tüm hakaretleri yuttum ve yardıma muhtaç aciz birinin rolüne girmek için dudaklarımı büzdüm. Aslında olmam gereken durum tam da buydu... Camı indirdiğinde yalvarmak  için ağzımı açmıştım ki o keskin mavi gözleri fark ettim. Hayat bana arka tarafıyla gülüp dalga geçiyor olmalıydı. Gözlerindeki derin mananın içinde ne olduğunu anlamamış olmanın verdiği tuhaf bir giz hakimdi.  Kaşları çatık eli direksiyonda benden bir şeyler duymayı bekliyordu. O an arkamdan yaklaşan polis arabalarının siren sesiyle elimi içeri daldırıp kapının kilidini açtım. Açar açmaz ön koltuğa oturduğumda çocukluk aşkımın tuhaf bakışları altında eziliyordum. "Faith?" Harika! Adımı hatırlıyordu. "Alec..." Suratıma takındığım masum gülümsemeye uymayan kan izlerine giden bakışları daha da kararmıştı. "Soru sorma ve beni buradan götür. Lütfen..." Ona en son yalvardığım an gözlerimin önüne geliyor ve çaresizliğimin somutluğunu her hücremde hissedebiliyordum. Saçlarını kısacık kestirmişti, pürüzsüz cildinde sakal izleri vardı. Direksiyonu tutan ellerine bakıp o gün hissettiğim sıcaklığı anımsadım. Senden hoşlanmıyorum diyerek kestirip attığı kız dokuz yıl sonra tekrar karşısına çıkıyordu. Ne hissediyordu? Ya da ben hala ona karşı bir şey hissediyor muydum ki az önceki olayın kan izlerini zihnimden silip atabilmiş ve o yaz akşamı avuçlarımdan kayıp giden sıcaklığını net bir şekilde hatırlar olmuştum...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE