bc

İmzayla Başlayan Günah

book_age18+
234
TAKİP ET
2.3K
OKU
dark
contract marriage
BE
family
HE
love after marriage
powerful
boss
mafia
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
city
highschool
mythology
office/work place
lies
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Sahte bir evlilikten gerçek doğal bir aşka yelken açma ;

Başlangıç: İlk Gün

Gökdelenin camları, İstanbul'un puslu haziran güneşini yansıtıyordu. Deniz Kaya, asansörde, 34. katın düğmesine bastı. Nabzı hızlıydı. Demir Holding'in kişisel sekreterlik pozisyonu için son mülakattı. Beş yıllık yoğun iş tecrübesi ve mükemmel dereceleri vardı, ancak bu şirket, bu pozisyon başka bir ligdi.

Kapıdan içeri girdiğinde, önündeki devasa masanın arkasında kimse yoktu. Ofis, modern, minimal ve buz gibiydi. Her şey siyah, beyaz ve camdı. Sanki yaşayan birinin mekanı değil, bir tasarım dergisinden fırlamıştı.

"Üç dakika erken geldiniz. Takdir edilesi."

Ses, arkasından geldi. Döndü. Mert Demir, ayakta, bir dosyaya bakıyordu. Gömleğinin üst düğmesi açık, kolları sıvalıydı. Fotoğraflardaki gibiydi, ama daha... keskin. Daha tehditkar. Bakışları, Deniz'i süzdü, adeta röntgenliyordu.

"Mülakat için teşekkür ederim, Mert Bey. Ben—"

"Biliyorum kim olduğunuzu," diye lafını kesti, masasına doğru yürüdü ve arkasına geçti. "Deniz Kaya. 27 yaşında. Babası küçük bir yatırım şirketini zar zor ayakta tutuyor. Siz ise her kuruşunu kendiniz kazanmakta ısrarcısınız. Takdir edilesi."

Deniz bir an afalladı. Bu kadar kişisel bilgiyi nasıl edinmişti? "Özgeçmişimde ailevi detaylar yoktu," dedi, sesini nötr tutmaya çalışarak.

Mert oturdu, bacak bacak üstüne attı. "Ben işe alım yaparken, sadece özgeçmişe bakmam, Bayan Kaya. Potansiyel risklere de bakarım. Ailenizin mali durumu, sizin için bir motivasyon kaynağı mı, yoksa dikkat dağıtıcı bir yük mü, onu ölçerim."

"Bir yük değil," dedi Deniz, dikleşerek. "Ve bu bilgileri edinme yönteminiz—"

"Yasaldı," diye tamamladı Mert, soğuk bir gülümsemeyle. "Endişelenmeyin. Asıl sorun şu: Ben dünyanın en zor insanıyım. Sabah 8'den gece 10'a kadar çalışırım, hafta sonları da dahil. Beklentilerim imkansız denecek kadar yüksektir. Zihnim sürekli çalışır ve sizden onun bir uzantısı olmanızı beklerim. Bir şeyi iki kere söylemem. Hata kabul etmem. Ve asla, ama asla özel hayatım hakkında soru soramazsınız. Bunları kabul edebilecek misiniz?"

Deniz, gözlerine baktı. Bu bir mülakat değil, bir ültimatomdu. Ama bu iş, kariyerinde sıçrama yapması demekti. Özgürlüğü demekti.

"Kabul ediyorum," dedi net bir şekilde. "Ama bir koşulum var. Siz bana saygı duyduğunuz sürece, aynısını fazlasıyla size gösteririm. Ama küçümserseniz veya sınırlarımı aşarsanız, özgeçmişimi nereye göndereceğimi bilirim."

Mert'in kaşları hafifçe kalktı. Gözlerinde, şaşkınlık değil, ilgi vardı. Kimse ona böyle bir çıkış yapmamıştı.

"İlginç," diye mırıldandı. Sonra, masasındaki interkomun düğmesine bastı. "Eda, standart sekreterlik sözleşmesini hazırla. Deniz Kaya ile. Maaş beklentisinin %20 üzerinde bir teklif yaz. Yarım saat içinde burada olsun."

Düğmeden elini çekti ve tekrar Deniz'e baktı. "Pazartesi başlıyorsunuz. Saat 07:45'te ofisimde olursunuz. Kahvemi nasıl sevdiğimi İK dosyasında bulamazsınız. Siyah, şekersiz, 84 derece. Bunu öğrenmek sizin göreviniz. Şimdi gidebilirsiniz."

Deniz, afallamış bir halde ayağa kalktı. Teşekkür bile edemeden, Mert başını önündeki ekrana eğmişti bile. Konuşma bitmişti.

---

3 Ay Sonra...

Deniz, artık Mert Demir'in nefes alma ritmini bile tanıyordu. 07:45'te masasında, kahvesi hazır. 08:00'de Mert içeri girer, kahveyi alır, bir yudum alır, asla teşekkür etmez, sadece hafif bir baş hareketi yapar. Sonra gün, bir fırtına gibi geçerdi.

O gün özellikle berbattı. Mert, Asya'daki bir ortaklık anlaşmasının çökmesi yüzünden bütün katı elektrikle yüklü gibiydi. Üç asistan gözyaşları içinde odasından çıkmıştı.

"Deniz!" Ses, ofisinin duvarlarını inletiyordu.

Koşarak girdi. Mert, pencerenin önünde, sırtı dönük duruyordu. "Hong Kong'daki dosyalar nerede?"

"Dün gece size e-posta ile gönderdim, onayınızı aldım ve arşive kaldırılması için talimat verdim," dedi sakin, ama içi gergin.

Döndü. Yüzünde, öfkeli bir sakinlik vardı. "Ben arşivde değil, şu an elimde olmalarını istiyorum. Ne düşünüyordun?"

Deniz'in sabrı o an taştı. Üç aydır uyku nedir bilmeden çalışıyor, her emri eksiksiz yerine getiriyordu.

"Ben sizin düşüncelerinizi okumakla görevli değilim, Mert Bey," dedi, sesi titremesine rağmen net çıkıyordu. "Talimat verirsiniz, ben yaparım. Açık bir talimat vermediğiniz sürece, ben standart prosedürü uygularım. Eğer bu yeterli değilse, lütfen telepatik yetenekleri olan birini bulun."

Sessizlik çöktü. Mert'in gözleri kısıldı. Ofisteki hava daha da yoğunlaştı. Yavaş adımlarla ona doğru yürüdü. Deniz, geri adım atmamak için kendini zorladı.

"Çok cüretkarsın," dedi alçak sesle, çok tehlikeli bir tonda.

"Hayır," diye karşılık verdi Deniz, gözlerini kaçırmadan. "Sadece işimi iyi yapıyorum. Ve iyi yaptığım iş için, en azından temel bir saygı bekliyorum. Bağırmak değil."

Mert, bir an için hiç kıpırdamadan öylece durdu. Sonra, beklenmedik bir şekilde, dudaklarının kenarında neredeyse görünmez bir kıvrım belirdi. Öfke değil, şaşkın, zoraki bir şey.

"Arşivden getirin. Hemen."

Deniz, başıyla onayladı ve çıktı

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Başlangıç; İlk gün
Gökdelenin camları, İstanbul'un puslu haziran güneşini yansıtıyordu. Deniz Kaya, asansörde, 34. katın düğmesine bastı. Nabzı hızlıydı. Demir Holding'in kişisel sekreterlik pozisyonu için son mülakattı. Beş yıllık yoğun iş tecrübesi ve mükemmel dereceleri vardı, ancak bu şirket, bu pozisyon başka bir ligdi. Kapıdan içeri girdiğinde, önündeki devasa masanın arkasında kimse yoktu. Ofis, modern, minimal ve buz gibiydi. Her şey siyah, beyaz ve camdı. Sanki yaşayan birinin mekanı değil, bir tasarım dergisinden fırlamıştı. "Üç dakika erken geldiniz. Takdir edilesi." Ses, arkasından geldi. Döndü. Mert Demir, ayakta, bir dosyaya bakıyordu. Gömleğinin üst düğmesi açık, kolları sıvalıydı. Fotoğraflardaki gibiydi, ama daha... keskin. Daha tehditkar. Bakışları, Deniz'i süzdü, adeta röntgenliyordu. "Mülakat için teşekkür ederim, Mert Bey. Ben—" "Biliyorum kim olduğunuzu," diye lafını kesti, masasına doğru yürüdü ve arkasına geçti. "Deniz Kaya. 27 yaşında. Babası küçük bir yatırım şirketini zar zor ayakta tutuyor. Siz ise her kuruşunu kendiniz kazanmakta ısrarcısınız. Takdir edilesi." Deniz bir an afalladı. Bu kadar kişisel bilgiyi nasıl edinmişti? "Özgeçmişimde ailevi detaylar yoktu," dedi, sesini nötr tutmaya çalışarak. Mert oturdu, bacak bacak üstüne attı. "Ben işe alım yaparken, sadece özgeçmişe bakmam, Bayan Kaya. Potansiyel risklere de bakarım. Ailenizin mali durumu, sizin için bir motivasyon kaynağı mı, yoksa dikkat dağıtıcı bir yük mü, onu ölçerim." "Bir yük değil," dedi Deniz, dikleşerek. "Ve bu bilgileri edinme yönteminiz—" "Yasaldı," diye tamamladı Mert, soğuk bir gülümsemeyle. "Endişelenmeyin. Asıl sorun şu: Ben dünyanın en zor insanıyım. Sabah 8'den gece 10'a kadar çalışırım, hafta sonları da dahil. Beklentilerim imkansız denecek kadar yüksektir. Zihnim sürekli çalışır ve sizden onun bir uzantısı olmanızı beklerim. Bir şeyi iki kere söylemem. Hata kabul etmem. Ve asla, ama asla özel hayatım hakkında soru soramazsınız. Bunları kabul edebilecek misiniz?" Deniz, gözlerine baktı. Bu bir mülakat değil, bir ültimatomdu. Ama bu iş, kariyerinde sıçrama yapması demekti. Özgürlüğü demekti. "Kabul ediyorum," dedi net bir şekilde. "Ama bir koşulum var. Siz bana saygı duyduğunuz sürece, aynısını fazlasıyla size gösteririm. Ama küçümserseniz veya sınırlarımı aşarsanız, özgeçmişimi nereye göndereceğimi bilirim." Mert'in kaşları hafifçe kalktı. Gözlerinde, şaşkınlık değil, ilgi vardı. Kimse ona böyle bir çıkış yapmamıştı. "İlginç," diye mırıldandı. Sonra, masasındaki interkomun düğmesine bastı. "Eda, standart sekreterlik sözleşmesini hazırla. Deniz Kaya ile. Maaş beklentisinin %20 üzerinde bir teklif yaz. Yarım saat içinde burada olsun." Düğmeden elini çekti ve tekrar Deniz'e baktı. "Pazartesi başlıyorsunuz. Saat 07:45'te ofisimde olursunuz. Kahvemi nasıl sevdiğimi İK dosyasında bulamazsınız. Siyah, şekersiz, 84 derece. Bunu öğrenmek sizin göreviniz. Şimdi gidebilirsiniz." Deniz, afallamış bir halde ayağa kalktı. Teşekkür bile edemeden, Mert başını önündeki ekrana eğmişti bile. Konuşma bitmişti. --- 3 Ay Sonra... Deniz, artık Mert Demir'in nefes alma ritmini bile tanıyordu. 07:45'te masasında, kahvesi hazır. 08:00'de Mert içeri girer, kahveyi alır, bir yudum alır, asla teşekkür etmez, sadece hafif bir baş hareketi yapar. Sonra gün, bir fırtına gibi geçerdi. O gün özellikle berbattı. Mert, Asya'daki bir ortaklık anlaşmasının çökmesi yüzünden bütün katı elektrikle yüklü gibiydi. Üç asistan gözyaşları içinde odasından çıkmıştı. "Deniz!" Ses, ofisinin duvarlarını inletiyordu. Koşarak girdi. Mert, pencerenin önünde, sırtı dönük duruyordu. "Hong Kong'daki dosyalar nerede?" "Dün gece size e-posta ile gönderdim, onayınızı aldım ve arşive kaldırılması için talimat verdim," dedi sakin, ama içi gergin. Döndü. Yüzünde, öfkeli bir sakinlik vardı. "Ben arşivde değil, şu an elimde olmalarını istiyorum. Ne düşünüyordun?" Deniz'in sabrı o an taştı. Üç aydır uyku nedir bilmeden çalışıyor, her emri eksiksiz yerine getiriyordu. "Ben sizin düşüncelerinizi okumakla görevli değilim, Mert Bey," dedi, sesi titremesine rağmen net çıkıyordu. "Talimat verirsiniz, ben yaparım. Açık bir talimat vermediğiniz sürece, ben standart prosedürü uygularım. Eğer bu yeterli değilse, lütfen telepatik yetenekleri olan birini bulun." Sessizlik çöktü. Mert'in gözleri kısıldı. Ofisteki hava daha da yoğunlaştı. Yavaş adımlarla ona doğru yürüdü. Deniz, geri adım atmamak için kendini zorladı. "Çok cüretkarsın," dedi alçak sesle, çok tehlikeli bir tonda. "Hayır," diye karşılık verdi Deniz, gözlerini kaçırmadan. "Sadece işimi iyi yapıyorum. Ve iyi yaptığım iş için, en azından temel bir saygı bekliyorum. Bağırmak değil." Mert, bir an için hiç kıpırdamadan öylece durdu. Sonra, beklenmedik bir şekilde, dudaklarının kenarında neredeyse görünmez bir kıvrım belirdi. Öfke değil, şaşkın, zoraki bir şey. "Arşivden getirin. Hemen." Deniz, başıyla onayladı ve çıktı. Kapıyı kapatırken, Mert'in hâlâ ona baktığını hissediyordu. Sırtında, o bakışın yarattığı ürperti vardı. O akşam, ofiste yine son kalan oydu. Mert'in odasının ışığı hâlâ yanıyordu. Kahve yapmak için mutfağa giderken, onun sesini duydu. Alçak, yorgun, farklı bir sesle konuşuyordu. Muhtemelen telefonla. "...Evet anne. Hayır, katılmıyorum. Bu konuyu kapatalım." Sesindeki bitkinlik, Deniz'i şaşırttı. Hiç duymadığı bir tondur. Hızla geri çekildi, fark edilmeden. O an anladı ki, Mert Demir de bir insandı. Kusurları, yükleri olan. Bir süre sonra, Mert'in odasının ışığı söndü. Koridorda karşılaştılar. Mert, ceketini omzuna atmıştı. Yorgun görünüyordu. "Hâlâ burada mısınız?" diye sordu, sesi nötrdü. "Hong Kong dosyasını yeniden düzenliyordum. Yarın sabah elinizin altında olacak." Mert başıyla onayladı. Asansöre doğru yürüdü, sonra durdu. Dönmedi, sadece söyledi: "Kahve... iyiydi. Bugün." Ve asansöre binip gitti. Deniz orada öylece kalakaldı. Bu, bir teşekkür müydü? Belki de sadece bir gözlemdi. Ama o gece, Deniz evine giderken, aklındaki tek şey, Mert Demir'in arkasında bıraktığı o kopuk, insani andı. Ve içinde, çok küçük, çok tehlikeli bir merak kıvılcımı yandı. Bu, her şeyin başlangıcıydı. Sahte evlilik teklifinden aylar önce. Temeli, işte o küçük kıvılcım ve o ölümcül cürette atılmıştı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.6K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
44.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.7K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
554.0K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
3.5K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
58.2K
bc

HÜKÜM

read
231.7K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook