İmzayla Başlayan GünahGüncellenme zamanı Apr 10, 2026, 00:44
Sahte bir evlilikten gerçek doğal bir aşka yelken açma ;
Başlangıç: İlk Gün
Gökdelenin camları, İstanbul'un puslu haziran güneşini yansıtıyordu. Deniz Kaya, asansörde, 34. katın düğmesine bastı. Nabzı hızlıydı. Demir Holding'in kişisel sekreterlik pozisyonu için son mülakattı. Beş yıllık yoğun iş tecrübesi ve mükemmel dereceleri vardı, ancak bu şirket, bu pozisyon başka bir ligdi.
Kapıdan içeri girdiğinde, önündeki devasa masanın arkasında kimse yoktu. Ofis, modern, minimal ve buz gibiydi. Her şey siyah, beyaz ve camdı. Sanki yaşayan birinin mekanı değil, bir tasarım dergisinden fırlamıştı.
"Üç dakika erken geldiniz. Takdir edilesi."
Ses, arkasından geldi. Döndü. Mert Demir, ayakta, bir dosyaya bakıyordu. Gömleğinin üst düğmesi açık, kolları sıvalıydı. Fotoğraflardaki gibiydi, ama daha... keskin. Daha tehditkar. Bakışları, Deniz'i süzdü, adeta röntgenliyordu.
"Mülakat için teşekkür ederim, Mert Bey. Ben—"
"Biliyorum kim olduğunuzu," diye lafını kesti, masasına doğru yürüdü ve arkasına geçti. "Deniz Kaya. 27 yaşında. Babası küçük bir yatırım şirketini zar zor ayakta tutuyor. Siz ise her kuruşunu kendiniz kazanmakta ısrarcısınız. Takdir edilesi."
Deniz bir an afalladı. Bu kadar kişisel bilgiyi nasıl edinmişti? "Özgeçmişimde ailevi detaylar yoktu," dedi, sesini nötr tutmaya çalışarak.
Mert oturdu, bacak bacak üstüne attı. "Ben işe alım yaparken, sadece özgeçmişe bakmam, Bayan Kaya. Potansiyel risklere de bakarım. Ailenizin mali durumu, sizin için bir motivasyon kaynağı mı, yoksa dikkat dağıtıcı bir yük mü, onu ölçerim."
"Bir yük değil," dedi Deniz, dikleşerek. "Ve bu bilgileri edinme yönteminiz—"
"Yasaldı," diye tamamladı Mert, soğuk bir gülümsemeyle. "Endişelenmeyin. Asıl sorun şu: Ben dünyanın en zor insanıyım. Sabah 8'den gece 10'a kadar çalışırım, hafta sonları da dahil. Beklentilerim imkansız denecek kadar yüksektir. Zihnim sürekli çalışır ve sizden onun bir uzantısı olmanızı beklerim. Bir şeyi iki kere söylemem. Hata kabul etmem. Ve asla, ama asla özel hayatım hakkında soru soramazsınız. Bunları kabul edebilecek misiniz?"
Deniz, gözlerine baktı. Bu bir mülakat değil, bir ültimatomdu. Ama bu iş, kariyerinde sıçrama yapması demekti. Özgürlüğü demekti.
"Kabul ediyorum," dedi net bir şekilde. "Ama bir koşulum var. Siz bana saygı duyduğunuz sürece, aynısını fazlasıyla size gösteririm. Ama küçümserseniz veya sınırlarımı aşarsanız, özgeçmişimi nereye göndereceğimi bilirim."
Mert'in kaşları hafifçe kalktı. Gözlerinde, şaşkınlık değil, ilgi vardı. Kimse ona böyle bir çıkış yapmamıştı.
"İlginç," diye mırıldandı. Sonra, masasındaki interkomun düğmesine bastı. "Eda, standart sekreterlik sözleşmesini hazırla. Deniz Kaya ile. Maaş beklentisinin %20 üzerinde bir teklif yaz. Yarım saat içinde burada olsun."
Düğmeden elini çekti ve tekrar Deniz'e baktı. "Pazartesi başlıyorsunuz. Saat 07:45'te ofisimde olursunuz. Kahvemi nasıl sevdiğimi İK dosyasında bulamazsınız. Siyah, şekersiz, 84 derece. Bunu öğrenmek sizin göreviniz. Şimdi gidebilirsiniz."
Deniz, afallamış bir halde ayağa kalktı. Teşekkür bile edemeden, Mert başını önündeki ekrana eğmişti bile. Konuşma bitmişti.
---
3 Ay Sonra...
Deniz, artık Mert Demir'in nefes alma ritmini bile tanıyordu. 07:45'te masasında, kahvesi hazır. 08:00'de Mert içeri girer, kahveyi alır, bir yudum alır, asla teşekkür etmez, sadece hafif bir baş hareketi yapar. Sonra gün, bir fırtına gibi geçerdi.
O gün özellikle berbattı. Mert, Asya'daki bir ortaklık anlaşmasının çökmesi yüzünden bütün katı elektrikle yüklü gibiydi. Üç asistan gözyaşları içinde odasından çıkmıştı.
"Deniz!" Ses, ofisinin duvarlarını inletiyordu.
Koşarak girdi. Mert, pencerenin önünde, sırtı dönük duruyordu. "Hong Kong'daki dosyalar nerede?"
"Dün gece size e-posta ile gönderdim, onayınızı aldım ve arşive kaldırılması için talimat verdim," dedi sakin, ama içi gergin.
Döndü. Yüzünde, öfkeli bir sakinlik vardı. "Ben arşivde değil, şu an elimde olmalarını istiyorum. Ne düşünüyordun?"
Deniz'in sabrı o an taştı. Üç aydır uyku nedir bilmeden çalışıyor, her emri eksiksiz yerine getiriyordu.
"Ben sizin düşüncelerinizi okumakla görevli değilim, Mert Bey," dedi, sesi titremesine rağmen net çıkıyordu. "Talimat verirsiniz, ben yaparım. Açık bir talimat vermediğiniz sürece, ben standart prosedürü uygularım. Eğer bu yeterli değilse, lütfen telepatik yetenekleri olan birini bulun."
Sessizlik çöktü. Mert'in gözleri kısıldı. Ofisteki hava daha da yoğunlaştı. Yavaş adımlarla ona doğru yürüdü. Deniz, geri adım atmamak için kendini zorladı.
"Çok cüretkarsın," dedi alçak sesle, çok tehlikeli bir tonda.
"Hayır," diye karşılık verdi Deniz, gözlerini kaçırmadan. "Sadece işimi iyi yapıyorum. Ve iyi yaptığım iş için, en azından temel bir saygı bekliyorum. Bağırmak değil."
Mert, bir an için hiç kıpırdamadan öylece durdu. Sonra, beklenmedik bir şekilde, dudaklarının kenarında neredeyse görünmez bir kıvrım belirdi. Öfke değil, şaşkın, zoraki bir şey.
"Arşivden getirin. Hemen."
Deniz, başıyla onayladı ve çıktı