6.bölüm-MECBURİYET

2511 Kelimeler
Hayat su misali akıp gider ve bizler hayatımızdan akıp gidenleri bile fark edemeyiz. Bu sebeple bazen sorgulamamak, hesap, kitap yapmadan yaşamak gerekir hayatı. Çünkü bir şeyi yakalamaya çalıştıkça ardından gidenleri göremiyoruz. Bende dünü dünde bırakıp yeni güne her zaman neşeyle ve huzurla başlamaya çalışıyorum. Hayat dünü hatırlayıp, bugünü kendime zindan edemeyeceğim kadar kısa. Bugün de güne yine ailem ile huzurlu bir kahvaltı ile başlamıştım. Annem ile babanın kahvaltıda tatlı, tatlı atışmaları, kardeşlerimin ise onların konuşmalarına kulak dolduran o kocaman gülüşleriyle karşılık vermeleri, benim bu hayata paha biçemeyeceğim kadar değerliydi. Onlarla güzel bir kahvaltıdan sonra, hemen hazırlanıp işe gittim. Bugün yine benim için oldukça yoğun geçen bir gün olacaktı. Evin ise dışarıda ki halledilmesi gereken işleri yapıyordu. Hemen odama girip önce önemli olan işlerimi halletmeye çalıştım. O kadar kendimi çok işe kaptırmışım ki saatin nasıl geçtiğini ve öğlen olduğunu bile fark edememişim, ta ki kapı çalınana kadar. Kapı çalınınca 'gir' dememle odaya elinde kocaman bir kutuyla asistanım Selma girmişti. "Vera hanım, bir bey gelip size bunu bıraktı." deyip elinde ki kutuyla bana doğru yaklaşıp büyük kutuyu masanın yanına yere bıraktı. Ben ise şaşkın bir şekilde bir gelen kutuya, birde Selma'ya bakıyordum çünkü bir kargo beklemiyordum. "Kimden geldi Selma?" diye sorup, merakla ayağa kalkıp, kutunun yanında durdum. "Bilmiyorum efendim sorduğumda içinde not olduğunu söyledi ve gitti" dediğin de bu kez Selma, daha çok merak etmiştim. Kim göndermiş olabilir ki? Ben kargo falanda beklemiyordum. "Tamam, Selma. Sağ ol" dediğim de Selma da odadan çıkmıştı. Bende hemen hafif çömelip kutu açtığım da, içinde pembe renkte bir elbise olduğunu gördüm. Şaşkın bir şekilde elbiseyi elime alıp kutudan çıkardığım da altın da gri renk şal ve notu da gördüm. Notu elime alıp elbiseyi tekrar yerine koydum. Kimden gelmişti ki bu? Merakla hemen katlı olan notu açıp okumaya başladım. Akşam 6 da şoför seni alıp otele götürecek, orada hazırlayacaksın sana gönderdikleri mi giy. DEMİR KORHAN Yazısını gördüğüm de sanki beynime kan sıçramıştı. Nasıl bir rahatı bu? Nasıl küstahça bir hareket bu böyle? Ne sanıyor beni? Ne sanıyor kendini bu? Tamam dün babam var diye mecburiyetten gelirim demiştim ama bu demek değil ki onun dediğini yapacağım. İyice kendini kaybetmişti bu adam. Normal bir davet işte ne çok abartmıştı. Sinirle hemen notu elimde buruşturup tekrar masama doğru yürüyüp telefonumu elime alıp ve çekmecede ki, Demir'in numarasının yazdığı kartviziti alıp numarayı hemen yazıp aradım. Telefon ilk çalışım da açılmayınca bir kez daha aradım ve sonunda açılmıştı. "Alo" diye sert bir şekilde konuştuğun da sesiz bir şekilde nefes alıp verdim "Merhaba Demir bey, ben Vera" diye konuşarak sandalyeme oturdum "Evet ne oldu? Niye aradın?" diye sinirli bir şekilde konuştuğun da şaşırmıştım. Neydi bu adamda ki sinir. Şuan onun bana değil benim ona sinirli olmam gerekiyordu. Emrivaki yapan oydu çünkü. "Bana yolladığınız kıyafetlerle ilgili aramıştım. Ben gönderdiğiniz kıyafeti giyinmek istemiyorum. Ayrıca otele falanda gitmeye gerek yok, ben kendi kıyafetleri mi, kendi evimde giyebilirim. Sizin veya şoförünüzün almasına da gerek yok. Siz bana gideceğim davetin adresini atarsınız ben kendim gelirim" diye sinirle konuştum. Daha fazla bu adamın dedikleri yapacak değildim. Sinirlerimi bozuyordu. "Benim sabrı mı zorluyorsun, Vera. Ben sana onu giyeceksin ve o otele gidip hazırlayacaksın diyorsam bunu yapacaksın! Ben bir şeyi iki defa söylemekten hiç hoşlanmam, ben sana bu davet için büyük sabır gösterdim ama benim sabrımı daha fazla zorlama, canını yaktırma bana!" diye telefonun diğer ucunda bağırarak konuştuğun da bir anda yutkundum. Ben bu kadar sert bir tepki vereceğini tahmin etmemiştim. Sadece istemediğim söylediğim de kabul eder diye düşünmüştüm. Ama o beni tehdit etmişti. Bu kadarı da çok fazlaydı. Bir dediğini yaptım diye bu onun her dediğini yapacağım anlamına gelmezdi. Bunu bir anlamalıydı. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladım. "Siz kim oluyorsunuz da, bana böyle bağırıp, beni tehdit ediyorsunuz? Tamam size borçlandım bu daveti bu yüzden kabul etmiş olabilirim ama bu değil ki sizin her dediğiniz yapacağım anlamına gelir! Ama buraya kadardı benim de size olan sabrım. Sizinle davete falan gelmiyorum. Birini yollayıp bu kıyafetleri aldırtın buradan." deyip hemen telefonu Demir'in yüzüne kapattım. Nereden geldiğini bilmediğim bir cesaretle konuşmuştum ve rahatlamıştım da. Halen ona karşı üzerimden atamadığım sinirle ne zaman oturduğum yerden kalktığımı bilmediğim, sandalyeme bir kez daha oturdum. Bir süre sonra sakinleştikten sonra yeniden işime dönmüştüm. 1 saat boyunca öylece aralıksız çalışırken bir anda odanın kapısı kırılırcasına açıklığın da korkudan bir anda irkilmiştim. Daha ne olduğunu bile anlamadan Demir odaya girmişti ve benim yanıma gelip kolumu sert bir şekilde tutup, oturduğum yerden kaldırdı. "Ne oluyor ya" diye konuştuğum da Demir'in öldürücü bakışlarıyla karşılaşmıştım. "Ben bir şeyi, iki defa söylemekten hiç hoşlanmadığı mı söylemedim mi sana. Ne demek gelmiyorum davete. Sana kim gelip gelmeyeceğini sordu ki, sende gelmiyorsun...Ben istiyorsam geleceksin Anladın mı!" diye sinirle bağırdığın Demir gözlerim kocaman açarak ona baktım. Delirmiş gibi bir hali vardı. Birde tutuğu kolumu öyle bir tutuyordu ki neredeyse kolumu koparacaktı. Canım çok fazla acıyınca Demir'in kolumu tutuğu elini, kolumdan çekmek için diğer elimle, Demir'in elini çekmeye çalıştım. Ama başarılı olamıyordum çok sert tutuyordu. "Bırak kolumu" diye kısık ve acı çeken bir sesle konuştum ama o bana soğuk ve sert bakışlarıyla bakmaya devam etti... Benim acı çekmemi umursamadan çıkışa doğru peşinden sürüklemeye başladığın da ona direnmek için koluna vurmaya başladım. "Bırak beni ne yapıyorum sen ya!" diye bağırıp koluna vururken o beni duymayıp iş yerinin çıkışına çıkartmıştı beni. Daha fazla tutamadığım göz yaşlarım yanaklarımdan hızlıca akıyorlardı. "Nereye götürüyorsun? Bıraksana ya! Canım yanıyor diyorum anlamıyor musun!" diye ağlayarak bir kez daha bağırdığım da bu manyak herif beni duymak yerine arabanın kapısını açıp, beni içeriye fırlamıştı. Kendisi de hemen kendi yerine, yani şoför koltuğuna oturduğun da hemen gaza basıp arabayı sürmüştü. Ben ise karşımda delirmiş adama korkulu gözlerle bakıyordum. Şuan ki görünüşü o kadar korkunçtu ki oturduğum koltuğa sinmiştim korkudan. Sesiz bir şekilde öylece ağlarken bir yandan da bu adamın yanında ağladığım için kendime kızıyordum içim den. Onun yanında aciz olmaktan, ağlayarak küçük görünmek istemiyordum. Daha fazla dayanamayıp bakışlarımı hemen yanımda arabayı hızlı ve öfkeli süren adama çevirdim. "Nereye gidiyoruz? Bırak beni ya, zorba mısın nesin!" diye bağırarak konuştuğum da bir anda yola sabitlediği bakışlarını, yoldan çeki bana baktı. "O sesini ayarına dikkat et! Eğer canının yanmasını istemiyorsan kes sesini!" diye bağırıp tekrar yola döndüğün de ona bakan bakışlarımı çekip önüme dönerek ağlamaya devam ettim. Çok korkunç ve sinirli görünüyordu ve birde böyle bağırınca korkum iki katına çıkıyordu. Ne olacaktı, nereye gideceğiz bilmiyordum. Onun bu kadar cani ve kötü biri olduğunu da bilmiyordum. Bir parti için neydi bunlar. Bir süre boyunca benim ağlamam, onun ise sinirli verdiği nefesiyle sonunda araba bir yerde durmuştu. Başımı geldiğimiz yerden kaldırıp baktığım da, büyük bir otelin önünde durduğunu görmüştüm. Yaşlı gözlerle yanımda ki duran cani adama bakışlarımı çevirdiğim de hızlıca arabadan inip benim oturduğum yere gelip kapıyı açtı. "İn aşağıya" dediğin de inmeyip ona baktım. "Demir bey siz ne yapıyorsunuz? Bir kendinize gelin, ne bu böyle? Resmen beni istemediğim halde buraya getirdiniz zorla... bırakın gideyim ben" diye bir umut belki vicdana da gelir de, beni bırakır diye konuştum ama yüreği taş olan adamın bakışları biraz bile olsun yumuşamamıştı. "Konuşmada in aşağıya" deyip kolum dan tutup beni zorla arabadan indirdiğin de ağlamam yine atmıştı. Ağlaya, ağlaya beni zorla götüren adamın peşinden giderken, bir yandan da yardım istemek için etrafa bakıyordum. Belki Allah'ın bir kulu beni görür de yardım eder diye bakınıyordum. Otelin kapısının önünde gelip tam içeriye girecekken, korkum artmıştı. Neden otele giriyorduk? Bana bir şey yapmasından korkuyordum. Ne istiyordu bu adam benden? Korkum yüreğimde çoğalınca, gözlerimi etrafta hızlıca gezdirmeye başladığım da, etrafta sadece siyah giyimli korumalar dışında kimse yoktu. Onlardan yardım istesem bile bana asla yardım etmezlerdi çünkü Demir'in adamlarıydı onlarda. Otelin içine girdiğimizde otelde kimseyi de göremeyince birazda olsa kurtulmak için olan umutlarım da yıkılmıştı. "Boşuna etrafa bakıp, umutlanma. Burada bizden başka kimse yok, seni kimse kurtaramaz" dediğin dudaklarımın arasında acı bir inilti çıkmıştı. Resmen otel bom boştu ve ben deli gibi korkuyordum bu adamdan. "Lütfen bırak beni. Benden ne istiyorsun? Neyin zorbalığı bu böyle?" diye ağlayarak konuştuğum da Demir beni duymamazlık dan gelip otelin içinde hızlı bir şekilde, peşinde sürüklemeye devam etti. Beni kolumdan tutup arkasından çekerken, ayağımda ki topuklu ayakkabılarla ona ayak uydurmam çok zor oluyordu. Neredeyse düşecekken bir anda beni tutan koluna diğer elimle tutup düşmekten son anda kurtulduğum da Demir de durup, aramasını dönüp bana baktı. Bir süre yüzme baktıktan sonra bakışlarını ayakkabılarıma çevirdiğin de ağzının içinde bir şeyler gevelediğini duymuştu. Tekrar önüne döndüğün de bu kez az önceye göre daha yavaş yürüyerek beni peşinde çekmeye devam etti. Bir odanın önüne geldiğimizde kapıyı sert ve hızlı bir şekilde açıp beni içeriye fırlatırcasına attığın da yere düşmemek için dengemi son adam sağlamıştım. kendinde odaya girip kapıyı kapatıp benim üzerime, üzerime gelmeye başladığın da gözlerim kocaman açarak, bende arkaya, arkaya gitmeye başladım. Ben arkaya doğru adım attıkça, oda üzerine doğru adım atıyordu ve gözlerini de gözlerime kilitlemiş sinirle bakıyordu. Farkındayım bu tavırları beni korkutmak içindi ve de başarıyordu. "Dur! Gelme üzerime, lütfen" diye ağlayarak söyleyip ellerimi öne doğru uzatım, onu engellemek için. Çünkü artık arka arkaya gidecek yerinde kalmamıştı ve sırtım soğuk duvarla buluşmuştu. Beni dinlemeyip biraz daha yaklaştığında tam karşımda durdu. Nefesi yüzüme vuruyordu ve bu yakınlık beni rahatsız ediyordu. "Sana sabrımı zorlama dedim. Sen ne yaptın, benimle o davet gelmek istemediğini söyleyip, birde yüzüme telefonu kapattın" diye sinirle dişlerinin arasından konuştuğun da sadece yutkunmuştum. "Şimdi hazırlan, 2 saat sonra gideceğiz o davete" dediğin başımı hızlıca iki yana sallamaya başladım. Hayır asla gitmem, bu deli cani adamla bir yere. "Hayır gelmem, istemiyorum" dediğim sinirle gözlerini yumup ve bir süre sanki sakinleşmeye çalışıyor gibiydi. Daha sonra gözlerini açtığın da hiç bir değişiklik yoktu o gözlerde, aynı o sinir ve ateş gözlerindeydi. "Geleceksin" diye dişlerini sıkarak söylemişti. Onun bu ısrarı beni şaşırıyordu. Neden ben, neden bu ısrar? İstese etrafında onunla gidecek milyonlarca kız varken neden benimle gelmek istiyordu böyle? O böyle ısrar edince koktum artıyordu ve başıma bir şey gelecek diye de korkuyordum. "Neden? Neden bu kadar çok benim bu davete katılmamı istiyorsunuz. Bana karşı olan bu nefretiniz, bu siniriniz neden? Bir arabanıza çarptığım için mi bütün bu yaşadıklarım?" diye öfkeli bir şekilde sordum. O ise bir süre sadece yüzüme baktı, ben ise ona bakmak yerine başımı yere eğmiştim. "Derdim araba değil" dediğin de bir anda yerde olan bakışlarımı kaldırıp ona baktım. Bu yaşadıklarım bir araba için değilse neydi peki? O ise sadece bir süre daha bana bakıp sonra yutkundu ve devam etti "Derdim bana attığın tokat, odama gelip bana bağırmaların ve ben sana geleceksin dediğim bir yere diretip gitmemen.... ben bu hayata benim dediğimi yapmayan her kim olursa olsun bunun bedelini ödettiririm ve sende ödeyeceksin" diye kaşlarını çatarak, sinirli olmasına rağmen sesi sakin çıkmıştı. O böyle konuşunca sakinleştiğini düşünerek ve bundan cesaret alarak onu itekleyip ve kenardan kaçarak birazda olsa ondan uzaklaşmıştım. "Ben ne yaptıysam siz hak ettiniz ve ben bunun için bir bedel falan ödemeyeceğim. Sizinle o davete gelmeyeceğim, zorla da götürecek değilsiniz ya" deyip bütün topladığım cesaretle kapıya doğru yürüyüp tam kapıyı açacakken Demir'in konuşmasıyla sanki olduğum yere çivilenmiştim... "Eğer şimdi çıkıp gidersen, kardeşlerinin ölü bedenleri de evine doğru gidecek" dediğin bütün vücudumun titrediğini hissetmiştim.... Ne diyordu bu adam böyle? Ne demek kardeşlerimin ölü bedeni eve gider? Hemen olduğum yerden yeniden arkama dönüp, karşımda elleri cebinde ve bana ciddi bir şekilde duran adama baktım. "Ne diyorsun sen? Ne kardeşi? Neyden bahsediyorsun?!"diye bağırarak konuştum. "Bana sesini yükselt memen konusunda uyardım seni.... bir dahakine uyarmam ve o sesini tamamen ben kısarım!!"diye benim bağırmadan daha fazla bağırdığın da derin bir nefes alıp vermiştim. Şuan bağırarak onunla anlaşamazdım bunun farkındaydım ve sakin olmaya çalışarak yeniden sordum. "Kardeşlerimle ne ilgisi var? Neden öyle söyledin? Ne ölümünden bahsettin?" diye ağlayarak ama kısık sesle sorduğum da oda sanki bu durumdan memnun olmuş gibi dudağının kenarı yukarıya doğru kıvrılmıştı. Hayvan herif beni bastırdığı için mutlu olmuştu ve gülmüştü ama şuan konu kardeşlerim olmasaydı ben ona bağırmayı gösterirdim. "Eğer benim dediklerimi yapmazsan ve gidersen, iki kardeşinin ölümüne sebep olursun diyorum" dediğin de gözlerimi kocaman açıp ona baktım. Ne diyordu bu dengesiz böyle? "Hayır.....hayır..... bunu yapmasın yalan söylüyorsun" dedim duyduklarıma inanmak istemiyordum çünkü.... Demir ise rahat tavırlarla odanın içinde ki tekli koltuğa oturup bana baktı. "Erkek kardeşin şuan okulda ve molada arkadaşlarıyla futbol oynuyor..... kız kardeşin ise arkadaşlarıyla okul kafesinde oturuyorlar. Ve sen eğer benim dediklerimi yapmayıp, gidersen adamlarım senin gitmenle hiç acımadan onları öldürecekler. Katilleri ise...biricik ablaları olacak." dediğin de kalbimin sıkıştığını hissetmiştim.... bu odaya geldiğimde yaşadığım korkunun şuan iki katını yaşıyordum. Bu hayata kardeşlerim, ailem her şeydi ve onları kaybetmeye asla dayanamazdım... Onlar için ben ölümü bile göze alırdım. Elimi hemen göğsüme koyup derin bir nefes almaya çalıştım... Normalde astım hastası olduğum için, üzüldüğüm de ve ya korktuğum da direkt tutuyordu krizim ama şuan yeri değildi krizin... yanımda ilacım yoktu ve kardeşlerim tehlikedeydi... Derin derin nefes alıp verdikten sonra karşımda bana dikkatli bakan adama çevirdim bakışlarımı. "Onların bir suçu yok. Bunu yapamasın ve sen neden benim canımı yakmaktan bu çok kadar zevk alıyorsun?" diye nefretle bakarak sordum. Şuan deli gibi bu adamı öldürmek istiyordum. "Ben sana dedim, bana canını yaktırma ama sen ısrarla bunu yapmam için uğraştın ve bende zevkle yapıyorum." dedi "Delisin sen. Ne bu ya can almak bu kadar mı kolay? inanmıyorum sana, yapamazsın çünkü beni kandırmak için kardeşlerimi kullanıyorsun" dedim. "İstersen şimdi çıkıp git ve yapıp yapamayacağı mı görürsün." diye kendinden emin bir şekilde konuştuğun da duraksadım. Çok ciddi diyordu ve gözleriyle bunu yapacağını çok net söylüyordu sanki. Derin bir nefse alıp verdim bir kez daha. Köşeye sıkışmıştı ve gitmekten başka çarem kalmamıştı. Yenilgiyi kabul edip bütün öfkem ve nefretimle baktım Demir'e. "Tamam, kabul. Benden ne istiyorsun şimdi?" diye söyledim. Demir ise aldığı cevapla ayağa kalkıp tam karşıma dikildi. "Güzel, akılı kızmışsın. Şimdi birazdan sana yardıma birileri gelecek hazırlanman için. Hazırlanıp benimle akşam o Davete katılacaksın" dediğin başımla onayladım "Kardeşlerim?" diye sordum "Merak etme biz davete katılınca adamlar onları takip etmeyi bırakacaklar" dedi "Bu davette katıldıktan sonra seni bir daha görmek istemiyorum. Benden ve kardeşlerimden uzak duracaksın." diye sert ve sinirli bir şekilde konuştum.. Demir ise ellerini cebine koyup kapıya doğru biraz yürüyüp durdu. "Seninle işim o kadar kolay bitmeyecek küçük hanım" deyip biraz daha yürüyüp tekrar durdu ve bana doğru döndü. "Ha bu arada, fazla dikkat çekecek şekilde hazırlanma. Sakın! abartılı makyaj istemiyorum" deyip çıktığın da odadan hemen yatağın üzerine oturup hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Canım yanıyordu. Bu adama bu şekilde mecbur olmaya ve onun dediğini yapmak zoruma gidiyordu... Bir süre daha ben öylece ağlarken odanın kapısı tıklatıldı. Hızla göz yaşlarımı silip kapıyı açtığım karşımda iki tane genç kız vardı. "Merhaba efendim, bizi Demir bey gönderdi, sizi hazırlamak için" dediğin karşımda ki kazılardan biri sesi nefes verip kapıyı sonuna kadar açıp geçmeleri için yol verdim... Kabul etmiştim bir kez ve gitmekten başka çarem yoktu. Kızlar getirdikleri şeylerle odaya girip eşyaları hazırlarken bende yatağın üzerinde oturmuş boş gözlerle onları izliyordum... Biran önce şu davette gidip ve bitmesini istiyordum. Kızlar elinde siyah gold renkte detayları olan bir elbiseyi kılıftan çıkartıp yatağın üstüne bıraktı.... Anlaşılan bu gece Demir beyin giymemi istediği elbise buydu... İstemeye, istemeye oturduğum yerden kalkıp elbiseyi giyindim. Gelen kızlar başımı yapıp ve üzerinde ince detaylı bir taçta taktığın da hazır olmuştum. Ne kadar kızlar çok güzel olduğum söyleyip ve beğeniyle bana baksalar bile, ben bir kez bile olsun aynaya merak edip kendime bakmamıştım.. İşte hazırdım ve birazdan beni almak için cani herifin gelmesini bekliyordum.. Kim bilir bu gece neler beni bekliyordu?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE