5.bölü-ZORUNLU DAVET

3944 Kelimeler
Sabah odama vuran güneş ışığıyla uyanmıştım. Her sabaha göre bu sabah uyanmam çok kolay olmuştu. Benim gibi uykuya düşkün biri için hiç zorlanmadan kalmıştım... Belki de bahar havası geldiği içindir bende ki bu dinç oluşum... Ailemle gülerek, huzurlu bir kahvaltının ardından hemen işe gitmek için arabama binip yola çıktım. Arabanın bütün camlarını açıp, birde hafif çalan bir müzikle etrafta ki yeni yeni açan çiçeklerin kokusunun yayıldığı havayı ciğerlerime çekmeye başladım... Ben bahar insanıyım, kışı hiç bir zaman sevmezdim, yazı da öyle. Ne çok sıcak olup bunaltacak, neden soğuk olup seni üşütecek... İlk bahar ve son bahar gibi olmalı, hafif esintili... Etrafta hafif bir esinti olduğun da ve o esintinin yüreğini titremesini seviyordum... İlk bahar olduğun da etrafta renk renk çiçekler, son bahar oldu mu ağaç dallarından dökülen yaprakların gösterdiği manzaraya hayran kalıyordum.... Şirkete geldiğim de asansörü kullanmadan merdivenlerden çıkmaya başladım ve önümden geçen bütün çalışanlara da tebessüm edip hepsine günaydın deyip odamın önüne geldim... "Günaydın Selma" deyip masasın da hararetli bir şekilde çalışan asistanım Selma'ya söylemiştim... Oda benim sesimle hemen önünde ki dosyadan başını kaldırıp bana baktı ve hemen ayağa kalktı. "Günaydın efendim hoş geldiniz" deyip tebessüm etmişti. Çok sıcak kanlı ve içten bir kızdı. Sevmiştim onu, babam iyi ki de bana böyle bir asistan bırakıp gitmişti... "Hoş buldum Selma. Hadi iki çay söyle ikimize de benim odamda içelim" dedim Tek başıma bir şeyler yemeyi de, içmeyi de hiç bir zaman sevmezdim. "Peki efendim, hemen geliyorum" dediğin de Selma ben de odama geçmiştim ve oda aradan geçen bir kaç dakikanın ardında iki çay alıp gelmişti. Onunla birlikte çayımızı içip sohbet etmeye başlamıştık. Oldukça sohbeti hoş kızdı. Sohbet esnasında Selma'nın sözlü olduğunu ve 4 ay sonra nişanı olacağını öğrenmiştim...Normal hayatımızdan konuştuktan sonra birazda iş konuşmaya başlamıştık. "Selma bizim şu Korhanlar holdingle olan iş olmadı, yani olacağını zannetmiyorum. Bizim yeni bir yer bulmamız lazım sen bir araştır" diye söyledim "Peki efendim" deyip daha sonra bardakları alıp odadan çıktığın da Selma bende tekrar dosyaları incelemeye başladım...Daha sonra atölyeyi gezip ve yapılan çizimleri kontrol etmiştim. Hepsi oldukça iyi çizimlerdi. Kendimi işe o kadar kaptırmışım ki bugün Evin' in yanıma hiç gelmediğini çok geç fark etmiştim. Oturduğum masadan kalkıp bu kez ben Evin' in odasına gitmek için çıktım odadan. Hemen benim karış odamda olan, odasına gidip kapıyı açtım. "Hey birileri çok fena işe dalmış" dediğim başını bilgisayardan kaldırıp bana baktı. "Kapıyı vurduğunu ve sana girebileceğini söylediğimi hatırlamıyorum" dediğin de tek kaşımı kaldırıp daha sonra ona doğru yürüyüp tam karşısına oturdum. "Hatırlamazsın canım çünkü kapıyı çalmadım ve sende haliyle gir demedin" deyip hemen küçük masanın üzerinde ki tanıtım dergilerinden birini elime alıp bakmaya başladım. "Bundan sonra odama girerken kapıyı çalarak gir" dediğin de tebessüm ettim. Beni sinir etmek için böyle konuştuğunu çok iyi biliyordum. "Olur canım sen benim odama girerken aynısını yaparsan ben neden aynısını yapmayayım ki?" dediğim de oda güldü. O da benim odama çok rahat dalıyordu. O yüzden ben onun odasına daldığım için sıkıntı yapamazdı. "Gıcıksın" Öyle olduğumu elbette ki biliyordum., "Senin kadar değilim" dedim hemen  bu da bir gerçekti onun kadar değildim elbette ki.  "Neyse uzatmayacağım şimdilik. Sen dün ne yaptın toplantıyı? Nasıl durumlar, işi alabilir miyiz?" diye sorduğun da Evin aklıma asıl gerçekten uyuz olan Demir denen o kişi gelmişti. Dün olanlardan sonra o adam hayatta bize işi vermezdi. Moralim bozulunca elimde ki dergiyi yerine koydum. "Hiç sanmıyorum o işi alabileceğimize çünkü bizim dışımız da 13 atölye daha vardı ve hepsi çok iyi iş çıkarmıştı" dedim. Gerçekleri anlatmak istemiyordum. Çünkü en başında anlatmadım diye Evin başımın etini yiyip benim bunaltacaktı. "Allah' dan umut kesilmez belki olur" dediğin de sadece başımı sallamakla yetindim. Çünkü ben biliyordum bize verilmeyeceğini. Evin' in odasından çıkıp yeniden kendi odama girip tam yerime oturacakken odanın kapısı çalmıştı ve içeriğe Selma girmişti... "Efendim müsait misiniz" deyip gülerek içeriye girmişti. Ne olduğunu anlamadığım için onun bu haline şaşkınlık içinde bakarak anlamaya çalıştım. "Evet gel Selma... bir şey mi oldu?" diye sordum... Yüzünde sanki güller açıyordu. "Evet efendim Korhanlar holding den aradılar ve bizimle çalışmak istediklerini söylediler" dediğin de Selma ben ayakta öylece kala kalmıştım. Nasıl olurdu bu? O Demir denen adam hayata kabul etmezken ne olmuştu da kabul etmişti? *** Selma'nın gelip Korhanlar holdingin bizimle çalışmak istediğini söylediğinden beri içimde bir sıkıntı olmuştu.. Nedense bir türlü inanmıyordum o adamın bir çıkarı olmadan bizimle çalışmak istemesine. Ben onu teklifini kabul etmemiştim ve buna rağmen benimle çalışmak istemesi, beni ürkütüyordu. "Allah'ım sen her şeyin en iyisini bilir ve görürsün benim hakkımda da hayırlı olanı ver Rabbim sen" deyip önüm deki dosyaları incelemeye devam ettim işim bitince de direkt arabama binip eve doğru gittim. Sabah ki bütün enerjim ve mutlu halimden eser kalmamıştı. Yorgun bir şekilde eve gelip çantamdan anahtarı çıkartıp içeriğe girdim... Tam sesiz ve kimseye görünmeden odama girecekken babamın sesiyle salona gitmek zorunda kalmıştım... Kızım hoş geldin" dediğin de Annem ona tebessüm ettim. "Hoş buldum Annem" deyip yorgun bir şekilde koltuğa oturdum "Kızım Korhanlar bizimle çalışmak istediklerini söylemiş" diye bir anda babam söyleyince şaşkın bir şekilde ona bakmaya başladım. Ne ara babam duymuştu ki bunu? "Evet baba da sen nereden öğrendin?" diye sordum "Bu gün Selma'yla konuştum o söyledi. Sen dün öyle söyleyince açıkçası üzülmüştüm çünkü çok büyük bir borcun içindeyiz" diye tebessüm ederek konuştu babam "Evet baba her şeyin farkındayım ben gerçekten çok büyük bir sorumluluk altına girdim ama her şey de nasip baba" şuan konuşacak halim bile yoktu, içim de anlamsız bir korku vardı., Ben istemiyordum Demir'le çalışmayı o beni gerçekten korkutuyor. O adamda çözemediğim şeyler vardı. "Allah büyük kızım, bak sen öyle büyük bir sorumluluğun altına girdin ki Rabbim de senin önüne böyle büyük bir şirket çıkardı. Rabbim kulunu zorda bırakmaz. Senin de bırakmadı ki senin karşında dünyanın en büyük şirketini çıkardı karşına" diye Babam böyle söyleyince bende kendi kendime düşündüm. Evet doğru belki Demir'in arabasına çarpmam, sahilde görmem belki hepsi bu iş içindi. Gerçekten Rabbim kulunu zorda bırakmaz belki ben boş yere kuruntu yapıyorum korkmam saçma belki de. "Haklısın baba ben hiç öyle düşünmemiştim nasibimiz de onlarla çalışmak varmış deme ki" babam böyle konuşunca içim de bir rahatlama olmuştu. Daha sonra oturduğum yerden kalkıp üzerimi değiştirmek için odama gittim., Rahat bir şeyler giyinip, ardından banyoya girip elimi yüzümü yıkayıp sofrayı kurmak için mutfağa gittiğimde Dilara da mutfakta salata yapıyordu. "Kolay gelsin bal böceğim benim "deyip hemen yanağından sulu bir şekilde öptüm "Of abla ya öpme şöyle diyorum bin defa." "Neden öpmeyecekmişim, sen benim kardeşim değil misin?" deyip ben de bir yandan tabakları çıkartmaya başladım sofrayı kurmak için. "Ablamsın ama şöyle sulu sulu öpmesene, sevmiyorum yaa" "Ben seviyorum ama" deyip tekrar yanağından sulu bir şekilde öpüp daha sonra masaya tabakları dizmeye başladım. Sofra hazır olunca hep birlikte güzelce yemeğimizi yedikten sonra ben bulaşıkları makineye vermiştim. İşim bitti tam mutfaktan çıkmak için arkamı dönmüştüm ki küçük erkek kardeşim Azat'ı gördüm. "Abla yoruldun mu" diye bana boncuk boncuk bakmaya başladı. Hemen mutfakta ki sandalyeye oturup onu da yanıma oturttum "Evet biraz yoruldum. Neden sordun ki?" diye sordum. Elinde kitabıyla karşımda durmuş bana bakıyordu. Kardeşlerim benim için bu hayata her şeyden, herkes den kıymetlidir. Canımı istesinler gözümü kırpmadan veririm onlar için. "Benim ödevime yardım eder misin diyecektim, ama sen yorgunsun" dedi gözler boncuk boncuk bana bakıyordu. Ne kadar yorgun olsam bile ben ona kıyamazdım. Daha yeni 1. Sınıf öğrencisiydi ve yardıma ihtiyacı vardı. "Gel buraya, ben ne kadar yorgun olursam olayım sen bana bir yanak verdin mi, biter benim bütün yorgunluğum....şimdi ver bakalım bir yanak ablaya" dediğimde hemen gülüp yanağını uzattı bana bende hemen kocaman öptüm oda beni öpüp boynuma sarıldı. "Ver bakalım kitabını, yapalım ödevini" dediğimde hemen uzattı kitabı. Bir süre ödevine yardım ettikten sonra Azat odasına gitti ve bedene salona geçecekken, birden telefonumun mesaj sesini duydum cebimden telefonu çıkarıp baktım mesaj Evin dendi. "Bizim tepe deyim. Hadi gel, çayda var. ?"yazıyordu. Deli bu kız yaaa "Tamam geliyorum" yazıp yolladıktan Sonra Annem ve babamdan izin alıp bizim mahallenin bayağı yukarısında bir tepe vardı ve oraya doğru yürümeye başladım. Evin ile benim tepemiz. Resmen bütün İstanbul ayağımızın altına da gibiydi. Tepeye vardığım da Evin' in çimenlerin üzerine uzanmış yıldızları izlediğini gördüm. Buranın bir diğer güzelliği ise çoğu insanın burayı bilmemesi ve kimsenin seni burada görememesi. Bende hemen Evin' in yanında yerimi alıp yıldızlara bakmaya başladım. "Yıldızlar bugün ayrı bir güzel parlıyor değil mi cadı?" dediğin de bir süre daha yıldızlara baktım. Gerçekten de bu gün ayrı bir güzeldiler. "Evet bugün bir başka parlıyor sanki." dediğim bir süre seslilik oldu adamızda. İkimizde de ses çıkmadık. Bir süre sonra bu sessizliği Evin bozdu. "Vera ben onu...çok özledim" Evin' in konuşmasıyla hemen kafamı ona çevirdim bugün biraz duygusal olduğu anlaşılıyordu. "Zaman geçtikçe....yokluğu daha ağır gelir oldu" dediğin de Evin bakışlarım tekrar gökyüzün çevirdim. Anlaşılan bu gece hüzünlü bir gece olacak. Benim gibi Evin de gözlerini gökyüzünden çekmiyordu. Sesinden ağlamak üzere olacağı çok belli oluyordu. Haklıda ağlamaktan. Ne kadar zaman geçerse geçsin, yaşadıkları geçmiyordu. Zordu yaşadıkları. 3 sene önce bir sevdiği vardı Evin' in, aynı okulda tanıştığı ve evlenmek üzere olduğu Ömer. Ansızın gelen bir kaza sonucu ve Ömer'in ölümü ile ayrılmışlardı. Evin inan çok sevmişti. Öyle bağlıydı ki kendini kaybedecek kadar çok sevmişti. Hatta ölümün den hemen 1 yıl psikolojik tedavi görmüştü. Kabullenmiyordu ölümünü. "Vera son bir aydır....bir aydır neredeyse hiç görmüyorum....onu çok özledim. Sesini, gülüşünü, bakışını, sevdiğim deyişini her şeyini özledim o gittiğinden beri çok çok yalnızım" deyip hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı Evin böyle konuşunca sanki benimde içinden bir şeyler koptu.. Hemen uzandığım yerden kalkıp oturmuş olan Evine sarıldım. Evin öyle kolay ağlayan biri hiç olmamıştı. Onu ağlarken görmek nedense imkansızdır. Bugün böyle ağlıyorsa gerçekten dayanmadığı için. Oda bana sarılıp birlikte ağlamaya başladık bir süre. Daha sonra onu uzaklaştırıp baş parmaklarımla yüzünü sildim. "Evin ne desem acın dinmez biliyorum...ama yapma böyle, elden bir şey gelmez, sen ağlasan da.... Demek Rabbimin emri buymuş sen ona dua et onun şuan senin duana ihtiyacı var" diye konuşurken kelimeler boğazıma düğümlenmişti sanki. "Zor Vera çok zor....insanın sevdiğinin öldüğünü bilmesi çok zor....ben.....ben onu çok özlüyorum, artık bana ağır geliyor böyle onsuz nefes almak, harammış gibi.... ben her gece ona dua ediyorum. Bazen yorgun olup uyuya kaldığım zaman sabah kalkıp kendime kızıyorum, sen nasıl uykuya yenik düşüp de ona dua etmeyi unutursun diye....belki belki ben onu unutmaktan korkuyorum" Evin ağladığın dan dolayı konuşmaktan zorlanıyordu durup durup konuşuyordu. "Evin yapma bunu kendine, onu unutmak zorundasın. Unutmalısın ki hayatına devam edebilesin. 3 sene oldu daha ne zamana kadar kendini yıpratacaksın böyle? Hem sen böyle üzüldükçe o daha çok üzülmez mi? Sen hep demez miydin ben üzülünce o benden daha çok üzülüyor diye, şimdi de senin bu haline üzülüyordur. Emin ol oda senin hayatına devam etmeni isterdi." diye konuştum "Nasıl unutayım Vera, o son nefesinde benim adımı sayıklarken ben onu nasıl unutayım" deyip kafasını iki yana sallayarak konuştu. Daha fazla onun üzerine gidip üzmekte istemediğim için konuyu değiştirmeye karar vermiştim. "Neyse tamam ağlamayalım artık. Hadi kal çay içelim bugünlük bu kadar duygusallık yeter. Bak şimdi astım krizim tutacak göreceksin o zaman ağlamayı ve sen babama hesap verirsin beni ağlattığın için" deyip gülümsedim oda yüzünü silip aynı şekilde bana tebessüm etti. "Tamam tamam haklısın şimdi hiç amcamı çekemem hele senin astım krizini hiç çekemem çay içeceğim çünkü" deyip tebessüm ederek hemen yanında ki termostan karton bardaklara çay doldurdu. "Aşk olsun amcayı anladım da, neden benim astım krizimi çekemezmişsin?" iye yalandan darılmış gibi konuştum "Çünkü cadı senin ilacın şimdi evdedir bende çayları doldurdum senin ilaçlarını getirene kadar çayım soğur. Çayımı içip getireyim desem, e o zamana kadar da sen hakkı rahmetine kavuşup başıma kalırsın, uğraşamam seninle kusura bakma" demesiyle ikimizde kahkaha attık. Kız iki dakikada senaryo yazdı.... Bütün gece böyle gülerek, sohbet ederek geçirmiştik... *** Sabah alarm sesiyle hemen uyanıp, hızlı bir şekilde hazırlanmaya başladım. Beyaz pantolon ve beyaz gömlek üzerine de pembe ceket, aynı renk şalımı da yapıp direkt mutfağa girdim. Annem kahvaltı hazırlamıştı ve ayaküstü bir şeyler atıştırıp, hiç vakit kaybetmeden hemen şirketin yolunu tutum. Şirkete geldiğim direkt odama girdim. Yoğun bir gündü ve ben sabah uykusundan geç kalkınca haliyle elim ayağıma dolaşmıştı sanki. Hemen odamda günün çizimlerini kontrol etmeye başladım. Daha sonra bilgisayarda arada gelen maileri mi kontrol ediyordum. Ben o kadar dosyalara dalmıştım ki odanın kapısı çalmıştı ve içeriğe Selma gitmişti. "Efendim misafiriniz var" dediğin de Selma şaşırmıştım çünkü bir misafir beklemiyordum bugün. "Kim Selma? "diye sordum "Korhanlar holdingin sahibi Demir Korhan" diye cevap verdiğin de Selma bir anda donup kalmıştım sanki. Neden gelmişti bu adam şimdi? Onun ismini duymak bile beni geriyordu. Onunla görüşmek falan istemiyordum ama buraya kadar gelmişken de gönderemezdim. Birde bundan sonra bu adamla iş yapacaktım. "Tamam Selma al içeriye Demir beyi" deyip daha sonra ayağa kalkıp Demir beyin içeriye girmesini bekledim. "Merhaba Vera hanım" deyip içeriye girerek bana elini uzattığın da bir süre eline baktım ve elimi uzatmadım. "Merhaba hoş geldiniz Demir bey buyurun böyle oturun" deyip karşıda ki koltuğu gösterdim. Elimi ona uzatmayınca oda elini indirip ve benim gösterdiğim yere oturdu. "Hoş buldum" dediğin de Demir bey bende ondan biraz uzağa karşısına oturdum. "Ne içersiniz Demir bey?" "Bir sade kahveni içerim" dediğin de hemen Selma'yı arayıp 2 sade kahve istedim. "Ben sizi beklemiyordu açıkçası" diye biraz tereddüt ederek sordum. Çünkü bu adam beni biraz korkutuyordu ilk günden beri. "Seninle çalışacağımızı biliyorsun bende gelip senin atölyeni görmek istedim, sonuçta iş yapacağım insanların yerini görmem gerek" diye kendinden emin bir şekilde konuştu Demir. Ukala herif burnundan bile kıl aldırma zaten. Kendini Beğenmiş. "Evet biliyorum tabi ki de çalışacağımızı ama ben den hariç 3 atölyeyle daha çalışacaksınız, onlarında yanına gittiniz mi?" diye kaşlarımı havaya kaldırarak konuştum. Tam oda cevap verecekken Selma kahvelerle gelip kahveleri bırakıp çıktı. "Tabi ki oralara da gideceğim ama öncelik size gelmek istedim" dedi Kaşları sürekli çatık olarak konuşuyordu. "Peki kahvelerimizi içelim atölyeyi gezeriz Demir bey" dedim. Daha fazla uzatmak istemiyordum. Bir an önce gezsin atölyeyi ve gitsin istiyordum. "Tamam" dediğin Demir bey bende hemen oturduğum yerde kalkıp masamın yanına gidip çekmecenin içinden bir zarf alıp Demir beyin önüne uzattım. "Demir bey bu size olan borcumun bir kısmı, çünkü size olan borcum ne kadar olduğunu bilmiyorum ama eksikse söylersiniz ben tamamlarım" deyip uzattığım da almadığın da bende önünde ki masaya bırakıp tekrar yerime oturdum. Bu parayı dün kendi özel hesabımdan çekmiştim. Çünkü Demir beyle çalışacağım ve ona borçlu kalmak istemiyordum "Ben sana, bana olan borcunu bu şekilde ödemeyeceğini ve benimle yarın davete gelerek ödeyeceğini söyledim. Sen bunu nesini anlamadın ki de bu zarfı uzatıyorsun?" diyerek sinirle konuştuğun da Demir bey bir an gerilmiştim. Bu adam beni hem korkutuyor hem de sinir ediyordu. "Ben sizinle o davete gelmeyeceğimi söyledim Demir bey, siz bunun nesini anlamadınız?" diye sinirli bir şekilde cevap vermiştim. "Senin bana olan borcun bu zarfa sığmaz. O gün senin yüzünden girmem gereken bir ihaleyi kaçırdım, bana ne kadar büyük bir zarar olduğunu biliyor musun? Bilmiyorsun peki bunu kim ödeyecek?" Dediğin de bir anda afallamıştım. Nasıl yani benim yüzüm den bir ihaleyi mi kaybetmişti? "Benim yüzümden mi kaybettiniz ihaleyi?" diye şaşkın ve üzgün bir şekilde sordum. Benim sorumla Demir bey biraz daha öne doğru eğildi. "Evet senin yüzünden büyük bir zarara uğradım o gün" dediğin de kendimi çok kötü hissetmiştim. "Ben bilmiyordum Demir bey, gerçekten üzgünüm ama isteyerek yapmışım gibi konuşmayın lütfen. O gün tamamen kazaydı" diye üzgün bir şekilde konuştum. "Beni ilgilendirmez kaza olup olmaması. Eğer bu işi telafi etmek istiyorsan yarın benimle o davete geleceksin....... şimdi bu zarfını da al. Yarın gelince zaten bana borcun kalmayacak" diye sert ve keskin bir şekilde konuştuğun da üzgün halim gitmişti yine ve yerine sinir gelmişti. Bu adam laftan anlamıyordu galiba. Ben gelmek istemediğimi söylüyordum. "Ben gelemem Demir bey. Evet belki o ihalede kaybettiğiniz parayı ödeyemem ama bu demek değil ki size borçluyum diye sizinle o davete gelmem gerektiğini göstermez" diye tane tane söyledim. Tamam ihaleyi benim yüzünden kaybetmiş olabilir ama bilerek yapmamıştım bende. "Gösterir! Kaybettiğim o ihaleyi yarın davetle telafi edeceksin, bunun için geleceksin!........ neyse bu kadar sohbet yeter birazda atölyeyi gezelim!" diye sinirle bağırıp ayağa kaldığında içimden sabır çekip bende ayağa kalktım. "Tabi Demir bey buyurun gezelim ama şunu unutmayın ben sizinle o davete katılmak istemiyorum....... buyurun" deyip konuşmasına daha fazla izin vermeden önden yürüyüp hemen çıktım. Onunda arkamdan geldiğini ayak seslerinden duyuyordum. Umursamadan onu hemen dikim haneye girip etrafı tanıtmaya başladım. "Burası dikimhane bölümümüz çizilen bütün kıyafetler ilk burada dikilir" deyip etraftaki yapılan işleri elimle göstererek Anlatmaya başladım Ben anlattıkça Demir bey ise kaşları çatık bir şekilde bana bakıyordu. Anlaşılan onu öyle arkamdan bırakıp gittiğim için kudurmuş olmalı çünkü oldukça sinirli görünüyordu. Biraz daha yürüdükten sonra çizim odasına girmiştik "Merhaba kızlar kolay gelsin" dedim çizimci 3 kıza "Sağ olun hoş geldiniz" dedi adı Zeynep olan kız "Hoş bulduk.... bu Korhanlar holdingin sahibi Demir Korhan" deyip yanımda duran Demir bayi tanıtmaya başladım. Ben tanıştırınca kızlarda Demir beye hayran hayran bakıyorlardı, tabi bir yandan da şaşkınlardı. Tabi büyük bir iş adamının bizim atölyede görmeyi beklemiyorlardı. "Hoş geldiniz Demir bey. Ben Pelin çok memnun oldum sizinle tanıştığıma" deyip elini uzattığın da Pelin Demir beyde onun elini sıktı. Pelin uzun boylu siyah düz saçlara, manken gibi bir fiziğe sahip bir kızdı. Daha sonrada Zeynep ve Melek' de kendilerini tanıtıp ellerini uzattılar Demir beyde aynı şekilde karşılık verip ellerini sıktı. "Hoş buldum bende memnun oldum sizlerle tanıştığıma" dedi Demir beyde. Demir bey masanın üzerinde ki çizimlere bakarken, bende kızların Demir beye olan hayran bakışlarına bakıyordum. Her biri o kadar komik duruyordu ki kendimi gülmemek için zor tutuyordum. Bu neydi ya neredeyse adamın içine düşeceklerdi. Sanki hiç adam görmemişler gibiydiler. Daha fazla dayanamayıp gülmeye başladım. Ben gülünce Demir bey başını dosyadan çekip yavaş bir şekilde bana doğru çevirdi. "Gülünecek ne vardı Vera hanım?" deyip kaşlarını çatarak bana baktığın da Demir bey hemen elimle dudaklarımı kapatıp gülmemi durdurmaya çalıştım. Bana öyle bir bakıyordu ki bakışlarıyla korkmamak elde değildi ve hemen sustum. "Sizlik bir durum yok Demir bey. Kusura bakmayın, aklıma bir şey geldi de ona güldüm ben" dedim hemen çünkü yanlış anlasın istemiyordum. Hem ne diyecektim adama? Size hayran, hayran bakan kızların tiplerine mi güldüm diyecektim? Diyemezdim "Neyse Demir bey, burasıda anlamış olduğunuz üzere çizim odası 3 kız olarak çalışıyorlar burada... isterseniz diğer bölüme geçelim kalıp bölümüne" dedim hemen. Biran önce buradan çıksak iyi olacaktı sanırım çünkü Demir bey bana resmen öldürecek gibi bakıyordu. Demir beyde bana ayak uydurup bir alt katta kalıp bölümüne indik. Bir anda işçilerin çalışmayıp bir arada olduklarını gördüğüm de hemen yanlarına doğru yürümeye başladım. "Hayrola ne yapıyorsunuz orada?" diye sorduğum da hemen herkes bakışlarını bana doğru çevirdiler ve daha sonra masanın üzerinde ki iki tepsi baklavayı görmüştüm. Demek bir şeyi kutluyorlardı. "Neyi kutluyorsunuz Rüstem amca" diye işçilerin usta başına sordum ve daha sonra masaya iyicene yaklaşıp tepsiden bir dilim alıp yemeye başladım. "Benim torun oldu Vera kızım, onun baklavası" dediğin de Rüstem amca çok sevinmiştim. "Ay gerçekten mi? Doğdu demek Allah analı babalı büyütsün Rüstem amca çok sevindim" deyip sevinçle kutladım Rüstem amcayı. Yıllardır bekliyordu bu torunu. "Sağ ol kızım Allah razı olsun" dediğin de Rüstem amca bakışlarımı bu kez oğlu Ahmet çevirdim. "Tebrik ederim Ahmet hayırlı olsun Rabbim sağlıkla büyütmeyi nasip etsin inşallah" dediğim de Ahmet de bana güldü. Bir evladı olduğu için sevinci gözlerinden okunuyordu. Kim bilir bir evladının olacağını bilmenin duygusu başka olur. "Sağ ol abla Allah razı olsun" dedi Ahmet. Ahmet benden bir yaş büyüktü ama saygıdan dolayı abla diyordu. "En kısa zamanda geleceğim görmeye senin oğlanı" dedim bu kez. "Bekleriz abla her zaman..... benim hanımda seni çok merak ediyor evde sürekli senden bahsedince" dedi Ahmet "Geleceğim bir hafta sonu hem senin oğlanı görmeye hem de eşini görmeye. Selam söyle benden" deyip güldüm "Aleyküm selam söylerim abla" dedi Ahmet Seviyordum böyle içten, sıcak insanları. Kendini beğenmiş, insanlara tepeden bakan insanlardan nefret ediyordum. Öyle tependen bakan insanları tutup aşağıya atasım geliyordu. Böyle söyleyince aklıma unuttuğum Demir bey gelmişti. Hemen hızlıca arkamı döndüğüm de kapının önünde bana kaşlarını çatmış ve sinirli bir şekilde baktığını gördüm. Neydi bu sinir şimdi? Onu unuttuğum için mi böyle bakıyordu? Hemen Rüstem amcaya bir tabak baklava Demir bey için odama göndermesini söyleyip hızlı bir şekilde Demir beyin yanına gittim. "Demir bey kusura bakmayın sizi beklettim Rüstem amcanın tor" deyip açıklama yapacakken bir anda lafımı kesmişti. "Senin çalışanlarının kutlamalarını dinlemeye gelmedim ben buraya!" diye bağırarak konuştuğun da herkes bir anda bize bakmaya başlamıştı. Mahcup bir şekilde etrafa bakıp daha sonra tekrar Demir beye döndüm. Neredeyse ağlayacağım. Normalde asla bu adama bu kadar tahammül etmezdim ama iş için susmak zorundaydım "Ha.....haklısınız kusura bakmayın" diye kekelemiştim ve sesimin titremesiyle hemen başımı öne doğru eğdim. Derin bir nefes alıp kendimi toparlayıp yeniden başımı kaldırdım. Sabrımı zorluyordu bu adam ama şimdilik bir şey demeyeceğim. "İsterseniz içeriye gidelim Demir bey" deyip odamın tarafını gösterdiğim de Demir beyde başını sallayıp daha sonra odaya doğru yürümeye başladı, bende arkasından. Odaya girdiğimiz de Demir bey oturduğun da bende yerime oturdum. "Yarın akşam saat 8 de senin alırım evden" deyip cebinden kartvizit çıkartıp bana uzattığın da anlamaz bir şekilde elinde ki kartvizite bakmaya başladım. Neydi bu şimdi? "Burada numaram yazıyor sen bana evin adresini atarsın mesaj olarak. Ben seni alarm" dediğin de Demir bey anlamaz gözlerle baktım. "Ne için anlamadım ben?" diye sordum "Yarın ki davet için diyorum, seni akşam 8 de alırım diyorum. Bunun nesini anlamadın?" Diye sert bir şekilde söylediğin de sabır denen şeyden benden hiç bir şey kalmamıştı. Sinirle elinde ki kartviziti alıp yere attım. "Demir bey ben size gelmeyeceği mi söy" deyip cümlemi tamamlama dan kapı açıldı ve içeriye babam girdiğinde lafım yarım kalmıştı. Bunu hep yapıyordu ve bu durum gerçekten benim sinirlerimi bozmaya başlamıştı. "Selamün aleyküm" dediğin de babam hemen ayağa kalktım "Aleyküm selam baba hoş geldin" dedim şaşkın bir şekilde nereden çıkmıştı bir anda babam böyle. "Aleyküm selam" deyip Demir beyde ayağa kalkıp babama elini uzattı. "Baba tanıştırayım" deyip Demir beyi tanıştıracaktım babama "Ben tanıyorum kendisini kızım" demişti babam "Merhaba Demir bey ben Hakan Vera' nın babası. Sizi burada görmek çok büyük bir onur" deyip elini uzattı babamda. Aman ne onur ne onur baba. Hiç sorma. Uyuz herif bari babamın yanında davetten falan bahsetmese. "Teşekkürler Hakan bey çok memnun oldum sizi tanıdığıma" deyip el sıkışıp oturdular beraber. Bende yerime oturduğum da kapı çalıp içeriye elinde tatlı ve çaylarla Selma girdi. "Hayırdır Selma kimin tatlıları bunlar?" diye sordu babam "Rüstem ustanın torunu olmuş efendim onun tatlısı bunlar" diye cevap verdi Selma "İyi Allah Analı, babalı büyütsün inşallah" diye cevap verdi babam Selma'da tebessüm edip çıkmıştı. Babamla Demir bey konuşurken benim başımda eğik bir şekilde parkelere bakıyordum. Ya Demir bey babama bir şey söylerse diye korkuyordum. Bakışlarımı yerden çekip onlara verdiğim de Demir beyin bana baktığını görmüştüm. Hemen bakışlarımı ondan çekip babama çevirdiğim de odada birden babamın telefonunun sesi yankılanmaya başladı. Babam ayağa kalkıp Demir beyden müsaade isteyip telefonla konuşma yapmak için odadan çıktı. Babamın çıkmasıyla hemen Demir beye baktım. "Demir bey davetten ve kazadan babama bahsetmeyin lütfen" diye kısık bir şekilde söyledim. "Yarın benimle o davete gelirsen babana bir şey demem tabi ki de" diye konuştuğun da tek kaşımı kaldırdım. Bu adamda ki bu inat beni öldürecekti. Neyi anlamıyordu? Gelmeyeceğim diyordum. "Tabi ki de gelmeyeceğim" diye dişlerimi sıkarak konuştum. Benim cevabımla kaşlarını hava kaldırıp indirdi. "Peki bende babana söylerim o zamana. Sen bilirsin" dediğin de içeriye tekrar babam girdiğin de Demir bakışlarıyla beni söylemekle tehdit etmeye başladı. Adam çok ciddi duruyordu söyleyecekti kesin. Babam duyarsa olanları beni mahvederdi. Riske atamazdım. Kabul etmekten başka çarem yoktu. Korkuyla hemen sesiz bir şekilde" tamam geleceğim" dedim Demir bey ise aldığı cevapla tek kaşını kaldırarak sırıttı. Ukala herif istediği olduğu için sevinmişti. Babamla Demir bey biraz daha işle ilgili sohbet ettikten sonra Demir bey ayağa kalktı. "İzninizle Hakan bey ben kalkayım artık" deyip elini uzattı babama Defol git ve bir daha gelme demek istedim ama tabi ki de diyemedim. "Tabi siz bilirsiniz Demir bey buyurun" deyip oda ayağa kalkıp elini sıktı. Bende onlarla ayağa kalktım. Babam Demir beyle vedalaşıp tekrar yerine oturduğun da bende Demir beyi asansöre kadar geçirmek için yanında yürümeye başladım. Asansörü beklerken Demir bey hemen bana doğru döndü. "Yarın 8 de, unutma" deyip asansöre bindi. "Görüşürüz" deyip gittiğin de ben ise arkasında baka kaldım. Ne yapacağım ben şimdi? Kabul ettiğim için şimdi den pişman olmuştum bile.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE