11. BÖLÜM / YANALIM

1587 Kelimeler
Esma’nın belki doğduğu günden beri ilk kez içinde köyler, evler, şehirler inşa ediliyordu. O kadar mutlu, o kadar huzurluydu ki ‘kesin gerçek değil ben yine soğuk bir yerde uyuyakaldım ve kimse de üzerimi örtmediği için içimi ısıtabilmek adına böyle sıcak anılar uyduruyor bilinç altım bana’ diye düşünüyordu. Yine de uyanmak istemiyor, yaşadığı rüyaysa da gerçekse de orada öylece kalmak istiyordu. Boran, sevdiğinin yüzüne düşen saçların her birini tek tek seviyor, kulağının arkasına atıyordu. Sessizliklerini bozan kişi yine o oldu; “Annemleri ne zaman çağırayım? Seni ne zaman istemeye gelelim?” dedi cevabını çok merak edip ciddi bir soru sormasına rağmen gülümsemeyi ihmal etmedi. “Boran, benim bir ailem yok” dedi. Boran’ın kucağındaki yüzünü, tepkisini görebilmek için ona doğru çevirdi. “Zaten insan olamayacak kadar güzelsin. Tahmin etmiştim.” “Abart.” “Melek misin nesin? Peri mi, peri kızı mı, sihir mi büyü mü nesin sen? Ne güzel geldin öyle hayatıma. Bir insandan beklenmeyecek kadar naif geldin.” “Ailem yok demek, inan bana var ama yok demekten daha kolay.” dedi Esma ve ailesini anlattı sevdiğine. Boran, o anlattıkça üzüldü, karalar bağladı, gözleri doldu hatta bazen göz yaşları Esma’nın saçlarına damladı. Eliyle Esma’nın babasının sevmediği saçlarını sevdi. Esma’nın göz yaşlarını da sildi kendininkilere ekleyip. “Ben genelde yorgunluktan uyuyakalırdım evin bir köşesinde. Benim hiç uyurken üzerim örtülmedi mesela biliyor musun? Ben soğuktan gece uyanır ya yatağıma gider ya da daha çok kıvrılıp uyurdum. Kimse bana ‘kalk yerine yat kızım’ demedi biliyor musun? Sana dert gibi gelmeyebilir bu anlattıklarım ama küçücük bir kalp ‘kalk yerine yat’ denmesine de ihtiyaç duyuyor büyürken. Ekmeğe duyulan suya duyulan ihtiyaç gibi, şefkate de ihtiyaç duyuyorsun.” “Elimde olsa şimdiki Esma’nın elinden tutup geçmişine gitmek isterdim. Gel güzelim her yalnız hissettiğin anıya birlikte gidelim ve o küçük kıza ‘ben seni ileride çok seveceğim, yaralarını saracağım, sabret’ diyeyim isterdim. Elimde olsa doğduğun ilk günden itibaren yaşadığın tüm acılar benim payıma geçirilsin isterdim.” Esma, hikayesini anlatırken hiç gülümsemediğini fark etti. Kıza çeyiz niyetine tek bir gülümsenecek anı bile bırakamamıştı ailesi. Para, mal, mülk, bağ, bahçe istemezdi çeyizine zaten. Sadece gülümseyerek hatırlayacağı bir anıları olsa yeterdi. Ömür boyu ona sarılır, ona tutunurdu. Ama tüm kaderi gibi çeyizine de hüzünden başka bir şey düşmemişti. Göz yaşlarını sildi. Onları anlatırken ağlamak, Boran’a kimsesiz görünmek istemezdi. Liseye giderken de arkadaşlarına hep babam beni çok sever diye anlatır, yaşayamadığı her güzel detayı hayallerinden seçerdi. Çünkü kimsesiz olduğunun bilinmesi zordu bir genç kız için. Hayat zaten fazla acımasız davranırdı o çetin iklimli coğrafyada kız çocuklarına. Bir de kimsesiz olduğu bilinirse bu katlanır da katlanırdı. Şimdi sevdiği adam da ailesi de bilmesin isterdi kimsesiz olduğunu. Ama istemeye götürebileceği bir evi, annesi, babası da yoktu işte. Boran, acımış mıydı ona? Sevmez miydi artık güçsüz ve kimsesiz diye? ‘Senin güçlü duruşunu beğendim’ demişti bir keresinde. Güçlü durmuyordu, güçlüymüş gibi görünmek zorundaydı ve şimdi Boran bunu öğrenmişti. İçine hüzün dolu bir ağırlık geldi, yerleşti. “Beni yurda bırakır mısın artık?” dedi sessiz, sakin ve utangaç bir ses tonuyla. “Kalsana burada. İçeride yatak var orada sen uyursun, burada kanepe yatarım ben de. Ama seninle aynı çatı altında uyumuş olmak isterim. Seni uyanır uyanmaz görmeyi çok isterim.” “Kıyafetlerim, diş fırçam, hiçbir şeyim yok yanımda.” derken bahane bulmaya çalışıyor gibiydi yüz ifadesi. “Hadi markete gidelim alırız. Hem de yemek yeriz. Dönünce film izleriz, uyuruz. Çekinceni anlıyorum. Ama senin istemediğin hiçbir şey olmayacak söz verdim sana merak etme.” Esma da bundan korkuyordu zaten. Yan yana kaldıkça istemekten korkuyordu. Bedeni deli gibi sevdiği adamı arzuluyorken, sırf onu yanlış tanımasın diye nasıl istemiyorum diyebilecekti? Onun da onun iradesinin de bir sınırı vardı sonuçta. Adamın eli eline değse vücudundan alevler çıkıyorken, nasıl yapabilirdi? Gitmesi en iyi ihtimaldi ama, ‘Ya bir daha sevdiğim adamla aynı çatı altında uyuyamazsam? Ya tek ihtimalimse bu?’ diye düşünüp kafasını olur anlamında sallamıştı. Birlikte markete gittiler, film izlemek için abur-cubur ve birkaç ihtiyaçlarını aldılar. Oradan yemek yemeye gittiler ama Boran dışarıda sevdiği kadına dokunamadığı, içinden geldiği gibi sevemediği için paket yaptıralım evde yiyelim dedi. Her şeyi aldıktan sonra eve döndüler. Esma onun için aldıkları eşofmanları giydi. Boran da o sırada yiyeceklerini hazırladı ve salonda buluştular. Yemek yediler, gülüştüler, şarkılar dinlediler, birbirlerinden bahsettiler ve film izlediler o gece. Romantik ama sonu mutlu bitmeyen bir filmdi seçtikleri. Esma ağlıyordu, Boran onun gözyaşlarını siliyordu ve sonunu getirmeden kapattı televizyonu. “Bu kadar ağlayacağını bilsem asla romantik bir şeyler değil, korku filmi falan izlerdik.” “Ya bizim de hikayemiz böyleyse Boran? Ya biz de gözlerimizin içi pırıl pırıl gülene kadar mutlu olmazsak?” “Biz sevmekle yükümlüyüz doktor hanım. Kavuşmak mı, mutlu olmak mı onları Allah bilir.” dedi ıslak yanağını öperken Esma’nın. Esma, yanağını daha yukarı çevirdi ve dudakları denk geldi birbirlerine. Dudakları kavuştu yine alev ateş yanarken vücutları. Boran’ın eli omuzundan beline indi sevdiği kadının. ‘Belimi tutma hastalığı var bu adamda’ diye düşündü Esma, Boran’ın öpücüklerine karşılık verirken. Bedenini kendine çekti adam yine kızın ve azıcık daha çekip bir hamlede kucağına aldı. İki bacağını Boran’ın belinin etrafına dolamıştı Esma. Dudakları hiç ayrılmıyor, yanmalarına izin veriyorlardı aşklarının. Boran, Esma’nın üzerindeki hırkanın fermuarını indiriyor tek eliyle, diğer eliyle de saçlarını seviyordu. Fermuarı tamamen indirince bembeyaz vücudunu bembeyaz bir sütyenin süslediğini gördü. Beline hırkanın içinden sarıldı ve elinin sırtında, teninde dolaşmasına izin verdi. Öpmekten çekilmek istiyor Boran, sevdiğinin vücudunu izlemek istiyordu doyasıya. Ama Esma utandığı için dudaklarını hiç çekmek istemiyordu ondan. Akıl, fikir, düşünce uçmuştu o an ikisinde de. ‘Beni kötü mü tanır? Bana inanmaz mı?’ kaygıları toz buz olup uçup gitmişti. Sadece bedenleri oradaydı ikisinin de ve sadece aşkları vardı alev ateş yanan. Boran elleriyle sevdiği kadının vücudunu keşfederken yavaşça çekildi ve; “Çok güzelsin lan. Çok güzelsin” diye inledi. Gülümsedi güzel kız. Çok güzel gülümsedi ve yine dayanamayıp tutkuyla öptü sevdiği adam onun dudaklarını. Boran, sevdiği kadın kucağında ve onun tüm tenini keşfetmek ister bir açlıkla ellerini dolaştırıyordu. Bu yakınlaşma aralarında aşılmaz zannettikleri her şeyi biraz daha yakıyor, biraz daha yok ediyordu sanki. Boran, içindeki ürkekliğin ve arzunun karışımını hissetti tüm bedeninde. Karşısındaki kadını deli gibi hissediyor, tüm vücudunu hissetmek, hissettirmek istiyordu. Ama incitmemek de istiyordu. Kötü hissetmesin istiyordu sevdiği, uğruna öleceği o güzel iki çift göz bebeği. Bir yandan da onunla yakınlaşmanın getirdiği huzur, merak ve heyecan onu adeta büyülüyordu. Dokunduğu kadın, sevdiği ve ölene kadar seveceği bu kadın onun için en değerli varlık olarak gözlerinin içinde parıldıyordu. Öptükçe içindeki bu yoğun bitmek tükenmek bilmeyen hislerin kontrolünü kaybetmekten korkuyordu. Tutkusu ve arzusu adeta etrafını çıkılamayacak bir biçimde sarmış gibi yanıyordu. Sevgisi, onun hakkında bildikleri, arzusu adeta onu sakin olmaktan alıkoyuyor, karşısındaki bembeyaz vücuda da daha fazla direnemeyeceğini düşünüyordu. Esma’nın tenine her dokunuşu, içindeki yangını daha da alevlendirdi Boran’ın. Onu istiyordu, deli gibi istiyordu ve bu istek her öpücük ile daha çok içinden çıkılmaz bir hal alıyordu. Ama aynı zamanda sevdiğinin mutluluğunu, rahatını ve geleceğini düşünüyordu zihninin bir köşesi. “Güzelim” diyerek inledi dudaklarına doğru. Beline sımsıkı sarıldı bu sefer de ve dudaklarını boynunu öperken onu kucağında kaldırıp yatak odasına doğru götürdü. Esma’yı yavaşça yatağa yatırdı ve ellerini iki yanına koyarak üzerinde durdu. Gözleri birbirinin gözlerinden bir saniye bile ayrılmadı. O gözler bir şeyler konuşuyor, bir şeyler paylaşıyordu o an. Ve ikisinin de göz bebeklerinden okunuyordu arzuları. Genç adam sabırsız olsa da onu asla incitmek istemiyordu. Yavaş yavaş sevdiği kadını öpüyor, hızlı ve aceleci olmasın istiyordu hiçbir şey. Her saniyesi, her detayı akıllarında kalsın, yıllarca sönmesin bu ateş istiyordu. Elini Esma’nın bacakları üzerinde gezdiriyor, eşofmanını aşağı doğru itekliyordu. Esma’nın da yardımıyla genç kız sadece beyaz iç çamaşırları ile kalmıştı. Elleri sevdiği kadının çıplak bacakları üzerinde dolanırken dudakları boynundan aşağıya indi genç adamın. Dilini sevdiği kadının göğüslerinin arasından kaydırarak aşağıya doğru indirdi. Altında sağa sola kıpırdayan sevdiği kadına “Kıpırdama” dedi boğuk sesiyle. Esma’nın konuşacak mecali de isteği de yoktu o an ama Boran ona “Susma konuş benimle” dedi tüm vücudunda öpücüklerini ve küçük ısırıklarını bırakırken. “Konuşmasam olmaz mı” dedi çok sessiz. Hatta duyduğundan bile şüphe ederek. “Sesini arzuluyorum, bedenini arzuluyorum, seni arzuluyorum. Gördüğüm ilk günden beri seni, sana ait olan her şeyi arzuluyorum.” Bir anda kaldırıp kucağına aldı tekrar sevdiği kadını ve tenleri çıplak biçimde birbirine ilk defa temas etti o an. İkisi de soluk soluğaydılar ve nefeslerini kontrol edemiyorlardı. “İstemediğin hiçbir şey olsun istemiyorum. Dur dersen dururuz. Sen benim için her şeyden önemlisin. Seni bir iki saniyelik zevk için kaybetmek istemiyorum. Evet şu an patlamak üzere olan bir volkan gibiyim. Evet şu an ateşle barut gibiyiz ama durmak da bizim elimizde” dedi çok sevecen çok sıcak çıkmıştı ses tonu. Esma’nın biyolojik dürtüleri devam etmek istiyor ama ahlaki değerleri nasıl devam edelim diyeceğini bilmiyordu. Boran durmasa onu durduramayacaktı zaten. Ne çabuk hazır olmuştu da sevdiği adamı ister duruma gelmişti. ‘İstiyorum, devam edelim’ dese onun kötü biri olduğunu düşünür müydü? Bedeni deli gibi onu arzulasa da bu onun ilk ilişkisi olacak ve ileride pişman da olabilecekti. Düşündü bir süre ve; “Birlikte uyuyalım mı?” dedi bu dünyadaki en sevdiği adama. Yavaşça birkaç kez daha öptü Boran. Sakince yatağa yatırdı narin bedenini sevdiğinin ve hemen geliyorum deyip lavaboya gitti. Döndüğünde Esma utanıyor pozisyonda arkasını dönmüş yatıyordu. Hiçbir şey söylemek, konuşmak daha fazla utanmak istemiyordu. Arkasından geldi sarıldı güvendiği, sevdiği adamın koruyucu kolları. O gece daha önce hiç uyumadıkları kadar huzurlu bir uyku uyudular. Şimdiye kadar hiç yanmadıkları kadar yanıyordu vücutları ama sevdiler bu yangını her ikisi de. “Yanalım be seninle. Hiç sönmesek de sonsuza kadar yansak da varsın seninle olsun da yanalım” dedi Boran, sevdiğinin kulağına çok sessiz bir şekilde ve saçlarını öpüp onu koklayarak uykuya bıraktı bedenini.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE