10. BÖLÜM / EV

893 Kelimeler
O küçücük odada saatlerce oturdular, konuştular, dertleştiler, gülüştüler. Kahkahaları birbirine değdikçe daha çok mutlu oldular. Birbirlerini tanımanın huzuru kapladı kalplerini. Bazen insan yüzyıllarca birlikte yaşasa da tanıyamıyordu karşısındakini. Ama bazı kalpler mahşerden aşinaydı sanki birbirine. Sonuçta ruh, eşini benzerini gördüğünde tanıyordu bir şekilde. Biz bilmiyorduk ruhumuz biliyordu. İnsan kaç yıl geçerse geçsin evine dönse evini tanımaz mı? Ruh da evini tanıyordu demek ki. Evini bulduğunda duruyor, duruluyor ve ‘ben ait olduğum yerdeyim, iyiyim’ mesajı veriyordu bedene galiba. Esma’nın küçük bedeni de ruhu da hiçbir yere ait hissedememişti ömrü boyunca. İlk defa, hayatında ilk defa olduğu yerde isteniyor ve olduğu yeri deli gibi istiyordu. ‘Her kula nasip olmaz evini bulmak’ diye düşünüp içini huzurun kaplamasına izin veriyordu. Birkaç bardak çay içtiler birlikte. Esma biraz daha açık doldurarak kaçak çaya alışmaya çalıştı. Boran, ‘ya benimle gelmezse, nasıl giderim kalbimi burada onda bırakarak’ diye hüzünle harmanlanmıştı. Oturduğu kanepeden kalkıp Esma’nın yanına geldi oturdu. Kanepede otururken bedenleri birbirlerine döndü ve konuşmaya başladı genç adam; “Dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum ama hiç kolay bir hayatım olmadı. Doğduğum büyüdüğüm topraklardan hiç kurtulma imkanım olmadı. Okumak istiyorum desem bile, yurt dışına kaçsam bile zorla bulunur geri getirilirdim. Aileme zarar verilir, canımı yakarlar bir şekilde beni köyüme, topraklarıma geri döndürürdü aşiret. İki kız bir erkek kardeşim var. Babam o köyün ağasıyken huzur içinde yaşandı. Ama şimdi ben dönmezsem ağalık amcamın oğlu Şehmuz’a geçecek. Şehmuz bu dünyada görüp görebileceğin yüreği en karanlık insan. Çok insanın ölüm emri çıkar o topraklarda ben dönmezsem. Masum çok insan ölür. Bir kere boynumda bunun vebali var anlıyor musun Esma? Vicdanım olmasa senin karşında asla bırakıp dönmez bana güvenmeni, inanmanı, sevmeni sabırla beklerdim.” Esma ne dese anlamsız gelecek gibi hissetti. Ne diyebilirdi ki zaten. ‘Biz aşkımıza bakalım ölen ölsün’ mü diyecekti. Diyemezdi. Onun da karşı davalısı vicdanıydı. Bu davayı vicdan kazanırdı her durumda. Git de diyemezdi ama. Bu sefer kalbi kalırdı onda. Aklı kalırdı, gülme ihtimalleri kalırdı sevdiği adamda, beyni, gençliği kalırdı, güveni, sevgisi kalırdı, evi onda kalırdı bu sefer de. “O kadar çabuk kara bulutlar gelip yerleşiyor ki pembe günlük güneşlik yüzüne. Dalma böyle, üzülme, içinden düşünme kıyamıyorum. Konuş benimle, kötüyse bile söyleyeceklerin konuş. Sen ne karar verirsen başım gözüm üstüne bunu bil. Ömrüm boyunca sadece senden haber almak ihtimaliyle bile yaşarım ben” dedi gözü kara Boran ağa. Esma, hiçbir zaman sesli düşünen sesli konuşan bir kadın olmayı bırakın insan olamamıştı. Onun sesine tahammül edemezdi kimse. Bu yüzden susardı o, içinden konuşur, kendine anlatırdı en ağır dertlerini bile. Şimdi bir adam çıkagelmiş ‘konuş benimle’ diyordu. Konuşmayı biliyor muydu Esma? Konuşsa dinleniyor muydu ki hiç? Susturulmuyor muydu en içten gülücük sesleri bile? Esma biraz ama bakın BİRAZ sesli gülümsese ‘Kadın kısmı öyle gülmez!’ diyordu üvey annesi. ‘Kadın kısmının gülme sesi erkeğe haramdır’ bile demişti bir keresinde. Esma da günah işlemekten de huzursuzluk çıkmasından da korkmuş ve tebessüme çevirmişti ömür verilesi güzel kahkahalarını. “Düşündüklerini bana da söyle güzelim. Ben konuşuyorum, anlatıyorum ama sen içinden kendinle konuşuyorsun böyle nasıl anlaşalım yavrum?” “Önemli şeyler düşünmüyorum.” dedi ve gözleri doldu, damlamak üzereydi ki avuçlarının arasına aldı Boran yüzünü. “İzin ver dünyamı dünyanın önüne bırakayım. İzin ver başımı dizine koyup ömürlük güzelliğine bakayım. İzin ver sevgilin, sevdiğin olayım. İzin ver sen olayım.” dedi bir çırpıda Boran, ama söylerken kolay cevap verirken zordu bu cümleler. Sonra ‘konuş benimle’ diyordu. Bunlara nasıl cevap versindi Esma. Bunlara iki günde cevap verilebilir miydi bir insan, kimsesi olmayan kimseye güvenmeyen bir insan? “Beni çok kırdılar Boran. Beni çok üzdüler. Ben,……. biz,…… Olabilir miyiz bilmiyorum.” dedi ağzından çıkar çıkmaz pişman olsa da demişti işte. “Ben seni ilk gördüğüm gün sana aşık olacağımı bile bilmiyorken daha, üzüldüğü her yerden öpsem, kucağımda büyütsem, sarsam sarmalasam hissi oluşturdun bende biliyor musun? Senin yorgun olduğunu görmemek için sana bakmamak lazım Esma. Sana gözü değen herkes anlayabilir bunu. Ama yorulduğumuz yerler denktir belki. Hayat bizi o yüzden karşılaştırmıştır belki. Yorulduğumuz yerleri birbiri ile iyileştirelim diyedir belki.” Avucunun içinde tuttuğu yüzü kendi yüzüne yaklaştırdı. Alınlarını birbirine değdirdi ve akan göz yaşlarını sildi sevdiğinin. Derin bir nefes alır gibi yapıp yanındaki huzurlu kokuya bıraktı kendini. Dudakları birbirine değdi. Gözlerini kapatmıştı Esma. Boran her tepkisini ezberlemek istiyor gibi gözlerini yüzünde gezdiriyordu. Dudakları birleşti sonunda ve aralarında yanan o ateşin ilk fitili ışıldamaya başladı. Öpüşmeye başladıklarında zaman yavaşladı. Esma’nın hem gözlerinden yaşlar akıyor hem de öpmek istiyordu sevdiği adamı. Her bir öpücüğün tadını çıkardılar karşılıklı. Dudakları arasındaki bağ ve tutku, bedenlerini daha da birbirine yaklaştırdı. Boran hem sevdiğinin gözyaşlarını siliyor hem de sevdiği kadının gördüğü ilk andan beri ölüp bittiği dudaklarını keşfediyordu. Bir eli beline indi sevdiği kadının, diğer eli hala yanağındayken. Beline biraz bastırarak kendine çekti Esma’nın bedenini. Bedenleri birbirine temas ediyorken eliyle belinden tutmuş bastırıyor kaçmasın istiyordu adeta. Önce yanaklarında dolandı öpücükleri, sonra boynuna indi. Esma bir eliyle belindeki eli tutup itmeye çalışırken diğer yandan öpücüklerine karşılık veriyordu. Ne diyordu bedeni o an sevdiği adama? Bir yandan ‘bırak yapma’ bir yandan ‘öp’ diyordu. Bir yandan ‘seviyorum, seni istiyorum’ bir yandan ‘doğru değil’ demeye çalışıyordu. Kararsız titrek bir kuş gibi nefes alıp veriyordu ki durdu Boran, çekildi biraz. Sevdiği kadın hazır olduğunda öpmek istiyordu onu. Sonra Esma’yı göğsüne çekip bastırdı ve kalbinin üzerine yatmasını sağladı. “Sana ölürüm lan ben” dedi saçını öperken. Esma göğsünde heyecanla nefes nefese yatıyordu ve ‘ya benim de evim burasıysa?’ diye düşünüp iç geçiriyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE