Eve girerken sessiz, sakin davranıyorlar, rüyada gibi hissediyorlardı ikisi de. Adeta yaşadıkları bu anın büyüsünü bozmamak için üstün çaba sarf ediyorlardı uslu uslu adım atarken. Esma’ya birisi üniversitenin ilk zamanlarında çok az tanıdığın bir oğlanın evine gideceksin dese asla inanmaz böyle bir şey olmayacağına canı üzerine yemin ederdi.
Ne olmuştu şimdi hiç tanımadığı birinin evine neden gelmişti? Küçücük ürkek yüreği neden korkmuyordu bu adamdan? Neler okuyor, izliyordu haberlerde, filmlerde, kitaplarda. Ama onun içindeki bu güven duygusu nereden nasıl gelip yerleşmişti bedenine?
Onu ilk görüşünde, henüz hiç tanımıyorken hatta bir gün seveceğinden bile habersizken gayriihtiyari ona bakakalmamış mıydı güzel gözleri? Galiba aklın öngöremediğini kalp öngörüyor, aklın anlamlandıramadığını kalp hissedip, güvenip anlamlandırabiliyordu. Demek ki her zaman akıl bilmiyor, bazen kalp de insana yol gösteriyor hatta tüm vücuda hükmedebiliyordu.
“Buyurun doktor hanım, evimin ilk ve en güzel kadın misafiri olduğunuzu iletmekten onur duyarım” dedi eliyle salonu işaret ederken Boran.
Esma kendi düşünceleri içinde yine kaybolmuştu ki, sesi duydu. Bu dünyadaki en sevdiği sesi duydu. Bu dünyanın en güzel doktor hanım diyen sesini sevdi dokunmadan, göstermeden, belli edemeden.
“Bunun doğru olduğuna inanmamı da bekleme artık.” dedi sessizce.
“Evimin en güzel kadın misafiri olduğun yalan değil.”
“En güzeli ben olabilirim ama ilki ben değilimdir yapma lütfen, gerek yok.”
“Neden sana yalan söyleyeyim. Ben her gün başka bir kadınla olacak kalpte de mide de bir insan değilim. Ayrıca bize, bir kadın sevilir ve onunla evlenilir diye öğretildi. Benim dedem ölene kadar babaannemin elini tuttu. Son nefesine kadar. Ben sevmeyi ondan öğrendim.”
“Sürekli hayatındaki ilk kadın olduğumu vurgulama. Sevgilimden 4 yıl önce ayrıldım demedin mi hem sen? Aklında tutman gerek yalanlarını.”
“Bak Esma, sana yalan söylemedim. Hayatımda birini sevdim, sevgili oldum. Ama onu buraya evime getirmedim. O zaman bu evde yaşamıyordum. Yemek, temizlik işleri ile uğraşmamak ve derslerime odaklanabilmek için yurtta kalıyordum. Onunla sevgili olduğum dönemde burası olsaydı getirir miydim? Evet getirirdim. Seviyordum çünkü. Ama ondan sonra hayatımda hiç kimse olmadı. Seni görene kadar da ben severek evleneceğime inanmadım. Görücü usulü evlenirim sonra belki sever belki sevmem milyonlarca insan gibi diye düşünüyordum.”
“Neden ayrıldınız? 4 yıldır unutamamış gibisin.”
“Unuttum. Allah şahidim olsun ki sormanı bile istemeyecek kadar nefret ettim. Ama yalan söyleyemem sana o yüzden borçluyum anlatmaya. Bizim onunla her şeyimiz tamamdı. Evleniriz diye de düşünüyordum Allah şahit. Çünkü evlenmeyi düşünmediğim biriyle sevgili olacak biri değilim ben. Kıyamam öyle seviyorum dediğim kadına da geleceğine de.” derin nefesler alıp verdi. Zorlanıyor gibiydi anlatırken.
“Senin için zor bir şeyse anlatma. Merak ettiğim için sordum.”
“Senin merak ettiğin her şey önemli benim için. Bir gün arkadaşıyla telefonda konuşuyordu. Apart gibi bir yerde ikimiz kalıyorduk. Sessizce içeri girdim. Çok çalışıyorduk sınav haftamızdı. Uyuyorsa uyandırmayayım diye çok sessiz davranıyordum. Sesini duydum. ‘Zengin Boran, bu iyi bir şey buna bir şey demiyorum. Çok da yakışıklı doğru ama Doğulu. Ben Doğu’ya atanırsam bile gitmem diyordum. Sırf parası ve yakışıklılığı için Doğu’da yaşayabilir miyim bilmiyorum. Sürekli uçakla İstanbul’a mı gidip geleceğim çok zor olur.’ gibi bir şeyler söylüyordu.”
“Anladım. Devam etmeyelim konuşmaya. Çay mı demlesek?” dedi Esma gülümsemeye çalışırken.
“Hayır, dur. Esma bak, ben onu seviyordum ve o seviyorum ama gidemem demiyordu. Zengin, yakışıklı falan gibi bir şeyler saçmalıyordu. Seviyorum ama Doğuda yaşayamam dese bile anlardım belki ama para, tip, statü, mevki önemliydi. Çıktım karşısına bitirdim ilişkiyi. Sonra intihara kalkıştı. Uzun bir süre beni ikna etmeye çalıştı. Ama olmadı, acı da çeksem dönmedim ona. Dönemezdim de zaten. Okulu da bitiremedi sonra. Ne yapıyor bilmiyorum uzun zamandır. Acı çektim dediysem de özledim anlamında değil. Nasıl benim kalbim böyle birini sevdi diye acı çektim ben.”
“Tamam anladım diyorum. Kapatabilir miyiz diyorum.”
“Kapatırız küçük huysuzum. Kapatırız. Ama ne zaman istersen ne sormak istersen sana açık çek. Aklında tek bir sisli alan kalmasın istiyorum. Sen çay demle o zaman mutfak şurada. Ben de bir üzerimi değiştirip geleyim.” dedi ve odasına yöneldi Boran.
Esma ocağa çay suyu koydu ve o kaynarken dolaplarda çayı aradı. Evimi özlemedim ama çay demlemeyi özlemişim diye düşündü buruk, güzel yüreği. 3-4 kaşık çay attı ve kaynayan su ile çayı demledi o sırada. Bardakları da arayıp bulunca hazır etti ve salona geri döndü. Boran da o sırada bağlamasını almış salona geçmişti. Yine ona en çok yakışan beyaz renk bir t-shirt ve siyah eşofman giymişti. Genelde klasik giyiniyor olsa da onun böyle beden eğitimi hocası tarzını da çok beğenmişti Esma galiba.
“Bağlama çaldığını bilmiyordum.”
“Daha hiçbir şey bilmiyorsun benim hakkımda ama hızlı öğreniyorsun en azından.” dedi yine hınzırca bir gülümseme ile. Esma alay etmesine bozulmuş gibi koluna vurdu ve ;
“Öğrenmeyeceğim hiçbir şey. Değmiyorsun işte” dedi.
Bu, bedenlerinin ilk temasıydı birbirlerine. İkisinin de ruhunu ateş bastı sanki. Üstelik ilk dokunuşu Esma’nın yapması da Boran’ı cesaretlendirmişti. İlk kıvılcımı bekliyordu aşık adam zaten ve beklediği ilk kıvılcımı elleriyle uzatmıştı sevdiği kadın işte. Ona nazikçe vurduğu eli geri çekerken tam havada yakaladı Boran.
Ellerini tuttu sevdiği kadının. İlk defa o gün orada sevgi belirtisi adına temas ettiler birbirlerine. İki elini iki avucu içine sıkıca almış, gözleri birbirlerine bakıyor, bedenleri karşılıklı duruyordu. Aralarında çok az bir mesafe vardı fiziken ama mecazen şu an aşılamayacak kadar çok yol vardı orada. Hızlı nefesler alıp vermeye başladılar ikisi de.
Boran, sakince yaklaştı ve dudaklarını Esma’nın güzel dudaklarının üzerine getirdi. Öpmüyordu. Dokunuyordu sadece dudakları birbirine. Çok yavaş hareketlerle sağa sola kafasını çeviriyor dudakları birbirinin dudaklarının her yerine temas ediyordu adeta.
Esma içinden ‘kalbimin sesini duyuyor mudur acaba?’ diye düşünüp utanıyordu. Halbuki Boran, kendi kalp sesinden başka bir şey duyabilecek durumda değildi.
“Sen var yaaaaaa….” dedi Boran dudaklarını bir milim bile geri çekmeden çok sessiz bir şekilde.
“Hıııııııı” gibi bir ses çıkardı Esma.
“Sen adamı yakarsın. Bir yudum da su vermez karşısına geçer zevkle izlersin”
Güldü Esma. Gülünce öptü dudaklarını Boran.
“Gülmesen öpmeyecektim gördün. Ama gülüşün öpülmeye doyamayacak kadar güzel. Ben de insanım ya hu. Yusuf Peygamber değilim ki hoş.”
Esma ilk kez birini öpmenin heyecanı, utangaçlığı ve öptüğü adamın gidecek olmasının hüznüyle ellerini çekti “Çayları getireyim” deyip hızla gitti.
Bardaklara çayları koydu ve bir tepsi bulup getirdi iki çayı. Boran hiç kımıldamamış onu ilk kez öptüğü yerde öyleye bekliyordu. Esma hiç aldırış etmeden geçip oturdu bağlamanın olduğu koltuğun karşısına. Boran da baktı tekrar öpemeyecek acı bir kabullenişle bağlamasının yanına oturdu ve eline aldı bağlamayı.
Esma bu sırada çayını yudumladı ve;
“Iıııııııy bu neeee?” dedikten sonra ekledi “Sakın içme Boran, çay yerine başka bir şey yapmışım galiba çok kötü.”
Boran yine alaycı sıcak gülümsemesi ile yanıt verdi:
“Kaçak çay o güzelim. Bu çay öyle acı olur. Sizin oraların çayına benzemez tabi. Bizim oraların çayı da sevdaları da acıdır böyle işte. Ama alışınca başka çay içemeyeceksin.”
“Sana çay getireceğim. Sen bunlar da çay mıymış be diyeceksin.”
Gülümsedi Boran yine ve;
“Sana bir türkü söyleyeceğim” dedi.
“Çay kadar acı olmasın” dedi Esma da gülerken.
İnce, esmer uzun parmakları bağlamanın tellerine dokunmaya başladı Boran’ın. Sonra bir dörtlük kısa ama çok içten bir türkü söyledi orada sevdiği kadının gözlerine bakarken;
“Were were lê lê canê
Sebram bê te nayê lê delalê
Derdê dilêmin kes nizane
Ti ji birîna min ra dermanî”
Ne dediğini anlamasa da müziğin ritmi kalbine dokunmuştu Esma’nın. Sevdiği adam, onun için bir şeyler mırıldanıyor ve tüm kalbi sıcacık olup ona doğru akıyordu sanki.
“Türkçe ’si ne?”
“Hadi gel artık gel can
Sabrım kalmadı artık sensiz can
İçimdeki acıyı kimse bilmiyor
Sen kanayan yaralarıma dermansın can”
dedi Boran.
“Güzelmiş.”
“Sen daha güzelsin.”
Bu onların ikinci şarkısıydı birlikte, birbirleri için dinledikleri. ‘Boran gittikten sonra bu şarkıları duymaya dayanamayacak kalbim’ diye derin bir hüzün geçirdi içinden genç kız.