Emine Teyze bir saatin içinde kolları sıvamış, tam anlamıyla mutfağı fethetmişti. Semaveri şıkır şıkır kaynıyor, mısır ekmeği fırından çıkmış, lahana dolması ip gibi sarılmış, sobanın üstünde közlenen patatesler pıtır pıtır çıtırdıyor, domates, salatalık, zeytin, peynir, marul ne varsa masaya dizilmişti. Sanki atıştırmalık değil, düğün niyetiyle hazırlanmıştı. Bizi görünce bir yandan heyecanla ellerini ovuşturuyor, diğer yandan mutfaktan gözünü ayırmadan kıkır kıkır gülüyordu. Arabadan indiğimizde o meşhur sevecenliğiyle hepimize sırayla sarıldı; sanki yıllardır görmediği askerler birliğe dönmüş gibi... Sıra bana geldiğinde hafifçe kulağına eğilip, "Bizimkilere söyledim, haberleri var," diye fısıldadım. O sırada Osman çoktan masanın en baş köşesine kurulmuş, eliyle bana çocuk gibi el sa

