Artık babam olanlara dayanamadı; hafif bir öksürükle boğazını temizleyip, abimin kolundan tutarak dışarı çıktı. Annemle ben de aralarından sıyrılıp peşlerinden sessizce kalktık. İçerideki o karmaşadan, hengameden kurtulmuş olmanın rahatlığı, Osman’ın kafasında adeta “Oh bee!” diye yankılandı. Merakla babama baktım. O, hafif yorgun ama sakin bir tavırla, “Kızım, sınavın bitti. Biraz gezeriz, kafan dağılır diye düşünüyorduk ama…” dedi. Sonra biraz duraksayıp devam etti, “Bence biz artık eve gidelim. Yağız’a söylersin, müsait olduklarında da gelsinler.” “Benim hiç gönlüm yok ama,” dedi babam, “Çok erken daha. Daha 19 yaşına yeni girdin. En azından 22 ol, öyle evlen.” Anneme göz kırparak ekledi, “Şimdilik sadece söz yapalım, daha fazlasını da bekleme benden.” Boynuna sarıldım, “Haklısın ba

