Annemle birlikte dışarı çıktığımızda Emine Teyze ve Hatice Abla da oradaydı. Bahçeye kurulan masa neredeyse çökecek gibiydi; her bir köşesi dolu doluydu. Sofra donatılmış, sanki biz kilo alalım diye özel plan yapılmış gibiydi. Hüseyin, kızı götürüp yüzük, gelinlik ve ne lazımsa almak üzere Yiğit’i de yanına katıp merkeze gitmiş. İçimden geçen ilk şey şu oldu: Köyün öğretmeni ise bu kadın neden kaçar ki? Koskoca kadın sonuçta... Ama Osman tabii ki yerinde durmadı: > “Sanane Doğa? Kadın senden izin mi alacak? Sen düğünde ne giyeceğini düşün hele, giy de millet sana kaçarak gelmesin,” dedi, kahkaha atarak. Yüzümde küçük bir sırıtma belirdi. Belki de haklıydı, ama yine de insan düşünmeden duramıyordu. Derken düşüncelerimi okumuş gibi Emine Teyze bana baktı. “Bak Doğa kızum... Bu Hüseyi

