Düğün günü. Gökyüzü tertemizdi. Bulutlar bile davetli gibiydi sanki… Hava ne çok sıcak ne de serindi; insanın “iyi ki böyle olmuş” diye iç geçireceği türden. Sabah annem saçlarımı yaparken tırnaklarımı kemirmekle meşguldüm. “Bu kadar sinirleniyorsan evleniyorsundur normalde,” dediğinde Osman patladı: > “Yok annesi, bu tamamen 'ben az sonra köyün içinden geçerken ayar dağıtacağım' gerginliği.Yağız'ın tepkisinden korkma sanatı” Hazırlandık. Elbiseyi giydiğimde annemin gözleri büyüdü. Aynada kendime şöyle bir baktım… Somon rengi tenime hafif bir şeftali dokunuşu katmıştı. Yırtmaç zarifti ama dikkat çekiciydi. Belimden hafifçe oturan, aşağıya doğru kuğu gibi süzülen kumaşı, yürüdükçe dalga dalga akıyordu. Saçlarım dağınık topuzdu, birkaç tutam yüzüme düşüyordu. Hafif bir makyaj, tenime

